ÜSTÂDLAR

32 FARZIN ZAHİR VE BATIN MANASINDAN DAMLALAR


BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

ABDEST

Abdestin 4 farzı vardır.

ZAHİRİ ABDEST:

1-Elleri dirseklerle birlikte yıkamak
2-yüzümüzü kıl dilberine kadar yıkamak
3-Başın dörtte birini mesh etmek
4-Ayakları topuklarla beraber yıkamaktır. ABDESTİN BATINI MANASI:

Abdest temizlik demektir.Bir kişi zahirde nasıl,su ile abdest almadan namaz kılamazsa,manevi abdesti olmayan bir kişide,gönül mescidine girip namaz kılamaz.zira,abd kul demektir.dest ise,bir mürşidi kamilin,kendisine tabi olan saliklerin,cehalet gibi,şirk gibi,nisbiyet gibi bütün gayriyetlerini temizleyen anlamına gelmektedir.dolayısıylada bir kulun,bir hak Mürşidine tabi olup manevi gönül temizliğini yaptırmasına abdest denir.Bir ayeti kerimede zikirle kalpler mutmain olur zira demirlerin pas tuttuğu gibi,kalplerde paslanır.onun için kalplerin pasını zikirle temizlemek lazımdır.Hasan Fehmi hz.leri divanında buyuruyorki;

Abdest alan su ile onun dışı pak olur
Kalbi zikir olursa onun içi pak olur.
Bir odanın içinde bir süpürge olmazsa
Ona giren bir kişi bir daha girmez olur.
                        * * *
bir bardağın üstüne yaldız cila vursalar
necis olsa içinde suyu içilmez olur.
Pis sarayın içinde reisi cumhur oturmaz
Sultan sarayı denen içi dışı pak olur. buyurmuşlardır.
                        * * *
1-Elleri dirseklerle birlikte yıkamak:kişi her işini elleriyle işleyip,kendine nisbet ettiği için,hakkın huzurunda şirk etmiş olmaktadır.Allah ise her günahı af eder fakat şirk(Allaha ortak koşma)günahını af etmez.onun için saffat suresi ayet 96 sizleri ve sizlerin fiillerini yaratan Allahtır emri gereğince,kendine nisbet ettiği fiilleri,idrakında yok ederek,kendi elinden fiilleri işleyenin kudret eliyle Allah olduğunu bilip,amil olmaya gayret gösterdiğinde,manevi gönül ellerini yıkamış olacaktır.
2-Yüzünü yıkaması:kişinin bütün sıfatları yüzünde olduğu için,kendisine nisbet ettiği bu sıfatların Allaha ait olduğunu kabullenmesi,ve mevsuf sıfatlarının Allahın olduğunun bilinci ile,sıfat şirkindende kurtulması,onun bütün sıfatlarının temizlenmesi demektir.zira bu sıfatların sahibi Allah olursa,bütün sıfatlar gayriyette değil yaratılma gayesinde icraatını yürüteceğinden,hiç günahta işlememiş olacaktır.
3-4-Başın mest edilmesi ve ayaklarınında:En üst olan başımızdan en aşağı noktamız olan ayak ucumuza kadar bütün vücudumuzun temizliği demektir.o da vücud vücudullah olduğunu idrak edip,tamamen şirklerden kurtularak,temiz ve pak olarak huzura çıkmaya hak kazanmiş,yani Abdest almış olmaktır.şu halde mukayyet olan bu ademin ikilikten ve zannındaki şirklerden hak Mürşidinin himmetiyle kurtulup yıkanmasına abdest denmiş oluyor.

GUSÜL ABDESTİ :

Gusül Abdestinin üç farzı vardır.

ZAHİRİ GUSÜL ABDESTİ:

1-Ağzı yıkamak
2-Burnu yıkamak
3-Bütün bedeni yıkamaktır.

BATIN GUSÜL ABDESTİ :

Kendimize nisbet ettiğimiz varlığımızın hakka ait olduğunu idrak edip zahir ve batın duygularımızla fenafillah olmaktır.


ZAHİR BEŞ DUYGUMUZ:  BATIN BEŞ DUYGUMUZ:
1-Görme                             1-Hissi müşterek
2-İşitme                               2-Hayal
3-Koklama                           3-Vehim
4-Tatma                               4-Hafıza
5-Dokunma                          5-Düşünmek

TEYEMMÜM ABDESTİ :

Gusul veya abdest almak için su olmadığı zaman,toprak ve benzerleriyle alınan abdesttir. Üç farzı vardır.
ZAHİR TEYEMMÜM ABDESTİ:
1-Niyet etmek
2-iki elini toprağa vurup yüzünü bir defa mesh etmek
3-tekrar ellerini toprağa vurup kollarını bir defa mesh etmektir.
BATIN TEYEMMÜM ABDESTİ:
İnanan bir kişi hak ve hakikati öğrenmek için bir hak mürşidi bulamamışsa,buluncaya kadar,daha evvel geçmiş evliyaların kitaplarını okuyarak amil olmasına teyemmüm denir.bu abdest Mürşidi kamilin olduğu yerde hükmünü yitirmiş olur.suyun olduğu yerde teyemmümün hükmü olmadığı gibi.zira her türlü müşkül sorulup, cevabı kamilden alınır.fakat kitapdaki müşkülü kitaba soramazsınız.Mürşidi kamil diri olduğu için ölü olan gönülleri dirilterek temizler.fakat bu alemden görevini tamamlayıp ahirete göç eden eser sahibine ne soru sorulabilir,nede müşkül halledebilir.

ORUÇ :

ZAHİR ORUÇ:

Oruça başlama zamanı olan imsak vaktini bilmek,ve oruçun iftar vaktini bilmek,ayrıca bu evveli ile ahiri arasında yemek içmek ve nefsani arzulardan uzak durmaktır.
BATINI ORUÇ:

 Oruç,uruç etmektir.yani ikilik olan cehaletten,şirkten gayri olan her şeyden birliğe yükselmektir.insanın ikilikten kurtularak,günahsız olarak tertemiz şirksiz birliğe vuslatına oruç denir.Allah her günahı af ediyor şirk günahını hiç af etmiyor. Onun için hakikatta oruç birlikten ikiliğe çıkmamaktır.Allah kendisine ortak koşmamızı istemiyor. Dolayısıylada kendimize nisbet ettiğimiz,Efal,Sıfat ve zatımızın hakka ait olduğunu idrak etmemiz oruç oluyor.işte oruç birlikte olmaktır.ikiliğe çıkarsak hakikatta oruçumuz bozulmuş olur. Zahir oruçumuz bozulmaz.

NAMAZ

Dışta ve içte olmak üzere 12 farzı vardır.
Namazın dışındaki farzları.
1-hadesten taharet(Abdestsiz ve cünüp olanın gusül etmesi)
2-Necasetten taharet(Elbisemizin ve namaz kılınacak yerin temiz olması)
3-setri avrat(erkeklerde diz altından göbek üstüne kadar,kadınlarda el ve yüzleri hariç,vücudun
örtülmesi)
4-İstikbali kıble(vücudun namaz kılarken kabeye dönmesi)
5-Vakit(Namaz vaktinin girmesi)
6-Niyet(kılınacak namaz hangi vaktinse ona niyet etmek)
NAMAZIN İÇİNDEKİ FARZLARI:

1-Tekbir almak(Allahü ekber demek)
2-Kıyam(Ayakta durmak)
3-Kıraat(Kuran okumak)
4-Rüku(Belimizi bükmek)
5-Secde(Başımızı 7 azamızla yere değirmek)
6-Kaide-i ahire (Teşehhüd miktarı oturmak, Ettehiyatüyü okuyacak kadar)

NAMAZIN BATIN MANASI:

Namaz müminin miracıdır. Miraç ise Allahla beraber olmak ve konuşmaktır.bir kişinin Rabbı ile konuşabilmesi için,kesif olan kendi varlığını hakka verip,idrakındaki latafet varlığı ile Rabbı ile rabbını bilmesi ve görmesi mümkün olacaktır.yoksa,kendisinin Rabbına namaz kılması şirk olacağından,kuranı kerimin maün suresindeki: Feveylül lil musalline elleziyne hüm an salatehüm sahun ayetinde gafletle namaz kılanların,namazlarının suretlerine çarpılıp kabul edilemiyeceğini bildirmektedir.bu namazın namaz olabilmesi için,evvela namazın dışındaki farzları bilip yapması lazımdır.
NAMAZIN DIŞINDAKİ FARZLAR :


1-Hadesten taharet: cahalet ve şirk gibi gönül pisliği ve manevi cünüp olan bir kimsenin,bir Mürşide kamile gelerek,nefis terbiyesini yaptırması lazımdır.nasıl hamama giden bir kişi,kirli elbiselerini dışarıda bırakıp içeriye girerek,güzelce terleyip kirlerini temizler,sonrada sıcak bir su ile yıkanıp dışarıya çıkarken yeni temiz elbiselerini giyerek topluma katılırsa,aynen Rabbının huzuruna çıkacak bir kişininde böylece temiz olması lazımdır.
2-Necasetten taharet: Elbisenin temiz olması demektir. Yani şeriatı ahkamiye tam olacaktır.hakikatta elbise şeriattır.Mutmain olmuş Muhammedi sıfat elbisesini giymeyen Rabbı ile konuşamaz.Namaz kılınan yerin temiz olması ise,tahsil ettiği yolun ve Mürşidin şeriat ve hakikatının tam olmasına dikkat edecek hiçbir Mürşid, kuranı kerim ahkamı ve sünneti seniye dışında bir tevhid telkininde bulunamaz.bulunuyorsa buna katiyen itibar edilmemelidir.yoksa şeriat ve hakikatsız bir kamilim diyenden,salikin gönül mescidinde namaz kıldırması zuhur etmez.kelami kamilim diyenlere itibar edilmemelidir.
3-Setri avrat : Erkeklerde yani erliğini bulmuş,kendi varlığını hakkın varlığında yok ederek, Mutu kable ente mutu sırrına ermiş,cenabı hakkın vahdaniyet sırrını zevk etmiş olanların,İnsanların çoğalma yeri olan diz kapağı ile göbek üstü,yani hakkın zat sırlarını ehli olmayanlara ifşa etmemesi demektir.Kadınlarda ise,el ve yüzleri hariç bütün vücud mahrem yerlerinin örtülmesidir.kadın sıfat olduğu için,bütün fiiller sıfatlardan tecelli etmektedir.toplum cenabı hakkın bütün sıfatlarından zatını ilan edilişinin sırlarını ehli olmayanlara söyleme ve gösterme demektir.yoksa bir kadının efendisi olan nikahlısına mahrem yerlerini göstermesi helaldır.işte ariflere her şey ayan ve helal,cahillere ise her şey perdeli olduğu için haramdır.Allah bile,bu kainatta esma ve sıfat ilmi ile kendini gizlemiştir.
Yoksa arifler,sırrı Yezdan gözü ile her şeye nazar ettikleri için hep onu görürler.
4-İstikbali kıble : Nasıl zahirde yüzümüzü kabeye çevirerek namaz kılıyorsak,batındada bir salikin gönül yüzünü hak Mürşidine dönerek,her ne telkinde bulunduysa,ne bir fazla ne bir eksik olmamak şartıyla teslim olup harfiyen ona tabi olması lazımdır.Mürşidine sevgi ve teslimiyeti nisbetinde o salik vuslat bulacaktır.
5-Vakit : Mürşidi kamile intisab edecek kişinin,akli bali olması lazımdır.ceseden isterse 60 yaşında olsun.kendi eksikliğini kabul edip,kendi insanı asliyemi bulmam gereklidir diye eksikliğini kabullenmesi lazımdır.
6-Niyet : Bir insanı kamile gitmenin gayesini bilmesi,yani neyi aradığını bilmesidir. Ne için kamile gitti. Nefsini bilmiyen rabbını bilemez.bu aleme nereden geldim,niye geldim,nereye gideceğim.laikiyle Allaha kulluk yapmak istiyorum nasıl bunu başarabilirim,gibi kendisinin eksikliklerini kabul ederek,bunları bir hak Mürşidinden öğrenme niyeti olması lazımdır.

NAMAZIN İÇİNDEKİ FARZLAR :
1-İftida tekbiri : Allahu ekber denilebilmesi için,Adem ve alemde Allahın faili mutlak olduğunu idrak ve şuhut edilmelidir.bu idraktan mahrum olarak iftidah tekbirini bir kişi söylerse,taklitten ibaret olduğu muhakkaktır.onun için mukayyet olan bu alemde,Allahın efalinden,sıfatından ve vücudundan başka hiç bir şey görmeyen bir salik elbette Allahın bu yüceliğini kabullenişi ile Allahu ekber diyecektir.işte bir kişi hakiki yaşama böyle başladığı gibi,namaz olan miracınada buradan başlamış olacaktır.kendi varlığını ihtiyari olarak hakkın varlığında yok etmeden,Allahu ekber elbette denilemez.
2-Kıyam : Allah gizli bir hazine idi,bilinmekliğini murat etti.bu halkı halk edip,fiilleriyle zahir oldu.onun için namazda ayakta durmamız,Allahın fiilleriyle faili mutlak olduğunu ve zahiren açığa çıkmasını remzetmektedir.bu aleme baktığımızda,zerreden küreye kadar her mahzarda açığa çıkmasını görmekteyiz.Nur suresi ayet 35 Allah yerlerin ve göklerin nurudur buyurulduğu gibi.
3-kıraat : işte bu açığa çıkmış olan fiillerin mahzarlarından,cins ve rengine göre ayrı ayrı her tecellinin okunmasından ibarettir.zira kıraat kur an okumaktır.ehli muvahid de,ister kendine,isterse aleme baktığında kitabı furgandaki(sıfatlar alemindeki çeşitli fiil tecellilerin zuhurunu)okuyacaktır.bu sıfatlardaki çeşitli fiil tecellilerini okuyamıyorsa hakikatta kıraat yapmamıştır.
4-Rüku : Namazda belimizi yarıya kadar bükerek 3 defa sübhane Rabbiyel aziym diyerek gördüğü fiillerin vücudunun olmadığını,her fiilin mutlaka sıfatlardan tecelli ettiğini,bu sıfatlarında vücudu olmadığı için,tecelli edenin Rabbı olduğunu,fakat bu sıfatlara benzemediğini şuhut ederek ikrar etmesidir.sıfatlardaki aziym olan bu tecellilerini görmeyen bir kişi,teşbih yaparsa görmeden ve bilmeden söylediği sübhane rabbil aziym sözü taklit olur.
5-Secde : Vücudumuzun en üst azası olan başımızı nasıl ayak seviyesindeki yere kadar tenezzül ederek zahiren koyuyorsak;hakikatta da kişi kendine nisbet ettiği bütün varlığını yok ettiğinde hakka yaklaşmış olur.zira kulumun bana en yakın olduğu an secde anıdır h.ş.buyurulmuştur.seyyit Nizamoğlu hz.lerinin bir ilahisinde;
kıyamın rükuun sücudun,kamusu mahvetmek içindir vücudun
Eğer bu üslup ile olmazsa ibadet,ona derler hemen bir kuru adet.
Dediği gibi,Namazda kıyamda nisbet fiillerimizden,Rükuda nisbet sıfatlarımızdan,secdede nisnet vücudumuzdan geçerek,fiil fiilullah,sıfat sıfatulla,vücut vücudullah olduğunu idrak edersek,namaz kılan,Namaz ve Namaz kılınanın birliğini kişi kendinde göreceği için miraç yapmış olacaktır.
6-Kaide-i ahire : Ettehiyatüyü okumak veya okuyacak kadar bir zamanda oturmaktır.çünkü namazın bütün kıyam,rüku ve secde tecellilerinin toplanarak,kişinin Rabbına,bütün dualar,senalar,tesbih ve hamd edişini arz ettiğinde,Rabbıda cevaben ona selamım, selametim,bereketim ve bütün mutluluğum senin üzerine ve alinin üzerine olsun demesiyle,Meleklerinde buna şahit olmaları nedeniyle Allah birdir Hz. Muhammed onun kulu ve Resulüdür demeleri miracın ulviyetini cem etmiş oluyor.zira Allahın zatının sıfatlarına tecellisi,sıfatlarınında kemalatı ile fiilleri zuhura getirip okunması,ve bu fiil tecellilerinin failini idrak etmesi miraç olmuş oluyor.çünkü Miraç Allahla görüşmektir.salik namaza durduğu andan itibaren,rabbı ile konuşmaktadır.kişi subhanekeyi okumakla vücud ülkesindeki Cebrail ile sübhaneke Allahümme ve bi hamdik dedi.Mikail ile vetebareke kesmük dedi.israfil ile ve teala ceddük dedi.Azrail ilede vela ilahe gayrük diyerek kendine nisbet ettiği,Efal,sıfat ve vücudunu ihtiyari olarak yok edip hakkın olduğunu anlayınca,şirklerinden kurtulduğu için,Miraç olan hakla
görüşmeye hak kazanmış olur.ondan sonra besmele ile birlikte 7 ayet olan Fatiha suresini okumaya başlar.bu Fatiha suresinin yarısı hakka ait yarısıda halka aittir.Bismillahirrahmanirrahim birinci ayet olup,Ahadiyet mertebesinden,Ademe ve Aleme,bismillah zat,Rahman sıfatları,Rahim Efali ilahisiyle tecelli ederek,yalnız hamd alemlerin Rabbına ait olduğunu ve uluhiyete Allah adının Rab,Rahman,Rahiym ve Malik esmalarından dahi yüce olduğunu bildirmektedir.buraya kadar hakka ait olan bu ayetler,iyyakenabüdü ve iyyakenastain de,kulla hak arasında sır olup iyyakenabüdü ile yalnız ona ibadet edileceğini,ibadet ise Allahı tevhid ederek yani kendi nisbiyetlerimizden kurtularak fenafillah olmakla mümkün olduğunu,yalnız senden yardım isteriz ise,iyyakenastain diyerek yokluğunun idrakında olan bir salik,hakkın her an ayrı bir tecellisine yardımcı olarak zuhura getirmesidir.zira kul olmazsa,hakkı kim zuhura getirebilir.bundan sonra kul ihtinas sıratel müstakim der.doğru yol tevhid yoludur.beni tevhid yolu olan bu karşılıklı konuşma ve bütün tecellilerini seyretme zevkinden ayırma demektedir. sıratellezine enamtealeyhim gayrül mağdubi aleyhim veladdalin ile doğru yol olan tevhid yolunda peygamberler ve evliyalar gibi sevdiklerinden eyle,dalalet ve sapıklardan eyleme,demektedir.zira bir salik kamilinin verdiği emanetleri bırakarak kendi zevkini tercih etmeside delalette olduğunu gösterir.zammı sureden sonra rükuya varılıp 3 defa, sübhane rabbiyel aziym naksan sıfatlardan münezzeh olan Rabbım,Efali ilahiyesiyle,sıfatı ilahiyesiyle,zatı ilahiyesiyle aziymdir,yücedir.kulun dilinden bu tesbihata hak teala cevaben, semi Allahülimen hamide diyerek Allah kulunun hamdini işitti der.kulda buna cevaben doğrularak Rabbena lekelhamd hamd yalnız Rabbıma mahsuzdur diyor.dikkat edilirse,bu söz fiilin remzettiği kıyamda denmektedir.zira kelam fiille zuhur etmektedir.Allahü ekber diyerek secdeye varılıp 3 defa sübhane Rabbiyel ala yani Rabbım noksan sıfatlarda münezzeh olup aladır yücedir denir.zira kulumun bana en yakın olduğu an secde halidir.denmiştir.kul bu ifadeleri elbette duyduğu ve gördüğü bu yüceliklere vakıfsa doğru söyler.yoksa hiçbir şey görmeden söylüyorsa elbette taklittedir.kişi bu söylediklerinin doğruluğunu kendisine sorsun.zira kişi nefsini bilicidir.bu namazdaki sözlerin şuhudu olmadan taklidi söylüyorsa,Mürşidi kamilin verdiği şuhut ve rabıtaları kullanmıyor demektir.daima kendisini muhasebeye çekerek bu eksiklerini izale etsin.çünkü bu şekilde manevi miraçın ifası mümkündür.buda mürşidsiz olmaz.kul birinci rekatta hak için kıldığı bu namaz ile kendi varlığının olmadığını,kendi diye zannettiği varlıkların hakka olduğunu idrak etmekle bir rekat namaz kılmış oldu.ikinci rekatı ise hak teala, yok olan kulun varlığında tecellisiyle hakkın zuhura gelmesidir.şu halde namaz müşterek kılınmaktadır. Hakkı zuhura getirecek bir mahzar olmazsa,tek başına açığa çıkmıyor.kulun da kendi varlığı olmadığı için hak olmazsa bir şey yapamıyor.şu halde namaz birinci rekatte kulun kendi varlığı olduğu için,kendi varlığını yok edesiye kadarki tahsil ve idrak nedeniyle kulun rabbına yükselerek miraç yapması,ikinci rekatta kulun varlığı kalmadığı için kul olan hakkın sıfatlarından kemalatıyla zuhura gelmesinede ikinci rekat diyoruz.saten namazda bir tecelli ilahiyedir. Yeterki bunu idrak edip yaşayalım.işte böyle bir zevkle,namaz kılan,namaz ve namaz kılınan üçlemesinin birliği ile cümlemize miraç yapmayı Rabbımız ihsan eylesin.yalnız vakit namazlarında değil,günümüz ve ömrümüzde bir namaz olması hasebiyle selatü daimin olan şuhut ve müşahade ile yaşam nasip etsin.amin.

HAC :

Haccın 3 farzı vardır.bunlardan zahiri olanları :
1-İhrama girmek(İki parça bezden ibaret olan kefene girmek)
2-Arafatta vakfaya durmak(Arafat denen yerde kıbleye doğru gönerek ayakta dua etmek)
3-kabeyi tavaf etmek(kıblemiz olan kabeyi muazzamayı 7 defa tekbirlerle dönmek)
BATIN MANASI :

Hac ziyaret demektir.zahirde,nasıl belirtilmiş günlerde hüccac Allahın zatını remzeden kabeyi muazzamayı ziyaret ediyorsa,hakikattada sıfatlarımızın zatımızın zuhuru ile var olduğunu,zatsız sıfatların mütealasının bile olmıyacağını,cenabı hakkın her an ayrı tecellisinin zevki ile bizlerin zevkidar olmamıza denir.zat olan bir Mürşidi, sıfatları olan saliklerin onu ziyaret ederek,ondaki sırları tahsil edip kendilerindeki irfaniyet ve kemalatın onun kemalatı olduğunu,kendilerinden duyan, gören,ve bilenin onun olduğunu idrak ettiğinde, o kişi haccı ekber olmuş olur.zaten kişinin duyması,görmesi,ilmi ve her türlü kendine nisbet ettiği varlığı rabbınındır.kendi cehaletinden,bunları görmesine ve idrak etmesine engel oluyordu.
1-İHRAMA GİRMEK :

Bir kişinin kendi nisbiyet,cehalet ve şirklerinden kurtularak Fenafillah(Allahta ihtiyari olarak yok olma)olması demektir.zira ihrama giren bir kişi,nasıl bir böcek öldüremiyor,yeşil bit ot bile koparamıyorsa,ihtiyari bir ölümle ölmüş olanda manevi olarak kendine ait hiçbir şeyi olmadığı için bir şey yapamaz.çünkü kendine nisbet ettiği Efal,sıfat ve vücut varlığının hakka ait olduğunu idrak etmiştir.yani Mutu kalbe ente mutu Hş.ölmeden evvel ölme sırrına vakıf olmuştur.
2-ARAFATTA VAKFAYA DURMAK :

Arafat halka ve hakka vakıfiyet demektir.kendi nisbiyet ve şirklerinden kurtulan bir kişi,ihtiyari olarak hakkın varlığı ile var olunca,elbette bu hadisat denilen bu adem ve alemde,Allahın Efal,sıfat ve zat tecellisine arif olup,bu 3 tecelliyide kendinde ve kendinide alemde görmesi,arif olmasıdır. Bakara suresi ayet 115 velillahül meşriku vel mağribu feeynema tüvellü fesemme vechullah innallahü vasiun aliym (doğuda,batıda Allahındır.siz başınızı ister doğuya ister batıya çeviriniz,Allahın yüzü oradadır).Ayetine mahzar olur.Huccacın Arafatta nereye bakarsa baksın zahirde bile beyaz çadırdan ve beyaz ihrama bürünmüş,huccactan başka bir şey görmesi mümkün değildir.işte arifde hakkın vechinden başka bir şey göremez haline gelmiştir.ayakta vakfa ise,durarak Allahın gizlilikteki tecellilerinin fiilleriyle açığa çıkarak fiillerini gösterdiği gibi,ayakta durmak ve dua etmekte,kesretteki bu sıfatların fiillerinin zuhurunu istemesidir.yani bir olan Ruhun,namütenai olan bu mahzarlardan kemalatıyla sıfatların fiillerini istemekdir.
KABEYİ TAVAF ETMEK :

kendimize nisbet ettiğimiz 7 sıfatı subudiyeyi hakkın varlığında yok ettikten sonra,7 sıfatın hakkın 7 sıfat mahzarından tecellisini istemektir.çünkü bir hadisi kudside;kulum bana nevafille yaklaştığı zaman,onun görmesine göz,duymasına kulak,konuşmasına dil ve bütün aza ve cevahiri ben olurum.benimle görür,benimle duyar,benimle konuşur denilmektedir.işte Mürşidinin himmetiyle,bir salikte,evvela şirklerden kurtulup kendi varlığını hakkın varlığında yok ederek,ihrama girmiş olur.sonra hakkın varlığı ile var olup,kendinde ve her şeyde onu gördüğü için Arif olur.sonrada zerreden küreye kadar,her şeyde hakkın zuhurunu müşahade edip,bütün sıfatların farkıyla zevkidar olursa,laikiyle hac etmiş olur.Allah bütün isteyen kardeşlerimize nasip etsin.amin.

ZEKAT

ZAHİRİ MANASI:

Zengin olanların malının kırkta birini fakirlere vermektir.zenginlik iki türlüdür.ya maddi zenginlikle olur.malınızın kırkta birini fakirlere verirsiniz.veya ilmin zenginliğine sahip olanlar ilminin zekatını bilmeyenlere öğretmek suretiyle olur.
BATIN MANASI :

Malın ve ilmin zekatı olduğu gibi,vücudumuzunda zekatı vardır.cenabı Allahın bize lütfettiği bu sıfat ve azalarımızın sıhatte oluşu ve arızasız olması,en büyük zenginlik değilmidir.vücudumuz dediğimiz,Efal,sıfat ve zatımızı kendimize nisbet ediyorsak, bunları sahibi olan cenabı hakka vermek zekatımız olacaktır.biz anladıkki kendimize ait hiçbir şeyimiz yok.bizdeki bütün varlığın hakkın olduğunu vakıf olduk.o zaman zaten zengin olan Allah tır.bütün sıfatlarımızdan,yani gözümüzden ibretle hakkın görmesi,kulağımızdan hakkın duyması,dilimizden hakkın söylemesi v.s.bu aza ve sıfatlarımıza böyle tecelli ediyorsa,zaten zengin olan Allah,fakir olan kul olduğu için sıfatlarına zekatını veriyor demektir.fakat biz kendimize soralım,bu sıfatları yaratılma gayesinde kullana biliyormuyuz.kullanamıyorsak zekatı vermiyoruz demektir.

KELİME-ŞEHADET

ZAHİRİ MANASI :

Eşhedienlailaheillallah Muhammederresulullah(şahadet ederimki Allah birdir. Hz. Muhammed onun Resuludur.bunun iki rüknu vardır. dil ile ikrar kalple tastiktir.
BATINI MANASI :

İnanan bir kişi bunu ancaksın, orucun, namazın, haccın, ve zekatın şuhut ve sırlarını bildikten sonra yapabilir.zaten arapcada,savm,selat,hac,zekat ve kelimeyi şahadet şeklindedir.bir muvahit orucun sırrı olan fenafillah olmadan hakikattaki namazı kılamaz.Allahın zatının sıfatlarına tecellisi olan birlik ve onunla konuşmak olan, namazı kılmadanda haccın sırrı olan kamilin her varlıktaki ziyaretini,şuhutla idrak etmeden,zatının sıfatlarından her an ayrı şan tecellisindeki irfaniyeti ile ibretle görmeden,hac yapamaz.hac yapmayanda manevi zenginliğin idrakında olmadığı için zekatta veremez.bu saydıklarımızın manevi şuhut ve zevkine sahip olmayanda,şahitlik yaparak kelimeyi şahadet getiremez.getirse bile taklit olur.bu sırra binaen hakikat ehli,oruc tutmayan namaz kılamaz,namaz kılmayan hacca gidemez.hac yapmayanda zekat veremez. Zekat veremiyende şahidlik yaparak Allah birdir hz.Muhammed onun kulu ve resuludur demesi taklittir demişlerdir.

İMAN

ZAHİRİ MANASI :

İnanmaktır.kime inanılcaktır?
1-Allahın birliğine
2-Meleklerine
3-kitaplarına
4-Peygamberlerine
5-Kaza ve kaderin Allahtan olduğuna iman
6-Ahiret günü olan öldükten sonra dirilmeye iman etmektir.
BATINI MANASI :

1-ALLAHIN BİRLİĞİNE İMAN :Herkes Allahın bir olduğunu söyler.üç,beş diyen zaten yoktur.onun için itikatın tam olması gereklidir.herkez zanda,bilinçte,hayalde,Allahın zat ve mutlakiyet yönünü düşünerek bir demektedir.bir hadiste Allahın zatını düşünmeyiniz diye bizlere ikaz vardır.hala ne için onun zatını düşünmeyiniz dendiği halde,onu zanda,hayalde aramaktayız.Cenabı Allah, la ilahe demekle zanda ve hayalde Allah olmadığını,onun zandan hayalden münezzeh olduğunu söyliyor.sen onu hala sıfatlarında değilde idrak edemiyeceğin zannında arıyorsun.hem onun zatının yanında başka bir zat varmıki onu hala düşünüyorsun.Allahın zatına iman et ve teslim ol.ona sıfatlar yönüylede,tahsil et ve şuhutla yaklaş.hadid suresi ayet 3 de evvel de o,ahirde o,zahirde o,batında o olan vahdaniyeti ile şuhut ve müşahade ile zevk ederek,zan ve hayal vadisinden artık çık.madem Allah ben zahirim diyor,neden onu sıfatlarındaki kemalatıyla şuhut ve müşahede etmeye çalışmayalım.mukayyet olan bu alem ve ademde,efali ilahiyesi ile,sıfatı ilahiyesiyle, vücudu ilahiyesiyle bu mülk benimdir demektedir.işte Allahın bu 3 tecelli yüzünü şuhut edenler Allah birdir diyebilirler.çünkü onların kulakları duymuş,gözleri onun her sıfattan zatını ilan edişini görmüş,kalpleride tastik etmiştir.yoksa kulağın duymadığını,gözün görmediğini kalp hiçbir zaman tastik etmez.onun için evvela zandaki,hayaldeki itikatımızı düzeltmemiz lazımdır.itikattaki mezhebimiz imamı maturidir.onun itikat tarifi ise,Allah zanda değil,mukayyet olan bu hadisatta,efalin failini,sıfatların mevsufunu,vücudun mevcudunu tevhid ederek,Allah birdir diyor.bunu böyle diyebilenler,hakikaten Allah birdir demişlerdir.yoksa diyerleri taklittir.
2-MELEKLERE İMAN :

Arabçada Melek kuvve demektir.kuvvet demektir.her sıfattan tecelli eden fiiller birer kuvvetle gelmektedir.Arifler bu tecelli eden fiillerin meleklerle zuhurunu görür ve bilirler.görmüyormusunuz,gökyüzünden inen her yağmur taneciği birer melaike ile yere kadar iniyor,ayrıca her meleğe ikinci bir indirme görevi verilmiyor.zira sıra gelmiyorki verilsin.
3-KİTAPLARA İMAN:

100 Suhuf ve 4 büyük kitaptır.
10 suhuf Adem a.s.a
50 suhuf Şid a.s.a
30 suhuf İdris a.s.a
10 suhuf İbrahim a.s.a indirilmiştir.hepsi 100 suhuf etmektedir.
Ademe indirilen 10 suhuf,zahir ve batın olan Ademdeki 10 duygunun sırlarına vakıfıyettir.Şid a.s.a 50 suhuf indirilmiştir.şid hediye ve başkalarını irşad eden kulluğun idrakı olup,tevhidin fark mertebesindeki 5 sırrın 10 zahir ve batın duygusu ile icraatını gösteren demektir.İdris a.s.a 30 suhuf indirilmiş olup oda,Efal,sıfat ve zatın 10 duygu ile zevkine ermiş ve cennette hulle biçmek suretiyle ümmeti Muhammede hizmet etmektedir.İbrahim a.s. ise,10 suhuf kitap indirilmekle,5 manevi vücudun yani hafi,Ruh,Nefs,Kalp,Sırı zahir ve batını ile tevhid yaparak tevhid babası olmuştur.cenabı hak ona halilim yani dostum buyurmuşlardır.4 kitap ise:
1-Zebur Davut a.s.a
2-Tevrat Musa a.s.a
3-İncil İsa a.s.a
4-Kuranı kerim hz. Muhammed a.s.a indirilmiştir.
Günümüzde Davut a.s.a indirilen Zeburun ümmeti kalmadığı için,Zebur ve Tevrat bir olmuştur.buna tevhide teşbih dini diyoruz.çünkü musavilikte,kesretteki bu alemde teşbihat olarak cenabı hakkın tecellilerini şuhut ediyoruz.İsa a.s.a İncil kitabı indirilmiş olup,tenzih mertebesinde peygamberliğini ilan ettiği için bunada tenzih dini diyoruz.Hz. Muhammede inen Kuranı kerim bünyesinde,tenzih ve teşbih dinlerini cem ettiği için,bunada tevhid dini denilmiştir.bunlar afakı tabirlerdir.enfusi olarak insan vücudunda bunları okuyup zevk edebiliriz.ruhumuz tenzih sıfatlarımız teşbih ve canla tenin bir esma alarak görünmesi tevhiddir.
4-PEYGAMBERLERE İMAN:

Kuranı kerimde 28 peygamber ismi geçmektedir.Kuran ise 28 harften ibarettir.bunlarında her birinin manevi sırları vardır.her harf bir peygamberi bildirmekte,ve bu aleme gelen bir ademde,28 meratibi ilahiyeyi geçerek insanlığını bulmakta,ve 28 peygamberin her mertebedeki davetini görmektedir.Muhiddini Arabi Hz.leride zahir ve batın olan bu adem ve alemde,8 sıfatı subutiye ile hakkı her mertebede zevk etmek peygamberlere iman olarak buyurulmuştur.
5-AHİRET GÜNÜNE İMAN:

Ölüm 3 türlüdür.
a)izdirarı ölüm:elbette fiziki benimizle bir gün bu alemden göçeceğiz.buna her canlı mahataptır.buna izdirarı ölüm diyoruz.
b)İhtiyarı ölüm:buda kendi istek ve arzumuzla bir Mürşidi kamilde tahsil ederek,ölmeden önce ihtiyari bir ölümle ölmeyi sağlamaktır.ihtiyari bir ölümle ölmeyi bilenler,Ahirette dirilince,ebedi ölümsüzlüğü bilecek ve göreceklerdir.Aşıkların ölmediğini onlar için ölümün bulunmadığı ,ölenlerin ise,bedensel hayvani unsurumuzun olduğunu,hayvanlık hasletlerinden kurtulanların ölmeyiceklerini görüp bileceklerdir.
c)Her nefeste ölüm:Ehli ariflere göre her nefeste nefesini verdiğinde öldüğünü,her nefes alışta dirildiğini bilen ve zevk edendir.ölümden sonra iman ehli hemen rabbına kavuşacaktır.iman ehli olmayanlar ise,yer çekimine muhatap olarak cemadata,oradan nebadata,oradan hayvanata intikal ederek kör dönemeşte kalacaklardır.bunlar cehennem azabına duçar olanlardır.
6-KAZA VE KADERE İMAN:

Cenabı Hakkın ilmi zatiyesindeki malumata kaza,Allahın fiil kudretiyle vücud bulmasına yani zuhura gelmesinede kader denir.Allah alim biz malumuz.Bizim malumluğumuz nispetinde Hak bizden tecelli ettiği için, her ne tecelli ediyorsa, biz ona göre onun istidatını ne olduğunu görür ve biliriz. Her ne olursa olsun, kişinin kendi istidadı gereği olduğunu bilmesi lazımdır.İşte hayat sahibi olan Allah ilmi ile her şeyi biliyor, bir şeyi murat ettiği zaman ilmini iradesinde, iradesinide kudretiyle açığa çıkarmasına meşiyeti ilahi diyoruz.İşte zatı malumatı bu saydığımız meşiyet tahtında kaderiyle bilinmiş oluyor.Sonundada şehadet ederimki Allah birdir Hz Muhammed onun kulu ve Resuludur.diyoruz.Görüldüğü gibi saydığımız bu altı şartı bilip görmeyen şahitlik yapamıyor.Yapıyorsa taklit yapmaktadır. Onun için iman ehli olabilmek mutlaka bir Mürşidi kamilden bunları tahsil etmekle mümkündür.Yoksa kişinin ömrü taklit ve yalancılıkla geçer. Rabbimiz cümlemize bunları görmek ve bilmek ihsan eylesin. Amin.

                                                                                       Ahmet ARSLAN

                                                                                        Şubat - 1998

1 - TEVHİD NEDİR

2 - İNSANIN ÜSTÜN YARATILMASININ SIRRI NEDİR

3 - MÜRŞİD-İ KAMİL KİMDİR

4 - ZİKİR NEDİR, NASIL YAPILIR

5 - VEL ASR SÛRESİ

6 - ŞEFAAT VE HİMMET NEDİR

7 - TEVHİD MERTEBELERİ VE YAŞAM ŞEKLİ

8 - MAİDE SOFRASI NEDİR

9 - İNSANLARIN YARADILMA GAYESİ NEDİR

10 - HAŞR VE NEŞR NEDİR

11 - CENNET VE CEHENNEM NEDİR

12 - VAKİT NAMAZLARININ SIRLARI

13 - RECEP AYI

14 - ŞABAN AYI

15 - RAMAZAN AYI

16 - KUR'AN'I YAŞAMAK NEDİR

17 - FATİHA SÛRESİ VE BESMELENİN SIRRI

18 - ÖLMEDEN EVVEL ÖLMEK NE DEMEKTİR

19 - DÖRT MELEĞİN GREVLERİ NELERDİR

20 - NAMAZDA ALLAH İLE NASIL KONUŞULUR

21 - DECCAL NEDİR

22 - SİDRETÜL MÜNTEHA NEDİR

23 - KIBLE NEDİR

24 - KIYAMET NEDİR

25 - İBADET NEDİR

 

 

TEVHİD NEDİR


Tevhid birlemek demektir.Allah tan başka ilah olmadığına inanmak demektir. Bu da Lâ ilâhe illâllah sözleriyle ispat edilmiş olur.
Bir kişi Lâ ilâhe illâllah vehdehu lâ Şerike leh Lehül mülkü ve lehül hamdu vehuve âlâ külli şeyin kadir(Allah tan başka Mabud yoktur. O bir olan Allah;tır. Ortağı yoktur. Mülk ancak onundur. Hamd ancak ona mahsustur. O her şeye Hakkıyla kadirdir) dese, diliyle Tevhid etmiş olabilir. Fakat bu ifadeyi kullandığı halde kalbi bundan gafilse, lafzı ve taklidi bir Tevhid olur. Allah;ın bu mukayyet olan aleme (hadisata) tecellisi 3 yüzüyle olup efal, sıfat ve Zat yüzlerini idrak ederek; bütün zerreden kürreye kadar her varlıkta fiil ve işlerin failinin Allahın olduğunu, bütün sıfatların mevsufunun (sabit sıfatların) Allahın olduğunu, bütün mevcudun Allahın olduğunu, (Allah vâcibul vücuttur) bilir ve şuhut ederse Tevhid etmiş olur.
Bir salik hiçbir zaman Allah;ı kendi Tevhid edemez. Zira vela havle vela kuvvete illâ billâhilaliyyil azim. Güç ve kudret Allah;ınsa nasıl olur da onu Tevhid edebiliriz. Yalnız kendine nispet ettiği bu efalin, sıfatın ve Zatın yokluğunu, sağlayabilirse işte o zaman Allah;ın varlığı Tevhid olarak ortaya çıkar. Siz yok olursanız, sizin varlığınız aradan çekilirse kalır Yaradan. Şu halde biz, o zanlarımızdaki kendimize nispet ettiğimiz varlıktan geçmeden, onu Tevhid etmemiz mümkün değildir. Bizler Tevhid etmiyoruz. Kendi varlığımız diye bildiğimiz varlığın yok olması ile onun varlığı ortaya çıkmış oluyor. Demek ki Tevhidi kendi yapmış oluyor.
Lâ ilahe demek zanlarımızda hayalimizde öyle bir ilah yok. Bizim kendimize nispet ettiğimiz efal, sıfat ve Zatımız da yok. İllâllah demekle işte illa o görünen ve bilinen bütün varlıklarda, Zatını ilan eden, Zatını sıfatlarından tecellisi ve fiilleriyle açığa çıkan tek Allah vardır. Hâdid Suresi 3. ayetinde:Hüvel evvelü vel ahiru vel zahiru vel bâtın buyurulduğu gibi ben zahirim denmektedir. Zahir olan da açıkta görünen demektir. Zaten Allah tan başka büyük bir varlık yoktur ki onu örtücü olsun. Vahdehu la şerikeleh demek bütün varlıklarda tecelli eden senin tekliğindir. Bu varlıklarda tecellinin senden başkasına nispet ederek şirk eden (ortak koşan) hiçbir kimse de yoktur. Lehul mülkü demek bu mülk de senindir. Yani senin tecelli mazharlarındır (aletlerindir). Lehül hamdu, bütün hamd (övmek) sanadır.Vehuve âla külli şey in kadir demek o her şeye muktedirdir, gücü yeter. Demekle ister kendimizde isterse afakta (bizden gayri varlıklarda) bütün varlıkların Allah;la kaim olduğunu, bütün varlıklarda tecelli edenin Hak olduğu bilinciyle şuhut edersek, Tevhidi idrak etmiş oluruz. kuranı kerimin zariyet suresi ayet 56 ins ve cinleri bana ibadet etmeleri için yarattım buyurulmaktadır.  sahabeler Resulullah efendimize sormuşlar. ibadetten kasıt nedir diye. oda ehli arifın ve ehli muvahhidin olmaktır ; buyurmuşlar. yani Allahı tevhid ederek bilmek demektir. Yunus Suresi 105. ayetinde Yüzünü Tevhid dinine döndür ve sakın müşriklerden olma buyurulmuştur. Bu ne demektir? İslam dini Tevhid dinidir. Bu kesret Aleminde zerreden kürreye kadar, her şeyde Zatını ilan eden Allahtır. Bütün varlıklar onunla kaimdir. Yani her şeyin sireti Hak, sureti mahluktur. Şu halde her şey dediklerimiz Hak değil;bunların hakikatı Hak olmuş oluyor.
Cenabı Allahın zatına, hakikatı ilahiye, sıfatına hakikatı Muhammediye, esmasına hakikatı insaniye, Efaline hakikatı Ademiye, bunların kemalatıyla bir mahzardan tecellisinede, camiül esma, veya Alemi kübra olan Muhammedi diyoruz.
İşte biz de kendimize ve bütün varlıklara Allah;ın mukayyet olan bu Alemdeki bu üç tecellisini kendimize nispet etmekten, şirk etmekten kurtulabilirsek, o varlıkların yaratılma yerlerine göre fiillerini şuhut ederek ihtilaflardan kurtulmuş oluruz. Çünkü Allah alimdir, bizler ise malumuz. Allah bütün yarattıklarının malumiyeti nispetinde tecellisini gösterir. Dolayısıyla da bütün fiillerin faili (halk edicisi) Allah olduğu için hem kendimizle,hemde bütün insanlarla ve bütün hayvanatla barışık oluruz. İşte böyle bir Tevhid inanç ve itikadı islam dininde bölünmeleri yok eder. Muamelet bölümündeki, insanlarla olan münasebetleri en üstün düzeyde iyi ve güzel olur. Sahtekarlık, yalancılık, kıskançlık, dedikodu vs. gibi Kur-an ı Kerim de yasak edilen hasletler de olmaz.
Toplumdaki insanlar Tevhid akideleriyle birbirleriyle kucaklaşarak hem dünyalarını hem de ahiretlerini mutluluk refah ve saadet haline dönüştürmüş olurlar.



      İNSANIN ÜSTÜN YARATILMA SIRRI NEDİR

İnsanoğlu bu kainatta, cemadattan da, nebadattan da, hayvanattan da üstün yaratılmıştır. Zira insandaki ilim, akıl, idrak, irade gibi Allah;ın bazı nimetleri diğer mahlukata verilmemiştir. Onlarda bunlar eksiktir. Azhab Suresi 72. ayeti kerimede Biz emaneti göklere, yerlere, dağlara teklif ettik; bunlar emanetimizi taşımaktan çekindiler, şefkat isteğinde bulundular; sonra bu emaneti insan kabullendi cahil ve zalimlerden oldu buyrulmaktadır.
İşte bu emanetler Allah;ın insanlardaki sıfatlarıdır; hilafet sırrı dediğimiz Cami-ul Esma sırrına sahip oluşudur. Çünkü Allah, Tin Suresinde incire, zeytine, Turu Sina dağına ve emin beldeye yemin ederek, Lekad halaknel insane fi ahseni takvim ;biz insanı en güzel biçimde ve üstün yarattık; buyurulmuştur. Onun için kainatta bütün varlıklar insanların emrindedirler. İnsan, Allah;ın hüviyet ve enniyetini cem eden bir varlıktır. Mısri Niyazi Hz.leri:

Hakkı istersen yürü insana bak,
Şemsi Zatı yüzünde rahşan eylemiş,
Hak yüzü insan yüzünden görünür,
Zatı Rahman şeklin insan eylemiş.

buyurmuşlardır. Onun için Allah kemalatıyla insan denen bu varlıktan kendini göstermiştir. Diğer varlıklar nakıstır. Kemalata da her insan mazhar değildir. İnsanı Kâmil ona mazhardır. Çünkü insan ve Kur-an ikizdirler buyrulmuştur. Yalnız insanlar üç sınıftır:

1 - İnsan-ı hayvan
2 - İnsan-ı nakıs
3 - İnsan-ı kamil


İnsan-ı hayvanın, sureti insan fakat sireti hayvandır. Onlar yerler içerler ve nefsi için yaşarlar. İnsanı nakıs olanlar ise henüz insanlığını bulamamış, kendindeki sırlara vakıf olamayan surette insan fakat,sirette eksik olanlardır. Bunlara Tevhidde ef al ve sıfat salikleri de diyebiliriz. İnsanı Kâmil ise surette de sirette de Ademiyeti bulmuş olanlardır. Mısri Niyazi Hz.leri buyuruyorlar ki:

Kim ki Ademliğini buldu, odur Adem,
Ademliğini bulmayan hayvandır ancak.

Allah Kur-an;ı Kerim de bazı ayetlerde ey nas yani her türlü iman seviyesindeki topluma hitap etmektedir. Bazı ayetlerde ey ins yani henüz insanlığını bulamamış eksik olan kişilere hitap etmektedir. Bazı ayetlerde ise 20;ey insan demekle insanlığını bulmuş kamil insana hitap etmektedir. Onun için insan Allah;ın yeryüzünde halifesidir. İnsan Alem-i Kübradır. On sekiz bin Alemi kendinde sırrı ile cem etmiştir.alemde Alemde her ne var ise Adem de de mevcuttur. Her kim kendindeki bu yüce sırları öğrenmek isterse, onu tanıtacak kamil bir mürşide giderek insanı asliyesini öğrenmesi lazımdır. Surette küçük bir varlıktır ama sirette (manada) Hakkın kemalatıyla göründüğü yerdir.

                  MÜRŞİD-İ KAMİL KİMDİR

Mürşidi kamil, irşad eden, doğru yolu gösteren, terbiye eden, gafletten insanları kurtaran, peygamber varisi olan, El ulemayı veresetül enbiya (H.Ş.) Elif, Lâm, Mim sıralarını kendinde toplayan canlı bir kitaptır. Allahu Teâla ilmi ezeliyette onları seçmiştir.
Onlar her insan gibi devrin yarısını bu Aleme gelinceye kadar tamamlamış, Cemadat, Nebadat, Hayvanat ve İnsanata kadar gelerek Baba sülbü, Anne sülbü ve tabiat alemlerini takip ederek; Tin suresi 5. ayetinde tarif edilen Sümme reddetna hu esfeli safilin aşağıların en aşağısına, insanı asliyesini bulmak isteyenler için gönderilmiştir.
Nefis Aleminden tekrar yolculuğa çıkarak bir Mürşid-i Kâmilin eteğini tutup, Tin Suresi 6.İllellezine amenü ve amilüssalihin..bu insanlar,nefsi emmarelerinin tahakkümu olan nisbiyet ve şirklerinden kurtularak insanı asliyesini öğrenip, Ruhullah olacaktır. Kendi varlıklarını Hakkın varlığında itiyari olarak yok edip,cenabı Hakkın kemalatıyla tecellilerini kendi varlıklarında zuhura getirmişlerdir.
İşte ilmi ezeliyette ona Mevlâ tarafından lütfedilen irşad göreviyle toplumun içine inerek, onları Nefis Aleminden Ruh Alemine veya kesafetten letafete vuslat için irşad ve çeşitli terbiye metodlarıyla, kendisi nasıl daha evvel İnsan-ı Kâmilinden irşad olduysa, aynen öyle irşad edecektir. Çünkü Nahl Suresi 78. ayetinde Siz hiçbir şey bilmezken Allah sizi Analarınızın karnından çıkardı ve size kulaklar, gözler, kalpler verdi ki şükredesiniz buyrulmuştur. İşte bizler daha evvel hiçbir şey bilmezken, manevi Anamız olan Mürşid-i Kâmilimiz butunundan bizleri irfaniyet ve kemalatıyla çıkarıp; kulaklarımızla Hak ve Hakikatı duyan, gözlerimizle Hak ve Hakikatı gören, kalplerimizle de cehalet zincirlerini kırarak tefekkür eden bir hale dönüştürdü.
Bizlerin istidadlarında bu kemalat olmamış olsaydı, bizler ne Mürşid-i Kâmili bulabilir ne de Nefis Aleminden Ruh Alemine vuslat bulabilirdik. Buna ne kadar şükretsek azdır.

Mürşid-i Kamilin üç belirtisi vardır:

1 - Onun yüzüne baktığınız zaman onlar Allah;ı hatırlatıcıdır.
2 - Sohbete iken,ve hallerinde mıknatıs gibi kişileri çekicilikleri vardır.
3 - Sohbet ettiklerinde, dinleyenlerde, anlatsa da biraz daha dinlesek diye sohbetinden hoşlanma ve her türlü üzüntü ve kederinin izale olması hali görünür. Soru sorulduğunda mutmain edici cevaplar alınır. Mütevazi, ve alçak gönüllü tavırları ile salıklere, Cebrail in Meryem validemize Hz. İsa A.S. müjdelemeye geldiği gibi yaklaşmayı düstur edinmiş kişilerdir.kuranı kerim ahkamı ve sünneti seniyeden katiyen ayrılmazlar.
Onlar saliklerini kendilerine bağlamazlar, Rabıta yaptırmazlar. Hakka bağlar, Allaha Rabıta yaptırırlar. Kendilerindeki Rabbil haslarıyla, Rabbil Alemin;in zikrini, fikrini, müşahade ve yaşamını öğretirler. Böylece dünyada Ahiretin mutluluğunu ve Cennetini yaşarlar. İnsan benim sırrım ben de onun sırrıyım Hadis-i Kutsi onları tarif eder. Cenabı Allah Mürşidi kamil resminde tecelli etmektedir. Herkese bunu görmek nasip olmadığı için, bazıları onun resmini görür,maalesef siyretini göremez. O resimden Hakkı ancaksın Allahın nasip ettikleri görebilir.

               ZİKİR NEDİR, NASIL YAPILIR

Zikrin kelime manası anmak, hatırlamak demektir, bu alemde Allah ı bütün varlıklar üç halde zikrederler. Ya ayakta ya rükûda ya da secde halinde; bu üç zikrin dışında zikir yoktur. Ali İmran Suresi 191. ayette O kimseler ki ayakta iken oturuken ve yatarken Allah;ı zikrederler buyurulmuştur. Onun için bütün nebadat ayakta Allah;ı zikretmekte. Bütün hayvanat rükü halinde Allah;ı zikretmekte. Bütün cemadat ve sürüngen hayvanlar da secde halinde Allah;ı zikretmektedirler. İnsanlar ise bu Cemadatın, Nebadatın ve Hayvanatın zikrinin yekün halini Namazda toplayarak kıyam, rükü ve secde halinde birleştirerek hepsinin zikriyle zikirdâr olmakta ve hepsinin de ecrini almaktadır.
Zikir yalnızca anmaktan ibaret değildir. Anmaktan ibaret olsa idi herkes Allah diyor. Zikir fikirdir. Fikir edildiğinde zikir olur. Bir Ayeti kerimede Ya Muhammed sana Kur-an;ı arapça indirdik. Ta ki anlayasın diye buyrulmuştur. Şu halde anlamadan okunan Kur-an bile zikir olmuyor. Zikirden gaye zikredilenin, bilinmesi ve fikredilmesidir. Yoksa taklidi bir anma olacaktır.

Zikir üç türlü yapılır:

 
1-Cehri zikir: Dille açık sesle yapılan zikir.
2-Kalbi zikir: Dil damağa yapışık ağız kapalı burundan derin bir nefes alıp o aldığımız nefesi üçe bölerek tekrar burundan verilmesi suretiyle yapılan ve akıl nimetiyle takip edilen zikirdir.
3-Tefekkürü zikir: Bu da Tevhid mertebelerinde Rabıta ve Şuhutların düşünülmesi ise de, meratiplerin zevki tefekkürüne salikleri alıştırırak, esas kalp zikri olan müşahadeyi sağlamaktadır. Çünkü Zatımız yedi sıfatımızdan fiillerini sergilemektedir. Bu fiillerin, duyma fiili ise duygu esmasının tahakkümünde, görme fiili ise görme esmasının tahakkümünde olduğu görülmektedir. Dolayısıyla da Zatımız nasıl bir halde ise sıfatlarımızdan da o fiil zuhura gelecektir.
Zuhura gelen bu fiillerin cibiliyetine bakarak o şahsın veya varlığın Allah;ın indinde malumiyeti derecesinde tecelli ettiğini, görmek ve ona göre tavır takınmak,Lazımdır. Çünkü bu zikirde hem Zat, hem sıfat, hem fiil tecellilerini müşahade etmek, hem de Allah;ın emir ve yasakları doğrultusunda yaşam biçiminin uygulanması elde edilmektedir.
Bu zikir adedi,dil ile vücudumuzun yaptığı zikir değil; gönlün kemalatla yaptığı latif olan müşahedeyi zikirdir. Azhab Suresi 41-42. ayetlerinde ;Ey iman edenler Allah;ı sabah ve akşam çok zikrediniz yani Nefis mertebesinde ve Ruh mertebesinde Allah;ı çok zikrederseniz hesapsız mükafatlara nail olursunuz demektir.zikir yapmayanlara Allah Mücadile suresi ayet 19 şeytan onları idaresine almış,Allahı zikretmeyi unutturmuştur.onlar şeytan taraftarlarıdırlar.bilinki şeytan taraftarlarını Allah hüsrana uğratmıştır.Taha suresi ayet 124 her kim benim zikrimden yüz çevirirse,ona dar bir geçim vardır.ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz buyurulmaktadır.ankebut suresi ayet 45 zikir en büyük ibadettir 1;Bakara suresi ayet152 sizler beni zikrettiğinizde bilinki bende sizi zikretmekteyim.buyurulmakla zikirin ne kadar önemli olduğu görülmektedir..
Zikir, Allah;ın mukayyet olan bu Alemdeki üç yüzünü yani Ef alini, Sıfatını ve Zatını remzeder. Üç kez Allah, Allah, Allah denmesinin hikmeti budur. Zira bu üçlü zikirde tarif edilemeyecek kadar sırlar vardır. Besmeleyi Şerifteki Bismillah Allah;ın Zatını, Rahman Allah;ın sıfatlarını, Rahim ise Allah;ın Ef ali ilahiyesini remzetmesi nedeniyle bu üç lafzın manası tüm Kur-an ın sırrı olmuş oluyor. Allah lafzı arapçada Elif, Lamelif, Hu harfleriyle yazılmaktadır. Bu üç harfin manası, Hakikatı Muhammediye nin sıfatları olan Tafsilatı Muhammediyye den fiilleri ile açığa çıkması demektir.
Şu halde ister Nefis mertebesinde lafzı olarak Allah, Allah densin; ister Kalp mertebesinde Allah;ın Ef alini, Sıfatını ve Zatını şuhut etsin. İsterse Ruh mertebesinde kendi tecellisinin bu üç yüzünü zahir ve batında müşahede zevkiyle zevkidar olsun, bunların hepsi zikirdir. ve bu zikirler de en büyük ibadettir. Zamanla büyük dille yapılan cehri zikir, küçük dille yapılan ağız kapalı Kalbi dediğimiz akli zikre tebdil olacak Ef al mertebesinde şuhudu zikirle Kalbin tasdiki ve her bir âzasıyla müşahedeye geçerek, her tecellinin Hakkın bir tecellisi olduğunu, fakat bu tecelliler mazharlardan zuhur ettiği için, mazharların yaratılma yerlerine göre tecellisini gösterdiğini seyretmek, en büyük bir zikir olacaktır.bir kişinin kalbi saat gibi zikirle kurulursa,cenabı hak onu katiyen bir daha durdurmaz.bir kişininde hicabı açıldığında Allahın şanından değildirki onu kapatsın.

                          ŞERİAT NEDİR

Şeriat,Doğru yol,hak yolu,aydınlık yolu, Allah;ın ve peygamberin tarif ettiği yol, emir ve yasaklar yoludur. Şeriat ikidir:
1-Şeriatı evvel
2-Şeriatı saniye

Şeriatı evvel: Allah;ın emrettiklerini yapmak yasak ettiklerinden kaçmakla olur. Kul ayrı, Allah ayrı olarak idrak edenler her türlü emir ve yasakları nefislerinde uygulamak durumundadırlar.
Şeriatı saniye: Esas Hakikatten sonra gelen şeriattır ki Ben gizli bir hazineydim, bilinmekliğimi murad ettim ve bu halkı halk ettim Hadis-i Kutsi sinde buyurulduğu gibi Hak Teâla;nın bu kesret âlemine tecelli etmesiyle açığa çıkmasıdır. Cemadatıyla, Nebadatıyla, Hayvanatıyla ve İnsanatıyla bu kainat, şeriatla ayakta durmakta, Allah;ın her an ayrı şan ve tecellisi, şeriatla zuhur etmektedir. Mevsimler, aylar, günler hep şeriatın birer yaprağıdırlar. Şeriatsiz vuslat ve Hakikat olamaz. Mısri Niyazi Hazretlerinin buyurduğu gibi:

Hakikat gerçi sultanlıktır amma,
Önünde anın livasıdır Şeriat,
Şeriatla durur arz ve semavat,
Bu binanın binasıdır şeriat

Şeriat mukayyet olan bu Adem ve Alemde tecelli Ef al, tecelli Sıfat ve tecelli Zat ı zevk etmektir.
Mürşidi kamillerin yolu Şeriatla kaimdir. Bir insan şeriatı ihmal ederse o kimsenin yolu çok zorlaşır. İnsan, yazın sıcaklara ve kışın soğuklara karşı nasıl bir elbise giyer, giymediği takdirde vücudu hasta olursa Şeriat da bir libadır(elbisedir). Şeriat olmazsa Hakikat hastalanır. Bir insanın mazharından ne şekilde tecelliler olursa Allah;ın indinde o kişinin durumu da odur. Çünkü Allah Alimdir. bizler ise mâlumuz. Elbette Allah kullarında malumiyeti derecesinde tecelli etmektedir. On sekiz bin Alem Şeriatla ayakta durmaktadır. Kuran ı Kerim in 6666 ayetinin tamamı Şeriattan ibarettir.
Herkesin bildiği gibi Oruç tutmak, Namaz kılmak, Hacca gitmek, islamın şartlarıdır; Şeriat değil. Onlardan elde edilen Edep, Sevgi ve Ahlak güzelliği gibi faydalar Şeriattır. Tabiata baktığımızda, Meyve veren ağaçların yapraklarını sıyırsak o ağacın o sene Meyve vermediğini görürüz. Zira o Meyveyi dalında geliştiren yapraklarıdır; aynen Şeriat da Hakikatin kemale gelmesi için gelişmesini ve muhafaza edilmesini kemalatıyla sağlayan, Hakkın fiiller Alemindeki tecellilerinden ibarettir. Arz ve semâvatın Şeriatla ayakta durduğunu biraz olsun tefekkür edersek, her şey açık olarak anlaşılmış olacaktır. Toprağa attığımız bir çekirdek sulanıp bakım yapılırsa, bir gün ağaç halinde kendisini ilan ediyorsa insan da bir Muhammed çekirdeğidir. Fiillerinden Meyvasını Şeriatla gösterecek ve bunun icraatında uygulamasıyla da Hakkın onun mazharından mutlu ve memnun olması zuhur edecektir.
Allah bu Alemi madem ki sevmek sevilmek için yaratmıştır. İster bu Alemde isterse Alemi Ahirette refah ve saadet istiyorsak, siretimizin suretimizden tecelli eden fiillerimizi müşahede etmemiz gereklidir. Şeriat, Hakkın bu Alemde kendisini açığa çıkararak beyanı ilahiyesine denir. Şeriatsız ne Tarikat ne de Hakikat olamaz; zevk de edilmesi mümkün değildir. İşte Hakikatten sonra gelen Şeriat farkdır. Her şeyin kendi terazi ve tartısıyla tartıldığı gibi, Şeriat-ı farkta da her şeyi yerli yerinde, her tecelliyi tecelli ettiği mazhar terazisiyle tartarak hüküm verilmelidir. Yoksa bir kimse, her şeyi aynı terazi ile tartarak bütün tecellileri ayırım yapmadan Haktır derse o ahmağın ta kendisidir.Kuranı kerimdeki Müteşabih ayetleri yerinde,Muhkem ayetleride yerinde kullanmazsak,o ayetlerden istifade etmek mümkün değildir. Bir insan Şeriatını yerine getirirse tenin şükrünü, eğer batınını da mamur ederse canın şükrünü eda etmiş olur. Ten cansız olmadığı gibi zahirsiz de batın olamaz.

                   ŞEFAAT VE HİMMET NEDİR

Şefaat günahkar kişilerin af edilmesi ve itaatkar müminlerin de yüksek mertebelere yücelmeleri için Resulullah (S.A.V.) Efendimizin Cenabı Allah;tan niyazda ve ricada bulunmasıdır. Her ne kadar zahiren böyle deniyorsa da Allah;tan hidayet, Resulullah (S.A.V.) efendimizden şefaat, pirandan himmet, müminlerden de dua müstecaptır, buyurulmuştur. Bu sözleri incelediğimizde Allah;tan hidayet olması, bir Mürşid-i Kâmilin manen bizleri çağırması demektir. Yoksa bizim kendimize ait ne bir kuvvet ne de kudretimiz var. La havle vela kuvvete illa billahil aliyyül azim (Tahrim Suresi 8.) İnsanlardan ilmi ezeliyede kimlere ihsan edilmişse kamil mazharından onlar çağırılmakta ve tahsil sonunda insanı asliyelerini onlar bulmaktadırlar. Çünkü onlar El ulemayı veresatül enbiya dırlar.(H.Ş.) Enfal Suresi 2. Ayeti kerimede Gerçek müminler yalnız o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri korkarak ürperir, onlara ayetler okunduğu zaman imanlarını artırır ve onlar yalnız Rablarına tevekkül ederler buyrulmaktadır.
İşte zanlarımızdaki bir Resulullah (S.A.V.)tan değil, günümüzde onun varisi olan canlı Mürşid-i kamillerden şefaat aramalıyız. Bir gün Resulullah (S.A.V.) Efendimiz kızı Fatma validemizi: Kızım Fatma Baban Peygamberdir diye güvenme, benden bugün ne elde edebilirsen ahirette kepçene o çıkacaktır. Dikkat et. diye ikaz etmişlerdir. Bizler de günümüzdeki görevlendirilmiş İnsan-ı Kâmillerden şefaata nail olabilirsek ne mutlu bize. Çünkü Şura Suresi 13. ayetinde:Allah dilediğini kendine seçer ve kendine yöneleni de doğru yola eriştirir buyurulmuştur.
Pirandan himmet de aynıdır. Pir demek Mürşid-i Kamil demektir. Mürşid-i Kamile intisap eden bir salik onda meratip tahsilini, harfiyen teslimiyet ve sevgi bağlarıyla yaparsa himmetini fazlasıyla alacaktır. Teslimiyeti onun şahsına değil onun mazharından Alemlerin Rabbine olmalıdır. Teslimiyette ve sevgide eksiklik himmet almayı engellediği gibi salikin vuslatını da durdurur. Çünkü salik himmet nisbetinde vuslat sağlayabilir. Bir salikin Mürşidinden aldığı feyz ve vuslatı başka hiçbir yerden elde etmesi mümkün değildir. Mürşid Allahla kulun arasına girmez ve giremez de. Çünkü Allah;la kulun arasında mesafe yoktur ki girsin. Kaf Suresi 16. ayetinde Ben kuluma şah damarından daha yakınım buyurulmuştur. Bir salik Nefsini bildiği zaman Rabbini bilmiş olacaktır. İşte o zaman kendi ayrı Rabbi ayrı olmadığını anlayacak ve kendi diye bildiği varlığın Hakkın varlığı olduğunu anlayacaktır. Böylece kendinden duyanın Rabbi, kendinden görenin Rabbi olduğunu bilip, şuhut edecektir. O zaman kendisinin Allah ın bir aleti olduğunu anlayacaktır. Ve artık Rabbini uzaklarda değil kendinde bilip şuhut edecektir. Mısri Niyazi H.z leri bir beytinde buyuruyor ki :

Sağı solu gözler idim dost yüzünü görsem deyu,
Ben taşrada arar idim ol can içinde canan imiş,
Öyle sanırdım ayriyem dost gayridir ben gayriyem,
Benden görüp işiteni bildim ki ol canan imiş

Demek ki Allah zanda, hayalde değildir. Zerreden kürreye kadar her varlıkta Zatını ilan edendir. Zaten Ayet-i kerimede Lâ ilahe demekle senin zannındaki hayalden ibaret bir ilah yoktur. İllallah demekle de illa duyduğun gördüğün Allah vardır. Allah;ın Resulü: Siz Allah;ın Zatını düşünmeyiniz; diyerek Allah;ın Zatını düşünmeyi yasaklamıştır. Onun için bizler Allah;ın Zatını tefekkür etmeyiz. Zira Allah;ın Zatında ikinci bir varlık yok ki onu düşünsün. Zatından sıfatlara tecelli etmeyince onu tefekkür de mümkün değildir. Bizler bu Alemde onu sıfatlarıyla bilir ve şuhut edebiliriz.
Kul Allah;ı hiçbir zaman bilemez de göremez de. Yalnız Men Arefe Nefsehu fakat Arefe Rabbehu (H.Ş.) hadisine mazhar olursa (Kim ki Nefsine Arif olur Rabbine de Arif olur) işte o zaman kendi değil, Rabbi Rabbini bilir ve görür. Zira Resulullah (S.A.V.) Efendimiz Rabbimi Rabbimle bildim ve gördüm buyurmuşlardır. Hadid Suresi 3.Hüvel evvelü ve Ahiri vel zahiri vel batın ve hüve bi külli şeyin alim(Evvel benim, Ahir benim, Zahir benim, Batın benim) buyurulmuştur. Allah aynı zamanda zahirim demektedir. zahir ne demektir, açıkça görünen demektir. O halde bizler neden göremiyoruz; çünkü gözlerimizde cahiliyet perdesi var, irfaniyetsizlik amalığı var. Onu irfaniyet ve kemalat olmadan kendi zannındaki gibi görmek istersen Len terani ya Musa Sen beni öyle göremezsin. Hitabına muhatap olursun. Musa (AS.) karşıki dağa bakıp ta eridiği gibi bizler de kendi varlık dağımızı aşk ateşiyle eritebilirsek, işte o zaman Musa;nın dediği gibi (benim zannımdaki gibi görmek isteyenlerin ilk tövbecisi ben olayım) diyerek; bir irfaniyetle bilmenin ve görmenin mümkün olduğunu anlamış oluruz. Bunun için de bir Mürşid-i Kamile gidip ameliyat olmak lazımdır. Bu ameliyat zahirdeki gibi kan akıtılarak yapılan bir ameliyat değildir. Kansız ve acısız olarak cehaletimizi irfaniyete tebdil etme, zanlarımızı müşahedeye tebdil etme ameliyatından ibarettir. O zaman ayrı bildiğimiz Rabbimizin bizlerde Rabbil has olarak, bizi bizle sevk ve idare ettiğini, Rabbimizi Rabbimizin bilip gördüğünü anlamış olacağız. Dolayısıyla Allah la kul arasında bir boşluk ve mesafenin de olmadığını idrak etmiş oluruz.
Cenabı Allahı zat ve mutlakiyet yönü ile,yalnız iman etmeli ve ona küllü teslim olmalıdır.o nerededir,mekanı varmıdır gibi düşünüşlerden uzak kalmalıyız. Diğer enniyet yüzü ilede,onunla sevişmeli onunla konuşmalı onunla her türlü müşküllerimizi hal etmeliyiz.yoksa o ne zanda bir Allah,nede tecelli ettiği mahzarlar yönü ile görünen resimlerden ibaret değildir.o Celal yönü ile,siyret cemal yönü ilede bütün mahzarlardan vechini ilan edendir.mazharlar onun zuhur yeridir.bir aynada insanın zuhur ettiği gibi.
İşte Allah;ın hidayeti, Resulullah (S.A.V.) Efendimizin şefaatı, piranın himmetinin hepsi Mürşid-i Kâmilin bizlere yaptığı ameliyat ve uyguladığı tedavide toplanmaktadır. Yeter ki teslimiyet, sevgi ve edep kaidelerine uyulsun. Salikin teslimiyet ve sevgisi nispetinde vuslatı ve himmet alışı vardır. Buna bilhassa dikkat etmek lazımdır. Müminlerden dua ise: Kuranı kerim enfal suresi ayet:2 Gerçek mümin şol kimselerdirki, Allah anıldığı zaman kalpleri titreyen, ayetler okunduğu zaman imanları artanlardır. onlar yalnız Allaha tevekkül ederler.buyurulmaktadır.böyle müminlerden dua istemek lazımdır. zira onların mahzarlarından cenabı hak kemalatıyla zuhur edendir. onlar emin beldeye ayak basmışlardır. Mertebesi yüksek bir salikin, aşağı mertebedeki bir salikin müşküllerini gidermesi, ilimle ona dua olduğu gibi, zahir ve batın yönüyle de ona faydalı olması demektedir. Zahir olarak da bir ihvanın diğer bir ihvan kardeşine dua etmesi onların ağızları birbirleri için günahsız olduğu için dua etmek müstecaptır. Allah cümlemizi Rabbimizin yolundan giden, teslimiyette, sevgide, edep ve ahlak güzelliğinde iki cihan serverine uyan kullarından eylesin. Amin. Son nefese kadar daim etsin amin.

   TEVHİD MERTEBELERİ VE YAŞAM ŞEKLİ

Tevhid Mertebelerini Pirimiz Seyyid Muhammed Nurul Arabi Hz.leri iki bölümde mutala etmişlerdir.
1 - Fenafillah Mertebeleri
2 - Bekabillah Mertebeleri

Fenafillah Mertebeleri üç makamdır.

 
1 - Tevhidi Ef al
2 - Tevhidi Sıfat
3 - Tevhidi Zat

Bekabillah Mertebeleri ise dört makam olarak isimlendirilir.


1 - Makamı Cem
2 - Hazretül Cem
3 - Cemül Cem
4 - Ahadiyet (bu makam yalnız Peygamber efendimize ait olduğu için telkin edilmez. Edilse bile anlaşılmaz.)

TEVHİDİ EFAL:

Fenafillah mertebelerinin başlangıcı olup fiil ve işlerin birliği demektir. Bir salikin bu mertebeye gelebilmesi için her Nefeste daimi zikirle kalbinin mutmain olması, dolayısıyla da dış temizliği olan zahir Abdesti ve daim zikir olan batın Abdesti alması lazımdır. Dışını Şeriat ahkamıyla, içini de saat gibi daimi zikirle kurması lazımdır. Fecr Suresi 27-28. Ayetlerindeki: Ey mutmain olmuş nefis dön Rabbına hitabına mazhar olarak Tevhidi Efal telkin ve talim edilir. Bu mertebede salike 4 şuhud gösterilir. 1- Tevhidi Ef al 2- Fenayı Efal 3- tecelli Efal 4- Cennetül Efal veya irfan Cennetidir. Rabıtası da Lâ Faile illallahtır. (Allah tan başka Fail (halkedici) yoktur.) Salik, Enfüsde, Afakta, sükûn ve hareket halinde bütün fiilleri birleyerek, bunların hepsini Hakka nispet eder. Fiiller her ne kadar iyi ve kötü fiiller diye isimlendirilse de iyilik ve kötülükler bizler içindir. Yoksa Hakka nisbet edildiğinde hepsi hayırdır. Arifler fillerin cümlesini Hakka nispet ederler. Yine de Allah kötü yaptı denilmez. Zira kötü ismini icat eden nispettir. Eğer işin kula nispeti olmamış olsa, o işin iyiliği ve fenalığı tayin olunamazdı. Şu ayetten anlıyoruz ki fiillerin faili Allah tır. Saffat Suresi 96. Allah sizleri ve sizlerin amellerinizi halk eyledi.
İşte salik Enfüsünde ve Afakında bütün fiilleri hissi ve kalbi olarak Hz. Allah a nispet ederse, Kalbi müşahede ile zevk hâline geçer. Karşılaştığı her olayda fiillerin meydana gelmesine vesile olan mazhar veya kullara nispet etmeyeceği için şirkten kurtulan o salik; Hacivat ile Karagözün kendilerinin hiçbir güç ve kuvvet sahibi olmadıklarını, onları kavga ettirenin, onları oynatan sanatkarın olduğunu bildiği gibi, bilecektir. Her şeyi yerli yerinde görüp; Enfüsünde fark, (Şeriata uyup uymadığını tartması)kendi eksikleri varsa peyder pey onları yok etmesi,Nefsini levm etmesi lazımdır. Afakta ise Cemde (birlikte) mutâla edip, mutlu olacaktır.

Bu salikler yaşamlarında sakin ve şeri hükümlere tabii olarak yaşarlar; bütün tecellilere nazar ederler ve zuhurata tabi olurlar.Cenabı hakka boyun bükmüş,ve tam teslimiyetle,kalbi ile daimi zikir,hissi ilede Rabıtayı kullanırlarsa, Efendisinin himmetiyle Tevhidi Efal zevkine ermiş olurlar.

TEVHİDİ SIFAT:

Fenafillah mertebelerinin ikincisidir. Hayat, ilim, irade, kudret, semi, basar ve kelam sıfatları Hakkın olup, bu sıfatlar salike ayna olmakta ve orada Hz. Mevla müşahede edilmektedir. Burada salik zevken bu sıfatlar ile mevsuf olanın Hak Tealâ olduğunu bilecektir. Bunun için de bu mertebede 4 şuhut öğretilir: 1- Tevhidi Sıfat 2- Fenayı Sıfat 3- tecelli Sıfat 4- Cennetül Sıfat. Rabıta olarak ta Lâ mevsufe illallah verilir. Bakara Suresi 255, Şuara 11 ve Kasas 68 gibi ayetlerde bütün subut (sabit) sıfatların halikinin Allah olduğunu anlamaktayız.
Sıfatlar gayba aittir, zuhura gelince şehadete intikal ederek esma adını alır. İlim bir sıfattır, zuhura gelince Alim adını aldığı gibi bu mertebeyi gören saliklerde edep, ahlak ve yüceliklerin görülmesi lazımdır. Zira fiil ve subut sıfatların nisbiyetlerinden kurtulan bir kulun mâğfirete ermesi, temizlik, doğruluk ve Resulullah (S.A.V.) Efendimizin güzel ahlakını sergilemesi lazımdır. Efal ve Sıfat mertebelerini görenlere Tevhid de tarikat ehli de denilir.

TEVHİDİ ZAT:

Tevhidi Zat, vücut birliği demektir. Vücut Hakkındır. Efalin vücudu yoktur. Sıfattan tecelli ediyordu. Sıfatın da vücudu yok o da vücuttan tecelli ediyor. Allah Vacibul Vücuttur. İşte salike fenafillah mertebelerinin sonuncusu olan Tevhidi Zat Mürşidi tarafından 4 şuhutla tarif edilir. 1- Tevhidi Zat 2- Fenayı Zat 3- Tecelliyi Zat 4- Cennetül Zat. Rabıtası ise Lâ mevcude illallahdır.
Bu makamda salik hissen, aklen ve hayâlen gerek Efal, gerek Sıfat ve gerekse Zat aynalarından Vücudullaha bağlanıp cümle eşyanın vücudu Hak olduğunu mülahaza eder ve zevk alır. Daimi zevkte kalabilmesi için Rabıtaya sımsıkı sarılır. Halkın fani Hakkın ise baki ve zahir olması halinde zevkidar olur. Bu halle hallenen kişi ihtiyari bir ölümle ölmüştür. Mutu kable ente mutu (H.Ş.) Ölmezden evvel ölme budur. Kasas Suresi 88, Rahman Suresi 26-27, Yunus Suresi 62. ayetlerinde açık olarak bu mertebenin halini görmekteyiz.
Bu Fenafillah mertebelerini gören bir salik Nefsini bildiği için Rabbini de tanımıştır. Nefsini bilen Rabbini bilir (H.Ş.) Her ne kadar ilimle Fenafillah olunmuşsa da yine de zaman zaman Nefsine tabiliğinden geçemediği için hem mahcubiyeti görülür; hemde makam zevkleri tecelli ettiğinde ehli keşiftirler. Yani halkla olduklarında hicapları, Hakla oldukları zaman keşifleri artar. Ehli velayettirler.
CEM MAKAMI:

Beka makamlarının birincisidir. Fenafillah mertebelerini zevk edip kulun kendisinin zannettiği Fiil, Sıfat, ve Zatın da yok olduğunu anlayınca bu mertebe de telkin edilir.
Salik bu yerde Hakkı zahir Halkı batın müşahede edecektir. Bu makamda halk ayna olup, oradan Hak zahir olmaktadır. Ve Vahdet şuhudu kişiyi istila eder. Cem makamı telkin edilen salik Hakka kuvve olup onun kuvvesinden Hak zahir olurken, kendisi batın olur. Aynı zamanda eşya da butuna girer. Bir cismin gölgesinin, öğle vakti cisimde yok olduğu gibi halk mazharından Hakk ın zahir olmasıdır. Efalin, Sıfatın, Zatın birliği zevkiyle her nereye bakarsa Hakkın Cemal yüzünü görmesi onun zevki olacaktır. (Bakara Suresi 115). Saliki ismi ile çağırsalar ismini bile duyamayışı onun zevki olacaktır. Bu makama Kurbi Feraiz, Uluhiyyet, Ruh makamı gibi isimler de verilmiştir. Bu makamda salik fazla durdurulmaz. Salik kabızlık ve yalnızlık içindedir. Cem Makamı Hz. İsa A.S.ın makamıdır.

HAZRETÜL CEM MAKAMI:

Bekabillah mertebelerinin ikincisidir. Bu makamda halk zahir Hak batındır. Hak aynasından halk zahir olarak müşahede edilir. Cem de bilen gören ve işiten abdın kuvvesiyle Hak idi; bu makam da ise, Hak kulun kuvvesi olmaktadır. Hadisi Kudside Kulum bana nevafille yaklaştığı zaman duymasına kulak, görmesine göz, konuşmasına dil olurum... buyurulmuştur. Her nereye nazar edersek edelim zahirde halkı batında ise Hakkın tecellisini zevk ve ifade ederiz. Necm Suresi 8. Sarktı-Fetadalla miraç ayeti Zat olan Allah ın Muhammed olan sıfatlara yani kesret alemine zuhuratı olarak da zevk edilir.
Hazretül Cem e bütün sıfatların, Zatı Hak ile kaim olduğunun müşahede ve zevk olduğu bir makam olması nedeniyle sıfatıyyun da denilir. Bu mertebedeki saliklerin şeriatlarında kemâlat, yücelik ve ahlakı Resulullah (S.A.V.) görülmektedir. Bunlar Mukarribindirler.

CEMÜL CEM MAKAMI:

Bekâbilah mertebelerinin üçüncüsüdür. Makamı Cem ile Makamı Hazreti Cem i kendinde toplayan yani vahdet ve kesreti cem eden bir makamdır. Buna Tenzih ve Teşbihi Tevhid yapmak yeri de diyebiliriz. Batın olan mutlak ve zahir olan mukayyedin hepsi Haktır diye zevk ederiz.
Kur-an-ı Kerim Hadid Suresi 3. ayeti O evveldir, o Ahirdir, o zahirdir, o batındır bu zevkimize delildir. Ayrıca Necm suresi 9: da kabe kavseyn Celal ve Cemal yaylarının birleştiği Kalp mertebesi de denilir. Vahdet aynı kesret, kesret de aynı vahdet olarak zevk edilir. Tevhidi Efal mertebesinde fiillerden soyunan salik bu yerde Hakkın fillerini giyer. Peygamber ve Velilerin sırlarına vakıf olmak isteyenler bu makamı gerçek yönüyle zevk etmelidirler. İşte o zaman hafi şirklerin de tamamen yok olduğu bu yerde ibadet eden, ibadet ve ibadet edileni birlemişlerdir. Mürşid-i Kâmillerin saliklere telkin ettikleri son mertebedir.

AHADİYETÜL CEM MAKAMI: Bekabillah mertebelerinin 4. ve sonuncusudur. Bu makam Makamı Muhammed dir. Makamı Mahmud da denilir. Kesret olan varlıklardan kaydın kaldırıldığı yerdir. Bundan sonra başka bir makam da yoktur, en yüce mertebedir. İbrahim (A.S.) Tevhid babası olduğu halde bu makama ancak Muhammed (SAV.) Efendimizin müsadeleri ile girebilir. 1- Ahadiyetül Ayn 2- Ahadiyetül Kesret diye iki kısımda mütala edilir. İhlas Suresi 1: Kul huvella hu ehad (de ki o Allahtır bir tektir) Enfal Suresi 17: Habibim sen attığın zaman sen atmadın ancak Allah attı İsra Suresi 34, Enam Suresi 152 ayetleri bu makamın zevkinin delilleridir.


                      MAİDE SOFRASI NEDİR

Maide sofra demektir. Yani teslimiyeti olanlara indirilen Kur-an ı Kerim in ilmi ledün diye bahsettiği manevi bir sofradır. Sır ilimlerini öğrenmek anlamına gelmektedir.
M : Muhammed
A : Allah
İ  : İlim
D : Dünya (her an tecelli eden mazharlar)
E : Hakkın emirlerini ifade eder.
Hadis-i Kutsi Küntü kenzen mahfiyyen feahbebtü en unefe fe halektel halka li uref (Ben gizli bir hazine idim bilinmekliğimi murad ettim ve bu halkı halk eyledim ki bilineyim) buyurulmuştur. Zatından sıfatlarına, sıfatlarından esma alarak fiillerine zuhur edip asarlarıyla kendini ilan etmiştir.
Hz. İsa (A.S.)ın havarileri bu tecelli sırrını bilmediği için peygamberleri olan Hz. İsa (A.S.)a Maide suresi 112. Ey İsa senin Rabbin gökten bir sofra indirmeye kadir olur mu? dediler. Bizim Rabbimizden iste demediler. Çünkü onların Rabbi buna kadir olamazdı. Hz. İsa (A.S.) da eğer Allah a inanıyor ve müminler iseniz Allah benim dileğimi reddetmez dedi.
İşte bir salikte, zamanın İsa sı olan Mürşidi Kamilinden Ehadiyet sırlarının bu mukayyet varlıklara tecellilerinden istifade etmek istiyorsa, maide sofrasını istemelidir. Yalnız kamilinin resminden tecelli eden o Hakikat sırlarına inanmalı, sevgisinde, edebinde, teslimiyetinde zerre miktarı eksiklik olmamalı, tam inanmalıdır. İşte o zaman arzu edilen sofra iki bulut arasından yani kamilin iki dudağının arasından ilmi ledun olarak inmeye başlar. Yoksa inanç ve itikadında eksiklik olanlar bu sofradan yeterli faydalanamazlar.
Hz. İsa (A.S.) duayı yaptığında iki bulut arasından bir tepsi içinde örtülü vaziyette sofra indiriliyor. Hz. İsa (A.S.) besmele ile örtüyü kaldırıyor. Bakıyor ki tepsi içinde kızartılmış bir balık, başucunda tuz, balığın kuyruk tarafında sirke ayrıca 5 yufka ve her bir yufkanın üzerinde 1-Yağ 2-Bal 3-Zeytin 4-Piyaz 5-Pastırma var. Bütün buna inanıyoruz diyenleri buyur etti. Böylece 40 gün sofra, bir gün indi, bir gün inmedi. 40 günün sonunda da Hz . İsa (A.S.)a vahiy geldi. Vahiyde Allah, Bu sofradan fakirler yiyecek zenginler yemiyecek demekteydi. Bu emri duyan zenginler isyan ettiler. Bu açık bir sihirdir demelerinden Allah da onları helak etti.
İşte bu sofra inanan ihvan karedeşlerimize her zaman inip durmaktadır. Bu sofra kâmilin iki dudağı arasından indirilen ilmi ledün dediğimiz Tevhid ilmidir. Kızartılmış olan balık senin Hakk a dönmüş olan sevgi ve aşkındır. Çiğ olmuş olsa idi balık yenmezdi. Balığın başındaki tuz iştahı geliştiren kamilin sana telkin ettiği daimi zikirdir. Balığın kuyruk tarafındaki sirke de Tevhidi idrak ettikten sonraki zevkidir. Bu Tevhid sofrasında Meratib-i İlahiye tahsilinde Adem de ve alemde Hakkın tecellisi olan efal, sıfat ve Zatın idrakından sonra kendimin diye bildiği bu varlıkların Hakkın olduğunu müşahede edince manevi varlık tam olarak zuhur etmiş olur. Salik 5 zahir 5 batın 10 duygusu ile dördüncü mertebe olan Vahdaniyet mertebesine kadar ikilikten ari olamayacağı için 40 gün fakir de zengin de bu sofradan yer. Fakat Vahdaniyet mertebesinde Mürşidin telkinatı gereği, bu suretten sirete geçildiği için kesafette olanların, letafetteki tecellileri müşahede etmeleri mümkün değildir. Kendi kuyularından sularını çıkaramadıkları için zevk edemezler.
Onun için 40 gün sonra Hz. İsa (A.S.) a zenginler yemeyecek fakirler yiyecek emri, hal ve idrak lisaniyle tecelli etmiş olur. Zenginler dediğimiz kendi varlığından geçemeyenler, diğer kardeşlerimiz bu zevklere sahip oldular da biz neden olamadık, diye asi olurlar. İnkara kalkıp lsyan ederlerse Allah da onları bu Tevhid yolundan uzaklaştırmak suretiyle helak eder. Allah bizleri onlardan eylemesin. Amin.
İşte fakirleşmiş olanlar da Mürşidinin himmetiyle gönül semasından sıfatlar arzına yağ şifresiyle bildirilen Efal, sıfat ve Zat zevki, bal olan tatlılık Cemalullah seyri, zeytin olan fark denilen tahkiki Şeriat zevki, piyaz denilen de Celal ve Cemal tecellilerinin iç içe kemalat ve Tevhid zevki ve pastırma da kokması, bozulması olmayan Ahadiyet sır zevkinin zuhur etmesinden ibaret olsa gerektir.
Bir salik kendi varlıklarından ihtiyari olarak geçip vücudunda Hakk ı tecelli ettirip edep ve güzel ahlakla ahlaklanırsa imanı taklitten imanı tahkike geçmiş olur. Şeriat idrakı de, taklitten mutmain olmuş olan tahkiki şeriata geçmiş olur. Şeriat ikidir:
1- Şeriatı evvel (Taklit şeriat)
2- Şeriat saniye (Hakiki şeriat)
Bizler de bu manevi sofradan istifade etmek istiyorsak bu nefis deryası olan unsuriyet idrakından geçip, Ruh deryası olan Ruhullah-ı müşahede etmemiz gerekmektedir.

    İNSANLARIN YARATILMA GAYESİ NEDİR

İnsanlar bu Aleme bir gaye için gönderilmişlerdir. Aşıkın biri:


Beka mülkünden eyledim teşrif,
Bu darı fenaya imtihan için.
Gece gündüz muradım budur,
Cemali pâkini anlamak için buyurmuştur.

Demekki bu aleme imtihan için gelmişiz. Ayrıca Zariyat Suresi 56. Vema halaktül Cinne vel inse illâ liya büdün (Ben cinleri ve insanları bana ibadet etsinler diye yarattım) buyurulmuştur. Burada cinlerin evvela zikredilmesi onların gerçekte insten evvel yaratılmış olmalarıdır. Sahabeler Resulullah (S.A.V.) Efendimize ibadet nedir? diye sorduklarında ;ibadet Allah-ı Tevhid etmek ve bilmektir. buyurmuşlardır. Demek ki ibadet herkesin bildiği gibi oruç tutmak, namaz kılmak ve Kur-an okumak gibi bilinçsiz ameli ibadetler değildir. Allah ın bu Alemdeki Efal, sıfat ve Zat tecellilerini yalnız ilmi olarak bilmek de değildir. Allah-ı Tevhid edip bilmek için ibadetin 5 madde halinde zuhurunu zevk etmek gerekmektedir.
1-Ademde ve Alemde Allah tan başka hiçbir varlığın olmadığı Efali ilahiye, sıfatı ilahiye Zatı ilahiye Tevhidi ile bilmektir.
2- Emir ve yasaklar olan Şeriatı Ahkamiyeyi bilmek ve uygulamaktır. Bu da iki bölümde mütala edilir: a) Amel bölümü b) Muamelet bölümüdür. Ameli bölümde her türlü zahir ibadet ve taatlarımız mevcuttur.
Tevhid ehli, Mürşide gelmeden evvel bu Tevhid akideleri ona vacip değilken, zorlamadan kendi istek ve arzusuyla Mürşide gelip ben kendi insanı asliyemi öğrenmek istiyorum diyerek vacipleştirmiş oldu. Zira Fetih Suresi 10. ayetindeki Gerçekten sana biat edenler bana biat etmişlerdir. biatlar Mürşidin şahsına değil onun mazharından Rabbil Alemin edir. Onun için abdestsiz yere basmaması, yalan söylememesi, 5 vakit Namazını kılması, Ramazanda bir ay oruç tutması, eksiklik aramaması elinden geldiği nispette ümmeti Muhammed e faydalı olmaya çalışması hasılı Allah ın emrettiklerini yapması yasak ettiklerinden kaçmayı kendisine vacipleştirmiş oldu. Bir salikin bunlara uyması gerekli iken, Tevhidi kendisine uydurmak istemesi, Trenin raylarından çıkarak vagonların menzile gidememesine sebep olur. Muamelet bölümünde de günlük yaşantısında ailesine, çoluk çocuğuna, komşu ve insanların tümüne muamelesi emir ve yasaklar doğrultusunda olmalı, ticaret ve her türlü işlerinde herkese aynı muamelede bulunmalı, kimisine pahalı, kimisine ucuz mal satmamalıdır. Çünkü sendeki varlık Hakkın varlığı olduğu gibi karşındaki varlık da Hakkın varlığıdır.
Şu halde karşındakine kötü muamelede bulunursan, bilmelisin ki Hakka kötü muamelede bulunmuşsun demektir. Onun için Tevhid ehli bunları göz önünde bulundurarak mümkün olduğunca riayet etmeyi kendisine vacip bilmelidir.
Tarikat halini yaşamak ise: İlimle bildiği Efalinin sıfatının Zatının Hakkın olduğunu aynel yakınlık derecesinde şuhut etmesi gereklidir. Bu aynel yakınlık derecesini şuhut eden bir salikte elbette edep, güzel ahlak ve tevazuluğun meyveleri görünecektir. İnsanın meyvesi fiilleridir. Nasıl bir meyvede 1-Rengi 2-Kokusu 3-Tadı onun aslını bizlere bildiriyorsa, aynel yakın olan bir insanın fiillerinin: rengi Allah ın boyası Sibgatullah
Tevhid boyası, kokusu Rahmanın kokusu olan Tevhid kokusu, tadı da fiil ve sıfatlarından tecelli eden Tevhidi yaşama zevki olarak görünmelidir.
Eşya dediğimiz bu varlıkların Hakikatını bilip her mazharda müşahede etmektir. Çünkü eşyanın Hakikatı efali İlahiyedir. Efalin Hakikatı esmadır. Esmanın Hakikatı sıfatı ilahiyedir. Sıfatın Hakikati da Zattır. Zira zerreden kürreye kadar her varlıkta Allahü Teala malumiyeti nisbetinde Zatıyla tecelli etmekte, onların kapları ve renkleri nispetinde varlıklarda kendini seyretmektedir. Halifem dediği Ben insanı en üstün bir biçimde yarattım (Tin Suresi 4.) İnsan-ı Kâmil lerden seyretmektedir. Böylece her varlıktaki tecellinin Hakikatını zevk eden bir salik kendi varlığının olmadığını bu varlığın Hakkın varlığı olduğu esmasının dahi Allah ın sıfatlarına verilmiş birer isimden ibaret olduğunu kul esmasıyla daima muhtaç, Zat yönüyle Samed olduğunu zevkle müşahede eder.
İşte bu dört madde halinde saydığımız birinci, ikinci, üçüncü merdiven basamağı gibi Tevhid mertebelerini geçmeden; Allah-ı bilmek, görmek ve olmak halinde Tevhid etmedikçe; beşinci basamakta marifet ehli olunamaz. Zira ibadet, marifet miktarıncadır. Arif olmayan tahkiki ibadet edemez. Nitekim Hz. Ali K.V.Görmediğim Rabbıma ibadet etmem demiştir. Yani vücut ve sıfatlarıyla benden mahcup olarak Nefislerini benden gayrı ibadet olunacak İlahlar kılmaları için halk etmedim buyurulmuştur. İşte Allah ı Tevhid edip bilmek için bu beş madde ile vasıflandırdığımız hallerin biz Tevhid ehlinde olması istenmektedir. Elhamdülillah seçilmiş kullardanız. Seçilmemiş olsa idik bir Mürşid-i Kâmilden bizleri çağırmaz, bu Tevhid ilmini de telkin etmezdi, demek ki sevilen kullardanız ki kendi varlığımızın olmadığı, varlık sahibinin Hak Teala olduğunu kendi mülkünde Zatının bütün sıfatlarından tecellisini müşahede etmeyi nasip etti. Kendi tecellisini bizlerden kendi seyretti.Rabbımıza daima hamd ederiz.

                      HAŞR VE NEŞR NEDİR

Haşr toplanmak, bir yere cem olmak anlamındadır. İsra Suresi Ayet 50. İster taş, isterse demir olun yine de toplanacaksınız emri bizlere mutlaka toplanacağımızı bildirmektedir. Yalnız bu haşr herkesin bildiği gibi hayali değildir. Hakikatte Haşr ikidir:

Mısrı Niyazi Hz.leri:


Haşri neşrü halin inkar eyleme
Gülşen iken yerini har eyleme. buyurmuşlardır.

Burada cümlemiz Hakka arif olmak için haşr olduk.
Her ne kadar İns, Cin, Melaike ve sair Cem olup, sırat ve mizan kurulup ehli Cennet Cennete, ehli Cehennem Cehenneme gönderilir. Bunu inkar edip yerini diken etme denilmiştir. Biz bunu inkar etmeyiz. Yalnız bir salik Haşr ve Neşri Tevhid içinde görmektedir. Fena Aleminde, haşr oluruz.


mertebelerinde Efalimizin Efal i ilahiye, sıfatlarımızın sıfatı ilahiye, Zatımızın da Zatı ilahiye olduğunu anlayıp şuhut yaptığımızda Efalin, Sıfatın, Zatın tek tecelli olduğunu kalbimizin tasdik etmesi Haşr dır. Mürşidin etrafında toplanmamız ve Rabbimızı tanımamız Haşr değil midir? Ayrıca Tevhid-i Efal, Tevhid-i Sıftat ve Tevhid-i Zat mertebelerinde ayrı ayrı haşr ve neşr vardır.
Alemi Ahirette cismani haşr ve neşr ise Hakkın varlığı ile var olunduğunda, suret ve sirette her an haşr ve neşr olunmaktadır.Çünkü Allah her an ayrı ayrı tecellilerini göstermektedir.
Haşr toplanmak, neşr dağıtmaktır. Allah da mukayyet olan bu Alemde tek olarak Vahdaniyetiyle Her şeyi haşr etmekte, ayrı ayrı her varlıkta namütenahi tecellileriyle de Neşr etmektedir. Onun için büyüklerimiz bu Alem Hakikatı Muhammediyenin tafsilatı Muhammediden zuhuru değil midir? demişlerdir. Bu sırlara vakıf olan ihvanlar burada Haşrı da Neşri de görmüştür.

           CENNET VE CEHENNEM NEDİR

Cennet: Allah a inanan ve ona ibadet ve ihlasla, sadakatla hizmet edenlerin ebediyyen içinde kalacakları mekan ve meskenlerdir.
Cehennem ise: Allah ve Resulünü inkar eden kendi Nefislerine uyarak, heveslerinin her istediğini yaparak işledikleri cürüm ve suçtan dolayı ilahi adelette ceza görecekleri yerdir. Cennetler sekizdir. Dördü amel Cenneti, dördü irfaniyet Cennetleridir. Cehennem ise yedidir. Bu insan oğlunda bunun yerlerini göstermek gerekirse: İnsanlardan tecelli eden 8 sıfatı subutiye vardır. Bir salik bunların hepsinin Hakkın bu Aleme tecelli pencereleri olduğunu idrak eder ve seyrederse 8 Cenneti anlamış olur. Cehennemin 7 olması ise, bu sıfatı subutiyelerden ilim sıfatını cahiliyetinden mütevellit geliştirmemiş kişiler 7 Cehenneme girmiş olurlar. İlimle her şey bilinir ve yaşanır. Yoksa bilmeyen kişi hiçbir zaman azaptan kurtulamaz onun için büyüklerimiz Cehennem kişinin cehaleti, Cennet ise kişinin irfaniyet ve zevkidir. buyurmuşlardır. Cennet in 4 ü amel Cenneti:
1- Oruç tutmak 2- Namaz kılmak 3- Hacca gitmek 4- Zekat vermek gibi ameller olduğu gibi her türlü manevi gıdayı yemek içmek için sarf edilen zaman ve sohbetler de amel Cennetleridir.
İrfaniyet Cennetleri de 4 tür. 1- Tecelli Efal, 2- Tecelliyi Sıfat, 3- Tecelliyi Zat, 4 - Üçünün Adem de ve alemdeki Vahdaniyet tecellilerini zevk etmek irfaniyet Cennetleridir. Rahman Suresinde ayet 62:Bu iki Cennetten başka iki Cennet daha var buyurmaktadır.
Şu halde Tevhid ehli için amel ve irfaniyet Cennetlerinden daha yüce olarak. Allah ın Ruh Cenneti ve Zat Cenneti olarak zevk üzerine zevk hallerinin de mevcudiyetini bizlere bildiriyor. Şu halde cehaletimizle yaşamamıza devam edersek dünyada Cehennemde, Ahirette de Cehennemde olacağımız muhakkaktır. İlim ve irfaniyetimizi geliştirip cehalet hicaplarımızı yırtarsak hem Dünyada hem de Ahirette de Cennette olacağımız ortaya çıkar. Demek ki Dünyada Cennet ve Cehennem var. Ahirette de Cehennem ve Cennet var.Dünya Ahiretin tarlasıdır. (H.Ş.) Cennet ve Cehennem nerededir? Diye soracak olursanız başka yerlere gitmenize gerek yok. her ikisi de sizdedir. Resulullah (S.A.V.) efendimiz: Cennet düz bir boşluk arazisidir. Kim ki Sübhanellah, Elhamdülillah, Allahü Ekber diyebilirse bütün yeşillik sulak ve köşklerini bu boş arazide tecelli ettirmiş olurlar demiştir. İşte sen daha evvel başıboş işe yaramayan bir kişi idin, ilmin irfaniyetin yoktu. Hakka vakfıyetin yoktu.
Bir Mürşid-i Kâmilden Hak ve Hakikate vakıf olmayı öğrendin. Sübhanellah demekle senin ve bütün varlıkların varlığının olmadığını, onlardan tecelli edenin Vahdaniyetiyle Hak olduğunu öğrendin. Elhamdülillah demekle de bu kesret Aleminde her ne varsa hepsi Hakkın bir vücudu olduğunu, sıfatlarından Zatın tecellilerini müşahede edince bütün sıfatların, Zat a hal ve kal lisanlarıyla hamd ettiklerini müşahede ettin. Allahü Ekber demekle Hakkın siretiyle, vücudu olan suretinden zuhur edip tekliğinin idrakı ile başka bir varlığın olmadığını Zatının bütün sıfatlarından Ekber (büyük) olduğunun idrakı ile Tevhid yapınca elbette ebedi Cennette kalıcılardan olunur. Sübhanellah Tenzih, Elhamdulillah Teşbih, Allahü Ekber Tevhid olmuş oluyor. Cehennem Hakkında ise Resulullah (S.A.V.) Efendimiz Cehennem boş bir arazidir. Buranın Ateşi insanlar ve taşlardır buyurmuştur. Yani Allah ve Resülüne iman etmeyip taşlaşmış katı kalbli olan insanlar olduğu anlaşılmaktadır. Bunca peygamber ve evliyalar Allah ın Ahadiyet sırrının Ademde ve Alemdeki zuhurunun tahsili için,ayrıca davet ve tebliğ görevi için de gönderilmiştir.

          VAKİT NAMAZLARININ SIRLARI


Vakit Namazları Hakikatta öğle Namazından başlar. Öğle Namazını ilk İbrahim A.S. kılmıştır. Öğle Namazının farzı 4 rekattır. Hz. İbrahim A.S. ın 4 adet müşkülü vardı. Bunlar duyma, görme, kelam ve kuvvet Sıfatlarının zahir oluşu ve kendine nisbet etmesi nedeniyle günah işliyordu.sonradan bu sıfatların,Hakkın olduğu idraki kendisinde kemalatıyla tecelli edip,Hakkı zuhura getirdiği için 4 rekat Namaz kıldı. Biz de ona binaen kendi mahzarımızda hakkın bu sıfatlarını zuhura getirdiğimiz için 4 rekat öğle Namazını kılıyoruz. İkindi Namazını ilk defa Yunus A.S. balığın karnından çıktığında kıldı. O da şükrani olarak,toprak,su,rüzgar,ve ateş anasıriye unsuriyesinin tamamının hakkın vacibül vücudu olduğunu anlayınca,4 rekat ikindi namazı kılmıştır. Biz de onun için zahirde 4 rekat ikindi namazı kılıyoruz. Akşam Namazını ilk defa Hz. İsa A.S. kılmıştır. Malumunuz Hıristiyanlar Allah, Meryem ve İsa üçlemesini yapıyorlardı. Bu ise küfürdür. Allah ın Efal, Sıfat ve Zat tecellilerini kendinde tekliğiyle zuhur ettiren kişiler akşam Namazını layıkiyle kılanlardır.yoksa Allah ayrı, Meryem ayrı,isa ayrı olarak üçleme yapmak elbette küfürdür. Yatsı Namazını ilk defa Musa A.S. kılmıştır. Allah ın sıfatlarından Hakkı mutmain olmuş nefis olarak zuhur ettirenler de şükrani olarak bu Namazı Musa gibi kılabilirler. Çünkü bütün Peygamber ve Evliyaların ibadetleri farz ibadet değil şükranidir. Vitr namazını da Resulullah (S.A.V.) Efendimiz ilk defa kılmıştır. Miraca çıktığında bir Rekatı Allah için farz, bir Rekatı kendisi için Sünnet, bir Rekatı da Ebubekir için vacip olmak üzere üç rekat kılmıştır. Üçün birliğine vitr denir. Onun için Resulullah (S.A.V.) Efendimiz Namaz kılan, Namaz ve Namaz kılınanın birliği ile bu Namazı şükrani olarak ifa ederlerdi.
Sabah Namazı ise bütün saydığımız bu Namazların şahidi olarak kılınır ve ilk defa Adem A.S. kılmıştır. Kılınan iki Rekatın birini karanlıktan aydınlığa çıktığı için şükrani olarak kılmıştır. Sabah Namazının Hakikatte 2 rekat olarak kılınmasının hikmeti ise, Allah ın bu hadisattaki 6 pencereden tecellileri ikidir. Biri vahdet tecellileri diğeri de kesretteki tecellileri oluyor. İşte bu Celal ve Cemal tecellilerinin şahidliği olarak Adem A.S. iki Rekat Sabah Namazı kılmıştır. Teheccüt Namazı ise yalnız Resulullah (S.A.V.) Efendimize aittir. Çünkü İsra Suresi 79. ayeti kerimede Ya Muhammed yalnız sana mahsus olmak üzere gecenin bir hıfzında kalk teheccüd Namazı kıl. Umulur ki Rabbin sana Makam-ı Mahmudu ihsan eder buyrulmuştur.
Onun için manasını bilmeden kılmak tavsiye edilmemiştir.Bütün Veliler teberrüken Teheccüd Namazını kılmışlardır yalnız kendi esmalarıyla değil.kendi Muhammediliklerin idrak ve zevkiyle,kılmaktadırlar. Zira Makam-ı Mahmut un yetim malı olduğunu bilirler. O yere girenler Muhammed olarak girebilir. Kendi esmalarıyla giremezler.
Farz ibadetler Tevhid mertebelerinin fenafillaha kadar olan makamlarında ifa edilir. Beka mertebelerinde ise ibadetler şükrani yapılır. Yani sünnet olur. Kavseyn mertebesinin zevki ile zevkidar olanlar ibadetlerini vacip olarak yaparlar.
Buradaki vacibiyet farzdan üstündür. Mutlaka demektir. Artı ile eksi kutubun birleştiğinde mutlaka lambanın yandığı gibidir. Tenzih ve teşbihi idrak eden mutlaka Zat'ın sıfatlarından zuhuru ile fiilerini görür.

                              RECEP AYI

 
Recep ayı üç ayların birincisidir. Kelime anlamı azametli, kuvvetli anlamındadır. Recep kelimesinin sırrı ise
Re rağbet etmektir.
Ce Cemalullah demektir.
P harfi arapçada olmadığı için B olarak okunur. O da bir anlamındadır.
İşte bir olan Allah a kim rağbet ederse ona Hak Tealâ cemalini gösterecek demektir. Arabi aylar 12 dir. Bunların 6 sı batın 6 sı zahirdir. Batın aylar:


1 - Muharrem ayı
2 - Sefer ayı
3 - R. Evvel ayı
4 - R. Ahir ayı
5 - C. Evvel ayı
6 - C. Ahir ayıdır.


Toprağa atılan bir çekirdek ilk bahara kadar nasıl bu devreleri geçiriyorsa insan çekirdeği de İnsanı Kâmile gelinceye kadar bu devreleri geçirmektedir. Tevhid içinde de bu gizli aylar zikrin içinde gizlidir. Üç defa Allah, Allah, Allah demekle zahir ve batın tecelliler henüz açığa çıkmamış oluyor. Ne zaman Recep ayına girdik; işte o zaman çekirdeğin toprağı patlatıp açığa çıktığı gibi rağbet eden bir kuluna Mevlâm bu Aleme açılan Efal penceresinden Ef al yüzünü gösterecektir. Bu ayın içinde mübarek iki kandil gecesi vardır. Perşembeyi cumaya bağlayan gece Regaip kandili, bir de Recebin 27.nci gecesi Miraç kandilidir. Onun için diğer aylara nazaran bu ay kıymetli sayılmıştır. Çünkü Meratibi ilahiye tahsili bu ayda başlamakta Miraç yolculuğunun merdiven basamağına bu ayda çıkılmaya başlanmaktadır. Yoksa zahir ay olarak diğer aylardan hiçbir üstünlüğü yoktur. Onun için Resulullah (S.A.V.) Efendimiz Recep ayı Allah ın ayıdır. Şaban ayı benim ayımdır. Ramazan ayı da ümmetimin ayıdır demişlerdir. Bir salike daimi zikirden sonra bu ayın remzettiği sırları açıklayan İnşirah suresinin sır kapıları bu ayda açılmakta ve kul Hakka rağbetinin zevklerini bu ayda tatmaktadır. Çünkü kamil, onun göğsünü kansız bir ameliyatla yarmış, kendine nispet ettiği fiilleri kaldırmakla yükünü hafifletmiş, zikrini pekleştirerek Efal penceresinden Hakk Efal yüzünü yani Cemalini gösterniştir. Şu halde Recep ayının değerli ve kıymetli bir ay oluşu onun taşıdığı mana itibariyle çok yüce bir ay olduğundandır.
Bu zevke kişi başka bir ay veya gecede ulaşsa, işte onun Recep ayında Regaib i,yani Allaha rağbeti o zaman olur. Neden bütün mübarek kandiller gecelerde olmaktadır. Çünkü geceler vahdeti, gündüzler de kesreti remzetmektedir. Onun için her neyin Tevhidini yaparsak yapalım gecelerde olacaktır.
Recebin 27. gecesi de Miraç gecesidir. Zira Tevhidi Efali alan bir kişi tecelli Efalle Miraç yolculuğuna başlamıştır. Miraç yükselmek demektir. Nereden nereye yükselmektir? İkilik içinde olan kulluktan bir olan Hakka yükselmektir. Miraç Hak'la görüşmek, Hak'la buluşmaktır. Neden 27. gecesinde de 25 ve 26. gecelerde değildir. İşte Hakkın fiileriyle açığa çıkışının şuhudunu zahir ve batın olan iki yerde 7 sıfatı subutiyesiyle zevk edebilirse 27. gecede Miraç yapılmış olacaktır.
Bir kişinin Recep ayında açığa çıkan insani asliyesinin yeşilliklerinin görülmesi, Şaban ayında beratını almasıyle, bütün sıfatlarında kurtuluşa ermesi, Ramazan ayında da Kadir gecesinde kadere, lütfi ilahiye mazhar olmasıyla, dal ve yapraklarını sergilemesiyle gelişir. Şevval ayına girince Ramazan bayramını kutlar, Zilkade ve Zilhacca aylarında da sıfatlarından kemalatıyla Hakk'ın tecellilerine sahip olup, Zatın ziyaretiyle selamete çıkarak mutluluğa erer. Ahadiyet ayı olan Muharrem ayına ayak basınca evvelindeki zikrin 6 meratip pencerelerinden görünen Ahadiyetteki gizli olan Allah, Allah, Allah zikrinin aynısının olduğunu anlamış olur. Niyet iyi, akibet iyi, başlangıç zikir sonuç da zikir olduğu anlaşılmış olur.
İşte Manevi tahsil olan bu 6 aydaki, bu mertebelerde Hakk'ın açığa çıkması zuhur etmiş olur. Demek ki ilkokul çok önemlidir. Tahsil, Recepten 12.ci aya kadar olmaktadır.

                              ŞABAN AYI

Şaban ayı üç ayların ikinci ayıdır. Bu ayın Resulullah Efendimizin olmasındaki hikmet; Allah ın sıfatlarını remzetmesindendir. Çünkü bu mukayyet olan Alemde Zat Allah'ı, sıfatlar da Resulullah (S.A.V.) Efendimizi remzetmektedir. Allah ın Zat'ını düşünmediğimiz için Muhammed aynasında Hakk ı seyretmek Tevhid ehline nasip olmuştur.
Onun için Allah bu Alemde yaratıcı ve halk edici sıfatı olan tekvinatıyle, 7 sıfatı subutiyesinden Zat ını ilan etmiştir. Bu Alemde sıfatlar Muhammed i remzettiği için, iki cihan serveri Peygamberimiz Şaban ayı benim ayım demiştir. Bu ayda Şabanın 15. gecesi Berat kandilidir. Çünkü bir salik kamilin himmetiyle Recep ayında fillerin failini idrak etti. Şaban ayında da sıfatların mevsufunu zevk edebilirse beratını almış olacaktır. O güne kadar kendine nispet ederek günah ve sevap işleyen salik fiil ve sıfatların Hakk a ait olduğunu anladığı zaman kurtuluşa ermiş olacaktır. Ne için ayın 12-13 veya 14 üncü değilde 15 inci günü diye sorulacak olursa, gökyüzündeki ay nasıl dolunay şeklinde parlıyorsa, bir salik de mağfirete erdiğinde öylece sıfatlarındaki parlaklığı,Mutmain olmuş Nefis penceresinden zevk etmesi lazımdır. Duhan Suresi ayet 1-2. Ha mim vel kitabı mübin (Hakikatı Muhammediyeyi tafsilatı Muhammediyeden açık ve net olarak tecelli ettirdiğimiz kitaptır.) buyurulduğu gibi parlaklığını zevk ederek bu geceyi ihya etmiş olurlar.

                           RAMAZAN AYI

Ramazan ayı 11 ayın sultanıdır. Zira bu ay da Zat'ı remzetmektedir. Resulullah (S.A.V.) Efendimizin ümmetimin ayı demesindeki hikmet, her inanan kişinin Efalini, Sıfatını ve Vücudunu Hakk a nisbet ettiğinde kendine ait hiçbir şeyi kalmadığı için şirklerden kurtulduğu ve Mutu kable ente mutu (H.Ş.) ölmezden evvel ölme zevkine sahip olduğu için böyle buyurmuştur. Çünkü bu ayın 27 sinde de Kadir gecesi vardır. Şirklerden kurtulmuş bir kişinin artık kadire ermemesi düşünülemez. Rabbine kavuşmuştur. Bakara Suresi 188. ayetinde Kur-an ın Ramazan ayında indirildiğini, Kadir Suresi 1.ayetinde de Kur-an ı Kerimin kadir gecesinde indirildiğini anlamaktayız.
Bir salik de kendine nisbet ettiği Efalinden, Sıfatlarından ve Vücudundan geçerek şirklerden kurtulursa, Hak Teala ona mükafat olarak kendisini verir.
İşte bin aydan hayırlı olan bu Vahdet zevkine sahip olmak, zahirdeki gecelerdeki kandil geceleriyle değil, bir Mürşid-i Kamil'den tahsil ederek bu saydığımız kandil gecelerinin taşıdığı manaların zevkine ermektir. Yoksa binlerce mübarek kandil geceleri kutlasak, bu idrak olmadığı için iki adım ilerlemiş olamayız. Melamiler Recep ve Şaban aylarında vücudun orucu olan avamın orucunu tutmazlar. Çünkü bilmektedirler ki fiil ve sıfatın vücudu yoktur. Ne zaman Ramazan geldi fiil sıfattan, sıfat da vücuddan tecelli ettiği için ramazanda bir ay orucu tam tutarlar. Zahiren Ramazanda bir ay oruç farz derlerse de Hakikatte salikler Recep ayında da, Şaban ayında da ve bütün aylarda da oruçludurlar. Zira oruç Hakikatte yemek ve içmekten uzak kalmak değildir.
Oruç demek uruç etmek yani ikilikten birliğe yükselmek demektir. Recep ayında fiilerin failine Allah demekle ikilikten birliğe çıktıkları için fillerin orucunu tutmaktadırlar. Şaban ayında sıfatların mevsufunun birliğine yükseldikleri için, sıfatların orucunu da tutmaktadırlar. Ramazana gelince: Efal, Sıfat ve vücuttan soyunduğu için hem zahirde hemde batında oruçludurlar.
Oruç üç türlüdür:


1-Suret orucu (bedenin)
2- Siret orucu (idrak ve şuhutla)
3- Suret ve siret orucu (zahir ve batın)


İşte melâmiler oruç ve bütün ibadetlerin Farz olanlarını açıkta, nafile denen ibadetleri de yapmamak değil gizli yaparlar. Şu halde orucu, zahirde vücuda giren her türlü şeyler, batında da birlikten ikiliğe çıkmak bozmaktadır.


               KUR-AN I YAŞAMAK NEDİR

Zuhruf Suresi: 1-4 Ha mim vel kitabil mübin
Ha Hak ve Hakikat sırlarını
Mim ise Allah ın sıfatları olan Muhammed den tecelli ederek zerreden kürreye kadar her şeyde ayet ayet yazdığını bildiriyor.
İşte açık olarak beyan edilen bu kitabı okuyup bilmek, görmek ve olmak dediğimiz yaşamakla mümkündür. Ben gizli bir hazine idim bilinmekliğimi murad ettim ve bu halkı (yani sıfatlarını) halk eyledim (H.Kudsi). Onun için Zariyat Suresi 56: İns ve cinleri bana ibadet etmeleri için yarattım ayetinde de belirtildiği gibi ibadetten gaye de, Allah ı Efali, Sıfatı ve Zat ıyle birlemek ve yaşama geçirmekten ibarettir. Mısri Niyazi Hz.leri bunca Enbiya ve Evliya halkı davet eyledi. Allah'ın bu mukayyet Alemdeki Vahdet tecelli sırrını öğretmek içindir buyurmuştur.
Evvela Allah ayrı, biz yarattıkları ayrı olmadığını bileceğiz. Allah ın Hakikat-ı Muhammediye sinden bu görünen tafsilat-ı Muhammediye den Zat ını ilan ettiğini, bu varlıkların hiçbir güç ve kuvvetinin bulunmadığını, bütün güç ve kuvvetin Allah ın olduğunu bileceğiz. Zatının sıfatlarından, fiillerinin de sıfatlardan tecelli ettiğini her varlığın istidat ve kabiliyeti nispetinde Hakkı zuhura getirdiğini, fiillerinin cibilliyeti nisbetinde Hak ın ondaki tecelliyatini müşahede edeceğiz. İtikat yönüyle böyle bir imandan sonra bunu yaşama geçirmemiz gerekmektedir. Yani canlılar için faydalı olan her şeyi yapmaya gayret göstermeli, canlılar için zararlı olan her şeyi terk etmeyi kendimize adet edinmeliyiz. Elbette İslam'ın şartlarını yerine getirmekteyiz. Fakat bunlar gaye değil, araç ve gereçtir.
Esas Kur-an'ı yaşamak, itikatımızı söylediğimiz gibi düzeltip onunla yaşamaktır. Fiillerimiz de edep, ahlâk, teslimiyet, kurbiyet, sıddıkıyet, tevazuluk, alçak gönüllülük islâmi vecibeleri yerine getirme gibi bir yaşam haline dönüşmektir. İsra Suresi 14. ayetinde Nefis kitabınızı okuyunuz bu size hesap günü için yeterlidir buyrulmuştur. İşte bunu okumak ve amil olmaktan ibarettir.

       FATİHA SURESİ VE BESMELENİN SIRRI

Fatiha Suresi 7 ayettir. Birinci ayeti, Besmele-i Şeriftir. Bu sureye Sebulmesan yani iki yedi veya iki yerde (biri Mekke de, biri de Medine de ) nazil olmuştur. denilmiştir. Zira peygamber efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V)in Semavi kitapların bütün sırrı Kur-an da, Kur-an'ın sırrı Fatiha-ı Şerifte, Fatiha'nın sırrı da başındaki Besmele-i Şerifte mevcuttur. (H.Ş.) buyurdukları gibi hem Adem in hem de alemin bütün sırlarını ihata ettiği anlaşılmaktadır. Allah lafzının başındaki Elif Zat ını, Lamelif sıfatlarını, sonundaki Hu da Efal-i ilahiyesini remzettiği gibi, Besmele-i Şerifte de Bismillah Allah ın Zat ını, Rahman Allah ın sıfatlarını, Rahim de Allah ın Efalini remzetmektedir.
Allah bu mukayyet olan Adem ve aleme yedinci Ahadiyet mertebesinden BismillahirRahmanirrahim olarak Zat ı, sıfatı ve Efali ile tecelli ettiğini bildiriyor. Ahadiyet mertebesinde kelam ve hiçbir fiil olmadığı için Cemaat halinde kılınan Namazlarda bile imam efendiler besmeleyi hafi, ikinci ayetten itibaren Fatihayı ve zammı sureyi cehri okurlar. Çünkü Ahadiyette besmele gizliliktedir. Allah (c.c) böylece Ahadiyetten bu Aleme tecelli ederek Elhamdülillahirabbilalemin buyuruyor. Çünkü bir hadisi kudside: Ben gizli bir hazine idim bilinmekliğimi murat ettim, bu halkı halk eyledim buyuruluyor. Hud Suresi 3. Ayetinde Hüvel evveli vel Ahiri vel zahiri vel batın ve hüve bi külli Şeyin alim (Evvel de benim, Ahir de benim, zahir de benim, batın da benim.) diyor.
Şu halde evvelde ve batında Hak olan bu Adem ve alemin, zahir ve ahirinin Muhammed aynasından Hakk ın görüntüsü olduğu anlaşılmaktadır. Bu kavseyn mertebesinde, Tenzih ve Teşbih tecellilerini birleştirip Tevhid zevki ile zevkidar olanlar, Adem de ve Alemde, Alemlerin Rabbine hamdin ne olduğunu bilirler. Onlar Tevhid ettikleri için Muhammediyyundurlar. Hakikati Muhammediyeyi idrak ettiklerinden seyyidlerden olmuşlardır. Üçüncü ayetteki Rahman ve Rahim esmalarına gelince Rahmaniyeti ile yarattığı sıfatlara tecellisiyle maddi ve manevi rızkını verdiğini ilan etmektedir.
Yaratılan sıfatların hiçbiri onun tecellisinin dışında değildir. Her sıfat varlığını, vuslatını her türlü güzelliğini ondan almaktadır. Rahim esmasıyla da istediğini isteyene bol bol verendir. Rahmaniyet nasıl umumi bir tecelli membası ise Rahim de o nispette özeldir. Zira men talebeni vecedeni H.Kudsi gereğince ancak talip olanlara lütuf ve inayetini gösterendir.
İşte mukayyet olan bu Aleme, Ahadiyet mertebesindeki gizliliğinden çıkarak bilinmekliğini istediği için Muhammed aynasından Rahman ve Rahimiyetiyle zuhura geliyor. Dördüncü ayette de Din gününün sahibi olduğunu ilan ediyor. Zira Bakara Suresi 115. ayette Yüzünüzü ister doğuya isterse batıya çeviriniz, Rabbi'min yüzü oradadır buyurulmuştur. Mülkünde kendinden başka bir kimse yok ki o Din gününün sahibi olmasın.
Şu halde her anımız bir Din günü olduğu gibi bir ömür de Din günüdür. Onun sahibi de Allah tır. Buraya kadar her ne kadar kulun dilinden Allah kendi yüceliğini bu Alemdeki tecellilerinde mertebe aynalarından zuhur ettiğini söylüyorsa da buraya kadar kulun bu ayetlerde hiçbir hissesi yoktur. İfadeler ikilikle anlatılacağı için birlik deryasındaki O Rabbi'min yönlerini kulun dilinden söylemiş oluyor. Aslında buraya kadar kul yoktur. Fatiha Suresinin yarısı Hakk'a yarısı da kula aittir denmiştir. Beşinci ayet ise yalnız sana ibadet ederiz dir. İbadet nedir? Kul nasıl ibadet eder? Zariyat Suresi 56. Vema halaktül cinne ve inse illa Liyağbüdün (Cin ve insanları bana ibadet etsinler için yarattım) buyurulmuştur. İbadet ise Allah ı Tevhid etmek ve bilmektir.
Şu halde kulun en büyük ibadeti kendisine nispet ettiği Vücut varlığının olmadığını, kendisi diye bildiği o varlığın Hakkın olduğunu bilmesinden ibarettir. Yoksa herkesin bildiği gibi bol bol zahir Namaz kılmak, Kur-an okumak gibi ikilikle yapılan ibadetler değildir. Çünkü Allah şirkle yapılan ibadetleri kabul etmiyor.
Kul zannındaki nispetlerinden kurtulunca kendisi yok olacağı için Allah tan başkası kalmayınca aynı zamanda Tevhid de edilmiş olacaktır. Zaten ondan başkası yok ki. Rahman Suresi 26. Küllü men aleyha fanin ve yebka vechü rabbike zülcelali vel ikram (Her şey yoktur. İkram sahibi Rabbi'min yüzünden başka) buyurulmuştur. İyyakenestain demekle,yalnız senden yardım isteriz veya, yalnız sana yardımcı oluruz denir. Kulun Allah a yardımcılığı herkesin bildiği gibi bir yardımcılık değildir. Allah ı kendi mazharından kemalatıyla zuhura getirmektir.
İşte Rabbi min gizlilikten, kemalatıyla kul mazharında açığa çıkması ve kulun Rabbi ne daima muhtaç oluşunun idrakiyle altıncı ayet olan Sıratı Müstakim yolu olan Tevhid yolundan ayırma diyerek, kulun dilinden kul olarak istekte bulunuyor. Çünkü Rabbim hiçbir şeye muhtaç değildir. Kul ise daima Rabbi ne muhtaçtır. Doğru yol Tevhid yoludur. Kur-an ı Kerim ahkamı ve sünneti seniyye doğrultusunda İnsan-ı Kâmillerin gösterdikleri Tevhid yoludur. Resulullah (S.A.V.) Efendimiz miraçtan dönüşte üç ilimle geldi.


1 - Umumi, herkese
2 - İsteyene verilen özel
3 - Kendisine ait


Bu iafedeler umumidir. Tevhid içinde mana verilirse:
1-Bütün saliklere meratibi ilahiyenin mertebeleri aynı telkin edilir. Hiç birine ayrım yapılmaz. İnsan-ı Kâmilin salike bu telkini ilmel yakındır.
2-Özel isteyene ise Rabbine küllü teslimiyeti sonunda tecelli Ef al, tecelli Sıfat ve tecelli Zat gibi Tevhidi şuhut ve müşahede zevklerine sahip olup Muhammediyyün olmasıdır. Buna aynel yakın müşahede ehli de denilebilir.
3-Resulullah (S.A.V.) efendimizin kendisine ait olması ise o sırdır. Kendisi ve varislerinin ona vakıf olmasıdır ki, o söylenmez.
İşte bir salik de fenayı Efal, fenayı Sıfat ve fenayı Zat mertebelerinde kendi varlığının olmadığını ilmel yakın bilmiş olur. Beka zevkleri de, ona tecelli Efal tecelli sıfat ve tecelli Zat ile şuhudu zevkleri, gönlünde tecelli etmesiyle de her kişide istidat ve kabiliyetine göre zuhur ettiği için özel olmuş oluyor. Rabbimden istediği kadar ihsan edilmiş oluyor. Üçüncüsü ise makamı Mahmuttur. Resulullah (S.A.V.) Efendimize aittir. Varisleri de oraya Resulullah (S.A.V.)ın müsaadesiyle ayak basarlar. Teberrüken girdikleri için Resulullah (S.A.V.) Efendimizin makamı olması hasebiyle onun namına imza atarlar.
Ayrıca bu yerde laf ve saft yoktur. Sır olduğu için anlatılmaz. İşte bu anlatılanlara vakıf olan kullar kendi acizliklerini idrak ettikleri için yalvarırlar, yakarırlar ve her an ayrı şandaki tecellilerinin zevkini bizlere de ihsan et derler. Peygamberlere ve Evliyalara verdiğin her türlü ihsan ve nimetlerini bizlere de ver derler. Peygamberlere uymayan kavimleri helak ettiğin gibi gazaba uğrayanların ve doğru yol olan Tevhid yolundan ayrılanlar gibi bizleri ayırma diye Fatiha nın yarısından sonraki ayetlerde de kul olarak istekte bulunmaktadır.
İşte varlığı olmayan fakat Allah ın zuhur etmesi için Allah ın bir sıfatı olan bu Adem mazhar olarak, Ahadiyetinden mertebe mertebe yedi ayet halinde tecelli eden Hakkı zuhura getirmektedir. Adem, yedi ayetten müteşekkil olan Hakkın Hüvviyet ve enniyetini kemaliyle zuhura getiren Muhammed aynasından ibarettir. Ademliğini bulanlar Elif, Lam, Mim sırrına sahip canlı ve şüphe götürmeyen bir kitaptır. Böylece her gün 40 defa Fatihayı okumamızın nedeni ortaya çıkmış oluyor.
Namaz kılan bir kişi her Fatihayı okuduğunda tekamülde olduğunu bilmeli ve kendinin canlı bir Fatiha olduğu için 7 penceresinden Hakkın her an ayrı bir tecellisini, kendini yakın takibe olarak müşahede etmeye gayret göstermelidir. Allah cümlemize bu zevkleri tattırmak nasip ve müesser etsin. Amin.

    ÖLMEDEN EVVEL ÖLMEK NE DEMEKTİR

Ölüm üç türlüdür.

1- İzdirari ölüm,
2- İhtiyari ölüm,
3-Her nefesteki ölüm.

 
İzdirari ölüm Her nefis ölümü tadacaktır (H.Ş.) gereği her canlı varlık belirli bir ömürden sonra bu alemi terketmesine denir. İhtiyari ölüm ise bir kişinin kendi istek ve arzusuyla bir Mürşid-i Kâmile gelip meratibi ilahiyedeki fenayı tam tahsilinde kendine nispet ettiği varlığı yok edebilirse ölmeden evvel irade ve idrakiyle ölmüşlerden olur. Bunu Resulullah (S.A.V.) Efendimiz Mutu kable ente mutu sırrıyla tavsiye ediyor. Yani ölmeden evvel ölünüz buyuruyor. Sahabeye siz yiyip içen ve gezen ölü görmek ister misiniz? Ebubekir R.A. Hz.lerine baksın demekle onun sahabeler içinde şirklerinden kurtulup bu mertebeye geldiğini göstermiş oluyor.
Bizler de kendimize nispet ettiğimiz fiilimizin fiilullah, sıfatlarımızın sıfatullah, Zatımızın da Zatullah olduğunu idrak edersek ölmeden evvel ölenlerden oluruz. Bakara Suresi 28. ayetinde Siz ölü idiniz. O Sizi diriltti. Sonra sizleri yine öldürecek ve tekrar diriltileceksiniz ve sonunda ona döndürüleceksiniz bizlere Mürşidi kamile gelmezden evvel manevi yönümüzle ölüydük. O bizi zikirle diriltti. Tekrar öldürüldük, yani kendimize nispet ettiğimiz efalimizin, sıfatımızın, Zatımızın kendimizin olmadığını irfaniyetle öğrenince gayriyetlerimiz ölmüş oldu. Tekrar dirilmemiz ise Fenafillah olan bir kişi Hakkın varlığı ile var olduğunu anlayınca ihtiyari olarak dirilmiş olacaktır. Ondan sonra da ona döndürüleceğiz.
Zira Rabbimizi tanıyınca, bizdeki Rabbil has, Rabbil Alemine muhtaç olduğunu kendisindeki sevk ve idarenin Rabbil Alemin in bir şubesi olduğunu anlayacaktır. Sonunda elbette dönüş de ona olmuş olur. Bakara Suresi : 260. ayetinde "İbrahim A.S. Ya Rabbim ölüleri nasıl diriltiyorsun dediğinde Allah Ölüleri dirilttiğime inanmıyor musun? dedi. O da inanıyorum fakat kalbim mutmain olsun istedim dedi. Allah ta 4 kuşu al, 4 dağa parçalarını koy, çağırınca koşarak sana geldiklerini göreceksin" dedi.

İşte sende 4 kuş olan :

1-Kuzgun (Leş yiyen)
2-Kaz (Obur ve doyma bilmeyen)
3-Horoz (Eteğe düşkün)
4-Tavus kuşu (Gurur ve kibirli) dur.


1-kuzgun: sende helal ve haram demeden yediğin her şeydir.
2-kaz: sendeki dünyaya tapmaktan mütevellit paraya,mala,makam ve şöhrete hırs ve temahındır.
3-horoz: zina ve eteğe düşkünlüğün nedeniyle,kendini helak etme hali.
4-tavus kuşu: kanatlarını açınca nasıl renga renk oluyorsa,parada,malda,mevki ve rütbede,ilimde etrafındaki kişilerden üstün olanların takındıkları gurur ve kibir halidir.Bunların taşıdığı hasletlerden geçersen Hakkın bunların karşılığı olan güzel hasletleri sende dirilir ve senin bu kötü hasletlerinin öldüğünü sendeki Hakkın güzel hasletlerinin dirildiğini görmekle yani ölmeden evvel ölmekle, dirildiğini görürsün buyurmuşlardır.
Her Nefeste ölüm ise: Nefes aldığımız zaman oksijenle diriliyor. Karbon dioksidi veremediğimiz zaman ölüyoruz demektir.
tevhidde ise:insanı kamilin bizlere nefhtü ayetini idrak ettiğimizde her nefes ölüp dirildiğimizi bilmiş oluruz.


      DÖRT MELEĞİN GÖREVLERİ NELERDİR

Melek arapçada kuvve, kudret demektir. Latif oldukları için sıfatlardan tecellisi ile bilinmektedir. Meleklerin başları olan:


1- Cebrail
2- Mikail
3- İsrafil
4- Azrail    isimlerindeki meleklerdir.

Bunlar afakta nasıl Cebrail peygamberlere vahiy getirmekle, Mikail bütün canlı varlıkların rızıklarının teminiyle, İsrafil sur üfürmekle, Azrail de canlıların ruhlarını kabzetmekle görevli olduğu gibi enfüste yani kişinin kendisinde de bunlar mevcuttur.
Cebrail, aklı resul,
Mikail, manevi rızıkları ayarlayan idrak,
İsrafil, sur üfüren ilim ve irfaniyet,
Azrail, ölüm meleği olan şuhut ve kalbin tasdikidir.

Bu dört melek İnsan-ı Kâmil lerde her an görev yapmaktadırlar. Kamil dört meleği emrinde çalıştırmaktadır. İlhamlarıyla akıl sahiplerine sohbet etmekle Cebrailliğini, saliklerine Tevhid telkinatı ile Teveccühde sur üfürmesi İsrafilliğini, sohbetler ve ahlak güzelliğini sergilemesiyle Mikailliğini ve saliklerin şirk ve gayriyetlerini öldürmesiyle de Azrailliğini yapıp durmaktadır.
Afakta Melekler kamilin etrafında Tevhid tahsili yapan saliklerdir. Henüz Ademiyet sırrını bilmeyen bütün salikler Melek sınıfındadır. Bakara Suresi 34. ayetinde Ademe secde edin demiştik te Melekler secde ettiler, iblis secde etmedi de kafirlerden oldu bir Mürşid-i Kâmilin halife tayin edip bazı saliklerin onu tanımaması dahi ona secde etmeme anlamına gelmektedir. Zira bir kamil kendisini halifesinde görmemiş olsa idi, ona halifelik vermezdi.
Melekler Nefisten münezzehtirler, yalnız emre tabi olurlar. Kendimize soralım Nefsimizle mi hareket ediyoruz. Yoksa (nefisten kurtulmuş) Mutmain olan Nefis haliyle mi emre tabiyiz. Ayrıca Namazlarda Sübhanekeyi okuyarak nasıl nisbet varlığımızdan geçip Hakla konuşma hasletine sahip oluyorsak, bu dört Melek bizi şirklerden kutararak Hak varlığı ile varlıklanmamızı sağlamış oluyorlar.

   NAMAZDA ALLAH LA NASIL KONUŞULUR

Namaz Müminin Miracıdır. Miraç ise Hak ile konuşmaktır. Bir Mümin Namazında Hakla nasıl konuşur. Zaten Namazında Hakla konuşmayan ve konuştuğunu bilmeyen Namaz kılmamıştır. Allahü Ekber tekbiriyle Namaza başladığımızda evvela Sübhanekeyi okumaktayız. Bunu okumaktaki gayemiz kendi varlığımızı yok ederek Hakkın varlığını zevk etmektir. Ondan sonra yarısı Hakk a yarısı da halka ait tecellilerin ifadesi olan Fatiha-i Şerifte, müminlerin canlı bir Fatiha olduğu anlaşılmaktadır. Ayakta durma idraki bizlere fiilerin failinin Hak olduğunu bildirmektedir. Fakat fiilerin vücudu olmadığından nereden tecelli ettiğini anlamak için tecelli ettiği sıfatlara nazar ediyoruz. Gördüklerimizle bütün sıfatlardan fiilerin tecelli ettiğini, hiç bir sıfatın kendine ait ne bir kudretinin ne bir duymasının, görmesinin ve bütün mevsuf sıfatlarının olmadığını, yalnız mevsuf sıfatların sahibinin Allah olduğunun şuhut ve müşahedesi ile rükûda Sübhane Rabbiyel azim diyoruz. Yani Rabbim bu gördüğüm noksan sıfatlardan münezzeh, azim olandır diyoruz. 3 defa demekteki gayemiz Allah ın bu mukayyet olan Adem veya Alemdeki Ef al, Sıfat ve Vücudullah olan 3 tecellisine binaendir. Allah da kulun dilinden Semi Allahülimen hamide kulumun hamdini işittim diyor. Kul kıyama kalkarak Rabbena Lekel hamd Hamd yalnız Rabbima mahsustur diyerek Hakkın sözüne cevap veriyor.
Görüldüğü gibi Hak kuldan tecelli ediyor. Yine 3 defa Sübhane Rabbiyel alâ noksan sıfatlardan münezzeh olan Rabbim en aladır, yücedir demektedir. Ne gördü de dedi. Çünkü kıyamda fiilerin failinin Allah olduğunu, rükûda sıfatlardan tecelli eden mevsufun o olduğunu, secde de bunların vücuddan tecellisini müşahede ederek Vücudullahtan başkasının olmadığını zevk ederek yüceliğinin ifadesini kullanıyor. İkinci rekatta oturunca da Ettehiyyatüyü okuyarak Namaz içindeki Rabbiyle karşılıklı konuşmanın özetini tekrar yapmaktadır. Evvela kul ibadetler, dualar ve bütün tesbihatlar sanadır ya Rabbim diyerek acziyetini, kulluğun gereği olan saygı ve hürmetini bildiriyor. Rabbi da ona cevaben selamım, selametim bereketim, mutluluğum senin ve bütün inananların üzerine olsun diye kulun diliyle, kula cevap veriyor. Melekler de bu yaratan ve yaratılanın konuşmalarına şahit oldukları için şehadet ederiz ki Allah tektir, Hz. Muhammed onun kulu ve Resulüdur diyorlar.
İşte böylece Miracımızda Rabbimizle görüşmüş oluyoruz. Rahman Suresi 26-27. Her şey ölücü ve geçicidir. Ancak Allahın Zatı bakidir ayetinde de buyurulduğu gibi mülkünde kendisinden başkasının olmadığını, bilinmekliğini murat ettiği için biz sıfatlarını yarattığını ve fiileriyle de bizlerin istidatları nisbetinde tecelli ettiğini her yönüyle bizlere bildirmektedir.

                           DECCAL NEDİR

Sağ gözleri kör, sol gözleri görenlerdir. Yani aklı maaş sahiplerinin gurur ve kibirleriyle halkı görüp, Hak ve Hakikatı görememeleridir. Kur-an ı Kerimde Bu dünyada kör olanlar yarın Ahirette de kör olup Allah ı göremezler buyurulmuştur. Onun için deccal 3 türlüdür:
1- Enfüste Deccal, kişinin nefsi emmaresidir.
2- Afakta Deccal, aklı maaşla hareket eden şeytan zihniyetli kişilerdir.
3- Mesih Deccalı ki, o da kişinin ahir zamanı olan fenafillah olunca, Ruhullah olan Hz. İsa A.S. tarafından öldürülen Deccaldır. Bir salik aklı maaş hali olan Deccallıktan kurtulmak için, Kamilinin telkinatına tabii olarak Aklı maad (ahiret düşüncesini) zuhur ettirmesi lazımdır. İşte o zaman Hz. İsa A.S. Ruh yönünün galibiyeti kişinin deccallığını yaşam düşüncesini yok eder. Hz. İsa A.S. Deccalı Ahir zamanda öldürecektir. Sözünün manası budur.

               SİDRETÜL MÜNTEHA NEDİR

Yedinci gök semada Cebrail A.S.ın en son gidebileceği, bir adım daha gidersem yanarım dediği bir makamdır. Necm Suresi 13-14 And olsun onu bir başka defa da Sidretül müntehanın yanında gördü. ayetinde bahsedilen makam, Peygamber Efendimizin miraca çıkarken Cebrailin yani aklı Resulün bir adım dahi bundan öteye atarsam yanarım dediği, sıfat aleminin son durağıdır. Zira ondan ötede Zat vardır, zevk vardır. Akılla oraya girilemez. Girilirse elbette akıl yok olur.
Sidretül müntehadan öteye diğer melekler de geçemez. Çünkü sıfatlar bütün icraatını Zata kadar yapabilirler. Ondan sonra Zat olan zevk gelir. Sitretül müntehadaki meleklerin adına Müheymin melekleri denir. Onlar yüzlerini Rablarına çevirmişler, daima Cemalullah ı seyretmektedirler. Zira bütün sıfatlar kendilerinin görevleri nispetinde Allah ın Zatına yüzlerini çevirmişler, o ne şekilde tecelli ediyorsa ondaki Cemalullah ı seyrediyorlar.
Tevhidde kavseyn mertebesi olarak bilinen bu yeri müminlerin Muhammediyyün olanları, cehri şirklerden sonra hafi şirklerden de kurtulanları zevk edebilirler. Fena gözü ile Sitretül müntehanın görülmesi mümkün değildir. Beka gözü ile Ruhullah olarak tecelli ilahiyi görmek mümkündür. Onun için sıfatlardaki renk ve şekillere meyletmeden Necm Suresi 17 mazagalbasaru ve mâ ta ğâ buyrulduğu gibi gözü hiçbir tarafa da kaymadı. Çünkü Hakikatı görenlerin gayriyete itibar etmeleri mümkün değildir.

                              KIBLE NEDİR

Kıble, Kabe-i Muazzamanın bulunduğu Mekke-i Mükerreme cihetidir. Kabe-i Muazzama Allahın Zatını remzetmektedir. Dünyanın her neresinde olurlarsa olsunlar bütün inanan Müminler Kabe ye dönerek Namazlarını kılarlar. Zahirde her ne kadar vücudumuzun sabit bir yöne dönerek Namaz kılınması Farz ise de Bakara Suresi 115. Doğu ve batı Allahındır, hangi tarafa yönelirseniz orası Allah a ibadet yönüdür buyurulmaktadır. Resulullah (S.A.V.) Efendimiz Kudüs teki Mescid-i Aksa ya dönerek Namaz kılarken ikinci rekata kalktığında Ya Muhammed yüzünü Mescidi Aksa dan Mescid-i Haremiyete yani Kabe-i Muazzamaya çevir emrini alınca ikinci rekatında kıblegahımız olan Kabe-i Muazzamaya çevirerek Namaz kılmışlardır. Ondan sonra hep Kabe-i Muazzamaya dönerek Namaz kılmışlardır.
Salikler de afaktaki kıblemiz olan Mürşidi kamilimize dönerek Namazın bir rekatı olan efalini, sıfatını, vücudunu Allah a vererek fenafillah olmanın tahsilinden sonra Rablerini kendilerinde görmüşlerdir. Nefsini bilen Rabbinı bilir (H.Ş.)
İkinci Rekatta ise kendi gönlüne dönerek gönül kabesinde Namazını kılar. Şu halde afakta salikin kıblesi Mürşid-i Kâmilidir. Sakın onu bir suret yönüyle değerlendirip put yapmayasınız. Ondaki irşad ve terbiye edicilik kemalatına Mürşid denir. Fenafillah olduktan sonra da kendindeki varlığın, Rabbinin varlığı olduğunu anlayınca kendi haremiyetine çevrilerek Namazını kılar. Her ne varsa çıkmıştır aradan, kalır Yaradan.

                        KIYAMET NEDİR

İnsanların dünya ömürlerinin bitip kurtuluşa ermeleri demektir. 3 türlü kıyamet vardır:

1- Cesetlerin ölmeleri biz buna kıyameti suğra yani
küçük kıyamet diyoruz. Dünya huzur ve mutluluk yeri olmadığı için üzüntü, keder, stres ve Dünya debdebelerinden kurtulduğu için izdirari bir ölümle dünyayı terk etmiş olana küçük kıyameti koptu diyoruz.
2- Kıyameti Vusta: Kişinin iradesi ile bir Mürşidi Kamilden tahsil ederek mutu kable ente mutu (H.Ş.) ölmezden evvel ölerek şirklerden kurtulup Nefis sıfatlarından geçmesidir.
3- Kıyameti Kübra: Büyük kıyamet hafi şirklerden de geçerek enniyet hicaplarını yırtıp, Hakikate uruç etmektir.
İşte zahiren kıyamet günü dediğimiz hesap günü geldiğinde Rabbin kim? Nebin kim? Kitabın ne? vs. gibi sorulara cevap verileceği gibi bizler Tevhid ehli olarak bu soruların cevabını burada vermekteyiz. Tekrar soru ve suale durmamak için burada bunu irfaniyetine sahip olanlar elbette daha burada iken imtihanı kazanmışlardır. Nasrettin Hocaya Ne zaman kıyamet kopacak? diye sormuşlar. O da çok güzel bir cevap vermiş Hanım öldüğü zaman küçük kıyametim, ben öldüğüm zaman da büyük kıyametim kopmuş olur demiştir. Çünkü er Zattır, hatun sıfattır.
Sıfatların ifnası küçük kıyamet Vücudun da yok olması büyük kıyamettir demek istemiş. Sahabeler Resulullah (S.A.V.) Efendimize Ya Resulullah (S.A.V.) kıyamet ne zaman kopacaktır diye sormuşlar. O da Ahiret için ne hazırlık yaptınız buyurmuştur. İşte Tevhid ehli bu üç türlü kıyameti de burada zevk ederek mutluluğa inşaallah

                       İBADET NEDİR

Zariyet Suresi 56. Ben ins ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım ayetini Resulullah (S.A.V.) Efendimiz açıklarken ibadetin Allah ı Tevhid etmek ve bilmekten ibaret olduğunu bildirmişlerdir. Yalnız ibadet 3 türlü mütalâa edilir.

1- Fikri ibadetler,
2- Bedeni ibadetler,
3- Mali ibadetlerdir.


Fikri ibadet itikadı ibadettir. Allah zanda ve hayalde değildir. Zerreden kürreye kadar her varlıkta Zatını, tecelli ettiği varlıkların istidatları nispetinde ilan edendir. Onun için kendimize nispet ettiğimiz efal, sıfat ve Zatın Hakk'a ait olduğunu bir kamilden mutlaka tahsil etmemiz gerekmektedir. Yoksa hayaldeki bir Allah a inanmakla her ne kadar ibadet ve taat yapsak taklit olduğu için tahkiki bir ibadet yapmış olamayız. İtikatta mezhebimiz İmam-ı Maturididir. Onun itikadı nedir? Ehli sünnet vel cemaattır. Bu ne demektir. Allah ın bilinmekliğini murad ettiği için, Zatından sıfatlara tecellisi, sıfatlar da esma alarak fiileriyle asarını göstermesinin irfaniyetine sahip olmaktan ibarettir. Zaten Tevhid tahsilini yaptıran kamiller bu ilmi öğretmektedirler.
Kişi bu irfaniyete sahip olunca ikinci ibadet olan bedeni ibadetlerini bilerek yapar. Canın tenden zuhuru, o kişinin Ruhunun sıfatlarından tecelli eden fiillerinin iyi ve güzelliği ile bilinir. Siz itikadınızda bu irfaniyete sahip olduğunuz halde beden ibadeti olan bu vücudunuzdaki sıfatlardan onun fiillerini zuhura getiremiyorsanız siz yalancısınız. O irfaniyet kendinize fayda sağlamadığı gibi başkalarına da fayda sağlamaz. Bir kişi kendisindeki irfaniyetin kendisine fayda sağlayıp sağlamadığını bilmek isterse baksın. Edep, haya, tevazulu olmak, yumuşak huyluluk, iyilik, sabır, şükür, ahlak gibi güzel vasıflara sahip mi? Allahın emir ve yasaklarını ne derece uyguluyor? Bu sayılanlara sahip değilse o kişi kelamidir.
Mali ibadetler ise; zengin olan Allah ın nasıl bütün fakir olan sıfatlarına daima zekatını verdiği gibi maddi ve manevi zenginliği olanlar da fakirlerin faydalanmaları için ehline bu zenginliklerini intikal ettirmeleridir. Ettiremiyorlarsa emanete ihanet ettikleri için Allah onlardan razı olmaz. Dolayısıyla da azab görmektedirler.

                           BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU


Videolar
 
 SALİHLİ
 İZMİR
 OSMANİYE
 UŞAK
 BURSA
 MUĞLA
 Derneklerden Gelenler

Saat
 
 

Üyelik Girişi






Ziyaret Bilgileri
 
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam31
Toplam Ziyaret1871

Aktif Üyeler
elitufuk
 

Site Haritası

 

26 - İNSANLAR MUTLULUK VE SAADETİ NASIL  ELDE EDERLER

27 - NURANİ CE ZULMANI PERDELER

28 - MUMİN KİMDİR

29 - ANNE VE BABANIN ÖNEMİ

30 - BİR HADİS-İ ŞERİFN İZAHI

31 - ŞİRK NEDİR

32 - HABİL İLE KABİL

33 - ÂDEM İLE HAVVA

34 - KALP TEMİZLİĞİ

35 - ŞEYTANIN ALLAH'TAN İSTEĞİ

36 - NAMAZDA KOLAYLAŞTIRICILIK

37 - CEMRE NEDİR

38 - ZATİYYUN VE SIFATİYYUN VELİ NE DEMEKTİR

39 - CUMA

40 - TESBİH NE İÇİN ÇEKİLİR

41 - HACCIN SIRLARI

42 - KURBAN BAYRAMI

43 - RÜYA

44 - KURBAN BAYRAMINDA GETİRİLEN TEŞRİK TEKBİRLERİNİN MANA VE MAHİYETİ

45 - TEN GÖZÜ, KALP GÖZÜ, CAN GÖZÜ NEDİR

46 - CENAZE NAMAZINDAKİ 4 TEKBİR NEYİ İFADE EDER

47 - TECELLİYİ ŞERİAT SOHBETİ

48 - TEVHİD GÖMLEĞİ NEDİR

49 - MUHARREM AYI

50 - ZEKAT MEVZUSUNDA DENGESİZLİK

 

        İNSANLAR MUTLULUK VE SAADETİ

                   NASIL ELDE EDERLER

Acaba içimizde mutluluk ve saadet aramayan bir kimse var mıdır? Her insan mutlaka mutluluk ve saadetin arkasından gider ve tek gayesi de bunu yakalamaktır. Fakat insanlar bunu mutluluk ve saadet pazarında değil de esfeli safilin olan Dünya pazarında aramaktadırlar. Pazardan aldığımız bir televizyonun kutusunun içinde güzel görüntüyü sağlasınlar diye firma bir de talimat yani kullanma kılavuzu koymuştur. Onu okuyup her türlü ikazları uygularsak net görüntü sağlayabiliriz.
İşte aynen onun gibi bu insan oğlu televizyonunun da imalatçısı Cenabı Allah tır. Onun da mutluluk ve saadet içinde net görüntüler sağlaması için Kur-anı Kerim olan talimat kitabını göndermiştir. Çünkü insanların saadete ulaşma metotlarını en iyi bilen yüce Allahtır. Öyle ise onun sözlerine kulak verelim. Yüce Rabbimız mutluluk ve saadetin iki bölümde kazanılacağı bildiriliyor.


1 - Dünya saadeti
2 - Ahiret saadeti

İnsanoğlu et ve kemikten bir de Ruhtan meydana gelmiştir. Beden Ruhsuz ayakta duramadığı gibi Ruh ta bedensiz icraatını sergileyemez. Onun için beden ve Ruhumuzu Allah a teslim etmekle mümkün olacaktır. Allah insanların mutlu olmalarını istiyor. İnsanların mutluluk ve saadetinden başka hiçbir şey istemiyor. Bizlerin ibadetlerine Allahın zaten ihtiyacı da yoktur. Fakat bu ibadet ve taatlara bizlerin ihtiyacı ise pek çoktur. Çünkü ibadetler yapıldığı takdirde mutluluk ve saadete erişmek mümkün yapılmadığı takdirde mutluluk ve saadete kavuşmak mümkün değildir.
Allahın insanlardan tek istediği Tevhid edip bilmek ve mutluluk ile saadet içinde Hakkın Cemalullahını seyretmektir. Bunun için de:


1- Nefs ile Ruh arasındaki ikiliği kaldırmaktır.Çünkü
Nefs ayrı Ruh ayrı değildir. Süfliyetteki ikilik adına Nefis, Uluhiyetteki teklik adına da Ruh denir.


2- Ruhullah Aleminde bütün sıfatlarında tecelli eden Vahdaniyetin farkı ile Cemalullahı seyretmek, mutluluk ve Saadetin Hak olduğunu zevk eylemektir.
Bir hasta doktora giderek onda tedavi olup kendi hastalığın izale etmek imkanına sahip olabiliyorsa, mutluluk ve saadet reçetesini de onun doktorları olan El ulamayı Veresetül enbiya (H.Ş.) gereğince Peygamber varisleri olan İnsan-ı Kâmillerden almak ve uygulamak gerekmektedir. Onlara tabi olarak insanı asliyelerini öğrenip hidayete erenler mutluluk ve saadeti yakalamışlar, bu varislerden uzak kalanlar delalette kalmışlardır. Kasas Suresi 50. Habibim eğer senin davetine icabet etmezlerse bil ki onlar heva ve heveslerine tabi olmuşlardır. Her kim Allahtan gelen bir davetçiye tabi olmıyarak kendi heva ve hevesine yani Nefsine tabi olursa o kişiden daha çok delalette olan kim vardır ayeti bize Nefse uyulduğu zaman delalette olduğumuzu hidayete erebilmemiz için ise Allahın bir hidayetçisine tabi olunması gerektiğini bildiriyor. Taha Suresi 123. Size yaşadığınız her devirde hidayetçimiz gelecektir. Siz o hidayetçiye tabi olun mutlaka delaletten kurtulursunuz
Bakara Suresi 151. Sizleri hidayete erdirmek için sizlerin arasından peygamberler gönderdik
Secde Suresi 24: Sabredip ayetlerimize kesin olarak inanmalarından ötürü onların aralarından doğru yola götürücü önderler ve Mürşitler kıldık buyurulmaktadır. Furkan Suresi 57:Habibim de ki ben sizden ücret istemiyorum. Benim ücretim Allaha aittir. Sizden Sadece Allaha giden bir yol tutmanızı istiyorum buyurulmaktadır. Şu halde delaletten kurtulup hidayete ermemiz, mutluluk ve saadete kavuşmamız için hidayet davetçisi bir Mürşid-i Kâmile tabi olmamız gerekmektedir. Buna da Dünya ve Ahiret tahsili olarak zikirle başlanmaktadır. Ankebût Suresi 45. ayeti kerimesinde Habibim sana vahyettiğim kitaptan oku, Namaz kıl. Çünkü Namaz bir insanı fuhuştan ve münkerden alıkor. Ama Allahın zikri en büyüktür buyuruluyor.
Demek ki Allahın zikri Namazdan ve bütün ibadetlerden önemli bir etken. Allah hiçbir ibadeti devamlı emretmemiş. Belirli zamanlarda belirli miktarda Namaz, Oruç, Hac gibi ibadetler hep kesintili olduğu halde zikir her Nefeste yapılmakta, insanın işine de engel olmamaktadır. Nisa Suresi 103. ayeti kerimesinde Otururken ayakta iken ve yatarken daima Allah ı zikret emrini görüyoruz. Öyleyse bir insan ya ayakta olur ya oturur veyahut yatar haldedir. Bu üç halin dışında olması mümkün değildir. Şu halde bir insan eline tesbihi alarak 24 saat boyunca tesbih çekme anlamında değildir. Kişi dilini damağına yapıştırıp ağzını kapatarak burnundan derin bir Nefes alıp tekrar aldığı o Nefesi üçe bölerek burnundan Allah Allah Allah diyerek verirse zikrin daima etkenliği ile kalbinde sürûr ve mutluluk Nurları parlamaya başlayacaktır. Kalbin iki penceresi vardır. Biri Nefse açılan pencere biri de Ruha açılan penceredir. Zikir daimleştikçe Nefis tarafına açılan pencere kapanmaya, Ruh tarafına açılan pencere ise açılmaya ve Nurları ile Kalbi aydınlatmaya başlayacaktır.
Bu yapılan daimi zikir hem işlerimizi yapmamıza engel olmadığı gibi kalbinizin her atışında Allah ı zikrediniz emrinin yerine gelmesine neden olmaktadır. Dolayısıyla da Allahın davetine icabet etmekten ve kalbin zikir Nurlarıyla nurlanmasından, kişi bütün şartlarda rahatlatıcı mutluluğa ermektedir. İnsanların üzüntü ve stres halinde hemen ilk müracaat ettikleri şey sakinleştirici sinir ilacıdır. Ne yazık ki ondan da sonuç alamamaktadır. Halbuki Allahın en büyük rahatlatıcısı olan zikirle meşgul olsa hiç ilaç almadan sonuca varacaktır. Çünkü insan televizyonunun mutluluk ve saadet görüntüsünü onu yaratan Rabbil Alemin talimatına yazmıştır. Bakara Suresi 186. Bana dua edildiği taktirde mutlaka davete icabet ederim ayrıca Siz beni zikrederseniz ben de sizi zikrederim buyurulduğuna göre onun bizdeki zikri bizim üzüntü ve kederlerden uzak stressiz, mutluluk ve saadet içinde yaşam halidir. Hem ilaç almak hem de zaman zaman zikir yapmaya yeltenirsek maalesef sonuç almamız mümkün olmayacaktır. Bedenin tedavisi zahir doktorlarla, Ruhun tedavisi ise batın doktorlarla mümkündür.
İşte zikir yapıldığında kişi ferahladığını ve rahatladığını görecektir. Zikir yaptığımız zaman gelen rahmet bizi bir rahatlama hissine ulaştırıyor. Bu rahatlama sebebiyle de ferahlık duyuyoruz. Bu Zikir daimi olursa dünyadaki mutluluğu yakalamış oluruz.
Ondan sonra mukayyet olan bu Alemde Allahın Efal, Sıfat ve Zat tecellilerinin tahsili ile Ruhumuzun Allah a ulaşması ve gerçekleşecektir. Rahman Suresi 33. ayeti kerimesinde Ey cin ve insan topluluğu gücünüz yeterse göklerin ve yerin etrafından çıkıp gidin yapamazsınız. Ancak bir sultanla Hiçbir kişi sultanın yani Mürşid-i Kâmilin yardımı olmadan Allah a vuslat bulamaz. Görülüyor ki Ruhun Allah a ulaşması mutlaka bir Mürşid-i Kâmil vasıtasıyla gerçekleşecektir. Mürşid salike itikadının düzelmesi ve irfaniyetinin artması için Tevhidi Efal mertebesini telkin eder. Allahın delilleri anlamına gelen ayetleri okutur ve gösterir. Burada salikte çok büyük değişiklikler ve itikadında tebdilat olur. Kendini kınama haliyle Aleme açılan bir pencereden Kalbine Efali ilahiye Nurlarının sızdığını ve Kalbin nisbiyet karanlıklarından kurtulup aydınlandığına vakıf olacaktır. Sıfat mertebesinde de ilhamlara mazhar olarak Ahiret mutluluğuna erer. Yalnız ilhamlara aldanmamak lazımdır. Çünkü ilhamlar iki yerden gelir.

1- Rahmani İlhamlar: Hakkın temizlenmiş olan gönlünde zuhur eder.
2- Nefsani ilhamlar: Buna zulmani ilhamlar da denilebilir.


Rahmani ilhamlar kalbe Ruh penceresinden gelen Vahdet ve Kur-an ı Kerime uygun olan ilhamlardır. Bu ilhamlar kişiyi mutlu ettiği gibi başkalarına da anlattığında onları da mutlu eder. Nefsani ilhamlar ise Nefisten geldiği için kişinin kendi mutlu olsa bile başkaları mutlu olmaz. Çünkü Kur-an a da ters düşmektedir. Bu tecelliler Nefsin kişiyi aldatmasından ibarettir. İşte insanda Akıl, İrade ve Ruh üçlemesi zuhur ederse Mürşid-i Kâmilin tariflerini uygulamada zorluk çekmeden Allah a vuslat bulur. Ebedi saadet ve mutluluğu elde etmiş olur. Yoksa zaman zaman zikir ve şuhutlardan uzaklaşırsa Nefse uyduğu için bir türlü delaletten kurtulamaz. İlimle her şeyi bilse bile. Allahın üçüncü tecellisi olan vücudun vücudullah olduğunun idrakiyle hem bedenin hem de Ruhun irfaniyetine sahip olarak kemale erip mutluluk ve saadet yakalamış olur. Nefsini bilen Rabbinı bilir (H.Ş.)
Demek ki mutluluk ve saadet, Rabbimıza arif olup, Ademde ve alemde tecellilerini görerek huzur içinde yaşamaktır. İnsanın sulh ve sükûna ulaşması için nefsinin bütün afetlerinden kurtulması ve bu vücut şehrinde afetlerin yerine Ruh hasletlerini ikame ettirmesi lazımdır. Bu ise mutluluk ve saadete ulaşmaktır. Ali İmran Suresi 119. ayeti kerimesinde Onlar sizi Sevdikleri halde siz onlara muhabbet beslersiniz(seversiniz). Çünkü siz kitabın bütününe tabi olursunuz buyurulmaktadır.
Görülüyor ki bu hal Nefsin afetlerinden kurtulmuş olanların davranışıdır. Tevbe Suresi 100. İslamiyet inançları dolayısıyla muhacir ve ensarlar (Mekke den medineye göç edenlere muhacir, Medine de evlerini açanlara ensar denir) Allah onlardan razı onlar da Allah tan razıdırlar. Altlarından ırmaklar akan Cennetler ihsan edilerek orada ebediyyen kalacaklardır. İşte en büyük saadet budur.
İşte hem kendimizle hem de cümle Alemle barışık olmak Ruh birliği irfaniyetinin Allah a vuslatıyla mümkün olduğu anlaşılmaktadır. Allah cümlemizi Nefis aleminden kurtararak Ruh alemine vuslatımızı nasip etsin. Ruhumuzun Mutmain olmuş Nefisle Allah a kavuşarak her sıfattan Cemalullahını müşahede etmek nasip eylesin. AMİN.

             NURANİ VE ZULMANİ PERDELER

İnsanlar yaradılış gereği aceleci yaratılmışlardır. Az bir mücadele sonunda hemen muradlarına ermek isterler. Yaptıkları ibadet ve taat sonunda hicaplarının açılmasını, her şeyin Hak ve Hakikatını görmek ve mutluluğa kavuşmak isterler. İşte böyle idraktaki Musalara Kur-an-ı Kerimde Musa A.S. Görün bana bakayım sana dediğinde Ya Musa sen beni göremezsin (Len terani ya musa) denmiştir. Musa A.S. karşı dağa bak diye hitap duyunca oradan tecelli eden ismi celal ateşi ile o varlık dağı eridi ve fenafillah oldu. Kendine geldiğinde Ya Rabbim benim arzu ettiğim gibi seni görmek isteyenlerin ilk tövbe edicisi ben olayım diye niyazda bulunmuştur.
Şu halde bizlerin bir Mürşid-i Kâmil vasıtasıyla nisbiyetlerimizden kurtulup, Nefis deryasından Ruh alemine geçme ilmini öğrendikten sonra zulmani perdeleri yırtmamız mümkün olduğu görülmektedir. İkilikle yapılan ibadetler şuhut ve müşahedesiz olduğu için zulmani perdeler kalkmaz. Kıldığımız vakit Namazları, Ramazanda bir ay tuttuğumuz Oruçlar bizlere perdedir. Çünkü bedenle yapılan ibadetlerin fiillerinin failini, görüntüde mevcut olan sıfat ve esmaya nispet ettiğimizde zulmani perde inmektedir. Zira bedenin kendine has bir gücü ve kuvveti yoktur. Güç ve kuvvet sahibi Allahtır.
(La havle vela kuvvete illa billahilazim) bunu kelamla söylüyoruz da yaşantımızda bu ten kafesinden her ne fiil zuhur ederse bunların faili Allahtır diyemiyoruz. Ayrıca şuhut edip esma ve sıfatlara nispet etmeden, Ruhullahın tecellisinin zuhurunu zevk edemiyoruz. Her varlığın yaratılma yeri neresi ise orada fiil ve icraatını gösterecektir.
Biz de onu yerinde farkıyla seyredebilirsek, işte o zaman zulmani perdelerimiz kalkmış olacaktır. Yoksa ikilik yaşantısında kendi vücudumuz bize perde teşkil etmektedir. Çünkü suretten sirete geçmeden her varlıktaki birliğin zevkine eremeyiz. Okuduğumuz kitaplar bize perde olmaktadır. Çünkü o yazarın fikirlerine bağlılık yaratmaktadır. Vücudumuz bize perdedir. Çünkü nisbiyette kalmamız daima yenilenmektedir. Ve Hakka nisbiyet şuhutlarımız galebe çalmadıkça her an gaflete düşmemiz mümkün olmaktadır. Kıldığımız vakit Namazlarımız bize perde olmaktadır. Çünkü daimi Namazda olamadığımızdan, müşahedemiz tecelli etmediği için nisbiyetlere bağlılığımız devam ediyor. Bütün bunları ilmen bilsek bile gaflete düşmemize engel olamıyoruz. Nakşıbendi, Kadiri, Nurcu gibi grup ve ekoller bizlere perde olmaktadır. Çünkü bu grupların mazharlarından Hakkın, yaratılma yerlerine göre tecelli ettiğini, onların da yerli yerinde Hak olduklarını kabullenemiyoruz. Bir bahçede bulunan gül, karanfil, menekşe, sümbül gibi hepsinin birer çiçek tecellisi olduğunu kabullenecek, onlara itilafın Hakk'a itilaf olduğunu, onlara buğz etmenin Hakk'a buğz etmek olduğunu anlayarak, onları da yerli yerinde görüp, sevmeye gayret etmemiz gerektiğini anlayacağız. Halka hizmet Hakk'a hizmettir. Halkı sevmek Hakkı sevmektir. Çünkü Hak,halktan tecellisini göstermektedir.onun için Hak, halk dediğimiz kişilerden ayrı yerde değildir. İşte o zaman bu zevk ile zevkidar olduğumuzda Haktan gayri olmadığımız anlaşılacaktır.
İşte o zaman bunlar bize perde olmadığı gibi bunlar bizlere günah da olmayacaktır. Çünkü en büyük günah Haktan ayrı olmaktır. En büyük sevap da Hakla beraber olmaktır. Onun için yaptığımız ibadet ve taatlarda daima Hakkı müşahede edelim. Daima onunla beraber olmamız bizim, bütün ibadetlerden üstün olan daimi zikrimiz olacaktır. Bizler Hak Teala nın birer aletiyiz. Bizleri nerelerde kullandığını şuhut edelim. Emrettiği yerde mi? Yoksa yasak ettiği yerde mi? İşte biz oyuz.
Nurani perdelere gelince birliği bozmayan ikilik perdeleridir. Nasıl bir evin penceresinin tülünden dışarıyı seyrettiğimizde her şeyi net görmek mümkündür. Aynen onun gibi Fenafillah olup Bekabillaha erenler Hakkın Cemalullahını bütün sıfatlardan seyrederler. İşte bu birliği bozmayan ikilikte Zatını, sıfat aynalarından seyretme halidir.
Seyreden ve seyredilen şekliyle anlatılsa da bu zevke erişen bir salik irfaniyeti ile kendi Zatını kendi sıfatlarından seyredenin ayrı olmadığını zevk etmektedir. Bir kişi aynaya baksa, bakan ayrı, aynadaki ayrı değil ki ayrı mütalâa etsin. İşte buna da Nurani perdeler denilmektedir. Allah Alemi Ahirette ayın 14 ü gibi Cemalullahını mümin kullarına gösterecektir. sözü işte budur. Allah Zatını ne bu Alemde ne de Alemi Ahirette mazharsız göstermeyecektir. Zatının bulunduğu yerde başka bir varlık yok ki gören görünen olsun. Allah cümlemize Nurani perdeler altında Cemalullahını seyretmek nasip ve müesser etsin. Amin.

                            MÜMİN KİMDİR

Mümin Allah ve Resülune inanan Kur-an ı Kerimde emredilen emir ve yasakları uygulayarak emniyete kavuşan kimsedir. Enfal Suresi 2. Gerçek müminler yalnız o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri korkarak ürperir, onlara ayetler okunduğu zaman imanlarını arttırır. Ve onlar yalnız Rablarına tevekkül ederler. Ayrıca Enfal Suresi 3. Müminler o kimselerdir ki Namazı gereği üzere kılarlar kendilerine verdiğimiz rızıklardan Hak yolunda harcarlar. Enfal Suresi 4. İşte bunlar gerçek müminlerdir. Onlara Rabları katında dereceler var. Kurtuluşa eren bu kimselere cennette sayısız tükenmez nimetler verilmektedir buyurulmuştur.
Bu ayeti kerimelerde geçen bu ifadeleri açmak gerekirse; daimi zikirle Allah ı her nefeste zikreden salikin korkarak kalbi ürperir, titrer. Zira kendinin güç ve kuvvetinin olmadığını güç ve kuvvet sahibinin Allah olduğunun bilinciyle, Allah ı Allah la zikrettiği talimatını göz önünde bulundurduğunda kendisine şah damarlarından yakın olan Rabbinin kendi kalp davuluna tokmağını vurduğunu, bu nedenle kalbinin daima titrediğini hissedecektir. Bu tokmağın vuruş sedası vücut ülkesindeki bütün sıfat ve azalarımızın dikkatini oraya toplayacaktır. Kendini yakın takibe alan kişi gafletten kurtulacak ve bu tokmağın vuruş sedalarındaki nurlar kalbi zamanla ihata edecektir. Artık Zikirle kalpler Mutmain olur ayeti tecelli etiği için, Nefse mahsus olan zikir kapısı kapanmış, Kalbe mahsus olan sıfat zikriyle mutmainlik tecelli etmiş olacaktır.
İşte bu demden sonra o kimseye sırasıyla Efal ayetleri Sıfat ayetleri ve Zat ayetleri zahir ve batında okunduğunda imanları artacaktır. Zira daha evvel bu ayetlerden yani Allahın delillerinden habersizdi. Okunup, tecellisini şuhut ettiğinde elbette ilmel yakınlıktan aynel ve Hakkel yakınlığa vakıf olunca imanı artmış olacaktır. Dolayısıyla da taklidi bir imandan tahkiki imana geçtiklerinden, Nefislerini bilmeleriyle Rablarını da bilmiş olacakları için onlar Rablarına tevekkül ederler. Çünkü her an ayrı bir şanda tecellisini gösteren Allah fiillerin fenası, sıfatların fenası, vücudun fenasından terakki ederek fiilerin failinin sıfatların mevsufunun vücudun mevcudunu şuhut ederek her işini Allah a bırakarak onun her tecellisine rıza gösterir. Ayrıca onlar kendi varlıklarından geçip Necm Suresi 8-9. daki Miraç ayeti zevkiyle Namazlarını gereği üzere kılarlar. Her an ayrı ayrı tecellileriyle beraber olarak Hakla konuşurlar.
Zira Allahın bu Adem ve alemde 6 pencereden ayrı ayrı tecellilerinin irfaniyetine sahip oldukları için hepsini bir terazi ile tartmak değil her penceredeki Hakkın terazisi olan fark kantarı ile tartarak huzuru Kalp Namazını daimi salat olarak kılarlar. Ve bu manevi zenginliklerini de kendilerine ve isteyenlere Hak yolunda harcarlar. İşte bunlar gerçek müminler olup Rabları katında onlara daima ilhamlar zuhur edip mutluluk ve saadet içinde amel edip cennetteki tükenmez nimetlerden istifade etmektedirler. İşte bunların bir adı da melâmidir. Çünkü onların özü Kur-an, sözü Furkan, yüzü vechi Rahmandır. Cenabı Allah, faili mutlak resminde bu kişilerden tecelli etmektedir. Fakat bunu görmek her insana nasip olmadığı için bilmeyenler onun yalnız resmini görür. Allahın en güzel esmalarından biri de El mümindir. Emin edicidir. Zahirde halk içinde herkes gibi yaşamlarını sürdürürler. Fakat batında Hak iledirler. Allah Cümlemize bu hasletleri nasip etsin. Amin.

                  ANNE VE BABANIN ÖNEMİ

Kur-anı Kerim Ahkaf Suresi 17.ayetinde Ana ve Babanıza öf dahi demeyiniz buyurulmaktadır. Ayrıca Ahkaf Suresi 15.de Biz insana Ana ve Babasına iyilik etmesini emrettik gibi çok ayeti kerimelerde Annenin toprak anası olması nedeniyle üretici, çoğaltıcı, terbiye edici gibi manalara geldiği Babanın da ata, ev reisi gibi zahir manaları teşkil ettiği söylenebilir.
Hakikatta ise Mürşidi kamiller bir yerde Anne bir yerde Babadır. Cennet Annelerin ayaklarının altındadır (H.Ş.) Çünkü Mürşid-i Kâmillerin gittiği ve tarif ettikleri yol onların ayaklarının altında uzanıp gittiği için bu Tevhid yoludur. Nasıl Anne bir çocuğu 9 ay karnında taşıyorsa bir salik de fena mertebelerinde 9 şuhutla kamilden açığa çıkmak için sefer yolculuğunu yapmaktadır. 5 zahir ve 5 batın 10 duygusu ile de Allahın kendisindeki bu tecellileri kamilin himmetiyle zevk edebilirse 9 ay 10 gün olan Er evladı zuhur ettirir. Ayrıca çocuk doğunca 30 ay Anneyi emen çocuk nasıl gelişiyorsa Mürşid-i Kâmilin sohbet ve nasihatlarıyla 30 ay olan beka mertebeleriyle de Ademiyetini bulmuş ve kemalat sahibi olunacaktır.
İşte bir kişi insani asliyesini bulmak için Anne durumunda olan bir Mürşid-i Kâmilden kendi toprağına Tevhid tohumu arttıracaktır. Sonra Fena mertebeleri olan 3 Tevhidi Efalde, 3 Tevhidi Sıfatta, 3 Tevhidi Zatta 9 şuhut geliştirerek, 10 zahir ve batın duyguları ile Ademde ve alemde Hakkın tecellilerini doğuracaktır. Yani zuhura getirecektir. İşte Annenin görevi tamamlandı. Şimdi evin Reisi olan Baba elbette Anne eliyle beslemeye geçecektir. Onun için beka mertebelerinde tecelliyi zevklerle kemalata gelinecektir. İşte zahir ve batın bir olması nedeniyle Anne ve Baba olmasa onun dünyaya gelmesi mümkün olmayacaktır. Kamil olmayınca da bir kişi kendi insanı asliyesini bulamaz. Onun için bir salikin kamilinden elde ettiğini hiçbir yerden elde etmesi mümkün değildir. Onlara itaat Hakk'a itaattır. Onlara saygı Hakka saygıdır. Onlara itiraz etmek Hakk'a itiraz etmektir. Onlara iftira, gıybet gibi Nefis isteklerini zuhura getirmek Hakka yapılmış gibidir.
Onun için bir hadiste Anne hakkı üç, Baba hakkı birdir buyurulmuştur. Çünkü Allahın Ahadiyetinden bu mukayyet aleme al, Sıfat ve Zat tecellileri Anne hakkıdır. Zira teceli eden Zat, tecelli olunan kuldur. İkilik zuhuratına Anne hakkı denilmektedir. Baba hakkı ise birdir. Çünkü baba Zattır, tekdir. Bulunduğu Vahdaniyetinde çoğalması yoktur. Ne zaman sıfatlara tecelli ederse oralarda namütenahi olarak çoğalır.ve cemalini gösterir.
İşte Anne, Mürşid-i Kâmil in saliklerinde bu üç yüzünün tecellisini zuhura getirmesi olarak algılanmaktadır. Baba ise birle bir olup mutluluk ve saadet içinde Dünyada ve ukbada bildikleriyle amil olarak zevk içinde yaşamaktır. Halk içinde bile Allah Baba, Toprak Anadan her mevsimde nimetlerini yarattıklarına verip durmaktadır denilmektedir.


                BİR HADİS-İ ŞERİF İN İZAHI


İşlerinizde şaşırırsanız kabir ehlinden yardım isteyiniz (H.Ş.) Bizlerin bildiği gibi izdirari bir ölümle ölüp, toprak altında yatan kabir ehlinden yardım istememizi tavsiye etmiyor Resulullah (S.A.V.) efendimiz. Bir İnsan-ı Kamil den tahsil yaparak ihtiyari bir ölümle ölmüş, Hakkın varlığı ile dirilip bu ten kabirlerinde daimi ölümsüzlüğe erişmiş, yaşayan, yiyen, içen, sohbet yapan İnsanı Kâmillerden yardım istememizi Resulullah (S.A.V.) Efendimiz tavsiyede bulunmaktadır. Başka bir Hadisi Kudside Ben hiçbir yere sığmadım Mümin kulumun kalbine sığdım buyurulmuştur. Şu halde kendi varlığını Hakkın varlığında yok etmiş, kalbini cehalet ve nisbiyet pisliklerinden temizlemiş bir kişi elbette Hakkı gönlünde tecelli ettirerek misafir etmiş olacaktır. İşte orada daimi misafir olan Hakkın irfaniyet ve kemalatından istimdat istemek, müşküllerimizin hal olması için o vücud kabristanlarında daimi diri ve kemalatıyla bizlerin isteklerini karşılayan kabir ehlinden yardım istemek gereklidir. Bizler Kabir ehli deyince hemen toprak altındakileri değil, Kabir ehli olarak istifade edilmesi gerekli İnsan-ı Kâmiller, Mürşid-i Kamiller aklımıza gelmeli; gerekli şekilde onlardan istifade edilmelidir. Yoksa toprak altında yatanlardan velevki bir evliya da olsa ona herhangi bir istediğimizi arz ettiğimizde ondan herhangi bir söz veya müşkülümüzü hal eden sonuç almak mümkün değildir. Mevlana Hz.leri bile bir sözünde Bizleri Kabirlerimizde değil, Ariflerin gönlünde arayınız buyurmuşlardır. Ayrıca bir hadiste Hak Teala her canlıda tamam fakat ölüde natamamdır Sözleriyle izdirari bir ölümle ölmüş olanlarda cemadi Ruhtan başka mevcudun olmadığı anlaşılmaktadır. Çünkü Ruh birdir parçalanma kabul etmez. Yalnız tecelli ettiği mazharlarda esma alır. Toprak, madenler vs. bu cinstendir. Nebadatta tecelli ettiğinde iki Ruh olarak Nebati Ruh adını alır. Çünkü nebadatta hem cemadi Ruh, hem de nebati Ruh vardır. Bütün bitki ve mahsulat bu cinstendir. Hayvanatta tecelli ettiğinde üç Ruh olarak hayvani Ruh adını alır. Çünkü hayvanatta hem cemadi, hem nebati, hem de hayvani Ruh vardır. Bütün canlı hayvanat buna dahildir. İnsanatta tecelli ettiğinde dört Ruh olarak insani Ruh adını alır. İnsanlarda hem cemadi, hem nebati, hem hayvani hem de insani Ruh vardır. Onun için insanlar bütün varlıklardan üstün yaratılmışlardır. Onlara verilen Allahın akıl, fikir, ilim gibi nimetleri diğer varlıklarda eksiktir. Ruhun bu saydığımız afaktaki 4 yerdeki tecellilerini Tevhid mertebelerinde de şu şekilde bulabiliriz. Zikir saliki maneviyatta cemadi Ruha sahiptir. Çünkü rabıta ve şuhudu yoktur. Her yer onun için Hakkın yüzüdür. Daima Allah der. Tevhidi Efal saliki nebati Ruha sahiptir. Çünkü rabıta ve şuhut verilmiş. Bu hadisatta ona efal penceresi açıldığı için onda yeşermeler başlar. Tevhidi sıfat saliki ise hayvani ruha sahip olmuştur. Zira Hay diri demektir. Van ise varlık demektir. Diri varlık demektir. Artık fiil ve sıfatlarının sahibinin Allah olduğunu idrak edince elbette diri varlık olacaktır. Hakkın diriliğiyle dirilmiş olanlar Müminlerdir. Tevhidi Zattaki bir salik de kendisinin kamili olması nedeniyle insanatı Ruha sahip olur. İşte bizler insanatı Ruha sahip İnsan-ı Kâmillerden yardım talep edeceğiz. Her insan insanatı Ruha sahip değildir. Onlar her ne kadar surette insan görünümünde ise de sirette henüz Ruhumdan bir Ruh üfledim ayetine mazhar olamadıkları için sirette hayvandırlar. Burada bahsedilen insanatı Ruh suret ve sirette insanlığını bulmuş olanlardaki Ruhtur. İnşallah cümle ümmeti Muhammed e bu kabir ehli olan suret ve sirette insanlığını bulmuş olanlardan istifade ettir


                             ŞİRK NEDİR


Şirk, Allah-a ortak koşmak demektir. Şirk iki türlüdür.  

1- Cehri şirk 2- Hafi şirktir.

Açıktan açığa Allah ve Resul ünü inkar edenler cehri şirktedirler; onlar Allah a değil puta tapanlardır. Onun için Resulullah (S.A.V.) Efendimiz: Ben ümmetim cehri şirkinden korkmam fakat hafi şirkinden emin değilim buyurmuşlardır. Çünkü ümmetim cehri şirk yapmaz. Yani Allah ı bırakarak puta tapmaz. Tapsa İslam olamaz ki. Onun için cehri şirke düşmeyeceğinden Resulullah (S.A.V.) Efendimiz emin. Fakat hafi şirklerinden emin değiller.
Hafi şirk de iki türlüdür:


1 - İtikatta Şirk,
2 - Amelde Şirktir.


İtikattaki şirk : Hayalimizde, zannımızda, bir Allah a inanıyorsak bu itikattaki şirkimiz oluyor. Zira böyle bir Allah olmadığı için mevhumda bir Allah yaratmakla, Hakiki mevcud olan Allah a ortak koşmak suretiyle şirk koşmuş oluruz. İtikadımız İmam-ı Maturididir. Onun itikadı ise ehli sünnet vel cemaat itikadıdır. O ne demektir; diye sorulacak olursa: 4 mezhebin zahir yönden kabul edip söyledikleri, Tevhid ehlinin de kısa ve öz olarak Mürşid-i Kâmilinin salike telkin ettiği meşiyeti ilahiye olan Zatını bütün sıfatlarından ilan eden ve müşahede edilen, tek Allah ın fail mevsuf ve mevcut olduğunu bilmektir. Bir kişinin itikadı düzelmezse yaptığı amel ve ibadetler taklitten kurtulamaz. Ehli sünnet demek sünnete ittiba edenler anlamına geliyorsa da esas Allahın bu mukayyet olan Alemde fiileriyle açığa çıkmasına Allahın sünneti denilir. Vel cemaat ise bu Alemde 4 tecelli mazharı olan cemadat ayrı bir cemaat, nebadat ayrı bir cemaat, hayvanat ayrı bir cemaat, insanat ayrı bir cemaattır. Bunların ayrı ayrı Ruh tecellilerini görüp kabullenmek itikadımızın doğru olduğunu gösterir. Zerreden kürreye kadar her şey de ayrı ayrı kendini ilan eden Cenab-ı Allahın görüntülerini bırakarak, zanda, hayalde, bilinçte bir Allaha inandım ve ona iman ettim der. Böyle itikat olur mu? Olursa elbette itikatta o kişi şirktedir.


Ameldeki şirk: Ameldeki şirke gelince kişi ibadet ve taatlarını kendisinin yaptığına inanır; halbuki güç ve kudret Allahındır. Kulun mazharından ibadet ve taatları yapan Hakkın bir tecellisinden ibarettir. Zannındaki Allah-a kendi namaz kılarsa elbette amelde de şirktedir. Zira hem Allahın gücü kuvveti var, bütün fiillerin faili Allahtır, hem de kişinin gücü kuvveti var, Namazı kendi kılıyor. Elbette bu ikilik şirktir. Ortak koşmaktır. Doğrusu ise kulun hiçbir güç ve kuvveti yoktur. Ondan Namaz gibi amellerini işleyen de güç ve kudret sahibi olan Allahtır. Onun için Namaz müşterektir.
İşte Zatı sıfatlarından, sıfatları da esma alarak fiileriyle açığa çıkarak (iyi veya kötü dediğimiz ) fiillerinin meyvesi olan asarıyla görünen ve bilinen Hakkın ta kendisidir. Bütün mazharlarında da ameller onun birer tecellisinden ibarettir. Kendimizdeki Hakkı cehaletimizden mütevellit göremediğimiz için Allahla beraber başka Allahlara ibadet etmiş oluyoruz. Yani zannımızdaki olmayan bir Allah a, mevcud olan güç sahibi bizdeki Hak la ibadet etmiş oluyoruz. Bu da tümden şirk olmaktadır. Şuara 213 Allah la birlikte başka ilahlara ibadet etmeyiniz, azaba uğratılanlardan olursunuz.


1 - Müşriklerin şirki: Puta vesaireye tapmak gibi.
2 - Fiillerin şirki: Fiilleri kendilerine ve başkalarına nispet etmek suretiyle kavga ve ihtilaflar halinde bulunmak.
3 - Sıfatların şirki: İlmi kendine veya şahıslara
nispet etme hali.
4 - Zat şirki: Mevki sahiplerinde ve şeyhlerde olur. Allah bu şirklerden bizleri korusun. Amin.


                          HABİL İLE KABİL

İnsanlığın ilk Babası Adem A.S.ın iki oğlu vardı. Bunlar Habil ile Kabil idi. Kabil Habilden büyüktü. Ailesi Havva anamız her seferinde bir kız bir oğlan dünyaya getiriyordu. Bu iki oğlan kardeşin Kabil ile ikiz doğanı Habil e Habil ile ikiz doğan kızı Kabil e babaları vermek istiyordu. Fakat Kabil buna razı olmayarak kendisiyle doğan kızı almak istiyordu. Babaları Adem A.S. buna binaen ikisine de Allah a birer kurban kesmelerini, Allah tarafından hangisi kabul olunursa bu kızla o evlensin dedi. Habil in kurbanını Allah kabul etti ve gökyüzünden bir ateş gelip kurbanı yedi. Kabil kendi kurbanının kabul olunmayışından etkilenerek kıskançlığından seni ben öldüreceğim diyerek ifadede bulundu. Habil ise Allah takva sahiplerinin kurbanını kabul eder. Sen bana elini uzatsan, ben sana elimi uzatmayacağım dedi. Çünkü ben Allahtan korkarım diyerek iyi niyetini sergiledi.
Kabil, Habil i öldürdü. Çıplak arazide 40 gün sırtında taşıdı, elbiselerini dahi soyduğu için çuvala koydu. Sonunda bu arz üzerinde saklayacak bir yer bulamadığı için Allah Teala ona ibret olsun diye iki karga gönderdi. Kabilin gözü önünde biri diğerini öldürdü. Toprağı eşeliyerek gömdü. Kabil dedi ki: Yazıklar olsun bana şu karga kadar bile olamadım. Kardeşimin cesedini gömmekten acizim. Diyerek pişmanlık duyanlardan oldu. Onun için Maide Suresi 32. Ayette Kimki bir insanı öldürürse bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim ki bir kişiyi diriltirse bütün insanları manen diriltmiş gibidir buyurulmuştur. Bu ifadelerimiz Maide Suresinde 27 den 32ye kadar ifade edilen ayeti kerimelerin özetidir.
Bizler manevi yönde bu ayetlerden neler anlamamız ve yaşantımızda Habil ile Kabil olayını nasıl icraata koymamız lazımdır. Her şeyden evvel enfüste yani bizim vücut ülkemizde ve afakta bizim dışımızdaki varlıklarda Adem kimdir? Habil ile Kabil kimdir? Ayeti kerimede geçen kurban, kız kardeşler, karga gibi tabirlerin de tevilatı ve zevki nelerdir? Bilmek lazımdır. Enfüste Adem, kalp sahibi olan sensin, Kabil nefsin Habil ise Ruhundur. Afakta Adem kalp sahibi olan Mürşid-i Kâmildir, Habil emirlerine tabi olan saliktir, Kabil ise Nefsine tabi olanlardır.
Tevhid içinde de ifade etmek gerekirse Adem yine İnsanı Kâmil, Habil zikir, rabıta ve şuhutları kullanıp zevke geçen salik, Kabil ise ilimle Tevhidi bilse bile bir türlü Nefsin buyruğundan kendini kurtaramayanlardır. Bunların yanında ikiz doğan kız kardeşleri ise Habil le doğan kız kardeşi akıl nimetiyle Ruhun doğrultusunda yapılan ameller; Kabil in ikiz kardeşi kız da vehimin Nefsani olarak amelleridir. Adem A.S. Habil le doğan kızı Kabil e, Kabil le doğan kızı Habil e vermek istiyordu. Çünkü Ruh doğrultusundaki amellerle Kabil evlenirse, Kabil Nefsin süfli isteklerinden mutmain olan Nefs hâline dönüşecek. Habil de Kabil le doğan kızı yani vehim amellerini eş olarak yanına alırsa, o da kendi Ruh yüceliğini onda tecelli ettirecek. Her iki taraf da hidayet bulmuş olacak. Fakat bunu Kabil anladığı için itiraz ediyor. Adem, Maide Suresi 27. ayetinde ikisinin de birer kurban kesmelerini, hangisinin kurbanı kabul olursa onun isteğinin olacağını söyledi. Kurban kurbiyet demektir. Yani Allah a yaklaşmaktır. Ruh insan oğlunda Rabbi'min bir emri olduğu için Habil in kurbiyeti, edep ve teslimiyetinin karşılığı olarak kabul edildi. Fakat Kabil inki Nefsin vehim mahsulu olduğu için kabul olunmadı. Olunamaz da. Çünkü Allah her fiilin faili benim diyor. Kabil ler de benim diyor. Bu hal Rabbinin rızasını kazandırır mı? Kabil ziraatla uğraşır, Rabbi için verdiği her şeyde en kötü olanlardan verirmiş.
Fena saliklerinin hepsi de ziraatçıdır. Kesbi ilimle vuslat almak için bütün mevsim mahsul kaldırmak için uğraşırlar. Bunların içinden vehbi ilme nasibi olanlar Habil gibi kurbanı kabul olanlardır. Bunun üzerine Kabil kardeşi Habil i öldüreceğini söyledi. Kıskançlığından kardeşi Habil i öldürdü. Yani ruh yönüyle gelen Rabbi min emri olan, bütün fiilerin faili Allah demekten kesti. Nefsine nisbet etti. 40 gün çıplak arazide bitkin bir halde gezindi durdu. Çünkü Ruh Akıl nimetiyle amellerini, fiilerini yapamazsa nefsi de güçsüz ve kuvvetsiz kalarak zayıflar, kendini boşlukta hisseder. O duygusu ile Tevhid de 4. Mertebe zevki olan Vahdaniyet yerine kadar fiilerin failini, sıfatların mevsufunu, vücudunun mevcudunu kendine nispet etmekle, onun 40 gün hamallığını yapar. İşte vehime uyan kişinin hali böyle olur. Allah ona karga göndererek, gözünün önünde öldürdüğü kargayı, toprağı eşeleyip gömdüğünü gördü. Ve yazıklar olsun bir karga kadar olmadım diye pişmanlık duymuştur.
İşte Allah nefis arzını eşeleyen hırs kargasını göndermiştir. Zira Ruhun Akıl nuruyle kemalata vuslatını engelleyen Nefsin vehim kuvvetleri, hırs kargasını örnek alarak Nefsi zulmaniye olan Nefs toprağına gömdü. Fakat çok değerli akıl nimetimi neden kullanamadım diye de pişman oldu. Onun için Maide Suresi 32 de Bir insanı öldürmek bütün insanları öldürmek gibidir. Bir kişiyi diriltmek bütün insanları diriltmek gibidir. buyurulmuştur.
İnsan Alem-i Kübradır. Kendi Nefsini öldürürse tırnağından saç tenine kadar bütün vücud ülkesindeki kişileri de öldürmüş olur. Çünkü Nefsi onun aslı idi. Nefs öldürülmemeli, terbiye edilmelidir. Bir kişi de Nefsini Hakk ın varlığıyla diriltirse bütün alemi diriltmiş olacaktır.
Günümüzde bütün Kabil ler mutsuz ve ve iki yakaları biraraya gelmeyen zevksiz kişilerdir. Allah ın yasak ettiği bütün müsibetler onlardan zuhur eder. Habiller de kurbiyet sahibi oldukları için daima Allah ın rızasını kazanmış, vücud ülkelerinde Ruhu padişah yapmış, mutlu ve saadet içinde bulunanlardır. Zaten İnsan-ı Kâmillerin de bizlere önerdiği yol olan Allah yolunda yok olmayı başarabilirsek, Habil in karşılığı olarak Adem A.S. a hediye edilen Şit A.S. gibi bizlere de Şit A.S. zevki ve yüceliği verilecektir.



                             ÂDEM İLE HAVVA

Adem yok demekir. Fakirlik veya kendi varlığı olmayanlara Adem denilir. Âdem ise yok olan Adem mazharından, kemalatı ile Hakkın Rahmaniyet sıfatının Hüvviyet ve enniyet yüzünün açığa çıkmasına da Âdem veya ilk insan denilmektedir. Bütün varlıklarda Allah ın tecellisi vardır. Fakat nakıstır. Âdem de ise tecellisi tamdır. Onun için Halifem denmiştir.
İnsan kelimesi ile Âdem kelimeleri kemalat mertebesinde aynı anlama gelir. Tin Suresi 4.ayetinde Biz insanı en güzel surette halk ettik buyurulmuştur. Allah Âdemi kendi sureti üzerine halk etti (H.Ş.) bizlere Âdem in yüceliğini sergilemektedir. Suret şekil değildir. Allah ın sureti sıfatlarıdır. İşte kemalat sıfatı olarak Âdemi halk etti demektir. Onun için Mısri Niyazi Hz. leri bir ilahisinde:


Hakkı istersen yürü insana bak
Şemsü Zat yüzünde rahşan eylemiş
Hak yüzü insan yüzünden görünür
Zatı Rahman şeklini insan eylemiş


buyurmuşlardır. Onun için bizler Allahın Zatını düşünmeyiz. Fakat mukayyet olan bu alemde bütün sıfatlarından Zatını ilan eden olduğu için, sıfatlarından en kemalatlısı ve camiül esma sahibi Âdem in sırlarını öğrendimizde Hakkı ve Hakikatı da zevk etmiş oluruz.
Âdemin yaradılışı, Mekke şehrindeki numan vadisinden Azrail Melaikesi tarafından çamuru alınarak Allah ın Cemal ve Celal elleriyle yoğurulup insan suretinde meydana getirilmiştir. Üç yüz sene ateşte pişirildikten sonra tam rububiyyet halinde hazır olduğu görülünce ve nefahtü fihi min Ruhi ayeti gereğince Rabbi tarafından ona Ruhundan bir Ruh üfürülmüş olur. Kız ise 9 ay, oğlan ise 9 ay 10 gün Anne karnında kaldıktan sonra Dünyaya ayak basmış olacaktır. Zahirde de böyle değil midir?
Birinci 40 günde kan pıhtısı, ikinci 40 günde et pıhtısı, üçüncü 40 günde yani 120 gün sonra el ve ayaklar teşekkül ederek Anne karnındaki çocuk nasıl hareket ettiği biliniyorsa, aynen manada da: Esfeli safilin olan bu Dünya içinde hayvani bir yaşantı ile yaşarken, Azrail olan İnsanı Kâmil mazharından gayriyetimizi öldürerek teslimiyet ve edep toprağı ile ilim suyunu karıştırarak, daimi zikirle bizi her Nefes yoğuruyor. Ona layıkiyle kul olacağımız anlaşılınca üç yüz yıl olan Ef al yüzü, Sıfat yüzü ve Zat yüzleriyle pişiriyor. Kalpler zikirle mutmain olur. ayeti olmadan pişirme fırınına konmaz. Bu üç yüzyıl da piştikten sonra ilim sahibi olan Allah, malum olan bizim kıvama geldiğimizi emanati kaldırabileceğimizi görünce Ruhundan bir Ruh üfürecektir. İşte o zaman o salikte Anne karnındaki çocuk gibi hareketler başlıyacaktır. Çocuk kız ise 9 ay yani 9 şuhut hali ile veledi kalbin tecellisi, oğlan ise 9 şuhut ve 10 duygu zevkleri ile veledi kalb yani kalbin oğlu zuhur edecektir. Adem ancak bu saydığımız Nefis Alemi olan fenayı tam olmadan Âdem olarak görünmeyecektir. Fakat ilk insan, Ruhullah (Allah ın ruhu) olarak kemalata geldiğinde kemalet tecellileriyle bu suret ve şekillerden kendini ilan edip görünmeye başlayacaktır. Onun için insanlar üç sınıftır:


1 - Surette insan sirette hayvan,
2 - Surette insan sirette nakıs,
3 - Surette insan sirette de insandır.


Kemalat ve Rahmaniyeti ile camiül esma olarak Rabbi'min tek göründüğü yer insan mazharıdır. Bütün alemi kendi inhisarı altında cem etmiş olduğu için ona insan denilmiştir. İbrahim Hakkı Hz.leri bile Ey kişi sen Alemi Kübrasın. Kendine dikkatle bak. Cennette sende Cehennem de sen de, sırat da sende mizan da sende. Sen ceseden küçük bir varlıksın ama manada bütün 18 bin alem sende toplanmıştır. Buyurmuşlardır.
Şu halde suret olarak görülen bu tene Adem denmiyor. Yok manasına gelen Adem mazharından, Allah ın kemalat ve Rahmaniyetini siret yönü ile zuhura gelen ve Allah ın Ruhullah zevkine sahip olan o Vahdaniyet zuhuruna Adem denilmektedir. Adem bu sırlara sahip iken yalnızlıkta canı sıkıldığı için Allah u Teala ona hayat arkadaşı olarak Havvayı verdi. Sen kimsin diye sorduğunda ben sana arkadaş ve dost olarak Allah tarafından lütfedildim dedi. Çünkü latif olarak Ruh sıfatlardan elbette tecelli etmek isteyecektir. Sıfatlar olmazsa Ruh nasıl kendisini ispat etsin, ilan etsin. Onun için Adem e de sıfat olan Havva validemiz ihsan edildi. Çünkü Allah ben gizli bir hazine idim bilinmekliğimi murad ettim. Bu halkı yani sıfatlarımı halk ettim demekle, Ademden de Havva yı zuhura getirerek neslin çoğalması daimlik tecelli etmesi içindir. Allah u Teala Zat iken Muhammed sıfattı ve Muhammed aynasından kendinin her an ayrı bir şanda tecellilerini seyrettiği gibi, Adem de Zat, Havva sıfat olarak Havva aynasından her türlü tecellisini zuhur ettirmekte ve seyretmektedir.
Şu halde Havva ile Adem olmasa Alem de olmayacaktı. Bu Alem, siret olan Adem in suret olan yani sıfat olan Havva dan tecellisinden ibarettir. Allahu Teala cümlemize Adem ile Havvanın sırrının, Zat ile sıfat sırlarının aynısı olduğunu, zerreden kürreye kadar her şeyde her an ayrı ayrı tecellilerini, çoğalmasını şuhut ederek zevk ettirmek nasip etsin. AMİN.


                           KALP TEMİZLİĞİ

Bizler günde 5 defa Abdest alıyor, 5 vakit Namaz kılıyor ve Ramazanda da bir ay Oruç tutuyoruz. Acaba bunlardan istifade ederek kalbimizi temizleyip hallenerek yaşantımızda uygulamaya geçebiliyor muyuz? Çünkü Resulullah (S.A.V.) Efendimiz buyuruyorlar ki: Bir müslümanın evinin önünden bir Nehir geçse ondan 5 vakit Abdest alıp yıkansa o kişide pislik kalır mı? Elbette kalmaz değil mi? Çeşitli ayetlerde de ellerimizi yüzümüzü baş ve ayaklarımızın yıkanması emredildiği için tenimizle ilgili bu temizliği eksiksiz yapıyoruz. Fakat bunların getirdiği manevi temizliğin olup olmadığını kendimizi yakın takibe alarak izlemiyoruz. Günlük muhasebemizi yaparak eksiklerimizi izale edemiyoruz. İki günü bir olan zarardadır. (H.Ş.) gereğince zararda olduğumuz açıkça ortaya çıkmaktadır. Her ne kadar Tevhid ehli olarak ta ellerimizin yıkanmasını efalin, yüzümüzün yıkanmasını sıfat mahalli olduğu için sıfatların, baş ve ayakların da başla ayak arasındaki vücudun Vücudullah olduğu idrakiyle nisbiyetlerden kurtulmak olduğunu ilmel öğreniyoruz.
Fiilerin faili Allahtır derken şuhut edemediğimiz için hala karşımızdaki varlık ve kişilere nisbet etmekten kendimizi alamıyoruz. İlimle yine biliyoruz ki kuvvet ve kudret Allahındır. Hiçbir kimsenin güç ve kudreti yoktur. Şu halde bu ikilik içerisinde huzur ve saadeti bulmamız mümkün değildir. Çünkü kalbimiz temizlenmedi. Abdest almakla yalnız azalarımızı yıkamaktan öteye geçemedik. Bu yıkanmanın manevi yönü olan Efal, Sıfat ve vücut idrakının Hakka ait olduğunu kalbimizin tasdik etmesi bütün azalarımızın onunla hallenmesine vesile olacaktır ve kalbimizin temizliğinin meyvelerini sıfatlardan tecelli eden iyi ve güzel fiil meyvelerinden görünecektir. Kalp bir komutan bütün sıfatlar onun askerleridir. Komutan iyiliği emrederse askerler iyiyi yaparlar. Komutan kötülüğü emredesre askerler kötülüğü yaparlar. Komutan olan kalbimizin temiz ve iyi olduğunu görmek istiyorsak kendi fiillerimize bakalım. Edep, ahlak, sevgi, teslimiyet, tevazuluk ve alçak gönüllülük gibi Resulullah (S.A.V.) Efendimizin bu yönlerini kendimizde görebiliyor muyuz? Görebiliyorsak Elhamdulillah kalbimiz temizlenmiştir. Aldığımız Abdestler bizim hem zahirimiz olan tenimizi hem de batınımız olan kalp temizliğini sağlamış olacaktır. Yoksa Resulullah (S.A.V.) Efendimiz İstediğiniz kadar ilim öğreniniz bildiğinizle amel etmedikçe Allah-a yemin olsun ki mükafata nail olamazsınız buyurmuşlardır.
Şu halde bizler de öğrendiklerimizle amel etmeyince ne zahir yapılan yıkanmalardan ne de ilim ve sözlerden faydalanamıyacağımız anlaşılmaktadır. Namaza gelince Namaz Müminin Miracıdır. (H.Ş.) Miraç ise ikilikten birliğe uruç etmek, Allah la beraber olmak, Allah la konuşmak, Allah la sevişmektir. Zahir olarak kıyam, rüku, secde halinde kıldığımız Namazlarda yalnız zahirde kalıyorsak kıyamın, rükunun ve secdenin taşıdığı manevi manayı bilmiyorsak zahir olarak ömrümüz müddetince kıldığımız Namazlardan maalesef layıkiyle istifade edemiyoruz demektir. Çünkü Namaz Allah la görüşmekti, görüşmedik. Onunla beraber olmaktı, olmadık. Zira o zannımızdaki bir Allah bizlere fersah fersah uzaklarda olduğu için ne görebildik ne de beraber olabildik. Allah ise hayallerden, zanlardan münezzehtir. 5 vakit Namazı da emri ilahi olduğu için bilinçsiz olarak devamlı kıldık. Bir günden bir güne bu kıldığımız Namazlardan ne istifade ettik diyerek düşünmedik.
Hep zannımızdaki ahirette mükafatı görürüz inşallah dedik. İki cihan serveri Peygamberimizin Dünya ve Ahirette mutluluk ve saadet dağıttığını düşünüp bunlar nelerdir, nerededir, nasıldır demedik. Devamlı tenimizle Namaz kıldık, Ruhumuzun Miracını düşünmedik. Belki tenimizle kıldığımız Namazlardan bedenen bazı, spor yapmak gibi, eklemlerimizin kireçlenmeden kurtulması gibi sıhhat yönünden birçok faydaları sağladık. Fakat manevi faydalardan nasibimizi alamadık.
Allah la beraber olmak, yalnız Namazda değil her zaman ve her yerde, bilemedik. Bu kainatın bütün Nebadatı ile kıyamda, Hayvanatıyla rükuda ve cemadatıyla secde halinde Allah ı daima zikrettiklerini bilmek lazımdı, bilemedik. Bilmekte yetmiyor, görmek lazımdı, göremedik. Göremeyince kişilerle temasımızda amel ve muameletimiz nakıs ve bilinçsiz olacaktır. Dolayısıyla da ikilik içerisinde huzur ve mutluluğu bulmamız mümkün olmayacaktır. Allah la beraber olmanın ve konuşmanın tek gayesi onu layıkiyle bilmek ve Dünya ve Ahirette huzur, mutluluk ve saadet içinde yaşamaktır. Yoksa Allah ın bunlara hiç ihtiyacı yoktur. Esas bizlerin ihtiyacı vardır.
Zaten Oruç Namaz gibi amelle ilgili ibadetler gaye değil araç ve gereçtir, vasıtadır. Bu ibadetlerin zahirini yapıp batınını bilmemek ve elde edilen faydaları görmemek emeklerimizin boşa gittiğini göstermez mi? Namazda Allah la konuşabilen bir Mümin her gün ve her yerde onunla beraber olduğunu anlayacaktır ve zevk edecektir. Her kimle alış veriş yapıyorsa Allah la alış veriş yaptığını, halka hizmetin onlardaki Hakkı gördüğü için Hakka hizmet ettiğini şuhut ederek zevk edecektir.
İşte o zaman emri ilahi olduğu için Namaz kılan bir kişi anlayacaktır ki, her varlık Namaz kılmaktadır. Bu kainatta Namaz kılmayan hiçbir varlık yoktur. Yalnız insanoğlu kendisine verilen akıl ve ilim nimetleriyle bunun idrakında ve şuhudundadır. Diğer Akıl ve İlim nimetinden nasipsiz olan varlıklar ise bundan habersizdirler. Onlar bu Aleme Hayvan gelmiş Hayvan gidenlerdendir. İşte Namazın Miraç olduğunu miracın da Allah la beraberlik ve konuşma olduğunu anladığımızda kalbimiz temizlenmiş olacaktır. Haktan gayrı bir varlığın olmadığı bir yerde itilaf kiminle olabilir ki. Bütün ikilikte kahır diye bildiğimiz her ne varsa hepsinin iyiliğe tebdil edildiğini görmüş olacağız. Dolayısıyla da mutluluk ve saadet zevkine sahip olmuş oluruz.
Şu halde yaptığımız ibadetlerin yalnız zahirini yapıp batını olan ilim ve irfaniyetine sahip olarak hallenmeden, yaşamına geçemiyorsak henüz Kalp temizliğine sahip olamadığımız için bunları fiilerimizden gösteremiyoruz demektir. Çokları nasıl yalnız zahir ibadet ve taatlarını yapıp da batınından hiç haberleri olmadığı için yaşantılarında mutluluk ve saadete sahip olamıyorlar. Aynen onun gibi yalnız ilimle batını bilenler de fiilerinde sevgi, ahlak, edep gibi meyvelerini gösteremedikleri için zahirdekiler gibi huzur, mutluluk ve saadet zevkine eremezler. Çünkü zahirdekiler taklitten tahkike geçemedikleri için bu nimetlerden mahrum edilmektedirler. Yalnız batını bilmek de yaşama geçilemediği için aynıdır. Allah ın bütün sıfatlarından Zatını ilan edişi nasılsa bu irfaniyete sahip olanların da onu bütün sıfatlarından sergilemesi gerekmez mi? Yaşamak istemiyenler kelamda kaldıkları için meyvesiz ağaç durumundadırlar.
İşte sözde Arifim diyenler de siretlerinde henüz ikilikten kurtulamadıkları için her gün beğenemediklerini gıybet yapmakta, hatta iftiralarda bulunmaktadırlar. Halktaki Hakkı göremedikleri için onlarla hep itilaftadırlar. Bilmiyorlar ki zahir batınsız batın da zahirsiz olmaz. Ten cansız can da tensiz mutluluğa erdiğini gören var mıdır? Zira eksi ve artı kutuplar olmazsa elektrik lambası bile yanmıyor.
Gelin kardeşler her türlü ibadet ve taatların zahir ve batınını bilmiyorsak bilen bir İnsan-ı Kamilden öğrenelim. Ondan sonra da istidat ve kabiliyetimiz nisbetinde yapmaya gayret gösterelim. Zahir ibadetlerde unsuriyetimizin sayılamayacak kadar faydaları var. Siretimizin de irfaniyet ve kemalatla şuhut ederek o Resulullah (S.A.V.) meyvelerini hem kendimizde hem de her varlıkta görelim ve gösterelim. Onun mutluluk ve saadetiyle yaşamımızda yediğimiz gibi isteyenlere de yedirelim ki layıkiyle kul olmuş olalım. Yoksa kuru laflarla kendimizi aldatmaktan başka bir iş yapmış olamayız. Allah cümlemizi itikadımızda layıkiyle onu bilen, zerreden kürreye kadar her varlıkta farkıyla onu gören ve yaşantısında bildikleriyle amel eden, onda o olmak mutluluk ve saadetine nail olan kullarından eylesin. Amin.


               ŞEYTANIN ALLAH TAN İSTEĞİ

Şeytan cennetten çıkarıldığında şöyle bir istekte bulundu. Araf Suresi 14-17 ayetlerinde Ya Rabbi beni Cennetinden çıkardın, bana kıyamete kadar ömür ve mühlet ver de senin kullarının doğru yolu üzerine oturup onların önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından yaklaşarak vesvese verip doğru yollarından saptıracağım dedi. Allahu Teala Sen benim ihlaslı kullarımı saptıramazsın. diyerek Mühlet verilenlerdensin dedi. Neden şeytan ön, arka, sağ ve sol olmak üzere 4 cihetten kullara yaklaşıyor da üstten ve alttan yaklaşmıyor. 4 cihet bu unsuriyemiz olan tende vardır. Ruhta cihet yoktur. Onun için Anasır-ı unsuriye 4 tür. Toprak, su, hava, ateştir. Bunlar tenle ilgili olduğu için bu ten mezbelesinden yani Nefsimizden ulviyetteki Ruhumuza yükselemediğimiz müddetçe, şeytan bize vesvese verir.
Enfüsümüzde Şeytan Nefistir. Afakta ise Nefsi emmare sahipleridir. Nisbiyetlerinden kurtulamayan şirk ehli daima şeytanın vesveselerine muhatap olurlar. Varlığından geçmeyenlere de 4 cihetten yaklaşarak vesvese verirler. Neden yukarıdan ve aşağıdan yaklaşamazlar. Çünkü yukarısı Ruh tarafından gelen Nur tecellilerinin yönüdür. Kullar daima Hakkın zuhur istek ve arzularını bu yönden gelen tecellileriyle mutmain olurlar. Ruh yücelerde olduğu için istekleri de yükseklerden gelmektedir. Onun için bu yol şeytan için kapalıdır. Alttan yaklaşamaz. Zira tevazu ve alçak gönüllülük kişinin secde halini gösterir. Kulumun bana en yakın olduğu an secde halidir buyurulmaktadır. Onun için boyun bükmüş teslimiyetli bir kişiye de yaklaşamaz. Kurbiyet sahibi olanlar daima onunla beraberdirler. Nurun olduğu yerde zulmaniyetin barınması mümkün değildir.
Şeytan Allah ın doğru yolunun üzerine oturmuş kıyamete kadar görevini yapmaktadır. Yapacaktır da. Bizler yeter ki Eyyüp A.S. gibi ihlasa sahip olalım. Allah ın Eyyüp A.S. gibi sevgili kullarına da musallat olmuştur. Fakat ihlaslı kullara onun gücü yetmez. İkilikte olan Nefis ehline ise çeşitli hallerde daima vesvese verip düşmanın zarar verebileceği bu 4 yönden yaklaşır ve ifsat eder. Onun için daima her Nefeste zikirle meşgul olarak, bizlere şah damarımızdan daha yakın olan Allahü Teala yı kendimizde zevk etmekle kurtulmuş oluruz.

             NAMAZDA KOLAYLAŞTIRICILIK

Kur-an ı Kerim de 3 türlü namazdan bahsedilmektedir.


1 - Selatü Vukuta (yani vakitlerle ilgili).
2 - Selatü Vusta (kalp namazı, orta namaz).
3 - Selatü Daimün (daimi olarak Haktan başka görememek)


Vakitlerle ilgili Namazımızı camiye gitme imkanımız var ise elbette cemaatla kılmamız tabiidir. Cemaata gitme imkanımız yoksa evimizde veya işyerimizde de kılabiliriz. Fakat çalıştığımız yerde bu imkanların hiç biri yoksa kendimizi zorlamaya gerek yoktur. İmkan nispetinde öğle ile ikindiyi cem ederiz. Akşam ile yatsı namazlarını da yalnız farzlarını kılmak suretiyle cem edebiliriz. Uzun bir yolculuk veya 24 saat nöbet gibi iki vaktin dışına çıkacak bir zaman içersinde Namazımızı tadili erkanla veya cem ederek kılamıyorsak yalnız farzlarını ima ile yani akıl nimetiyle kılabiliriz.
Allah bize Namaz kılacak bir imkan tanımamışsa biz Allah tan daha üstün bir imkana mı sahibiz de onu yaratmaya kalkışıyoruz. Dinde kolaylaştırıcı olunuz. Zorlaştırıcı olmayınız. (H.Ş.) Daima Allah kolaylaştıcı olmamızı istiyor. Ali İmran Suresi 191. ayetinde Onlar ayakta iken otururken ve yatarken Allah ı zikrederler. Yani Namaz kılarlar. Onun için dinde zorlama yoktur. İmkanımız neye elveriyorsa ona göre hareket etmemiz gereklidir.
Namaz nedir? Namaz müminin miracıdır. Miraç nedir? Miraç Allah la beraber olmak ve konuşmaktır. Bizler her varlıktaki Allah ın tecellilerini görüyorsak yalnız camide değil her zaman ve her yerde onunla konuşma imkanına sahibiz demektir. Doktor veya hemşire bir kardeşimiz kollarını sıvayarak lavaboda Abdest alma imkanı yoksa, seccadeyi serip Kıyam, Rüku ve Secde etme imkanı bulunmuyorsa bu kardeşlerimiz ima ile Abdest alıp ima ile Namazlarını serum takarken, iğne yaparken veya herhangi bir görev ifa ederken hiçbir hareket olmadan kılabilirler. İmkan olduğunda kaza etmek değil cem edebilirler. Çünkü Hakikatte Namazın kazası yoktur. Fakat Orucun kazası vardır.
Zahir imkanlara sahip olmayan bir mümin, batın diye vasıflandırdığımız kalben Allah la konuşmayı terk etmemelidir. İmkanı olduğunda zahir ve batınını birleyerek her ikisini de yapabilir. Batın Hak la beraber olmak her zaman ve her durumda mevcuttur. Fakat günümüzün koşullarına göre zahiri ibadet imkanlarımız zaman zaman engellenebilir. İmkan mevcut olmayabilir. Çalıştığımız yerin durumuna göre bizlere gerici, yobaz gibi tabirler kullanılabilirler. İşte böyle yasaklamalarla karşılaştığımızda ibadetleri terk etmek değil, onlarla sürtüşmek değil, zahirini terk ederek, batına geçip gönlümüzden bağları sağlamlaştırmak en çıkar yoldur. Zira İslamiyette zora gelince, haram olan leş eti yemek bile helal olur. Ayrıca Allah bizlerin suretlerimize amellerimize bakmaz. Kalp ve niyetimize bakar. Şu halde cem etme imkanımız varsa evvela öğlenin yalnız farzını sonra da ikindinin farzını arka arkaya kılabiliriz. Evvela akşamın farzını sonra da yatsının farzını kılar, cem edebiliriz.
Namazlarımızı vaktinde geçirmeden mutlaka kılmalıyız. Kazaya bırakmak olmaz. Çünkü kaza Namazı avam içindir. Tevhid ehli Namazlarını kazaya bırakmaz. Mutlaka vaktinde kılar. Kılamadıysa hem zamanında vakti geçmeden ima ile onu kılar imkanı olunca da evinde cem eder. İnsanların Cehennemi cahilliğidir, Cenneti ise irfaniyet ve zevkidir. İşte bu kaideleri bilmeyenler daima zamanında Namazımı kılamadım diye azaba girmektedir. Allah ümmeti Muhammedi bu azablardan bir an evvel kurtarsın. AMİN.

                           CEMRE NEDİR

Cemre, kor Ateş demektir. Kor Ateş, havaya düştüğünde havayı ısıtmakta, suya düştüğü zaman suyu ısıtmakta, toprağa düştüğü zaman da toprağı ısıtarak ilk baharın gelişini haber vermektedir. Bazı üstadlar cemreye Vahdeti remzettiği için zifiri karanlık manasını da vermişlerdir. Zahirde birinci cemre ile ikinci cemre, ikinci cemre ile üçüncü cemre arasında 7 şer gün ara mevcuttur. Üç cemrenin müddeti tam 21 gün eder ki; bir tavuk kuluçkada yumurtaları 21 günde civciv haline getirir.
Aynen onun gibi bu kainat yumurtasında 1. cemre havaya düştüğünde rüzgarlar şiddetlense dahi bir sıcaklık belirtileri başlamıştır. Bu Alemi Kübra olan insan kainatında da fiilerin failini Hakk a nispet edenlerde bir mülayimlik ve sakinlik sıcaklığı zuhur etmektedir. Kolu kanadı kırılmış bir kuş gibidir. Bu 7 gün devam eder. Çünkü insanlar da 7 sıfatı subutiye ile bu idraka sahip olduğunda, kemalatıyla fiillerin failini bilen ve gören olabilir. Tekvinat sıfatı halk edicilik yaratıcılık olması nedeni ile yedi sıfattan da fiillerin halk ediciliğini yapandır. İkinci cemre 7 gün sonra suya düşmekte, nasıl bütün ağaçlara suyun yürümesiyle ağaç yapraklarının yeşillendiğini görürüz. İnsan ağacının da sıfatlarının mevsufunu Hakk'a nispet edip, Hakkın tecellilerini sıfatlarımızdan açığa çıkardığımızda da bizlerdeki ilim olan suyun uygulanmasıyla vücudumuzun her dalı olan sıfatlarımızda fiileri olan yapraklarımızın yeşillendiğini görmeye başlayacağız. Çünkü su ağacımıza yürüdü. Elbette yeşilliği de görülecektir. Üçüncü cemre de 7 gün sonra toprağa düşmektedir. Cemre toprağa düşünce artık toprakta bir gevşeme olduğundan çiftçiler ekin ekmeğe başlarlar.
Biz inananlar da Mürşidi Kamilin nefesi ile havamızı, suyumuzu, toprağımızı 7 sıfatımızla ısıttığında, Efalimizin Sıfatlarımızın ve vücudumuzun olmadığını anlayıp Efali ilahiye, Sıfatı ilahiye ve Vücudu ilahiye tecellileri ile ilk bahara ayak basmış oluruz. Çünkü bütün varlıklardaki Efal cemi, Sıfat cemi ve Vücud cemini zevk edenler cemrenin zevkine ermişlerdir. Bu kainat cemrenin ısıttığı mahsulun çeşitli safhalarda görüntüsünden ibarettir.
Allah cümlemizi cemreler gibi sıcaklığı ile Celalinden Cemâline, Cemalinden de Kemâline vuslat buldurarak zevk eden kullarından eylesin. AMİN.

ZATİYYUN VE SIFATIYYÜN VELİ NE DEMEKTİR

Veli Allahın dostu, sevgili kulu Allahın velayetine sahip olan kemalat esmasıdır. Allahın bir adı da El Vely dir. Velilik mertebeleri her ne kadar çoksa da genelde 3 türlü velilik mertebesi vardır.


1 - Zatiyün Veliler
2 - Sıfatıyün Veliler
3 - Efaliyün Velilerdir.

Zatiyün Veliler kendi varlıklarını Hakkın varlığında yok ettikten sonra Hakkın varlığı ile varlıklanarak zerreden kürreye kadar her varlığında kendi tecellisini gören ve zevk eden evliyaullahlardır. Nokta sırrına vakıf oldukları için nasıl Kur-an ı Kerim de noktalar üst üste konulduğunda 7 noktadan bir elif meydana gelir. Elif harfi de çeşitli şekillere bürünerek Kur-an ı Kerim deki 28 harfi meydana getirmektedir. Aynen onun gibi bu kainatta nokta olan o İnsan-ı Kâmil in her varlıkta tecelli ettiğini gören ve 28 mertebede zuhuratını zevk edendir. Zatiyün Mürşidi Kamillerin halife ve ihvanları da Zatiyün irfaniyetiyle yetiştikleri için Zatiyün halife ve ihvandırlar. Onlara sıfatiyün demek yanlıştır. Zatiyünlüğü bilmemektir. Efendim Hasan Özlem Hz.leri Zatiyün velilerdendi. Bütün halife ve ihvanları da Zatiyündurlar. Bunda kimsenin şüphesi olmasın. Her tecelli odur derler.
Sıfatiyün veliler ise Allahın bütün varlıklarda tecelli ettiğini bilir ve görürler. Her zuhurat ondandır derler. Bir tecelli eden bir de tecelli olunan vardır. Onun için sıfatiyündurlar. İlimde kendi varlıklarını Hakkın varlığı yanında bir tecelli mazharı bilirler. Tecelli eden kendi olduğu zevkine sahip olamamışlardır. Her şey ondandır derler. O dur diyemezler.
Efaliyün velilere gelince bu kesret aleminde Esma ve fiillerin vakıfıyeti mevcuttur. Her tecellinin Allah ın ayetleri olduğunu, şeriat hükümlerinde aşırı hassasiyet göstermeleri mevcuttur. Allah ın fiil ve işlerinin her tecellisine boyun bükmüş kimselerdir.
Veliler irşadda görevli olanlar ve idari bölümde olanlar diye ayrıca ikiye ayrılırlar. İrşadla görevli olanlara Mürşid veya Mürşid-i Kâmil denilmekte. İdari bölümde olanlar ise irşadla görevli olmadıkları için ehli haricinde onlar Gök kubbemin altında benim nice sevgili kullarım vardır ki onları benden başka kimse bilmez. Hadisi Kudsisi gereğince bilinmezler. Bizler Allah-ı seviyor muyuz? Bunun belirtisi nedir? Ayrıca Allah ta bizi seviyor mu? Bunun da belirtisi nedir? Diye sorduğumuzda: Bizlerin Allah ı sevmemiz bizim Hakkın varlığında yok olmamızla mümkündür. Yani kişi fenafillah olmasıyla Allah-ı sevmiş olabilir. Allah bu varlıklar benimdir diyor. Sen de benimdir dersen itilafa girmiş olmaz mısın? Sevgilin için canını ver ki sana canan ihsan etsin.
İşte Allah da seni sevdiyse senin bütün sıfatlarından kemalatıyla zuhura gelir ki; canını vermenin karşılığında canan almış olursun.

                                CUMA

Cuma Müminlerin Bayram günüdür. Bayramın birincisine Ramazan Bayramı diyoruz. İkincisine de Kurban bayramı diyoruz. Üçüncü bayram ise Ramazan bayramı ile Kurban bayramını bünyesinde cem etmiş, cuma bayramı yani cuma diyoruz.
Yahudilerin bayram günü cumartesidir. Hıristiyanların bayramı pazar günüdür. Müminlerin bayramı ise Cuma günü olmuş oluyor. Resulullah (S.A.V.) Efendimiz bir hadisi Şeriflerinde Hz. İsa A.S.. ın ümmeti 71 fırkadır. Bunun 70 fırkası delalette 71 inci fırkası hidayettedir. Musa A.S. ın ümmeti 72 fırkadır. Bunun 71 i delalette 72.si hidayettedir. Benim ümmetim ise 73 fırkadır. Bunların da 72 si delalette 73 üncüsü fırkayı Naciyedendir. buyurmuşlardır. Neden Hz. İsa A.S. ümmeti 71 fırka 70 i delalette biri hidayettedir. Çünkü Hz. İsa A.S. tenzih dininde idi. Bu günde kim ki 7 sıfatı ve on duygusu ile Bakara Suresi 115. Doğu ve batı Allahındır. Nereye dönerseniz Allah ın yüzü oradadır. ayetine mazhar olamamışsa yani Allahın birliğini 7 sıfat ve on duygusu ile 70 eder, şuhut edemezse delalette, onun birliğini şuhut etmişse hidayette olduğunu söylemiş oluyor. Musa A.S. da teşbih dininde idi. Onun da ümmeti 72 fırka idi. Yedi sıfatı subutiyesi ve zahir ve batın beşerden on duygusu ile de Allah ın birliğini Vahdet yönüyle zevk etse Musa A.S. dini olan teşbih dinine göre delalettedir. Vahdetin bütün sıfatlardan tecellisini zevk ettiğinde hidayette olacaktır.
Hz. Muhammed in dini ise tenzihi ve teşbihi birleştirerek Tevhid yapan Tevhid dinidir. Ne İsa gibi ne de Musa gibi Tenzih ve Teşbih yapsa dahi Hz. Muhammed in dini olan Tevhid dinine göre delalette, Tevhid ettiğinde ancak hidayette olduğu anlaşılmış oluyor. İşte cuma da bunu remzetmektedir. Üç bayramı birlikte cuma günü kutlayan Müminler, hem onların Bayram zevkini hemde ayrıca Tevhid olan cuma zevkinin üçünü birden zevk etmektedir. Çünkü Bayram dostla görüşmek ve buluşmaktır.
Onun için Cuma günü 2 rekat Cuma Namazından başka öğle Namazı ve başka Namazlar yoktur. Bir rekatı kulun Hakta yokluğu ikinci rekatta da Hakkın kulundan zuhuratıdır. Fenafillah ve bekabillah rekatları da diyebiliriz. Bu 6 pencereden Hakkın bütün tecellilerini zahir ve batın yönüyle zevk edenler Cumaya çıkmışlardır. Cuma Namazını kılanlar için Allah Cuma Suresi 10 da Namazı kılınca yer yüzüne dağılın Allah ın fazlından rızık arayın buyurulmaktadır. Rabbimiz Cumayı idrak eden ve zevklenen kullarından eylesin. AMİN.

                  TESBİH NE İÇİN ÇEKİLİR

Namazlardan sonra çektiğimiz Tesbihlerin manasına bir (H.Ş.) ile başlamak istiyorum. Resulullah (S.A.V.) Efendimiz Bir kimse Namazdan sonra 33 defa Sübhanellah, 33 defa Elhamdülillah, 33 defa Allahüekber derse ormanlar kalem, deryalar da mürekkep olsa ecrini yazmaktan deryalar biter, ecri bitmez buyurmuşlardır. Peki 33 defa Sübhanellah desek manası ne demektir? Ne için 31 değil başka bir rakam değilde 33 defa buyurulmuştur. Çünkü Allahü Teala üç fenada, üç bekada bu tesbihlerin manalarını bizden zevk etmemizi istiyor. Üç fena ve üç bekadaki iki üçün yanyana gelmesi rakamsal olarak otuzüç oluyor. Yani sübhanallah Allahı tenzih etmek demektir. Allah Vahdaniyetiyle bütün varlıklarda tecelli ettiği halde hiç birine benzemez. İşte o bu yönüyle Sübhanellahtır. Rakamda eksiklik olduğunda tecelli de eksik olacağından Allah a eksiklik isnat edilmiş olunur. Haşa Allah eksiklikten münezzehtir.
O vahdet olarak tecelli eden tek Allah bütün yarattıklarında mertebelerine göre sıfatlarıyla her an ayrı bir şanda tecelli eder; olması nedeniyle bütün sıfatlar da dile gelerek tecelli eden Rablarına Elhamdülillah diyerek teşekkür ederler. Bütün sıfatlardan tecelli eden sensin. Seni tesbihatınla yani benzetmemizle zevk etmekteyiz diyerek Elhamdülillah derler.
Tenzih, Teşbih ve ikisini de birleyerek Tevhid yapıp Allahü Ekber yani Allah uludur, yücedir demektedirler. Çünkü Vahdet alemine nazar ettiğimizde Tenzihi ile, kesret alemine nazar ettiğimizde Teşbihi ile Haktan gayri varlık görmeyince elbette onun ululuğunu ve yüceliğini zevk edenler Allahü Ekber demekten başka bir söz söyleyemezler. İşte onun için Resulullah (S.A.V.) Efendimiz miraçtan dönerken İbrahim A.S. ile 6. kat semada karşılaşmış. Yani Tevhid babası olarak bilinen İbrahim A.S., kavseyn mertebesine gelen ve zevk edenler layıkıyle ümmet olma hasletine sahip oldukları için benden ümmetine selam söyle Cennet bomboş bir arazidir. Buranın nimetleri Süphanellah, Elhamdülillah, Allahü Ekber demektir. Buna çokça devam etsinler. O zaman bütün Cennetin nimetlerine nail olurlar buyurmuşlardır. Yani Tenzih, Teşbih ve Tevhid yapanlar Allah ın Cemalullahını zerreden kürreye kadar şuhut etme zevkine layık olurlar.
Onun için bir kişinin Cehennemi cehaletidir. Cenneti de irfaniyet ve kemalat zevkidir. Çok insanlar kendilerindeki ten ve canı esmalarıyla Tevhid ederek bu tecelli zevkine sahip olmuş olsalar daimi Cennette olduklarını göreceklerdir. Çoklarına zulmani perdeler engel olmaktadır. Dolayısıyla da esma ve adet olarak söylenen tesbihatın da ömür müddetince çekilmesi onlara fayda verememektedir.

                         HACCIN SIRLARI

Hacca gidecek bir kişinin 3 adet farzı olan:


1- İhrama girmek,
2- Arafatta vakfaya durmak,
3- Kabeyi tavaf etmek.

Gibi farzların şekil olarak yapılması değil taşıdığı manevi sırları da bilmesi lazımdır ki haccın zevkini alabilsin. Ayrıca 24 vacip ve bir çokta sünnetleri mevcuttur. Bunlar neleri remzetmektedirler. Teker teker saymaya çalışalım. Evinden çıkarak çoluğunu çocuğunu, malını mülkünü tek Allah için terk ederek, Allah ın farziyeti için hacca hazırlanıp gitmesi gibi bir salikin de dünya zevklerini ve nefsani her türlü zevklerden vazgeçerek bir Mürşid-i Kâmile gelip Hak ve Hakikata talip olmasıdır.
Birinci farziyet olan ihrama girmek, İnsan-ı Kâmilinde kendine nispet ettiği efalinin, sıfatının ve Vücudunun kendisinin olmadığını irfaniyeti ile bilerek fenafillah olmasıdır. Yani kendi varlığını Hakkın varlığında yok etmesidir.
İkinci farziyet Arafatta vakfeye durmaktır, yani kişinin Hakk a Arif olmasıdır. Vakfa nasıl ayakta kabeye doğru dönerek dua etmekse Hakikatında da Ruhullah olan bir kişinin tırnağından saç teline kadar bütün sıfatlarından Ruhun ilanıdır. Bakara Suresi 115 Doğu ve batı Allahındır. Yüzünüzü nereye çevirirseniz Allahın yüzü oradadır. İfadesi ile Arif olmuş demektir.
Üçüncüsü Kabeyi tavaf etmektir. Zahirde nasıl taştan yapılmış Allahın Zatını remzeden Kabeyi üçü çalımlı dördü de sakin olarak etrafında dönerek tavaf ediyorsak, aynen onun gibi bir salik de Mürşid-i Kâmilinde üç fena, dört beka meratibini tahsili ederek yer yüzünde Allahın Zatını remzeden canlı Kabe durumundaki İnsanı Kâmilleri tavaf etmeleridir. Çünkü bu ilim ve irfaniyeti başka hiçbir yerde elde etmek mümkün değildir. İbrahim Hakkı Hz.lerinin hocası Fakrullah Efendi bir gün hüccacın önüne geçip nereye gittiklerini sormuş onlar da Hacca gittiklerini söylemişler. Onlara cevaben: Gelin beni 7 defa tavaf edin Sizleri Haccı Ekber yani büyük hacı edeyim demiştir. Yani beni tavaf edin demekten gaye onun etrafını dönmek değil onda 7 meratibi ilahinin tahsil edilmesidir. Çünkü Kabe, Kabe olalı Allah hiçbir zaman oraya girmedi. Fakat bu fakirin gönlünden de hiçbir zaman çıkmadı buyurmuşlardır.
Haccın ayrıca vacip durumunda olan emirleri de vardır. Merve ile Safa arasında 7 defa 3 ü koşarak 4 ü sakin olmak üzere say yapmak var. Çünkü Fena mertebelerinde Celal tecelliler kişiyi huzursuz ve mutsuz yapar. Bunlardan bir an evvel kurtulmak için koşmak lazımdır. Yani ikilikten kurtulmak için çok çalışmak gereklidir. Dördü ise sakindir. Zira kula nisbiyet kalmadığı için Beka mertebelerinde de sakin sakin Hakkın her an ayrı tecellilerinin zevki vardır. Merve demek kulluk demektir. Safa demek ise selamete çıkmak demektir. Bizler de kulluktan yani ikilikten 7 say sonunda selamete çıkanlardan olmuş oluyoruz.
İbrahim makamında iki Rekat Namaz kılmak da: Emin beldeye ayak basanlar şükrani olarak iki Rekat Namaz kılarlar. İbrahim makamı emin beldedir. Kendi varlıklarını Hakkın varlığında yok edenler emin beldeye ayak basmışlardır.
Ayakta zemzem suyunu içme sırrı: Zemzem suyu İnsan-ı Kamillerden tahsil edilen ilmi ledün diye vasıflandırdığımız Sır ilimleri, esrar ilimleridir. Çünkü İnsanı Kâmiller Tuba ağacıdırlar. Onların kökleri arşı âlâda, dal ve meyveleri yerdedir. Onlar ilhamlarıyla Ledün ilmini bizlere bardak bardak sunmaktadırlar. Bu zemzem suyunu da onlardan başka hiçbir yerde ve kitaplarda taze taze bulmak mümkün değildir. Onların bu ilmi kelam fiili ile zuhura geldiği için ayakta içilmektedir. Zira kıyamda durmak da Hakkın fiilleri ile açığa çıkışını remzetmektedir.
Mina da şeytan taşlamak: 70 taş 7şer, 7şer büyük şeytan, orta şeytan, küçük şeytan diyerek 3 gün atılmaktadır. İşte bunlarda büyük şeytan dediğimiz kendi varlığımızı, orta şeytan dediğimiz kendi sıfatlarımızı küçük şeytan dediğimiz kendi Efalimizi taşlıyoruz. Yani bunların bizim olmadığını 7 sıfatımızla kabullenme ameliyesini şeklen ve batınen yapıyoruz. Büyük şeytana 7 Taş attıktan sonra Kurbiyetimiz gereği kurban kesiyoruz. Yani varlığımızı Hakkın varlığında yok edip Ruhullah sahibi olduğumuzda, Ruhun sıfatlara tecelli ederek aslını göstermesi kurban olmuş oluyor. Yani kurban sıfatlara yaklaşması anlamındadır.
Hüccac Arafatta öğle ile ikindi Namazlarını cem ediyor. Müzdelifede de Akşam Namazı ile Yatsı Namazını cem ediyor. Bunların remzettiği mana da ikilikteki sıfatlarımız Zat a vuslat bulunduğunda yani Zat ın idaresi altında olduğunu zevk edince sıfat ayrı Zat ayrı mütaâla edilemez. Öğle Namazı sıfatı, ikindi Namazı da Zat ı remzetmektedir. Namaz Müminin Miracı, Miraç da Allah la beraber olmak, konuşmaktır. Sıfatlardaki tecellilerin Zatın olduğunu irfaniyetle bilmek öğle ile ikindiyi cem etmektir. Akşam ile Yatsı Namazının cemi ise Müzdelife de olmaktadır. Yani Ruhun sıfatlarından zuhur etmesiyle cem edilmiş olunur. Kısaca şunu anlıyoruz ki: Halkın Hakta birleşme idraki Vahdaniyette olduğu için Arafatta cem ettik. Hakkın da halkta tecellisi ile yani kesrette zuhuratıyla Müzdelifede cem ettik demektir.
Kabe dışında Kadınların Erkeklerin arkasından Namaz kılmaları gerekli iken, Kabede Erkeklerin önünde Namaz kılabiliyor. Neden: Çünkü Kabe Allah ın Zat ını remzettiği için orada kesret yoktur. Bütün nehirlerin suları deryaya ulaştığında deryadaki suların hiç biri ben şu nehrin suyuyum, diğeri ben bu nehrin suyuyum diyemediği gibi Kabede kadın erkek diye bir şey olamaz. Oradaki kılınan Namaz gönül Kabesinde kılınmaktadır. Bedenin hükmü yoktur. Düşünülemez de. İşte onun için kadınların önde erkeklerin arkada Namaz kılmaları dahi mahsurlu sayılmaz.
Genel olarak zahirde emri ilahi olarak ömrümüzde bir defa Hac farizası yapılmalı, aslında da batınan bir İnsanı Kâmilden bu meratibi ilahiyeyi ömrümüzde tahsil etmemizden ibarettir. Batın haccını ifade edildiği gibi yapanlar zahirine ne gerek vardır dememelidir. O siretteki zevklerini bizzat remzedildiği mahallerde zahir ve batınını birleştirerek Tevhid zevkiyle zevklenmeleri üstünün üstü olacaktır. Yoksa tek kanatlı kuş gibidirler. Tek kanatlı kuşta menzile varamaz.

Kabe de 4 köşe vardır


1 - Şam köşesi
2 - Iraki köşesi
3 - Yemani köşesi
4 - H.Esvet köşesi


Hakikatte gönül kabesinin de dört köşesi vardır:


1 -  Şeytanı tecelliler
2 -  Nefsani tecelliler
3 -  Meleki tecelliler

4 -  Rahmani tecelliler

bu tecellilerin zuhur ettiği köşeler olmuş oluyor. Çünkü her kişi bu tecellilerin birinin tahakkümü altında yaşamına devam etmektedir. Onun için kabenin 4 direği vardır. Hannan, Mennan, Deyyan ve Süphan direkleridir. Kabe bu 4 direk üzerinde durmaktadır denilmiştir.


Şam Köşesi          :    Şeytani köşedir.
Irakı Köşesi          :    Nefsani köşedir.
Yemeni Köşesi     :    Meleki köşedir.
H. Esved Köşesi   :    Rahmani köşedir.

Tavafa Hacer-ül Esved köşesinden başlanmakta ve 7 tavaftan sonra yine orada bitirilmektedir. Çünkü Kabe üzerinde Hacer-ül Esved Allah ın sağ elidir. Onu öpenler veya uzaktan da olsa istilam edenler sözleşmeyi yapmışlardır. Araf Suresi 172 de Ben Sizin Rabbiniz değil miyim dediğinde onlar da evet Rabbimizsin şahit olduk dediler. İşte o gün verdikleri sözü tuttuklarını Hacer-ül Esved e dönerek şahit ol diyerek tavafa başlamaktadır. Bu kainatta da Allah ı Hüvviyet ve eniyetiyle cem edip kemalatıyla da zuhura getiren İnsanı Kâmillerdir. Onlar bu alemde Zat-ı remzettikleri için elini öpenlere o şahitlik yapmaktadır. Yoksa taş şahitlik yapmaz. Rab irşad eden ve terbiye eden manalarına geldiğine göre insanların irfaniyet ve kemaliyet irşatlarını da onların yaptıkları açık olarak anlaşılmış olur.
Pirimiz Muhammed Nurul Arabi Hz.leri üç yerde cem oluruz demiştir:


1- Ervah Aleminde
2- Alemi Berzahta
3- Alemi Ahirettedir

Ervah Alemi Ruhlar alemidir. Yani bir salikin insani kamilinin zahir huzurunda toplanıp onun irşad ve terbiyesini kabul ederek Nefisleri üzerine şahitlik yapmalarıdır.
Berzah Alemi ise İnsanı Kâmilin varlığı Hak
varlığı olduğu için onun varlığında batını yönüyle Vahdaniyet deryasında cem olmasıdır.
Alem-i Ahirette cem olması ise ihtiyari bir ölümle ölüp, Hakkın varlığında var olarak hafi şirklerden de kurtulup ibadet eden, ibadet ve ibadet edilen birliğine erildiğinde de cem olunmuş olmaktadır.
Onun için bu Alemde Allahu Teala, Zatı yönüyle hiçbir kimseyi irşad edemediği için sıfatları yönüyle İnsanı Kâmiller mazharından bizzat kendisi irşad ve terbiye etmektedir. Buna binaen İnsanı Kâmilleri tavaf etmek kişiyi haccül ekber yapmaktadır. Haccın sırrı, Mekke şehrindeki Kabeyi ziyaretten gaye bir rumuzattır. Onun taşıdığı manalar İnsanı Kâmilden meratibi ilahiyeyi tahsil ederek 7 mertebedeki Hakkın tecellilerini zevk etmekten ibarettir. Allah cümlemize bu zevkleri ihsan eylesin. AMİN

                        KURBAN BAYRAMI

Kurban kurbiyet demektir. Yaklaşmak demektir. 4 mezhebin üçünde kurban kesmek sünnettir. Yalnız İmam-ı Azamın mezhebi olan Hanefi mezhebinde vaciptir. Onun da vacibiyeti İmamı Azam Hz.lerinin vahdaniyet üzerine kurduğu mezhebin gereğidir. Çünkü İmamı Azam mezhebini Makamı Cem zevkiyle kurmuştur. Onun için vahdet zevkiyle zevklenenlerin mutlaka anlamına gelen vacibi uygulaması yani sıfatlara yaklaşarak cemalini izhar etmesi gereklidir. Zahirde her ne kadar mal canın yongasıdır denilmekte ve Allah için parasını harcamak olarak görünse de bir ayeti kerimede Sizin kestiğiniz kurbanların Allah a ne etleri ne de akıtılan kanları gitmektedir. Allah a giden tek şey sizin takvanızdır buyurulmaktadır. Takva ise Allah tan korkmaktır. Allah tan nasıl korkmalıyız? Allah haşa öcü değil ki Allah tan korkulsun. Allah tan, Allah a ait olan Efâline, Sıfatlarına ve Vücuduna sahip olmamak için korkmak lazımdır. Onun için Allah tan en çok korkan Evliyalardır. Neden, çünkü bir an gaflete girer de kendime nispet ediveririm diye korkarlar.
Resulullah (S.A.V.) Efendimiz her kurban bayramında 2 kurban keserdi. Birisini kendisine diğeri ümmeti içindir. Bir hadisi şeriflerinde Ben iki kurban atasının evladıyım buyurmuşlardır. Çünkü İbrahim A.S. İsmail i kurban etmek istediğinde koç kurban ihsan edilmiş diğeri de Peygamberimizin dedesi Ebu Muttalibin oğlu olması için Allah a adadığı Peygamberimizin babası Abdullah için kestiği yüzlerce deve kurbanlardır.

Bir kişi Mürşide intisap ettiğinde kamil onun halka dönük Nefsi emmaresini kestiği için ona kurban oldu denilmektedir. Bir de Mürşidi kamilindeki tahsili sonunda, kendi varlığını Hakkın varlığında yok ettikten sonra, Ruhullah olan Vahdet deryasından sıfatlarına tecelli ederek oralarda kendi Cemalini izhar etmesine de kurbiyetinin gereği kurban denmiştir. Dikkat edilirse kurban bayramı ile hac farizası aynı zamanda ifa edilmektedir.
Onun için koç kurban kendimize nispet ettiğimiz varlığımızı kurban etmektir. Fena fillah olmaktır. Can kurban ise: Canın birlik zevki ile zevklenen kişinin sıfatlarından kemalatı ile zuhura gelmesidir. Yunus Emre Hz.leri :
İsmailem Hak yoluna canımı kurban eylerem. Çünkü bu can kurban sana ben koç kurbanı neylerem Diyerek Hakikatını ifşa etmiştir.

                                 RÜYA

Rüya uyuyan kimselerin gördüğü olaya denir. Dünya yaşantısı başlı başına bir Rüyadır. Uyuduğumuz zaman gördüğümüz Rüya ise rüya içinde bir Rüya olmaktadır. Onun için Rüyalarla amil olunamaz. Fakat bir ayeti kerimede Rüzgarı yağmurdan evvel haberci gönderdik. buyurulması gibi Rüyalar da iyi ve doğru yorum yapıldığı zaman Hakikatları bizlere haber vermektedir. Rüyaların haberciliğini en iyi bilen Yusuf A.S. idi.
Kesafet olan bu Dünya görüntülerini meydana getiren latif olan Ruhullahtır. Onun için suretlerin siretini görebilenler de Rüya tabir edebilirler. Yusuf A.S. ın zindandaki iki arkadaşından birinin gördüğü Rüyada; Yusuf Suresi 36 Ben kendimi Rüyamda Şarap olacak üzüm sıkarken gördüm dedi. Yusuf A.S.ın tabirinde Sen hapisten çıkınca efendine şarap sakisi olacaksın dedi. Çünkü zahirde şarap yasak edilen bir içkidir. Fakat mana ve sirette aşkı ve zevki remzettiği için bu kendisine nispet ettiği varlık hapishanesinden çıkarak ihtiyari bir irfaniyetle Hakkın varlığı ile var olup Efendisi olan Hakka ve her türlü tecellilerine hizmet edecek demektir. Çünkü kesbi ilimle de fenafillah olunur. Aşk burağına binerek vehbi ilimle de fenafillah olunur. İşte şarap yapıp dağıtması aşk ile Hakkın lütfuna mazhar olacağını Yusuf A.S. haber veriyor.
İkinci arkadaşı da ben Rüyamda başımın üstünde bir ekmek gördüm kuşlar ondan yiyor dedi. Ona da cevaben Sen asılacaksın ve kuşlar da başından yiyecekler diyor. Çünkü ekmek cesedin gıdasıdır. Sen bu tenden asılacak, gök ehli olan kuşlar da başından yiyecekler. Yani sen de kesbi bir irfaniyetle bu kesafetten asılarak, senin bu tenini Beka tecellileri istila ederek yiyip bitirecekler dedi.
Sonunda da Yusuf A.S.ın tabir ettiği gibi aynen oldu. Onun için bu suret aleminde her ne varsa hepsi de siret aleminin tecellilerinin görüntüsünden ibarettir. Madem ki siret aleminin görüntüleri ise neden amil olunamaz denirse cevaben şöyle bir misal verilebilir. Bir meyveli ağaç, görüntüsünü suya aksetmiş bizde suyun içinde görünen meyveye sahip olmak isteyip her ne kadar suyu taşlasak bir adet meyve elde etmemiz mümkün olur mu? Olmaz. Çünkü o meyve sudaki görüntüdür. Kafamızı kaldırıp aslını görürsek oradan istediğimiz kadar meyve yiyebiliriz. Onun için Rüyaları tabir edecek kişilerin letafet aleminden haberdar olmaları lazımdır. Yoksa tabirler yanlış olur. Hatta Resulullah (S.A.V.) Efendimizin rüyaları iyiye yorumlayınız diye de ikazı vardır. Çünkü Hakkın hiçbir tecellisi kötü değildir. Kötülük, iyilik bizler içindir. Bir gün Padişahın eşi Rüyasında bütün Bağdat ahalisinin üzerinden geçtiklerini görüyor. Zahiren çok ayıp bir olay olduğu için haya edip de kimseye söyleyemiyor. Bu Rüyanın tesirinden kurtulamadığı için hizmetçisine git falanca kamile ben böyle bir Rüya gördüm. Tabir eder misiniz diye sor. Sakın benim gördüğümü söyleme diyor. Hizmetçi de söylenen kamile giderek Efendim ben böyle bir Rüya gördüm Tabir eder misiniz diyor. O kamil de kızım sen ne iş yaparsın diyor. O da hizmetçiyim diye cevap veriyor. Kamil, kızım bu Rüyayı sen göremezsin bu Rüyayı gören gelsin, Rüya kötü değil güzel bir Rüyadır diyerek cevap veriyor. Rüyayı gören kişi ezile büzüle kamilin huzuruna çıktığında kızım sen bu Bağdat a çeşmeler, camiler okullar gibi faydalı hizmetlerde bulunacaksın. O insanlar da senin bu faydalı olan eserlerinden istifade edecekler diyor. Görüldüğü gibi zahir yönü ne kadar kerih bir olay fakat letafet yönü ise mananın Nurlarını yansıtmaktadır. Onun için herkes Rüya tabir edemez. Rüyalar da Nefsani Rüyalar Rahmani Rüyalar diye ayrılır. Rahmani Rüyalar aynen çıkar ama Nefsani Rüyalar çıkmaz. Resulullah (S.A.V.) Efendimizde ilk 6 ay Rüyalarla iştigal ettiler. Onun için bir hadisi Şeriflerinde Rüyalar Nübüvetin 46 da biridir buyurmuşlardır. 23 senede 46 tane 6 şar ay vardır. Kur-an 23 senede indirilmiştir.
İşte bu Kur-an ın Hakikatına erebilmek için evvela 6 ay her kişinin Rüya ile iştigal etmesi lazımdır. Tevhidde üç fena mertebelerinde zahir ve batın olarak 6 ay Rüya derecesidir. Bu devreyi geçirenler artık her şeyi ayan beyan görecekleri için onlar Rüya görmezler. Suretlerdeki sireti seyrederler. Yani Hakikata kavuştukları için her nereye dönerlerse dönsünler Hakkın Cemalullahını suretlerin yaratılma yerlerinde, suretlerden sireti görürler. Allah cümlemizi kesafet Alemi olan bu suret aleminden letafet Alemi olan siret alemine geçenlerden eylesin. AMİN.




             KURBAN BAYRAMINDA GETİRİLEN
TEŞRİK TEKBİRLERİNİN MANA VE MAHİYETİ

Teşrik tekbirleri kurban bayramının arefe günü sabah namazından başlayarak dördüncü bayram günü ikindi namazı dahil olmak suretiyle 23 vakit Allahü Ekber Allahü Ekber La ilahe illellahu Allahü Ekber Allahü Ekber velillahül hamd diyerek getirilen tekbirlere denir. Bu teşrik tekbirleri vaciptir. Farz namazların hemen arkasından getirilmelidir. Ferdi namaz kılarken unutulursa en son sünnetlerden sonra da bir defa getirilebilir.
İbrahim A.S.ın oğlu İsmail A.S. ı kurban etmek için boynuna bıçağı çaldığında bıçak kesmedi. Acaba bıçağı iyi bilemedim mi diyerek yanındaki taşa çalınca taş ikiye bölündü. İsmail in boynunun altı kırışıklıdır diyerek ensesinden bıçağı çalınca yine kesmedi. İşte o zaman iki melek, bir koçla Allahü Ekber, Allahü Ekber diyerek, iki defa söyleyerek zuhur ettiler. Neden iki defa söylediler. 3-5 defa demediler. Çünkü Allah ın Ekberliği yani büyüklüğü, yüceliği, ululuğu, Hüvviyet ve enniyetinde yani zahir ve batınında uludur, yücedir. Tek söylenmiş olsa idi, Allah a eksiklik isnat edilmiş olurdu. Meleklerin bu tekbirini duyan İsmail A.S. cevaben La ilahe illallahü Allahü Ekber dedi. Yani zannımızdaki hayalimizdeki Allah ın ululuğu büyüklüğü değil bizzat şuhut ettiğimiz zerreden kürreye kadar Zatını bütün sıfatlarından ilan eden zuhura çıkıp Cemalullahını gösteren Allah büyüktür dedi. Buna cevaben İbrahim A.S. Allahü Ekber Velillahül hamd demekle zahir ve batın bütün varlıkların Allah a hamd ettiklerini hepsinin varlığı Allah n varlığıyla var olabildikleri için teşekkür ettiklerini söyledi.
İşte tenzih, teşbih ve İbrahim A.S. Tevhid yaparak bu tekbir kal lisaniyle ifade edilmiş oldu. Tevhid ehli de Meratibi ilahi tahsilinde Tevhidi Efal Tevhidi sıfat ve Tevhidi Zat idrakına sahip olduğunda Allahın vahdaniyetinin idrakı ile Allah tan başka bir varlık göremediği için zahir ve batın yönüyle Allahü Ekber yani Allah uludur, Allah büyüktür diyerek onun yüceliğini ifade eder. Vahdaniyetinden sıfatlarına tecellisi ile her varlıktaki cemalini şuhut etmesiyle de La ilahe illellahü Allahü Ekber diyerek demiş olur. Çünkü İsmail A.S. İbrahim A.S.ın nefsi idi. Nefsin kesilemeyeceğini kurbiyetle yaklaşılabileceğini bizlere göstermiş oldu. Tevhid babası İbrahim A.S.ında Allahü Ekber Velillahü hamd demekle Tenzih ve Teşbihi Tevhid yaparak hem tekbir tamamlanmış hem de insandaki Kur-an kemalatıyla tamamlanmış olmaktadır. Kur-anı Kerim 23 senede tamamlandığı için bizler de bu kurban diye vasıflandırdığımız kurbiyet yani yaklaşmanın zahir ve batınını 23 vakit namazların farzlarının arkasından bir defa tekbir getirmekle tamamlamış oluruz
Müslümanların üç bayramı vardır. Ramazan bayramı üç gündür. Recep, şaban ve Ramazan irfaniyetine sahip olanlar batında da bu üç gün bayramı yapmaya Hak kazanmışlardır. Çünkü bayram dostla buluşmak, görüşmek ve sevişmektir. Kurban bayramı da 4 gündür. Allahın Vahdaniyet zevkiyle zevkidar olan evvelde, ahirde, zahirde ve batındaki tecellileri zevketmeleri onların da 4 gün bayram yapmaları olacaktır. Tevhidde de tecelli mertebeleri beka mertebesi olarak tahsil edilmektedir. Bu bayramların bayram namazları da vaciptir. Fakat üçüncü bayram ise Cumadır ki Ramazan ve Kurban bayramı namazlarını bünyesinde cem ederek Tevhid yapıp farz olmuştur. Onun için Cuma günü müminlerin bayramıdır.
Bayram namazlarında sübhanekeden sonra üç defa tekbir alınıp el bağlanması Fenafillah olan bir kimsenin nisbiyetlerini bağlamasını ikinci rekatta ise üç tekbirden sonra bağlamayıp dördüncü tekbirde rüküye eğilmenin de beka zevkiyle 4 mertebe yönüyle Hakkın tecellisini remz etmesi bizlere fena ve beka zevkiyle meratibin ta kendisi olduğunun zevkini vermektedir. Hakikatta vacip mutlaka demektedir. Nasıl bir barutla bir ateş yanyana gelince onun infilak etmesi mutlak olmuştur. Aynen onun gibi bir salikin kendine nisbet ettiği varlıkları Hakka vermesi ile Rabbinin onda tecelli etmesi vaciptir. Yani mutlak olur. Hakk da Vahdaniyeti ile sıfatlarına tecelli edince o sıfatlardan gören duyan da Haktan başkası olamaz ise bir salike de böyle tecelli ederse o salikten duyan gören ve konuşan Rabbi olmuş olur.
Kurban bayramında kesilen kurbanlık hayvanlardan da bir nebze bahsetmek gerekli olursa: Kevser Suresindeki Fesalli Li rabbike venhar namaz kıl, kurban kes şeklinde tefsir edilmiştir. Venhar akıt demektir. Yalnız kan akıt manasına gelmeyebilir. Müminler kan akıtabilecekleri gibi cehaletlerini de akıtmak nisbiyetlerini de akıtmak anlamı çıkarabilirler. Hatta bu ilim ve irfaniyetten boş olan gönlünüze irfaniyet ve kemalat akıt da diyebiliriz. Onun için net belli olmadığı için zahirde farz değilde vacip denmiştir. Hac Suresinin 37.ayetinde Sizlerin Allah için kestiğiniz kurbanların ne kanları ne de etleri Allah a ulaşır. Allah a ulaşan takvanızdır buyurmuşlardır.
Onun için zahirde eti yenen hayvanlardan kurban yapıyorsak da Hakikatında kurban kurbiyet yani yaklaşma olduğunu bilmeli kul olarak Allah a yaklaşmaya gayret göstermeli, biz saliksek Rabbimizi kendimizde zuhura getirmeliyiz. Kamilsek de ihvanlarda zuhura gelmeliyiz.
Sür çıkar gayrıyı gönülden ta tecelli ede Hak. Padişah konmaz saraya hane mamur olmadan.
Allah cümlemize bu zevkleri ihsan etsin. AMİN.



    TEN GÖZÜ, KALP GÖZÜ, CAN GÖZÜ NEDİR

Ten gözü, mahluku mahluk gören gözdür. Her nereye bakıyorsak onun zahir varlık yönünden başka bir şey göremez. Bu göz hayvanatta ve bütün insanlarda vardır. Bunun hiçbir manevi yönü yoktur. Bir şeye mahluk gözüyle bakıldığında o mahluk olur. Kesafet aleminde bütün mahlukata gereklidir.
Kalp gözüne gelince onun iki kapısı vardır. Bir kapısı Nefse bakar bir kapısı da Ruha bakar. Bir kişi İnsan-ı Kamilden Tevhid ilmini alır. Nefs kapısını kapatıp Ruh tarafındaki kapıyı açabilirse irfaniyet sahibi olması nedeniyle kalp gözleri görmeye başlar. İlimle bütün fiilerin faili Allah diyen bir kişi kendine ve başkalarına nispet ettiği fiili, tecelliyi efal şuhudu ile görmeye başlaması, kulağının ilim olarak duyduğu tecelliyi gözüyle de görünce kalp tasdik etmiş olacaktır. İşte bu tasdik, şuhut sonunda olduğundan fiillerin failinin Allah olduğunun irfaniyeti, gözün fiilinin resmini çekmesi demektir ki kalp gözü olan irfaniyetle görmesi anlamına gelmektedir. Çünkü nefis kapısından gelen zulmaniyet ve cehalet karanlığı kapanıp ruh tarafından gelen nurun kalbi aydınlatması sonunda kalp irfaniyetle görüntüye geçmektedir. Onun için Mısri Niyazi Hz.leri :


Her neye baksa gözün bil sırrı Süphan ondadır
Her ne işitse kulağın mahzı Kur-an ondadır
Bir şeye mahluk gözüyle baksan o mahluk olur
Hak gözüyle bak ki bi şek nuru Yezdan andadır

buyurmuşlardır.


Can gözüne gelince: Burada gayri yoktur. Hak Hakkı görür. Vahdaniyet deryası olması nedeniyle kesret ve Vahdet ayrımı görülmez. Her şey tek yüzdür. Kul da, Sultan da bir görünür. Tafsilde kul kuldur. Sultan sultandır.

CENAZE NAMAZINDAKİ 4 TEKBİR NEYİ İFADE EDER

Cenaze namazı 4 tekbirle kılınan bir namazdır. Bütün peygamber ve evliyalar kendi cenaze namazlarını kendileri kılmışlardır. Bizim gibi saliklerin cenaze namazlarını da Fenafillah olmamışlarsa Mürşid-i Kâmilleri kılmakta, Fenafillah olmuşlarsa onlar da kendi cenaze namazlarını kendi kılmış olmaktadırlar. Cenaze tekbirlerinden de anlaşılacağı gibi birincisinde Allah için sâlata denmektedir. Yani Allah için namaza. Namaz ise müminin miracıdır. Miraç ise Allah la beraber olmak, konuşmak, buluşmaktır. Kul Allah la nasıl konuşur ve buluşur. Mukayyet olan bu alemde Zat olan Allah, sıfatı olan kullarından tecellisini izhar edince kulun kuvvesinden fiileriyle açığa çıkması kulundan buluşup konuşması demek olur.
İşte bu bütün mazharlarından zuhura gelmesi kulların kendi mazharlarından Hakkı açığa çıkarmasına sâlat dendi. Onun için Allah için sâlata ifadesi kullanıldı. İkinci tekbir ifadesi de Resulullah (S.A.V.) için salavata oldu. Çünkü bu alemde Zat Allah, sıfat ise Muhammeddir. Allahü Teala Muhammed siz bilinemediği için bir Hadisi Kudsisinde Levlaka Levlak vema Halaktül eflak Habibim sen olmasaydın bu alemi yaratmazdım buyurmuşlardır. Şu halde Muhammed bir ayna, kendisini o aynada seyreden Hak Teala olmuş oluyor. İşte Resulullah (S.A.V.)a salavat bu alemdeki 4 tecelli mazharları olan sıfatlardaki (Cemadat-Nebadat-Hayvanat ve İnsanat) farkıyla her tecellinin mevsufunun Allah olduğunu idrak et demektir. Üçüncü tekbir ifadesinde meyyit için duaya denilmekte yani vücudun vücudullah olduğunu idrak ederek ölmezden evvel ölmeyi sağlamaktır. Ondan sonra da er kişi niyetine veya hatun kişi niyetine denilmektedir. Bir kişi birliğe bu tahsilden sonra erebildiyse er kişi olmuştur. Hayır bu tahsilden sonra ikilikten kurtulamamışsa o kişi erkek de olsa hatun kişi olduğu için hatun kişi niyeti yapılmalıdır.
Bir Mürşidi Kamilden bu meratip tahsilini yapmayanların cenaze namazları nasıl olmaktadır. Benim bu anlattıklarım ehli Tevhid içindir yoksa avamın cenaze namazı için değildir. Onların cenaze namazları da taklit olarak avam kaideleri içinde kılınmaktadır. Bu cenaze namazının manevi irfaniyeti tekbirler alındığında namaz içinde okunan dualarda da görülecektir. Birinci tekbirde Sübhanekeyi okumaktayız. Sübhanekenin taşıdığı mana nedir? Kişinin kendi varlığının olmadığını bütün varlıkların Hakkın olduğunu anlamaktır. İkinci tekbirde Allahümme Salli ve Allahümme Barik dualarını okuruz. Yani Resulullah (S.A.V.) Efendimize Ashabına onun yolunda gidenlere, Tevhid babası İbrahim A.S. ve Âline övgü ve dualar gönderilmektedir. Allah ın bu sıfatlardan tecellisinin övgüsü anlamındadır. Üçüncü tekbirde ise ölü için dua yapılmakta ve fenafillah olması için dua edilmektedir. Dördüncü tekbirde hiçbir şey okunmadan kişi selamete çıktığı için sağ ve soluna selam vererek namazını tamamlamaktadır. Çünkü selamete çıkan selam verebilir. Selamete çıkmayan selam veremez.
İşte böyle cenaze namazı takliden kılınıyorsa da aslında bir Mürşidi kamilin tahsilinde meratibi fenanın idrakından ibaret olduğu anlaşılmaktadır. Cümlemize Mutu kable ente muti ölmezden evvel ölmeyi ihsan ederek kendi cenaze namazlarımızı kendimizin kılmasını nasip etsin. AMİN.

               TECELLİYİ ŞERİAT SOHBETİ

Her ne kadar şeriatı evvel yani taklit şeriat ve şeriatı saniye yani Hakikattan sonra gelen şeriat diye iki bölüm diye daha evvelki sohbetlerimizde izah ettikse de, Hakikatta şeriat 4 yerde mütâla ve şuhut edilebilir.


1 - Enfüste Şeriat,
2 - Afakta Şeriat,
3 - Vahdette Şeriat,
4 - Kesrette Şeriattır.

Enfüste Şeriat: Allahü Teala gizli bir hazine idi bilinmekliğini murad etti. Bu halkı yani sıfatlarını halk etti. Bu alemde Zat Allah tır sıfat ise Muhammed dir. İşte Muhammed aynasından tecellileriyle kendini seyretti. Her bir sıfat kemalatıyla Allah ın emanetlerini taşıyamadığı için Rahmaniyet sıfatına mazhar olan insana Muhammed diyoruz. Çünkü Resulullah (S.A.V.) Efendimiz Siz Allah ı noksan sıfatlarda aramayın kemal sıfatlarda arayınız buyurmuşlardır.
İnsan da en üstün olarak yaratılması nedeniyle Muhammeddir. Görmüyor musunuz? İnsanın başı mim, omzu Ha, bacakları dal şekliyle zahirde bile Muhammed yazısıyla görünmektedir. Onun için bu insanın sireti Hak sureti ise Muhammed olmuş oluyor. Nefsini bilen Rabbini bilir. (H.Ş.) gereğince nefsimiz bizim 8 sıfatı subutiyemizdir. Bu sıfatlardan tecelli edenin Ruhumuzun aslı olan Rabbimizin olduğunu anladığımız zaman tek olan Ruhun tekvin vasıtasıyla 7 kapıdan kendini şerh ettiğini açığa çıkardığını görürüz.
İşte enfüsümüzde şeriat yani açığa çıkma kendini bilinmekliğini istediği için şerh etmesi, Ruhun nefisten kendini ilan etmesidir. Bizler bir İnsanı Kâmilden bu tahsili yapmadıysak her an kendini ilan eden bu tecellilerden haberdar olamadığımız için bu zevklerden mahrumuz demektir. Şeriat herkesin bildiği gibi namaz kılmak oruç tutmak vs. amelle ilgili ibadetler değildir. Elbette onlar da bu saydığımız 4 tecellinin dışında değildir. Yalnız onlarla kayıtlı da olamaz.

Afakta şeriat: İnsanı Kâmilin kendini saliklerinde, saliklerin de İnsanı Kâmili kendilerinde görmeleridir. Çünkü zatiyyun bir kamilin saliki de zatiyyun sohbet ve irfaniyetle yetiştiği için zatiyyun kemalata sahiptir. Esma ve kitabı bilgilerle yetişmiş olsa idi onlardan başka bir şeye vakıf olması görülemezdi. Onun için salik benden duyan benden gören benden bilen beni benimle sevk ve idare eden Rabbil Has ım olan Kamilimdir demesiyle bu şeriatı da yaşıyor demektir. Sakın kamilin resmini şeklini demek istemiyorum. Onun kemalatını Rab esmasına yani irşad etme ve terbiye etme mazhariyeti olması nedeniyle mürşid diyorum.

Vahdette Şeriat: Allah Ahadiyetinde gizlilikte idi. Bilinmekliğini murad ettiği için, tecelli etmek için bu alemi 6 günde yarattı. İşte bu 6 günde yaratması 6 mertebede kendisini açığa çıkardı. O makam ve mertebelerden kendini şerh etti. Yoksa Allah kün ol demesiyle Fe yekün oldum, tecellisiyle bir anda olmuştur. Fakat bir salikin de 6 mertebede tahsil yaparak aslını gördüğü gibi 6 mertebede kudret ve yüceliğin tecellisini izhar etti.

Kesrette Şeriat: Allah gizlilikten, kesret aleminde 4 yerde başka bir değişik tecellisini gösterdi. Yani cemadatta cemadatı ruhuyla, nebadatta nebadatı ruhuyla, hayvanatta hayvanatı ruhuyla, insanatta insanatı ruhuyla zuhura geldi. Bu yerlerden de kendini farkıyla şerh etmesine kesretteki şeriat demiş oluyoruz.
Şu halde şeriat deyince belirli amelle ilgili ibadetlerden ibaret değil Allah ın bu saydığımız yer ve mertebelerdeki tecellilerinden ibaret olduğu görülmektedir. Ayeti kerimede: Allah melekleri vasıtasıyla yani kuvveleriyle Muhammed e namaz kılıyor yani Muhammed mazharından kemalatıyla tecelli ediyor. Ey iman edenler sizler de bir Muhammedi olarak Allah ı kendi mazharlarınızdan kemalatıyla zuhura getirmek suretiyle ona namaz kılınız buyuruluyor. Namaz müminin miracıdır. Miraç ise Allah la konuşmak, Allah la bir olmaktır. Peki Zat olan Allah, sıfat olan Muhammed le nasıl konuşur ve bir olur. Tabii ki Zatın sıfatından tecellisiyle, sıfatlarından da fiileriyle o sıfatların istidat ve malumiyetleri nisbetinde zuhura gelmesiyle, sıfatların da her yön ve durumunu şuhut etmiş oluruz. Zira fiiller sıfatların tahakkümündedir. Surette insan olsa bile fiilleri hayvan fiili ise o sirette insan olamaz. Onun yaratılma yeri o fiilerin tecelli vadisidir. İşte bu 4 yerde Allah ın tecellileri olan şeriatından başka beşinci bir şeriatı yoktur. Onun için şeriat eşittir 6666 ayeti kerime olan Kur-an a şeriat eşittir İnsanı Kâmil e Mısri Niyazi Hz.leri bile:


Şeriatla durur arz ve semavat
Bu kainat binasının özüdür şeriat

buyurmuşlardır.

Şeriat, Allah ın insanlarda Rahmaniyeti ile açığa çıkması olduğuna göre bizler de onu kendi mazharlarımızdan kemalatıyla zuhura getirmek için gayret gösterelim. Her an fiil mektuplarımızı okuyup ona göre sıratı müstakim de olmak üzere gayret gösterelim.

                   TEVHİD GÖMLEĞİ NEDİR

Kur-an ı Kerimde muhtelif yerlerde Tevhid gömleğini giyenlerin kurtuluşa erdiğini, bizlerin de Tevhid gömleğini giymemizi emrediyor. İbrahim A.S. Nemrud un ateşine atıldığında, Nemrut dürbünle ateşin içinde güllük gülistanlık olarak beyaz bir gömlek giymiş, bir kişi ile oturduğunu görmüştü. Sorduğunda yanındakinin Cebrail A.S. üzerindekinin de Tevhid gömleği olduğunu Tevhid gömleği sayesinde ateşin yakmadığını söyledi.
Ayrıca Yusuf Suresinde Yusuf A.S.ın kardeşleri Yusuf u kuyuya attılar. Fakat Cebrail A.S. ona beyaz gömleği giydirdiği için kuyunun dibine kadar düşmeyip kuyu kenarında gömleği bir dala takılarak askıda kaldı. Kervancının sucusu kova ile kuyudan su çekerken ona tutunup çıktı. Kuyunun dibine düşse idi kuyunun dibinde yılan ve çıyanlar olduğu için kurtulması mümkün olmayacaktı. İşte Yusuf u da o gömlek kurtarmış oldu. Yusuf Mısır a götürülüp Maliye nazırına köle olarak satılınca onun eşi Züleyha ona sahip olmak istedi. O ise kabul etmedi. İşte o zaman Yusuf un üzerindeki o gömleği arkadan parçalayarak yırttı. Çünkü Yusuf un yönü Ruha dönük arkası da nefse dönüktür. Arkadan gömleği yırtılınca bu işin Yusuf un değil, nefsin bir işi olduğu ortaya çıktı. Dolayısıyla da yine gömlek Yusuf u haklı çıkarmış oldu. Züleyha nın yaptığı anlaşıldı. Ayrıca Yusuf zindandan çıkıp Mısır a sultan olunca kardeşleri de onun Yusuf olduğunu anladıklarında Yusuf kardeşlerine bir gömlek vererek bu gömleği babama götürüp gözlerine sürünüz gözleri açılsın dedi. Babası Yakup ta Yusuf için yanıp tutuşuyordu ve gelene geçene Yusuf u soruyordu. Yakınları ise Yusuf öleli çok seneler oldu. Bu kişiler Yusuf u ne bilsinler, sen bunamışsın dediler. O da ben Yusuf u kime sorduğumu bilirim. Ben peygamberim diyordu. Gömlek geldi gözlerine sürünce görmeye başladı.
İşte bu gömlek nasıl bir gömlek ki gözlere sürülünce gözler görmeye başlıyor. Bu gömlekte iki kol bir beden vardır. Bu gömleğin bir kolu tenzih bir kolu teşbih bedeni de Tevhiddir. Şu halde bir şeyi Kalbimizle tenzih hissimizle teşbih yaparak şuhut edersek Tevhid gömleğini giyenlerden olmuş oluruz. Kalp Yakub u Yusuf olan candan veya Ruhtan ziya gelmeden yani nurlanmadan kalbin şubeleri olan görme, duyma gibi sıfatlardan görmesi duyması olamazdı. Onun için onun gönderdiği manevi gömlek onun böylece gözlerini açmış oldu.
Bizler de bu gömleğimizi giydiğimizde bize iftira etseler, her türlü kötülük yapmaya yeltenseler hatta tabancayla mermi sıksalar hepsinin o gömlekten içeriye geçmediğini patır patır gömleğin üstünden döküldüğünü göreceğiz. Çünkü Onu biz indirdik. Onun muhafazacısı da biziz buyurulmuştur. İşte bu Tevhid gömleğini giymek için gerekli olan anahtarları Allah Mürşid-i Kâmillere ihsan etmiş. Gidip onlardan alarak giyeceğiz yoksa kainatı dolaşsanız hiçbir pazarda bu satılmaz.

                           MUHARREM AYI

Muharrem ayı hicri ayların birincisi ve hicri yılbaşıdır. Bu ayda pek çok olaylar olmuştur. Adem A.S.ın duasının kabülü, Nuh A.S.ın tufanı, Musa A.S.ın firavundan kurtulması, İbrahim A.S.ın Nemrud un ateşine atılması, Yunus A.S.ın balığın karnından selamete çıkması gibi bir çok vakalar bu ayda gerçekleşmiştir. Hicri aylar 6 sı batın 6’sı zahir olarak tecellilerini zuhur ettirir. 1- Muharrem 2- Sefer 3- R.Evvel 4- R.Ahir 5- C.Evvel 6- C.Ahir bunlar batın tecellileridir. 1- Recep 2- Şaban 3- Ramazan kulların tahsil ayları olup zuhura getirme aylarıdır. 4- Şevval 5- Zilkade 6- Zilhacca ayları ise Hakkın mülkünde Haktan başka bir şeyin olmayıp Zatının sıfatlarına ve sıfatlarından da fiileriyle Hak Teala nın kemalat tecellilerinin şerhidir.
Muharrem ayı kul için kamile henüz gelmiş zikir ayı olabileceği gibi Allah ın gizlilikten bilinmekliğini murad edip henüz açığa çıkmadığı Ahadiyet ayı da diyebiliriz. Bir salikin zikir dersi elbette onun yılbaşısıdır. Çünkü yeni bir dönem ve yeni bir hayata başlamaktadır. Her türlü olay onun butununda tecelli edecektir. Onun için zikrin içinde bütün mertebelerin zevki gizli olarak mevcuttur. Zikir Ahadiyeti vurur denmiştir. Zikir Ahadiyet yönü ile de, o gizlilikte bütün meratibi ilahinin tecellileri olan her peygamberin başından geçen olaylar orada gizli olarak mevcuttur. Olmaktadır. Onun için peygamberimiz Ramazan ayında tutulan oruçtan sonra en üstün oruç Muharrem ayında tutulan oruçtur buyurmuşlardır. Çünkü biz kullar için evvela Ramazan ayındaki orucu tutmadan diğer Muharrem ayındaki orucu tutmamız mümkün değildir. Ramazan ayındaki oruç bizlere farzdır. Muharrem ayı orucu ise sünnettir. Oruç ikilikten birliğe yülselmektir. İkilikten birliğe yükselemeyen bir kişi nasıl olurda daimi birlikte kalmak olan nevafil orucu tutabilir. Biz kullar için evvela Ramazan orucu tutulmalı ondan sonra da üstünlük olan Muharrem ayı orucu olduğu anlaşılmış olur.
Melamiler Elhamdülillah daha zikirde iken daimi, her nefeste Allah, Allah, Allah demekle Allah tan başka bir şeyle meşgul olmuyorlarsa Allah ı zikretmek suretiyle zikir birliğine erdikleri için Muharrem orucunu tutmuş olurlar. Onlar ceseden yeseler içseler bile. Çünkü Allahın zikir birliğine nail olanlar, henüz cesede bürünmedikleri için cesetle oruç tutma hükümlülüğü yoktur. Tutanlar taklidi, avam gibi tutmuş olurlar. Recep ayında da bunlar oruçludurlar. Yalnız herkesin tuttuğu gibi bu bedenin gıdasını vermemekle değil, fiilerin failinin Allah olduğunun şuhut ve rabıtasıyla, fiiller birliğine ermekle efal orucunu tutmaktadırlar. Şaban ayında da henüz vücud kokusu duymayan bu Tevhid ehilleri sıfatların mevsufunun Allah olduğunun birliği ile oruçlu olmuş olurlar. Ramazan ayı gelmesiyle o güne kadar batını olan zikir birliği, Efal birliği, sıfatlar birliği oruçlarını bu ayda vücutların da vücudullah olduğunun bilinciyle batını ve zahiri birliğe erme olan orucu tutarlar. Toplum bunların yalnız zahirlerini gördüğü için bedenen tutulan oruçlara oruç tuttu demekte, batını oruç olan oruçlara itibar etmemektedir.
İşte Muharrem ayında, Recep, Şaban ve Ramazan aylarındaki oruçlar belirttiğim gibi birliğe yücelme olarak tutulmalıdır. Yoksa avam gibi taklidi tutulan oruçlar 50 sene de tutulsa bizleri birliğe vuslat bulduramaz. İşte Muharrem ayının üstün ay olmasındaki hikmet böylece anlaşılmış oluyor. Onun için senede bir ay Ramazanda suret ve siret orucu tutulması bizlere emredilmiş, diğer aylarda derslerimizin ve telkinatımızın gereği suret orucunun tutulmaması yalnız siret orucunun tutulması emredilmiştir.


       ZEKAT MEVZUSUNDA DENGESİZLİK

Zekat temizlenme ve artırma anlamına gelmektedir. Zekat Kur'an-ı Kerimde ayetlerle farz kılınmış. Zahirinde mallarımızın 40 da birini fakirlere vermemiz; batınında da nefsimizi temizleyerek, nisbiyetlerden kurtulmamız emredilmiştir. Toplumumuzda bu mevzuya din görevlilerinin de layıkiyle vakıf olmadıklarını ve eğilmediklerini görüyoruz.
İslamiyette 96 gr. altını veya karşılığında parası olan kişi zengin sayılmaktadır. Kendi yiyeceğinden başka bu 96 gr. altın veya karşılığı paranın, üzerinden bir sene geçtikten sonra o mevcut mal ve paranın zekatı verilmelidir. Fakat her sene verilmiş olan mal veya paranın zekatı ise verilmeyecektir. Çünkü zekat malın kirini temizler. Sen bir çamaşırını yıkayıp dolaba koysan giymediğin müddetçe o çamaşır kirlenmediği için yıkamazsın. Aynen onun gibi bu sene 96 gr. altın veya karşılığı paranın zekatını verdin. Bu altın veya karşılığı olan para önümüzdeki sene 196 gr. altın veya para olduysa bunun hepsinin değil yalnız artan 100 gr. altın veya paranın zekatı verilecektir. 96 gr. altının zekatı zaten daha önceden verilmişti. Bir tüccar elindeki 20 altının zekatını birinci sene verdi. İkinci seneye bu miktar 25 olduysa bunun beş tanesinin zekatı verilecek kalan 20 nin zekatı verilmeyecektir. Bu altınlar hiç artmadıysa 20 de kaldıysa yine onların zekatları verildiği için tekrar verilmeyecektir. İslam ilmihalinde (Ömer Nasuhi Bilmen Sahife 334 zekat bölümü Madde 10) zekata tabi bir mal, üzerinden bir sene geçtikten sonra artacak olsa, bu artan kısmı (artmazsa verilmeyecek demektir) arttığı günden itibaren bir sene geçmedikçe zekata tabi olmaz, diye kayıt vardır. İşte zenginler onun için her sene milyarlar eden mallarının zekatını vermek isteseler zekatı da milyarları tuttuğundan o kadar parayı vermeye kıyamadıkları için Allah a layıkiyle kulluklarını yapamama ezikliği içinde gün ve gün imandan uzaklaşıyorlar. O verilmesi gereken mallarının kirlerini temizleyecek olan zekat da fakirlere verilmediği için fakirler de toplumda daha fakir ve mağdur olarak yaşamlarını sürdürüyorlar. Halbuki islamın emrini layıkiyle anlatsalar ve bizler de anlasak zenginler için artan miktar çok fazla olmadığı için seve seve yalnız artan malının zekatını vermekten çekinmeyecek ve Allah a layıkiyle kulluğunu ifa etmenin mutluluğu ile yaşamına devam edecek imanı da günden güne artacaktır. Dolayısıyla da fakirler de zekat imkanlarından bol bol istifade edecekleri için sıkıntı çekmeyeceklerdir. Toplumda da fakir kalmayacaktır. Ayet ve hadislere ayrı bir mana vererek bu toplumun saadet ve mutluluğunu bozanlar, elbette Allah ın indinde hesap vereceklerdir. Zaten verip durmaktadırlar.
Bu mevzunun bir de batınına bakalım. Kendimiz ayrı Allah ayrı olduğumuzu idrak ediyorsak biz zenginiz demektir. Çünkü bütün varlık bizimdir. Biz yaparız biz bilir ve görürüz ve bizim varlığımız vardır. İşte zengin olarak bu varlığımızı hak sahibine verdiğimizde zekat vermiş olmaz mıyız? Efalimizi bu sene verdik, önümüzdeki sene verilmiş olan efal zekatını tekrar veriyor muyuz? Olmayan şeyin zekatı olur mu, olmaz. İşte zekatı verilen malın zekatı verilmez. Fakat verdik deyipte önümüzdeki yıllarda tekrar efali kendimize nisbet edersek işte o zaman onu vermek gerekli olur. Ehli Tevhid fakir olduklarının idrakiyle zengin olan Allahın her an zekat tecellilerine mazhar olarak mutluluk içindedirler. Bu manadaki mutluluk rüzgarlarının zahirde zengin mazharlardan fakir mazharlara da esmesini engellemeye, yanlış mana verişle toplumların saadet ve mutluluğunu bozmaya kimsenin hakkının olmadığını belirtmek isterim. Zaten kimsenin de hakkı yoktur.

                  İKİNİCİ BÖLÜMÜN SONU

51 - RESURULLAH EFENDİMİZİN MİRAÇ DÖNÜŞÜ BİZLERE GETİRDİĞİ HEDİYE NEDİR

52 - HUD SÛRESİ 48. AYETİN TE'VİLATI

53 - İBRAHİM A.S'IN YILDIZA GÜNEŞE RABBİM DEDİĞİ AYETİN TE'VİLATI

54 - İMAMLA NAMAZ NEDİR

55 - HARUT VE MARUT

56 - MEVLÜT KANDİLİ

57 - TAYYİ ZAMAN TAYYİ MEKAN

58 - EHL-İ BEYT

59 - MUHKEM, MÜTEŞABİH VE HEM MUHKEM HEM DE MÜTEŞABİH AYETLERİN ADEM VE ALEMDE ZUHURU

60 - ZİLZAL SÛRESİ

61 - ÖLÜM ÖTESİ

62 - SALİH PEYGAMBERİN DEVESİNİN HİKMETİ

63 - MİRAÇ KANDİLİ

64 - BERAT KANDİLİ

65 - KADİR GECESİ

66 - TİN SÛRESİ

67 - BİR HADİS-İ ŞERİF

68 - MESCİDLERDE KILINAN NAMAZIN ECRİ

69 - SÜLEYMAN A.S İLE BELKIS

70 - BİR SALİK HİCAPLARININ AÇILABİLMESİ İÇİN NASIL HAREKET ETMELİDİR

71 - YUSUF SÛRESİ VE HZ. YUSUF KISSASI

72 - TERAVİH NAMAZI NE DEMEKTİR

 

 


RESULULLAH EFENDİMİZİN MİRAÇ DÖNÜŞÜ           BİZLERE GETİRDİĞİ HEDİYE NEDİR

Resulullah (S.A.V.) efendimiz miraçtan dönüşte bizlere üç hediye getirmiştir.


1 - Umuma
2 - Özel
3 - Kendine has ve varislerine


Umumi olan zahirde her ne kadar Allahın emir ve yasakları diyorsak Tevhid içinde kamil tarafından her salike telkin edilen makamatlardır. Çünkü bütün bu ilme talip olan saliklere ayırt etmeden her makamat aynı telkin edilmektedir. Ayırım yoktur. Buna Tevhit içinde umumi emanet veya hediye diyoruz.
İkincisi ise özeldir. Yani telkin edilen her salik makamatlarda çalışıp rabıta ve şuhutları layıkıyle zevk edebildiyse o saliklerin gönül semasından ilham zevkleri özel olarak o kişilere lütfedilir. Çalışmayanlar bu zevklerden mahrumdurlar. İşte çalışanlara verilen bu özel hediyeler de İnsan-ı Kâmil in ilmel yakınlık mertebesinde verdiği hediyeleri o kişiler zevk ederek aynel ve hakkel yakınlık mertebelerindeki zevkleri olmuş oluyor. Hatırlanacaktır maide sofrasında da Hz. İsa A.S.ın havarileri 40 gün sofradan yedikten sonra Bundan böyle bu yemekten zenginler yemeyecek fakirler yiyecektir diye Hz. İsa A.S. a emir gelince zenginler yani varlıklarından kurtulamayanlar inkar ve itiraz ettiler. Allahta onları bu zevk halinden uzaklaştırdı. İşte aynen onun gibi zevke geçemeyenlere, kendi kuyusundan suyunu çıkaramayanlara bu hediye verilmiyor demektir.
Üçüncüsü ise Resulullah (S.A.V.) Efendimize ait veya varislerinedir. Bu ne demektir? Makamı Mahmut sahibi olan Resulullah (S.A.V.) Efendimiz o makamın sahibidir. O makamın sırlarına o makama ait hediyelere yalnız o vakıftır. Hatta İbrahim A.S. Tevhid babamız olduğu halde o dahi Resulullah (S.A.V.)ın müsadesi ile o yere girmeye hak kazanmıştır. Dolayısıyla evliyalar ve varis olanlar da kendi esmalarıyla değil kendi esmalarını dışarıda soyunup Muhammed olarak oraya teberrüken girebilmektedirler. Makamı Mahmud a teberrüken giren bu evliyalar elbette oranın sır hediyelerine sahip olmaktadırlar. İşte bu üç türlü hediye bizlere Resulullah (S.A.V.) Efendimiz tarafından getirilmiştir.

          HUD SURESİ 48. AYETİN TE'VİLATI

Hud Suresi 48.inci ayeti kerimede Allahü Teala peygamberi Nuh A.S. a şöyle hitap ediyor. Ey Nuh sana ve gemide seninle beraber bulunan inananlara bizden bir selamet ve bereketlerle in Onlardan bir takım kafir ümmetler olacak ki biz onları dünyada rızıklarla faydalandıracağız. Sonrada ahirette kendilerine bizden acıklı bir azap dokunacaktır.
Bu ayetteki Nuh A.S. günümüzdeki Mürşidi kamiller olup Tevhid gemisinin kaptanı durumundadırlar. Allahü Teala o Nuh gemisinin kaptanlarına hitap ederek, seninle beraber sana tabi olarak Tevhid gemisinde olanlara bir selamet ve bereket ihsan edileceğini söylüyor. Çünkü selamete ve berekete nail olmak ancak Tevhid gemisinin kaptanına sevgi ve teslimiyetle mümkündür. Nuh tufanından kurtulmak, selamet ve berekete nail olmak ise günümüzdeki cehalet tufanından, gayriyet tufanından, vehim, hayal gibi vesveselerden kurtulmaktır.
İşte onun için Nuh un gemisine günümüzde de aynen binmek gerektiğini, kendimize nispet ettiğimiz vücud varlığından mürşidin himmetiyle kurtulup Ruhullah olarak vahdaniyet deryasından kesret alemine in ayeti kerimesiyle selamet ve bereketle de inmemizi emrediyor. Yani velayet makamı zirvesine çıkıldığı zaman halka tenezzül ederek onlarla beraber olarak, onlara faydalı ol, onlara örnek ol diyor. Yani gemi Cudi dağına vardığında, Hakkın birlik deryasından insan vücudundaki ruhun 7 sıfatından ayrı ayrı kemalatıyla tecelli edip saadet ve mutluluğa erdirmemizi istemektedir. Onun için selamet ve bereketle inin mazharlarınızdan Hakkın Cemalullahını zuhur ettirin ki selamete çıkmış ilham ve zevk bereketine sahip olasınız. Yalnız bu gemidekilerin içerisinde ne yazık ki kafir yani Hakkı örtücü kişiler de olacaktır. Onları dünyada yani ikilikte kaldıkları müddetçe (Şuhud ve zevke geçmeyip kelami kaldıkları müddetçe) rızıklarımızla faydalandıracağız. Ahirette yani beka aleminde bu zevklere sahip olmadıkları için acıklı bir azab dokunacaktır. Kelami olarak İnsanı Kâmilin tarif ettiği mertebeleri bülbül gibi söyleyecek, fakat kendi gönül kuyusundan bir bardak ilham suyunu çıkarıp, zevk edemeyecektir. Dolayısıyla da buna üzülecek belki de kendi ağacının meyvelerinin olmayışından, kendi kendine zamanla mutsuz ve cehennem içinde yaşamına devam edecektir. Onun için inşallah hepimiz Nuh un gemisine binen ve verilen şuhut ve rabıtaları harfiyen yapan selamet ve bereketle gemiden inenlerden oluruz.

İBRAHİM (A.S)'IN YILDIZA GÜNEŞE RABBİM DEDİĞİ AYETİN TE'VİLATI

Kur'an-ı Kerim in Enam Suresi 76-79. ayeti kerimelerinde İbrahim A.S.ın çocukluğunda evvela yıldızı görerek bu benim Rabbimdir. Sonra batmasıyla ayı görüp Rabbim bu olsa gerektir dedi. Sonra ay da batınca güneşin doğmasıyla bu hepsinden parlak, Rabbim budur dedi. Onun da battığını görünce Batanlar benim Rabbim olamaz. diyerek yüzümü yer ve gökleri yaratan Allah a çevirdim diyerek Rabbini layıkiyle bulmuş ve idrak etmiştir.
İşte zahir olarak böyle ifade edilmişse de, ilim yoluyla da Rabbimizi bulabileceğimiz bizlere söylenmekte hatta çok sohbetlerde ilimle mukayyet olan bu alemde Allahın tecellileri olan Efal yıldızları, sıfat ayı ve Zat güneşi gibi ilmi bazı tabirlerle bu İbrahim A.S.ın ilmi zevkine ortak olmak mümkünse de, bir Mürşid-i Kâmil in irşadı ile nefis mertebesinde nefis yıldızlarını gören bir kişi elbette kendi sıfatlarından tecelli eden her türlü duymak görmek gibi bütün yıldız pırıltılarını kendisine nispet eder, dolayısıyla da onun Rabbi yani terbiye ve irşad edeni kendisidir. Onun için kişiye Hak Teala ona kendi yıldızını göstermektedir. Ve hal lisaniyle benim Rabbim budur der.
Nefis makamından geçip kalp nurlarının doğduğunu görünce, nefis yıldızlarının kendilerine ait nurunun olmadığını gecenin zulmaniyesini nuruyla aydınlatan ayın aydınlığına binaen benim Rabbim budur dedi. Çünkü kalp bütün vücudun komutanıdır. İnsan vücudundaki sıfatların hepsinden nurunu ve müşahedesini yapan kalptır. Onun için mürşidler kalp sahibidirler. Bütün saliklerinden bilen gören odur. Onun için kalp makamında zulmaniyet ve hafi şirk kalmaz. Kişi bu mertebeden Ruh güneşinin doğduğunu görünce işte bu daha parlak diyerek, batanlar benim Rabbim olamaz benim Rabbim budur der. Çünkü ruh güneşini gören bir kişi kalbinde kendine has bir nurunun olmadığını kalpteki o nurun Ruh güneşinden geldiğini görür ve zevk eder. Çünkü kalp zaman zaman nefsin hicaplarıyla da etkilenebilir. Kişi Ruh nurunun tecellisine mazhar olunca elbette Rabbim budur diyecektir. Kişi bir gün fani olunca ondaki Ruh güneşinin battığını gören bizim gibi İbrahimler işte o zaman her şeyi idrak etmiş batanlar benim Rabbim olamaz. Ben yerlerin ve göklerin yaratıcısı olan Allah a döndüm diyerek mazharlardaki ruha nisbet etmez. Zatını bütün sıfatlarından ilan eden Allah hiçbir mazharla kayıtlı değidir. Mazharlardaki güneş daima batmaya mahkumdur.
Onun için kişilerin nefis makamından kalp makamına oradan da ruh makamına ve bunların hepsini ihata eden alemlerin Rabbini bilmek ve zevk için İbrahim A.S. esması ile bizlerin vuslat bulmamızı istiyor. Daima kendini muhasebeye çek. Sen bu mertebelerin hangisinde yaşıyorsun. Nefsine hizmet ediyorsan her şeyi ne kadar bilirsen bil kelamisin. Yüz yıl yemek yesen yine de doyamazsın. Aynen kelamiler de hale geçmeden sohbetlerle kendilerini ayakta tutarlar. Hal ehliysen ahlakında ve hareketlerinde de Tevhid yönün görünüyor demektir. İşte sen kalp ehlisin. Tevhidi yaşantına intikal ettiysen Ruh ehli olarak hem güneşini vücut ülkende doğurmuş, hem de onu kayıtsız olarak zevk ediyorsun demektir.
İnsanlar layıkıyle Hak Teala yı idrak etmiş olsalardı kullarının ve herhangi bir şeyin vücudu olmadığını ancak herşeyin Hak ile kaim olduğunu bilirlerdi. Halbuki bütün mevcudat Hakkın vücuduyla mevcuddur. Başkasının vücudu yoktur. Vücut ancak Hakkındır. Bu şehadet aleminin hepsi Hakkın zahiridir. Ve gayb alemi de Hakkın batınıdır. Ve her batının da bir zahiri vardır. Dolayısıyla ilim ve batın hikmetinin İnsan-ı Kâmil den başka bir mazharı da yoktur. Peygamberler Hakkın suret itibariyle zahiridir. Mana itibariyle Hakkın batınıdır. Hakkın ilmi peygamber ve evliyanın kalbine iner. Lisanından ise zahir olur. Bunlarla Hak Teala kullarını Zatına davet eder. İkilik katiyen yoktur.

                    İMAMLA NAMAZ NEDİR

Resulullah (S.A.V.) Efendimiz Cemaatla namaz kılan, ferdi namaz kılandan 27 kat fazla ecre (yani sevaba) nail olur buyurmuşlardır. Çünkü imam Mürşidi kamildir. Cemaat ise saliklerdir.
Bu namazı kılabilmek için evvela niyetlerinde imama uydum demeleri gereklidir. Farzdır. İmamı Azam Ebu Hanife mezhebine göre namaza giriş yapanlar ayrıca imamla beraber Fatihayı Şerif olan insanın tefsirini altı pencereden tecellisini cemaat halinde iken dillendirmesine gerek yoktur. Çünkü imam olan İnsan-ı Kâmil okumaktadır. Cemaata düşen görev safları sıklaştırması yani kardeşleriyle sık sık buluşma ve sohbet etmesi kamilin sohbetlerine imkanı nisbetinde devam etmesi tadili erkana uyması yani imamdan evvel secdeye başını koymaması ve secdeden imamdan evvel başını kaldırmaması yani benliğe düşmemesi gereklidir. İmamı Azam Hz.leri mezhebini Vahdet zevki üzerine kurduğu için namazda imam okurken ayrıca cemaatın da okumasına gerek yoktur buyurmuşlardır. Bir vücudda dil okurken diğer sıfat ve azalarında ayrıca okumasına gerek olmadığı gibi diye misal vermişlerdir. Hanefi mezhebini uygulayan kardeşlerimiz bu kaidelere uyarlarsa sevgi ve teslimiyetin karşılığındaki iyi niyet tezahürünün gönüllerde yeşermesi, kamilin gönül semasından saliklerin istek ve müşkülatı nisbetinde ilhamlara vesile olacaktır. Dolayısıyla da bu miraç halinden cemaat 27 kat sevap alacak hem de kamilin manevi mertebesi yükselecektir. Cemaattakilerin içinde şafi mezhebinden olanlar varsa onlar da imama uyduklarında imamın her türlü komut ve talimatını uygulamak mecburiyetindedirler. İmamla birlikte Fatihayı içlerinden okurlar. Fakat imamın okumasına engel olmazlar. Her harekette tekbir alırlar, yine imamı yanıltmazlar. Yani cemaat kaidelerine harfiyen riayet ederler. İnsanı Kâmilin yanında iken ona olan sevgi ve teslimiyetin eksikliğini yapamazlar. Ferdi olunduğunda farz olanlarını başkasının yanılmasına meydan vermeyecek şekilde kendisi yapar. Çünkü İmam-ı Şafi Hz.leri de mezhebini kesret zevki üzerine kurmuştur. Vücudda dil konuşurken diğer aza ve sıfatların gayriyeti düşünmesi mümkündür buyurmuşlardır. Onun için bu zevk ile namaz kılanların bazı cemaat kaidelerini çiğnemesi anlamına gelmez.
Namaz kılarken 27 kat sevap arzu edenler, ister Hanefi isterse Şafi mezhebinden olsun imama uyma kaidelerine harfiyen uyarak, edep içinde sevgi ve teslimiyet onu bu mükafata nail edecektir. Yoksa bu kaidelere uymayanlar kendileri bu mutluluğa eremediği için başkalarına da engel olmaktan mütevellit Allah onları bu cemaattan uzaklaştırmak suretiyle zevklerden mahrum edecektir. Bir imam cemaata bu kaideleri ikaz ettiği halde bozgunculuğun devam ettiğini görürse kendine uyan her türlü sevgi ve teslimiyet bağlarıyla bağlanmış ayrı bir cemaat teşekkül ederek cemaatla namazlarını kılmakta devam eder ve mutluluğu eksilmez. Fakat diğer imama uymayanlar veya hafife alanlar cemaatlaşma hasletinden mahrum oldukları için hiçbir zaman 27 kat sevabı yakalayamayacaklardır.
Denizlerin iskelelerinde büyük vapurları kıyıya ince liflerin binlercesini bir araya getirerek halatlar meydana getirmek suretiyle bağlarlar. Şiddetli dalga ve rüzgarlarda bile hiçbir şey olmaz. Çünkü birlikten kuvvet doğar. O lifleri ayrı ayrı ayırsak da o vapuru kıyıya bağlasak hemen kopuverir. Aynen onun gibi gelin kardeşler bir olalım ki kuvvet bulalım. Görevimiz eksiklik görmek olmamalı hep iyi ve iyileri görmek için uğraş vermek olmalıdır. Nefis hep ikiliği ve parçalanmayı ister, ona tabi olmayalım. Ruh birdir. Birliği ister. Parçalanma kabul etmez. Tecelli ettiği yerde isim alır. Biz yine de biliriz ki özde birdir. Ayrılık sözdedir.
Yolumuz Tevhid yolu olduğuna göre idealimiz her şeyde ve her yerde birleme olmalıdır. Birleme olmazsa Allahın zahir ve batın tecellisini 10 duygunla birlememiş olursun. Zahir ve batın 2 tecelliyi 10 duygunla 20 yapıp, 7 sıfat pencerelerinden bunu şuhut edemiyeceğin için de 20+7=27 sevap elde etmen mümkün olmayacaktır. İnşaallah Rabbim birlikten ayırmasın. Bu zevkle daima 27 kat sevap ihsan etsin. Amin.


                          HARUT VE MARUT

Kur-anı Kerim in Bakara Suresi 102.ci ayetinde bahsedildiği gibi Süleyman A.S. zamanında çok insanlar şeytanların okudukları sihir ilmine tabi oldular. Gayeleri de Süleyman A.S.ın saltanatını yıkmaktı. Süleyman da bu saltanatını bu ilimle ayakta tutmaktadır diyerek, iftira da yapıyorlardı. Halbuki Süleyman A.S. Haktan gayrisinin hiç tesiri olmadığını bildiği için o küfür yapmadı diyerek ayette, bu ilmi kötüye kullananlara meydan okumaktadır.
İşte bu iki melek insanların nefislerine tabi olarak işledikleri kötülükleri ve günahları Allah a şikayet ettiler. Allahu Teala da o iki meleğe onlardaki şehvet sizde olsa siz daha beter olursunuz dedi. Melekler de kendilerine şehvet verilse dahi isyan etmeyeceklerini söylemişlerdir. Bunun üzerine Babil e indirilmişlerdir.
İşte akıl ile Ruh bu vücut babiline indirilmiş iki melektir. Bu Harut ve Marut melekleri insanların okudukları nefsin istekleri doğrultusunda cin şeytanlarının okudukları gayriyet kitaplarını okumakla maşuklarını unuttular. Kalplerini kalın bir zulmet perdesine tabi kıldılar. Bu alemdeki Allah ın efalını, sıfatını ve Zatını kendilerine nisbet ederek kadınla, erkeklerin bir birinden ayrılma ilmini tahsil ediyorlardı. Yani can ile teni ayrı ayrı Hak tan gayrisine nisbet ediyorlar. Halbuki Ruh tenden fiilerini izhar edendir. Şeytanlar ve bu Hakikatı öğrenmiyenler Hakk'a nisbet etmedikleri için küfür etmiş oluyorlar.
İnsanın enfüsünde de kalbin şuhutlarını örterek Ruh ile nefsin arasını ayırma ilmini tahsil etmiş olurlar. Bilmezler ki Allah bütün fiillerin failidir. Hiçbir kimse, bir kimseye Allah istemedikten sonra kötülük yapamaz. Yaptılarsa bir iptila olduğunu göremezler. İnsanlar, efali Haktan görmekle iman etmiş olsalardı, şirkten kurtularak vücud olan Babil kuyusunda tepesi aşağı ömürleri müddetçe Hak ve hakikatten uzak olarak şirk içinde azap çekmezlerdi.
İşte akıl ve Ruh olan bu iki melekte dünya alemine gönderilerek bizlerin vücut babil kuyusuna tepesi aşağı asılarak nefisle Ruh ilmini öğrenmişler. Fakat cin şeytanlarının kitaplarını okudukları için nefsini kendine nisbet etmek, Ruhu da layıkiyle idraksızlık nedeniyle; nefisi olan 7 pencere sıfatlarına kapalı olduğundan, fiillerin failini göremiyor. Kalp zulmaniye karanlığında kalmış, çünkü Ruh tarafından nurlar cehaletinden dolayı gelmiyor. Böylece şirk günahında boğulmuşlar. Elbette Maşukunu yani Allah ını unutacaklardır. Bunun karşılığında da ömürleri müddetince Vücud babil kuyusunda başaşağı asılı kalmaktadırlar.
Kalp sahibi olan Süleymanlar da nefis, kalp ve Ruh ilmini akıl sahibi olarak tahsil eder ama katiyen Haktan gayriye nisbet etmeden yerli yerinde tecellileri uygulayarak saltanatını devam ettirirler. İşte akıl ve Ruh diye tabir ettiğimiz Harut ve Marut melekleri dünyaya gelen her kişiye gönderilmekte şirk içinde bu ilmi tahsil edenler cezalandırılmakta şehvetlerine mağlup olmadan ayniyet içinde bu ilmi uygulayanlar mükafatlara nail olmaktadırlar. Rabbim cümlemizi şirkten kurtulup mükafat nail olanlardan eylesin. AMİN.

                           MEVLİD KANDİLİ

Mevlüt kandili R.Evvel ayının 12. gecesine tekabül eden Peygamber efendimizin doğum günüdür. Günümüzdeki miladi takvime göre de nisanın 20 sine tekabül eder. Nisanın 20 sinde nasıl bütün kainatta çiçekler açmış, kuşlar cıvıldaşıp ilk baharın müjdesini bizlere bildiriyor, kuzuların meleşmesi ve nice mahlukatın ve nebadatın kış uykusundan uyanıp dirildiği gibi Resulullah (S.A.V.) efendimiz de dünyaya teşrif ettiklerinde zahirde bile, ateşe tapanların ateşlerinin sönmesi, Kısra saraylarının sütunlarının yıkılması ve putların devrilmesi gibi gözle görülen bir çok vakalar zuhur etmiştir. Peki unsuri vücudları bu aleme teşriflerinde batıl olan bu putların devrilmesi ve tabiatta da baharın gelmesiyle tabiatın uyanması nasıl zuhur ettiyse, Peygamber efendimizin doğumu olan mevlüt kandilinde de biz inananlarda çok büyük değişiklerin olması gerekmez mi?
Bizler Resulullah (S.A.V.) Efendimizi nasıl vücut ülkemizde zuhura getirmeliyiz? Zuhura getirdiğimizde zahirdeki gibi bizdeki irfaniyet ve yaşam değişikliği nasıl olmalıdır? Yoksa her sene mevlüt kandillerini ihya ediyoruz. Fakat hiçbir irfaniyet ve değişiklik göremiyoruz.
Halbuki bu mübarek günler bizlere o günlerin taşıdığı manaları idrak etmek ve onu günümüzde yaşamak için her sene tekrar ediliyor. Yoksa hikaye gibi yalnız ilimle bilmekten ibaret değildir. Arabi aylar 12 dir. Resulullah (S.A.V.) efendimiz recep ayında Regaip kandilinde anne rahmine düşmüştür. 1- Recep 2- Şaban 3- Ramazan 4- Şevval 5- Zilkade 6- Zilhacca 7- Muharrem 8- Sefer 9- R.Evvel aylarını geçirerek dünyaya teşrif etmişlerdir. Aynen onun gibi bir kişi de İnsanı Kâmile gelerek kendi insanı asliyesinin tahsiline Hak ve Hakikate rağbetle başlar. Meratip tahsilinde 9 ay 10 günde Muhammediyyün olur. Onun için Ademiyetinde ve alemde Muhammedi doğurabilmesi için dört yerde onu zevk etmesi icap etmektedir.


1 - Enfüste Muhammedin zuhuru
2 - Afakta Muhammedin zuhuru
3 - Vahdette Muhammedin zuhuru
4 - Kesrette Muhammedin zuhurudur

1 - Enfüste Muhammedin Zuhuru:

Kişinin Zatının Hak, sıfatlarının Muhammed olduğunun idrakı olduğunda bütün sıfatlardan tecelli eden Hakkın zuhur zevki de enfüste Muhammedi doğurmak olacaktır. Çünkü Allah bilinmekliğini istediği için Muhammed olan sıfatları halk etti. Zat Allah, sıfat Muhammeddir. Sıfatlar olmazsa Hakkın tecellisi görülemez. İşte enfüsümüzde Ruh güneşinin kalp ayından geçerek sıfatlar yıldızlarından parlayarak cehalet karanlığımızı aydınlatma irfaniyet ve zevkine enfüste Muhammedin zuhuru denilmektedir.

2 - Afakta Muhammedin doğması :

İnsanı Kâmilin kemalat nurunun bütün ihvan ve inananlarda zuhur etmesidir. Çünkü bu kişilerin bütün irfan ve kemalatı İnsanı Kâmilin onlardaki istidat ve kemalatı nisbetinde duyması, görmesi, konuşması değil midir? Elbette her türlü icraat mazharların değil, Hakkındır. Komutanın her yönü askerlerinde görülür.

3 - Vahdette Muhammedin Zuhuru:

Allah ın Ahadiyetinden meratibi ilahinin 6 Mertebeden zuhurunun zevkidir. Çünkü bu Muhammed olan aynalardan Hakkı müşahede etmek Muhammediyyunluğun ta kendisidir.

4 - Kesrette Muhammedin doğması :

Allahın 4 yerde tecellisinin esma aldığı ruhların cinsleriyle idrak zevklerine denir. Hak Teala 1- Cemadatta cemadi ruh ile 2- Nebadatta nebati ruh ile 3- Hayvanatta hayvani ruh ile 4- İnsanlarda da insani ruh ile tecellisini göstermiştir. İşte bu kainatta her sıfat eksiklik veya kemalatıyla Muhammed aynasıdır. Hakkı zuhura getirmek için yaratılmıştır. Yoksa Levlaka Levlak vema halaktül eflak Sen olmasaydın, sen olmasaydın bu alemi halk etmezdim diye Hadisi Kudsi olmazdı. Biz Muahmmedi kemal sıfatlarda görür ve zevk ederiz. Muhammed noksan sıfat tecellilerinden münezzehtir deriz.
İşte Ademde ve alemde Muhammedi bu 4 yerde doğuranlar Muhammed in ölmediğini, daima şuhut ederler. Hak Teala her an ayrı bir şanda taptaze ayetlerini sergilediği gibi Muhammed A.S. da taptaze yaşadığını ve bu hicapları açanları irşad ettiğini görmekteyiz. Allah bütün insanlara bu zevki nasip etsin. AMİN.


             TAYYİ ZAMAN VE TAYYİ MEKAN

Tayyi zaman demek zamanı ortadan kaldırmak, tayyi mekan da mekanı ortadan kaldırmak demektir. Yani mekansızlıktır. Bir şahsın bir anda muhtelif yerlerde görünmesi demektir.


Tasavvufta bir şahsın 3 yönü ile tecellisi vardır.

1 - Bedensel vücud
2 - Ruhsal vücud
3 - Ruhsal ve bedensel vücuttur

Bedensel vücut:

Bedensel vucut dediğimiz bu görünen unsuriyet vücudumuz nerede bulunuyorsa yalnız orada görünen başka hiçbir yerde mevcudiyetini ispat etmeyen zahir et ve kemikten meydana gelmiş pozitif vücudumuzdur. Ruhaniyet yönünü bilmeyen, Ruhsal zevklerden mahrum olan şahıslar yaptığı her türlü ibadet ve taatlarını bilinçsiz ve taklit olarak yaptıkları için şekilden öteye geçemezler. Yapılan ibadetler yalnızca nefislerini tatmin edebilir. Avam olarak vasıflandırılan bu şahıslar bu sınıfta mütâala edilirler. İzdirari bir ölümle öldüklerinde onların her şeyi bitmiştir. Çünkü vücut ülkesinde onların padişahları yaşam müddetince nefisleriydi.

Ruhsal vücut:

Ruhsal vucut ise, kendi varlıklarından geçerek Mutu kable ente mutu (H.Ş.) sırrına ermiş Hakkın varlığı ile varlıklananlardır. Onların vücut ülkesinde padişahları Ruhullah olmuştur. Ruhsal vücuda sahip olanlar mekan ve zaman mevhumunu yok ederek, rüyalarda tanıdık veya evliyaların ruhaniyeti ile uzak menzillere gidip ruhen konuştuğumuz gibi konuşur. Kabe, Mekkede uzak bir mesafede olduğu halde belki bir saniyede oraya gidip Kabeyi tavaf ettiğimiz gibi zaman ve mekan mevhumu olmadan istenilen yerde saniyesinde olmak halidir. Zira ruhta beden gibi zaman ve mekan diye bir şey yoktur. O serbest olarak istek ve zevkinin ülkesinde tecelli edendir. Bütün veliullahların 33 defa ruhani miraç yapmaları da bu cümledendir. Bu şahıslar ister namaz, ister oruç, ister hac, isterse zekat ibadetlerini zahir unsuriyetlerinin ibadetleri yanında siret dediğimiz ruhani zevklere de sahiptirler. Zahirde bayramdan bayrama, cumadan cumaya, mübarek gecelerde serbest ruhlar nasıl evlatlarının torunlarının evlerine gelip onların ziyaretlerini yaparak durumlarını görürler memnun veya mahzun olarak ayrılır giderler denilmektedir. Aynen onun gibi daimi serbest ruhlar istediği yerde istediği anda bulunan bir haldedir. Hasan Fehmi Hz.lerinin :
Bu kafesten uçarım hiç beni gören olmaz sözleriyle, bir kişinin ruhen bu ten kafesinden ayrıldığı halde vücut burada görülür, fakat ruhen başka yerlerde olduğu anlaşılmış olur.

Ruhsal ve bedensel vücut:

Bu vücudun özelliği vücutta padişah Ruhtur. Cismin hiç mi hiç hükmü yoktur. Ruh sahibi olan Hak dostları tayyı zaman ve tayyı mekan olarak vücutlarıyla da birden fazla 3-5-7 gibi yerlerde görünebilirler. Yaşadığı beldede sıradan bir kişi halinde yaşantılarına devam ederlerken hacta veya başka başka yerlerde de vücutlarını birden fazla kullanarak görünmeleri mümkündür. Hz. Ali nin Emevi camisinden 7 kapıdan aynı anda Hz. Ali olarak çıktığı gibi, Veysel Karani Hz.lerinin şehit olduklarında 7 tabutun 7 sinde ayrı ayrı göründüğü gibi. Hz. Alinin vefatında, tabuta giren Hz. Ali, deveyi çeken Hz. Ali, arkasından giden Hasan ve Hüseyin Efendilerimizle cenazeyi takip edenin Hz. Ali olduğu gibi. Ayrıca Cebrail ve Azrail gibi meleklerin zaman zaman Resulullah (S.A.V.) Efendimizin sahabelerle yaptığı sohbetlere bir insan kisvesiyle katılarak görünüp, konuştuğu hepimizin malumudur.
İşte ibadetlerimizde de ibadet eden ibadet ve ibadet edilen üçlemesini birlediğimizde bu zevke nail olmuş oluruz. Yalnızca bilmek değil çünkü bilmek bir zevktir. Ama yaşam zevkine nail olmadan cismaniyetimizi ruhumuzla istediğiniz gibi oyuncak olarak kullanamazsınız. İşte Resulullah (S.A.V.) Efendimiz ve bu zevkin ileri seviyesindeki bütün evliyalar 33 defa ruhani miraç yapmışlardır. Yalnız Resulullah (S.A.V.) Efendimiz 33 ruhani, 1 cismani miraç olmak üzere 34 defa miraç yapmıştır. Bu miracı evliya yapmadı mı? Yaptı. Fakat Makamı Mahmut zevki yalnız Resulullah (S.A.V.)a ait olduğu için her evliya kendi esmalarını oraya girerken soyundu. Cismani miracını Muhammed olarak yaptı. Bu nedenle yalnız Resulullah (S.A.V.) cismani miracını yaptı ifadesi kullanılır, evliyalar esmaları ile yapmış olsalar o zaman ikilik olur. Hasan Fehmi Hz. leri bu yer için şöyle söylüyor:


Teheccüd namazı farz değildir sana
Yetim malıdır yakar baştan başa
Teberrüken kılar Fehmi yok haşa

Yani bütün evliyaların oraya teberrüken yani tebrik için girdiği anlatılmaktadır. Allah cümlemize ihsan etsin. Amin.

                              EHLİ BEYT

Beyt ev demektir. Ehli beyt ise ev ahalisi anlamına gelir. Resulullah (S.A.V.) Efendimiz bir hadislerinde Hz. Ali yi, Hz. Fatmatül Zehra validemizi (kızı olur) ve torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Efendilerimizi yanına alarak Bunlar benim Ehli beytimdir buyurmuşlardır. Dikkat edilirse ev ahalisi olarak ailesi Ayşe validemiz ve diğer eşlerini Ehli beytimdendir dememişlerdir. Bu da gösteriyor ki bu sözlerde de çok sırlar mevcuttur.
İnsan vücudu 4 anasır-ı unsuriyeden meydana gelmiştir: 1- Toprak, 2- Su, 3- Hava, 4- Ateştir. İşte toprak gibi Fatmatül Zehra, su gibi yani ilim ve kemalatla Hz Ali gibi hava ve ateş gibi de Hasan ve Hüseyin efendilerimizi vücut ülkesinde zevk etmeyen, Hz. Muhammed gibi Muhammedliğini idrak edemez.
Şu halde Muhammed olan bizler Ehli beytimiz olan vücut ülkesindeki 4 anasır-ı unsuriyetimizi zevk edemezsek Muhammed olmamız mümkün değildir. Dolayısıyla da Ehli beyti tanımayan, Ehli beyti sevmeyen kendi özünü sevmemiş demektir. Ehli beyti sevmeyen ne Muhammed i ne Allah ı sevebilir. Zira kendi teşekkülü Ehli beytten meydana gelmiştir. Muhyiddin-i Arabi Hz.leri bunu daha da genişleterek insanlardaki Muhammediliği şöyle anlatır: Sağ elin baş parmağı Hz. Ali yi remzetmektedir. İşaret parmağı Resulullah efendimizi ve diğer 3 parmak da diğer 3 Halifesini remzediyor. Sol elin 5 parmağı da yine Resulullah (S.A.V.) Efendimizi ve Ehli beytini remzetmektedir. Bunlara inanmayan ve bilmeyenler bütün elleriyle işledikleri işler, onlarsız yapılamadığı için kendilerini de inkar etmektedirler buyurmuşlardır. Sağ elin baş parmağı Hz. Ali, işaret parmağı Hz. Muhammed, orta parmak ve diğerleri Hz. Ebubekir, Ömer ve Osmanı remzetmektedir. Sol eldeki baş parmak Hz. Ali, işaret parmağı Hz. Muhammed, orta parmak Hz. Fatma, diğer iki parmakta Hz. Hasan ve ve Hüseyin efendilerimizi remzetmektedir.
Bütün yaşam müddetince fiilerini elleriyle yaptıklarına göre bunları idrak etmemek ve dolayısıyla da tanımadığı için sevmemek kişinin kendisini tanımaması ve sevmemesi demektir. Kendisini tanıyıp sevmeyen, Muhammed S.A.V. i de tanıyıp sevmiyor demektir. Dolayısıyla da Allah Muhammed den tecelli eden olduğuna göre Allah ı da tanımıyor ve sevmiyor demek olur. Seviyorum dese bile zannındaki hayalindeki bir Allah ı ve 14 asır evvel geçmiş bir Muhammed i ilmel tanımış ve sevmiş olur ki Hakikatta ne öyle zanda bir Allah mevcud ne de günümüzde unsuriyet yönüyle Muhammed mevcuttur.
Her an ayrı bir şanda tecellisini gösteren, taptaze ayetleriyle her an ayrı bir değişiklikle bizlere hitap eden alemlerin Rabbi olan Allah ı tanıyamamış ve sevememişse, günümüzde hüvviyet ve enniyeti ile bütün kemalatını Rahmaniyetiyle izhar eden o Hz. Muhammed göremiyorsa onu da tanımış ve sevmiş olamayacaktır. Allah ını ve Muhammed i tanıyamayan kendini de tanımamıştır. Buna tasavvufta insan veya Adem değil surette insan ama sirette hayvan denilmektedir. Hayvanlar için de bilmek mecburiyeti yoktur. Onlara hayvan olarak bir yaşam biçimi yeterli azab değil midir? Onun için Ehli beyti sevelim, tanıyalım, tanıyıp sevmemek kendi özünü tanıyıp sevmemek demektir. Surette de sirette de aynıdır. Hiç değişmez. Çünkü Ehli beyt 3 türlüdür. 1- Secere yönüyle Ehli beyt Resulullah (S.A.V.) Efendimizin sülbünden gelen 2- Ruhani yönüyle Ehli beyt Resulullah (S.A.V.) Efendimizin Tevhid ilim ve irfaniyetine varis olmak 3- Hem secere yönüyle hem de Ruhaniyet yönüyle Ehli beyt. Her ikisinin de bir kişide birleşmesidir ki bunlardan kutuplar zuhur eder. Elhamdülillah bütün Tevhid ehillerinin Ruhaniyet yönüyle Ehli beytten oldukları anlaşılmaktadır.

MUHKEM, MÜTEŞABİH VE HEM MUHKEM      HEM DE MÜTEŞABİH AYETLERİN ADEM                           VE ALEMDE ZUHURU

Muhkem ayetler: Sağlam, sıkı sıkıya kuvvetli, değiştirilemeyen, zahir mana taşıyan anlamlarına gelmektedir. Her türlü ibadet ve taatların zahir anlam ve şekli bu cümledendir. Allahın emrettiklerini yapmak yasak ettiklerinden uzak durmak yani şeriatı ahkamiyeye uymak diyebiliriz. Müteşabih ayetlere gelince: Bir birine benzeyen, açık olmayan, tevilata muhtaç, (çeşitli manalar vermek) onun batın manaları remzettiğini anlamak, zahir ifade edilse de manasının batın olduğunu onu ancak Allah ve Allah yolunda ilimde vasi olanların bilebileceğini bilmektir. Mesela: Elif, Lâm Mim gibi Tâ-Hâ gibi, Yâ-Sin gibi, Vel Asr gibi ayetlerdir. Bunların zahirlerinden hiçbir şey anlamak mümkün değildir. Tevilata ihtiyaç vardır. Bir de hem muhkem hem de müteşabih ayetler vardır ki hem zahir manası hem de batın manası vardır. Mesela İslamın şartı diye bildiğimiz oruç tutmak, namaz kılmak, hacca gitmek, zekat vermek, kelime-i şehadet getirmek gibi ibadetlerin hem zahiri hem de batın manası ve izahı vardır.
İnsanlar ilim ve irfaniyetleri derecesinde bu üç türlü Hakkın tecellilerini yerinde görür ve kullanırlarsa hem layıkiyle Allah a kul olmuş olurlar hem de saadet ve mutluluğu yakalamış olurlar. Şeriat ayetlerini Hakikatta Hakikat ayetlerini de şeriatta kullanmak nasıl insanları çıkmaza sokuyor ve ondan layıkiyle faydalanamıyorlarsa aynen onun gibi muhkem ayetleri yerinde, müteşabih ayetleri yerinde, hem muhkem hem de müteşabih ayetleri de zahirini zahire göre, batınını da batıni yerde mütâala ve zevk edersek mutluluğa ermiş oluruz.
Kur-an ı Kerim deki bu ayetler nasıl böyle yerli yerinde mütâala ediyorsa bu Alemi Kübra dediğimiz alem ve Ademde de bu ayetler öylece mütâala edilmelidir. Ayet demek deliller demektir. Allahü Teala bu alemde ve Ademde delilleriyle her şeyi zuhura getirmiştir. Bir ayeti kerimede Nefsinizde ve ufkunuzda ayetlerimizi göstereceğiz demekle hem nefsimizde hem de ufkumuzda ayetlerini göstermiş ve İsra Suresi 14.ayeti kerime de İkra kitabeke kefa bi nefsikel yevme aleyke hasiba Oku nefis kitabını bu gün üzerine hesap görücü olarak nefsin sana yeter. demekle nefis kitabımızı okumamızı emretmekle; insanlarda bu üç türlü ayetlerin yerli yerinde okunması mevcut hem de ufkumuzda olan bizden ayrı olarak görünen varlıklarda bu üç ayeti ayrı ayrı okumak, görmek ve yaşama geçirmek gerektiği anlaşılmaktadır.
Bizler Kur-an ı yalnız satırlarda okuyup belki oraya göre mütâala ettiğimiz için bir türlü yaşama geçiremiyoruz. Halbuki bu ilim ve irfaniyet bizlerin yaşama geçmemiz ve onun yaşam zevkine sahip olarak mutlu olmamız içindir. Toplumdaki insanlar muhkem ayetleri okuyabildikleri için üçte bir mutlu olsalar da her şeyin muhkem açısından mütâala ettikleri için huzursuzluktan kurtulamıyorlar. Peçeli ve tamamen şekli benimsemiş toplumlar plajlarda bulunan açık saçık kadın ve erkeklere kafir ve aklına ne kadar kötü sözler geliyorsa söylüyorlar. O açık saçık diye vasıflandırılan toplum da İslamiyeti dar çerçevede mütâala ettikleri için onlara yobaz, gerici, irtica gibi sözler söylüyorlar. Biraz evvel söylediğimiz gibi bu iki topluma göre de Kur-an ı Kerim ufkumuzda yazılmış ayetlerden ibarettir.
Sen kemalat sahibi isen her iki toplum ayetlerini yerinde görmeye bak. Her varlık yerinde hoş ve güzeldir. Sen onları yerinde göremiyorsan, bil ki çirkinlik sendedir. Allahü Teala Ali imran Suresi 191. Rabbena ma halakte haza batila buyurmakla, Allah batıl hiçbir şey yaratmamıştır. Sen nasıl birini iyi, birini kötü görürsün, iyilik ve kötülük görmek, yerinde görmemekten olur. Mukayese edildiğinde ortaya çıkar. Ayrıca Allahü Teala kişileri başkasından sorumlu tutmuyor. Seni sana soracak. Sana o mütâala ettiğin toplumların hesabını ver demeyecek. Onun için en çirkin gördüğümüz nefsimiz olmalıdır. Allah şeklinize ve amelinize bakmaz, kalp ve niyetinize bakar. Hepimiz Allah ı sevdiğimizi söyleriz. Onun yarattıklarını da sevmemiz gerekmez mi? Mecnun Leyla nın mahallesindeki köpekleri bile Leyla nın mahallesinin köpekleri diye severmiş.
Onun için toplumumuzdaki her türlü inanç ve şekilde bulunan insanlar Allah tarafından o yerler için yaratılmışlardır. Allah alimdir, bizler ise malumuz. Bizlerin ilmi ezeliyette istidatlarımız Allah a nasıl malum olduysa, o da bizlerde o şekilde, yaratılma yerimiz neresi ise o şekilde tecelli etmektedir. Kimimiz meyhane için, kimimiz kumarhane için, kimimiz inkarcı olarak yaratılmışız. Sen onu yerinde görüp ona göre hareket edebiliyorsan o zahir olan ayetleri yerinde kullanmaktan mütevellit huzurlu ve mutlu olursun. Kullanamazsan mutsuz olursun.
Bu zahir ve batın ayetleri de nefsinde zevk eden ve iç içe olma zevkiyle nefsinde yaşayanlar ise kamillerdir. Onlar oruç tutarlar, namaz kılarlar. Fakat bedenen zahir, ruhen batın zevkiyle bu ibadetlerin sırlarını yaşarlar. Hiçbir zaman zahiri batından, batını da zahirden ayırmadan her şeyi yerli yerinde kullanarak mutlu olurlar. Onun için Kur-an ı Kerim deki bu ayetleri yerli yerinde kullandığımızda doğruyu ve zevki bulmuş oluyoruz.
Alemdeki Kitab-ı Furkan ı da böylece okuyup dar çerçevelere İslamiyeti sıkıştırarak zümreleri tenkit etmek ve kerih görmek o ayetleri okuyamamamızın bir gereğidir. Allahü Teala her türlü ayet tecellilerini yerli yerinde okuyup yaşayan kullarından eylesin. AMİN.

                             ZİLZAL SÛRESİ

Zelzele Suresi Medine de nazil olmuştur. 8 ayetten ibarettir. Zahir manası meallerde olduğu gibi ifade edilmektedir.
Batın manasına gelince: Medine de inmiş olması bu depremin mevcudiyetinin kalp sahiplerinin hissedebileceklerini 8 ayetten ibaret oluşu da insanların 8 sıfatı subutiyesi ile buna şahit olup, bu depremi zevk edebilecekleri anlatılmaktadır. Zira arz şiddetli sarsıldığı zaman yani kamile gelen bir kişinin daimi zikirle birlikte kendine nisbet ettiği varlıklar zelzeleden sallandığı zaman yani eski zanlarının yıkılıp Hakka nisbet ettiği Ruh güneşinin ortalığı tarumar ettiği zaman, Arzın içindekileri de dışarıya attığı yani efali İlahiyenin, sıfatı İlahiyenin ve Zatı İlahiyenin aslının idrakı meydana geldiğinde insanın nefsani yönü olan ikilik hali, bana da ne oluyor der. Her taraf yıkıldı, zelzeleden kendime nisbet ettiğim hiçbir şey kalmadı, kalbimde kökleşen eski kabullenişlerim hep söküldü diyecektir.
İşte bu da kuluna Allah tarafından lutfedilmiş bir haldir. Çünkü mürşid vasıtasıyla kendi varlığı zelzelede yer ile yeksan olmuş, Hakkın o kişideki varlığı vücut ve idrak arzını yararak ilhamlarla meydana gelmiştir. Artık o cevher zahirdeki insanların kabirlerinden fırka fırka hesap günü için çıktığı gibi vücut ülkesinde de kalbimizdeki tecelliler ortaya çıkacaktır. Miskal nisbetinde hayır işleyen hayrı görecek zerre kadar şer işleyen de şerri görecektir. Hayır nedir? Şer nedir? Hayır: Hakkın varlığında yokluğunu idrak edip kemalatıyla kendi mazharından Hakkı zuhura getirmektir. Şer ise: Haktan uzak olmak ve kendi mazharından her nefeste ben sana şah damarından daha yakınım, kendini yakın takibe al diye hitap ettiği halde bu sedayı duymamak ve bilmemektir. Onun için daima cezayı görmektedir. İlmiyle zelzeleyi atlatanlar ilhamlara mazhar olamayacakları için azaptan kurtulamazlar. İşte beden arzında zelzeleden zarar gördüğü nisbette kimi insan mutluluk içinde kimi insan da mutsuzluk içinde yolculuğa devam ederler.
Zelzele gibi Allahın celal tecellileri insanlara iki yönden gelmektedir. 1- Şeri emirler 2- Kevni emirler. Şeri emirlere asi olanlar veya yapmayanlar Kur-an ı Kerimde Ad Kavmi, Lut Kavmi ve Semud Kavmi gibi helak olanlardır. Bu enfüsü de olabilir, afaki de olabilir. Kevni emirler ise din, dil ırk farkı gözetmeksizin zuhur eden celal tecellilerdir. Bu kainatın yapısında fiziki ve kimyevi temeller vardır. Bunlara uymayanlar ister evliya olsun, isterse ataist olsun celal tecelliden kendini kurtaramaz. Siz sel yatağı bir vadiye evinizi yapsanız, sel gelip evinizi götürse, bunu bana Allah yaptı diyebilir misiniz? Diyemezsiniz. Çünkü senin o vadiye ev yaptığında sel gelip götüreceğini Allahın akıl ilim, idrak nimetleriyle düşünmen gerekli idi. O nimetleri kullanmadığın için mağdur oldun. Çünkü Allah hiçbir kuluna azab etmez. Kul kendi azabını kendi hazırlar. Ayeti bize bunu göstermektedir.
Onun için tedbir takdiri bozmaz ama, tedbir almanız sünnetdir ve gereklidir. Tedbir almadığınız takdirde her türlü kötülüklere davetiye çıkarmış oluruz.

                             ÖLÜM ÖTESİ

Ölüm yok olmak değildir. Bir odadan diğer bir odaya geri gelmeyecek şekilde geçmesine denir. Ruh için de ölüm yoktur. Ölüm beden için geçerlidir. Asrı saadette Hz. Ömer, Resulullah (S.A.V.) Efendimize: Ya Resulullah (S.A.V.) öldükten sonra akıl, fikir gibi sıfatlar alınacak mı? Diye sorduklarında Hayır, onlar Hakkın insanlardaki şubeleridir. Senin değildir ki alınsın buyurmuşlardır. Bu da gösteriyor ki beden için devir vardır, Ruh için zaman, mekan yoktur. Ölündüğünde beden geldiği yere yani toprağa gitmektedir. Çünkü topraktan geldi toprağa gidecektir. Cemadat, nebadat, hayvanat ve insanat unsuriyetiyle daima devrini yapacaktır.
Dünyanın ağırlığı ilk yaratıldığında bin kilo ise, milyonlarca sene sonra da yine bin kilodur. Binbir kilo olmaz. Ruh da ölündüğünde Rabbine kavuşur. Şeriat ahkamına göre de Aliyi illiyine yani yüce makamlarına yükselirler. Süfli insanların ruhları ise yer çekimine tabi olarak yükselmezler. İnsanın aklına şöyle bir soru geliyor. Kur-an ı Kerim insanların bedenine mi hitap etmekte, yoksa Ruhlarına mı? Bedenlerine dersek: Onların hiçbir güç ve kuvveti yok. İlmi irfaniyeti de yok. Peki ruhlarına dersek Ruhta bedensiz yalnız ne kendini ispat edebilir ne de cevap verebilir. Evlerimizdeki elektrik lambalarına baktığımız zaman tek eksi kutup lambayı yakmıyor. Artı kutup da eksi kutup olmazsa yine lambayı yakmıyor. İkisi birlikte olursa lamba yanıyor. Şu halde Kur-an ın hitabı ne bedene ne de yalnız olarak Ruhadır. Her ikisi bir olduğu zaman muhatab olunduğu anlaşılmaktadır. Ölüm ötesinde de beden toprağa gittiği için bedene sual yok. Ruh da Rabbine kavuştuğu için Rabbinin deryasında sesi çıkmaz.
Bir nehirde yüzlerce nehirden gelen sular vardır. Ey derya içindeki sular siz hangi nehrin sularısınız? Diye sorsak onlar dillenerek cevap verebilirler mi? Veremezler. Onun için Ruha da tek olarak soru sual yoktur. Peki ahireti, cenneti, cehennemi, sorgu ve suali inkar mı ediyoruz. Haşa binlerce kere haşa. Aklı dar olanlar gibi madem ki bedenle ruh dünya da bir oluyor, cennet de cehennem de yoktur diye dar akıl görüşleriyle hüküm verirler. Halbuki ahiret dediğimiz letafet aleminden haberleri yoktur. Her şeyi dünya terazisiyle tartarlar. Dünya nimetleri ile ahiret nimetlerini karıştırırlar. Hayal ve vehimlerin ötesine de geçemezler. Ahiret herkesin bildiği gibi toprak altında değildir. Ahiret aleminden haberdar olanlar zaman ve mekan mevhumundan sıyrılarak Letafet aleminde zerreden kürreye kadar her mevcudda Cemalullahı daimi seyrederler. Dünyanın unsuriyet mevcudu başka ahiretin letafet mevcudu başkadır. Letafet aleminin mevcudiyetinden haberi olmayanlar hemen dünyadaki mevcuda nisbet ederek her şey dünyadadır, ahiret diye bir yer yoktur, derler. Dolayısıyla da ayetleri ve Hakikatları göremedikleri için kafirlerden olurlar.
İşte onlara dünyada da ahirette de çetin acıklı azab vardır. Ahirette bedensel bir yaşam olmadığı için dünyada iken bedenlerine hizmet edenler, cehennem çukurlarından bir çukura girecekler. Kesafetten letafete geçip Hakkın halk olmadığını, yalnız halktan tecelli edenin Hak olduğu zevki ile zevkidar olanlar, daima Cemalullahı seyretme cennetlerinde kalacaklardır. Cennetteki huri ve gılmanlar da herkesin bildiği gibi zahir, bedensel kız ve oğlan hizmetçiler değil cemal tecelliler kız, celal yani vahdet tecelliler oğlan hizmetçilerdir. Onun için :


Beka mülkünden eyledik teşrif
Bu dar-ı fenaya imtihan için
Gece gündüz niyazım odur ki
Cemali pakini anlamak için

Buyrulmuştur.


Bu fena aleminde tencereye ne koyarsak, ahirette kepçemize onun çıkacağını unutmayalım. Ahireti de toprak altında zannetmeyelim. Allah seriül hesaptır. Hesapları seri görendir. Ahiretten haberdar olmayanlara ne kadar çok anlatırsak onların inkarlarına vesile olabiliriz. Ariflere ise bu kadar ahiret hakkında bilgi yeterlidir. İnsanlar dünya ve ahiret hakkında bilgileri duydukları gibi kendi zanlarında vehimleri doğrultusunda hayal yarattıkları için, Hakikatten haberdar olamıyorlar. Cennet deyince: Sulak, yeşillik, şelaleler ve piknik yeri gibi bir yer tasavvur ederler. Halbuki böyle bir yer değildir.
Cennetin bütün nimetleri Resulullah (S.A.V.) Efendimizin hadisinde belirtilen 3 kelamın taşıdığı manayı idrak etmekten ibarettir. Bizler o üç kelamı her namazdan sonra kelam olarak söylüyoruz. Fakat onların taşıdığı manayı biliyor muyuz? Bilemezsek cennetin nimetlerinden de istifade edemeyiz. Subhanallah demekle Allah ı her şeyde tenzih etmek. Elhamdülillah demekle Allah ı her şeyde teşbih etmek. Allahü Ekber demekle Allah ı her şeyde Tevhid etmek gerekmektedir.
Cehennem de yine zanlarımızdaki gibi alevler içinde yanan bir fırın değildir. Resulullah (S.A.V.) Efendimiz Cehennemim yakıtını insanlarla taşlar meydana getirmektedir buyurmuşlardır. Yani cehennem ehlinin taşlaşmış kalpli insanlar olduğunu söylemiş oluyor. Onlara ne kadar Hak ve Hakikatı anlatırsan anlat, kadar kalpleri taşlar sertleşmiş olduğu için kabullenmezler. Allah cümlemizi dünya da iken ahiret zevkleriyle zevkidar etsin Amin.


   SALİH PEYGAMBERİN DEVESİNİN HİKMETİ

Salih A.S. Ad kavminin helakından sonra Semud kavmine gönderilmiş bir peygamberdir. Kavmi ona inanmadı. Sen Hakikatten peygambersen şu taştan bir deve çıkar da görelim dediler.O an Cebrail gelip Salih A.S.a kırk yıl evvel o taşın içine bir devenin konulduğunu, Allah a dua etmesini söyleyince Salih A.S. da Rabbine münacaatla taşın içinden dişi bir deve çıkardı. Deve dile gelerek ben şahadet ederim ki Allah birdir, Salih onun Resulüdur dedi. Salih A.S. devenin suyu ile kavminin içeceği suyu da bir gün kavmi bir gün deve suyu içecektir diyerek yanlarından ayrıldı. Kavminin inanmayanları gece vakti deveyi ayaklarından keserek öldürdüler.
Salih A.S. duyunca çok üzüldü ve üç güne kadar helak olacaklarını bildirdi. Bu azaba katlanınız diyerek ayrıldı. Onlar da evlerinin ve bütün mallarının ateş içinde yanmaları ile helak oldular. İşte Kur-an ı Kerim in Araf Suresi 73 den 79 ayetine kadar, Hud Suresi: 64 den 67 kadar ve diğer Salih A.S. ile ilgili ayetlerde bahsedildiği gibi bu kıssa bize zahir olarak anlatılmıştır. Fakat biz bu kıssadan ne anlamalıyız.
Bu ayetler bize nasıl bir fayda sağlamalıdır. Vücut ülkemizde ve yaşantımızda bu ayetleri nasıl kendimizde uygulamalıyız. İşte Salih A.S. bir Mürşid-i Kâmildir. Ona inananlar kurtuluş gemisine binip kurtulanlar, ona inanmayanlar ise ilim ve irfaniyetten yoksun oldukları için helak olanlardandır. Salih A.S. kavminin taştan bir deve istemesi, saliklerin vücut dağından dişi deve olan Tevhit aşkını ve irfaniyetini çıkarmaktır. Çünkü zahirde çöllerde, uzak mesafelere tahamülle yükümüzü taşıyan develer olduğu gibi batında da uzak menzillere maneviyatımızı götüren tevhit aşkı olacaktır. Deve ayrıca dişidir. Erkek olmuş olsa idi çoğalamazdı. Bir kişi bu Tevhid aşkı zuhur ettiğinde elbette ben şahitlik ederim ki Allah birdir, Salih A.S. onun peygamberidir diyecektir. Günümüzün Mürşid-i Kâmilleri de peygamberlerin varisleri olması nedeniyle aynı görevi yapmaktadırlar.
Suyu bir gün kavmin, bir gün devenin içmesi ise nefis sahibi kavmin akıllarıyla taklit şekilde ibadet etmeleri, devenin ise kamilin kendisinde tecelli eden aklı ruhuyla ibadet etmeleridir. Kavminin deveyi gece ayaklarından kesmeleri de cehalet ve nefsaniye karanlığında onun Hak ve Hakikat yoluna yürümesine engellemek içindir. Zahirde deve üç yerinden kesilir. Böyle kavmin deveyi ayaklarından kestiklerini duyunca Salih A.S. çok üzüldü. Ve üç gün içinde helak olacaklarını söyledi.
Aynen bu günde peygamberlerin mucizesine inanmayan, onlara verilmiş bu görevi reddeten insanlar da Salih A.S.ın kavmi gibi cehalet, küfür ateşinde yok olup gidiyorlar. Allahu Tealâ bizlere böyle ayetleri göstermekle sizler de onlar gibi helak olmayın. Tevhid aşkıyla Allah ın Ahadiyet sırrına vakıf olup dünyada da ahirette de mutluluk ve saadet içinde yaşayın diyor. Semud kavmi gibi olmayın diyerek ikaz ediyor.


                          MİRAÇ KANDİLİ

Miraç yükselmek demektir. Kur-an ı Kerim İsra Suresi 1. ayetinde Kulunu bir gece Mescidi Haram dan Mescidi Aksa ya kadar götürdü. Ona ayetlerimizin yüceliklerini gösterelim diye yaptık buyurmuşlardır. İsra: gece yolculuğu demektir. Yani Mescidi Haram dan Cebrailin getirdiği burağa binerek Mescidi Aksa ya getirdi. O oradan yedi kat gökleri, Arşı, Kürsüyü aşarak Rabbiyle müşerref oldu.
Bizlerin miracı namazda olacaktır. Çünkü namaz müminin miracıdır. Miraç ise kişinin Rabbiyle beraber olması, Rabbiyle konuşmasıdır. Namaz kılabilmek için de abdest almak yani temizlenmek lazımdır. Sonra namazın başında saydığımız 6 farziyeti yerine getirmek gereklidir. O mürşid mazharından Rabbimiz bizleri evvela bıçaksız ve kansız ameliyat edecektir. Belimizi büken yükleri indirecek zikrimizi pekiştirecek ve her zorluğun yanındaki kolaylığı ihsan ederek Rabbimize rağbetimiz nasıl gerekiyorsa öylece rağbet ederek İnşirah Suresini bizlere tahakkuk ettirerek temizlenmemizi sağlamış olacaktır.
Miraç her ne kadar recep ayının 27. gecesi olarak kullanılmakta ise de bir kişinin Mürşide biat etmesiyle bu yolculuğun zahirine başlamış olacaktır. Çünkü Feth Suresi 10. ayetinde Şunlar ki sana biat ettiler onların biatı aynı Allah a dır. Zira Allah ın eli onların ellerinin üstündedir buyurulmuştur. Daimi zikirle gönüllerin huzur ve sükuna kavuşması sonunda o kişi Ey mutmain olmuş nefis dön Rabbine ayetine mazhar olarak
efali ilahiye ayı olan recep ayına ayak basmış olacaktır. İşte Recebin Cuma gecesi de kişi Rabbine rağbet etmekten mütevellit Regaip kandilini manen kutlayarak Recebin 27. gecesi de Miraç Kandilini merdiven basamaklarının birincisinden itibaren manen çıkmaya başlayacaktır. Buraya kadar olan devrede zahir hazırlıkları bitirdi ve tecelliyi efal zevkiyle yolculuk başlamış oldu. Neden 25-26. günleri değil de Recebin 27. günü Miraç kandilidir. Allah bu mukayyet alemde ve ademde zahir ve batın yönüyle veya Vahdet ve kesret yüzüyle tecellilerini göstermektedir. 7 sıfatı subutiye ile bu efal teklik tecellisini şuhut edebiliyorsak işte o zaman siret yoluyla miraç yolculuğuna çıktık demektir. Gece Vahdet demek olduğu için gece yolculuğu denmiştir. Bir kişi namazda kendinin varlık ve fiillerinin olmadığını bildiği için kulun mazharından Rabbinin tecellisini görmesiyle namazın da müşterek kılındığını şuhut edecektir.
Bir salik Tevhidi efalde tecelliyi efali şuhud etmekle miraç yolculuğuna çıkarak Şaban ayının 15inde sıfatların mevsufunu da şuhut ederek Berat kandilinde beratını alıp kurtuluşa erecektir. Kadir gecesinde de kadere erip Rabbiyle beraber olup konuşabileceklerdir. Fakat bu zevkler anlatıldığı gibi kolay olmayacaktır. Mürşidi kamil saliki evvela kendi mescidi olan nispet varlıklarından geçirip tecelliyi efal şuhudu sonunda cennetül irfandan Cebrail in getirdiği Aşk burağına bindirerek sıfat mertebesi olan Sidretül Münteha ya çıkaracaktır. Kişinin aklı resulu olan Cebrail oraya kadar gidip ondan sonra bir adım daha atarsam yanarım diyecektir. Zira ondan sonra Zat mertebesinde zevk başladığı için sıfat olan akıl oraya giremez. Peygamberimiz Sidretül Münteha dan sonra buraktan inerek Refrefe binerek yolculuğuna devam etmişlerdir. Bir salikin de refrefi zevkidir. Kişi bu mertebede artık zevke geçerek kendisine gösterilmek istenen o kıymetli üstün ayetleri görecektir. Zaten o üstün ayetleri göstermek için Rabbi onu çağırmıştı; bazı alimler bu gösterilen üstün ayetlere Seceretül Kavneyn ( iki alemdeki manevi ağaç) demişlerdir. Namaz kılan kişi de kıyamın taşdığı manayı biliyorsa namaz kılarken bu ağacın yüceliğini zevk edecektir. Mısri Niyazi Sultan bir yerinde:


Zat-ı Hakkı anlayınca zevk ile
Bu Niyazi nice seyran eyledi

diyerek miracının tamamlandığını ifşa ediyorlar. Resulullah (S.A.V.) Efendimiz bir hadislerinde Benim miracım ile kardeşim Yunus A.S.ın miracını tefrik etmeyiniz.. Yunus a.s. balığın kanında, Tahtı Serada yaptı; ben ise Tahtı Üstüvada yani Arşı Âlâda yaptım buyurmuşlardır. Resulullah Efendimizin 34 miracı vardır. Biri cismani 33 ü Ruhani olarak yapmışlardır. Cismani miraç Resulullah (S.A.V.) Efendimiz Makam-ı Mahmut sahibi olduğu için yalnız ona aittir. Evliyalar oraya teberrüken girseler bile Resulullah (S.A.V.)ın müsaadesiyle girerler.
Miraç ayeti olarak bilinen Necm Suresi 8-9. Sümme dena fetedella fekane kabe kavseyn evedna mertebelerini zevk edenler Miraç yapmış olacaklardır. Genelde bizler Allah ın bir mazharı olduğumuzu bizlerin efal, sıfat, Zatımızın olmayıp efal, sıfat ve Zatıyla Allah ın tecellilerinin zevkine erdiğimiz zaman miraç yapmış oluruz. Yoksa Allah iki varlık yaratmadı ki birbirini görsün. Kişi kendi mazharında Hakkın tecellilerini anladığı zaman Rabbini görmüş olacaktır. Yeter ki kişi ilim ve irfaniyeti ile ikilikten birliğe yükselsin. İşte o zaman Miraç yapmış olacaktır.

                          BERAT KANDİLİ

Şaban ayının 15.gününe tekabül eden geceye berat kandili denilmektedir. Berat kurtulmuş, suçsuzluğu anlaşılan manalarına gelmektedir. Ayrıca yüksek okulu bitirip diploma alan bir talebe de beratını aldı denilmiştir.
İşte insanlar da kendilerine nispet ettiği sıfatlarla her türlü kötülüğü ve günahları işliyorlardı. Mürşid-i Kâmilin temizlik ve yıkamasından sonra bu sıfatları Hakka vererek Hakkın tecellilerini bu sıfatlardan zuhur ettirmesine o sıfatların berat alması demektir. Kur-an ı Kerim in Duhan Suresi ayet 1-2. Ha mim. velkitabil mübin Ha Hakikattir. Yani Allah ın hüviyetidir. Vücudu Muhammediye olan mim ise onun sırrıyla ifşa edilen sureti Muhammediyenin zuhurudur. Bu alemde Allah Zattır. Muhammed sıfattır. İşte kül olan Mürşid-i Kâmilden de sıfat olan saliklere Kamilin ilhamlarıyla tecelli etmesidir. Vel kitabil mübin ise işte bu Zatından sıfatlarına tecelli eden, inananlar için açık bir kitaptır. Buna bazı müfessirler Kur-an ın imzasıdır demişlerdir.
Salikin mazharından tecelli eden Allah ın subut sıfatları Zatının sıfatlarından kemalatıyla Hakikatın kitabı Mübin olan Ruhun sureti Muhammed den her an ayrı bir şanda tecellisine sahip olanlar beratını almışlardır. Fiil ve sıfat şirkinden kurtulanların artık iyilik ve kötülük yapmaları mümkün değildir. Onun için beratlarını alabilirler. Şu halde fiil ve sıfat şirkinden kurtulanlar berat alabildiği gibi Zat olan Allah ın Muhammed olan sıfatlarından tecelli etmesi de o sıfatların beratını alması olmaktadır. Beratın Şabanın 15. Gecesi olmasındaki hikmet ise Tevhidin beşinci mertebesindeki sıfatlardan bir olan Allah ın zuhurunun zevkidir. Allah cümlemize nasip etsin. Amin.


                          KADİR GECESİ

Kadir gecesi Ramazan ayının 27. gününe tekabül eden mübarek bir gece olarak kutlanmaktadır. Kur-anı kerimde Bakara Suresi 185. Ayette Kur-an ın Ramazan ayında indirildiğini Kadir gecesi de Ramazan ayı içinde olduğu için Kadir gecesinde inzal olduğunu anlamaktayız. Kadir Suresi 1. ayet Şüphesiz onu (Kur-anı) Kadir gecesinde biz indirdik. Bildin mi? Nedir Kadir gecesi? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. İnsan oğlunun ömrü 80 küsur sene olsa bir ömür müddetince içinde kadir olmayan bu ömürden hayırlı demektir. O gecede melekler ve Ruh Rablarının izni ile fecre kadar selam getirirler buyurulmuştur.
Evvela şunu iyi bilmek lazımdır ki bu gece dünya gecelerinden bir gece değildir. Yoksa bin aydan hayırlı olan bu gece sabaha kadar uyumayıp ibadet etmekle o gecenin ihyasını yapıp ömür müddetince elde edeceğimiz ecirden fazla ecir elde edebiliriz. Bu bir zevki ilahidir. Bir salik recep ayında Fenayı Efali, Şaban ayında Fenayı sıfatı, Ramazan ayında Fenayı Zatı zevk edebilirse Cenabı Hakkın tecelliyi Zatına mazhar olmasıyla kadir gecesine erişir. Resulullah (S.A.V.) Efendimiz bir hadislerinde Recep, Allahın ayı Şaban benim ayım, Ramazan ümmetimin ayıdır buyurmuşlardır. Recep neden Allahın ayıdır? Çünkü bu 18 bin alem Allahın fiilleriyle zuhura gelmiştir. Saffat Suresi 96. Ayetinde Sizleri ve sizlerin fiillerini halk etmedim mi buyurulmaktadır. Onun için bir salik kendine nispet ettiği fiil ve işleri Cenabı Hakka verirse recep ayını idrak etmiş demektir. Şaban ayı da sıfatları remzetmektedir. Bir kişi sıfatların da mevsufunun Allah olduğunu bilirse Şaban ayını da idrak etmiş demektir. Fiiller sıfatlardan, sıfatlar da Vücuttan tecelli ettiği için vücudun Vücudullah olduğunu bilen bir kişi Ramazan ayını da idrak etmiş olacaktır.
İşte fenayı Efal, fenayı sıfat ve fenayı Zatı zevk ettikten sonra o kişiye melekler vasıtasıyla bütün vücuttaki kuvvelerine Ruh nazil olacaktır. Kulağa inen ruh kulağı canlandıracak, göze inen ruh gözü masivayı göremez hale getirip Hakkı görmeye, dili başka kelam söylemeyip Hakkı konuşmaya başlayacaktır. Bu zuhurat tecelliyi Zat zevki olarak belirtilmekte ve zevk edilmektedir. Bu tecelliler fecr zamanına kadar devam eder. Fecir kişinin bütün kuvvelerinden tecelli eden Hakkın o vücut ülkesinin aydınlığa çıkması zamanıdır. Artık vahdetteki olan ruh bütün sıfat ve kuvvelerden o sıfat ve kuvveleri aydınlatıncaya kadar bu meleklerin ruh ve selam getirmeleri devam eder. Nasıl güneş doğmadan her taraf aydınlanmaya başlar aynen onun gibi ruhun da bütün kuvvelerinden aydınlığa çıkması anlamına gelmektedir.
İşte Rablarından melekler vasıtasıyla ruh ve selamın bütün sıfat ve kuvvelerimize inmesi o vücut ülkemizi aydınlığa çıkarmış olacaktır. Bu aydınlık ise her sıfattan Cemalullahın görünmesi demektir ki Hakikatten sonra gelen Şeriatı saniye dediğimiz Şeriatı Muhammediye budur. İşte Kadir gecesini dışarıda dünya gecelerinde arasak bulmamız mümkün değildir. Onu enfüsümüzde ararsak Rabbimiz bize onu bulduracaktır. İşte bu Vücut minarelerinde Fenayı efali yaptığımızda gönlümüzde bir ışık parlayıp kandilimizi yakarız. Fenayı sıfatta yine gönlümüzde bir ışık parlar. Fanayı Zat sonunda da gönlümüzde bir ışık parlayarak kandillerimizi yakmış oluruz. Tecelliyi Zat zuhur edince de Kadir gecesinin kandili yanmış olacaktır. Geceler vahdeti remzettiği için Kadir gecesini de gecelerde aramaktayız. Bir kişi Allah ın efalini, sıfatını, Zatını kendi vücut ülkesinde vahdaniyetiyle birleyebilirse kadere ereceği için kadir gecesini kutlamış olur. Bu bir zevki ilahi olduğu için Cenabı Hak bütün ihvan kardeşlerimize ihsan etsin. Amin.

                              TİN SURESİ

Allah u Teala incire ve zeytine yemin ediyor. Neden bir çok meyva var iken yalnız bu iki meyvaya yemin etmektedir. Çünkü zahirinde incirin her tarafı yenir. Yenmeyen hiçbir tarafı yoktur.Bu da Cenabı Hakkın zatı olan hakikatını remzetmektedir. Zeytinin ise dışı yenip çekirdeği yenmez. İştahı açıcılığı nedeniyle o da şeriatı remzetmektedir.
İşte hakikat ve şeriata yemin edilmektedir. Allahın hüvviyet ve enniyetine yemin edilmektedir. Enfusumuzda ise zat ve sıfat olan külliyet ve cüzziyetimize yemin edilmektedir. Ayrıca turu sinaya ve emin beldeye de yemin edilmektedir. Turu sina Musa A.S.ın Allah la konuştuğu yerdir. Her bir salik de kendi gönül turu sinasında Rabbi ile konuşabilir. Emin belde de zahirde her ne kadar Mekke şehrindeki Kabe denmekte ise de 1978 senesinde İran lı anarşistlerin Kabe ye girerek çok hacılarımızı katlettiklerini ve Kabeyi de harab ettiklerini gördük. Böylece oranın emin belde olmadığı anlaşılmış oldu. Şu halde emin belde insanın kalbidir. Oraya müsaadesiz hiçbir yabancı giremez.
İşte kişinin gönül turu sinası olan dimağı ile gönlündeki idraka ,gönlündeki yücelik tecellilerine mazhar olması nedeniyle yemin ediliyor. Sonra insanı en güzel biçimde yarattık buyuruluyor. Zira insan zahirde de cemadattan, nebadattan, ve hayvanattan üstün bir yaratıkdır. Çünkü Cenab-ı Allah bu üç sınıfı da insanın emrine vermiştir. Bu insana verilen akıl ve ilim gibi yüce nimetler diğer varlıklara verilmemiştir. Onun için en büyük mahlukatlar olan fil ve timsahlar bile insanın emrindedir. Allah insanı kendi sureti üzere halketti. H.Ş. Yani Cenab-ı Allah Hüvviyet ve enniyetini kemalatıyla insan denen o yüce varlıkta sıfatlarıyla zuhura geldi. Burada Allah ın sureti sıfatları demektir. Hayat, ilim, irade, kudret, kelam, duymak, görmek, ve tekvin sıfatları kemalatıyla insanda zuhur etti.
Onun için Allah hakikata şeriata ve hakikat ve şeriat yaşamı ile ortaya çıkan her türlü yücelik ve güzelliklere yemin ederek insanı en güzel biçimde yarattım diyor. Çünkü sayılan bu yücelikler yalnız insan dediğimiz İnsanı kamil lerde mevcuttur. Sonra onu aşağıların aşağısına gönderdik denilmektedir. Yani dünya diye bildiğimiz bu kötülükler ve zıtlıklar alemine gönderildik denmektedir. Burada bir soru gelmektedir. Madem insan en üstün biçimde yaratıldı.Ne için aşağıların aşağısı olan bu dünya zındanına gönderilmiştir? Dünya ne demektir? Dünya Allah tan uzaklaştıran her şeydir. Gaflet dünyadır. Yoksa üzerinde yaşadığımız bu alem dünya değildir. Onun için bu ayeti iki şekilde zevk etmek mümkündür. 1-En üstün bir biçimde yaratılan İnsanı kamilliğini bulanlar dünya bataklığındaki insanları kurtarmak için onların içine gönderilip onları o dünya bataklığından kurtarma görevi almalarıdır. 2-Surette insan, siyrette henüz insanlığını bulamamış olanların dünya bataklığına gönderilmelerindeki sebep:

Beka mülkünden eyledim teşrif
Bu darı fenaya imtihan için
Gece gündüz niyazım odur ki
Cemali pakini anlamak için

diyen bir aşıkın ifadesinde olduğu gibi imtihan için gönderildiğimiz anlaşılmaktadır.
Bir İnsan-ı Kamil in eteğinden tutarak bu dünya bataklığından kurtulmak mümkündür. Zira ayetin devamında da söylendiği gibi salih amel işleyebilmek için ancak İnsan-ı Kamil e tabi olmakla mümkündür. Şu halde esfeli safilin olan bu dünya bataklığından tek kurtuluş formülü en üstün biçimde yaratılan o İnsan-ı Kamillere tabi olarak salih amel işleyip ihlasa ermektir. İşte o zaman onlar için tükenmez mükafatlar vardır.
Mürşid-i Kamil den tevhid tahsili yapmadan, şirklerden kurtulup ihlasa ermek mümkün değildir. Yoksa bu aleme hayvan gelip hayvan giden kimseler gibi azabtan kurtulmamız mümkün olmayacaktır. Onun için bu kimseler Ademde ve alemde Allah ın nur tecellileri olan zatından sıfatlarına, sıfatlarından da esma alarak fiilleriyle açığa çıkan asarını görmemekten inkar edişleri onların cehennemleri olmaktadır. Bazı kimselere bu meşiyeti ilahiye tecellilerini göstermekle mutlu kılmakta, bazı kimselere de esfelde salih amel işlemek için İnsan-ı Kamil e gitmeyip meşiyeti ilahiye tecellilerini hicaplarından mütevellit görememekten mutsuz kılan Allah hakimler hakimi değil midir? demekle meydan okumaktadır. Allah bu tecellileri cümlemize görmek nasip etsin. Amin.


                         BİR HADİSİ ŞERİF

Evinizden üç yer için ziyaret kastıyla çıkınız.

 
1 - Mescidi Haram

2 - Mescidi Nebeviye

3 - Mescidi Aksa'dır

 

Peygamber Efendimiz Mescidi Haram için ziyaret kastıyla seyahata çıkmamızı uygun buluyor. Çünkü Mescidi Haram Mekke şehrindeki Kabe nin bulunduğu yerdir. Kabe Allah ın Zat ını remzetmektedir. Dolayısıyla orayı ziyaret Cenabı Hakkı ziyaret demektir. Yoksa zahirindeki taştan yapılmış bir binanın hiçbir özelliği yoktur. Hatta bir gün Hz.Ömer Kabe yi tavaf ederken Hacer-ül Esved taşına şöyle hitapta bulunmuştur. Ey taş senin bir taştan ibaret olduğunu biliyorum. Yalnız Resulullah efendimiz seni öptüğü için ben de öpüyorum demiştir. Çünkü Hacer-ül esved taşı Allah ın sağ elidir H.Ş. buyurulduğu için onu öpmek Allah ın elini öpmek olacaktır.
Hak ve hakikat yolcusu Tevhit ehillerinin bu insan toplumlarının içinde gizli olan Zatiyun olan velileri ziyareti, Kabe deki hacer-ül esved taşını öpmeleri gibidir. El öpmekten gaye et ve deriden meydana gelmiş bir eli öpmek değil; el ele, el Hakka ifadesinin sırrına vakıfiyet ve ondan ilim ve irfaniyeti verenin Cenab-ı Allah ın bizzat kendisi olduğunu bilmektir. Yoksa Kabe deki taşın hiçbir hikmeti yoktur. O İnsan-ı Kamil in elini öpmeği remzetmektedir. Bedensel olarak İnsan-ı Kamil in bizlerden hiçbir farkı yoktur. Fakat siret yönüyle Cenab-ı Hakkın kemalatıyla insan diye vasıflandırdığı o resimden veliyullah olarak bizlere bizzat Cenab-ı Hakkın konuştuğunu anlamaktır.
İkincisi Mescidi Nebeviye ise Resulullah efendimizin Medineyi Münevvere deki Ravzayı Mutahhara sıdır. Buranın ziyareti de sıfatıyün velilerin ziyaretini remzetmektedir. Çünkü bu kainatta Allah Zattır. Muhammed sıfattır. Sıfatlardan her ne tecelli ederse Zat ın o sıfatın istidadı nisbetinde onun mazharından görünmesidir. Sıfatıyun veliler zatiyun velilerin bir uydusudur. Bulundukları yerlerde kendi istidatlarına göre Zatın tecellilerini sıfat mertebesinde kemalatıyla zuhura getirenlerdir. Ayrı değildir. Görevleri orası olduğu için o mertebedeki istidat sahiplerini irşat ederler.
Üçüncü ziyarette Mescidi Aksa dır. Zahirde Kudüs şehrinde bir mesciddir. Taşıdığı mana ise kalp sahibi olan efaliyun velilerin ziyaret edilmesinden ibarettir. Bu veliler de Zatıyun velilerin sıfatıyun velilere manevi talimatlarının kendi mertebelerinde uygulama ve uygulatma emrini vermesi, sıfatıyun velilerin de efaliyun velilere efal mertebesinde kemalatıyla uygulama ve uygulatma görevini vermesidir. Bütün bu veliler kendi yerlerinde mertebeleri gereği aynen uygularlar.
İşte Allah ın Zatıyun, Sıfatıyun ve Efaliyun velilerin ziyaretleri anlamına gelen bu hadisi şerif Allah ın başka bir tecellisinin olmadığını bütün tecelliler bu üç tecelli içinde olduğu için bu üç yerden başka yerlere ziyaret kastıyla evinizden çıkmayınız buyurulmuştur. Günümüzde yatırlara, türbelere ve bazı Allah ın büyük velisi diye bildiğimiz kabirlere ziyaret edenler var; bu hadisi şerife göre bu yasaklanmıştır. Çünkü Ruh hiçbir zaman ölmez. Onların ruhları toprak altında değil; ariflerin gölündedir. O Arif olan velileri ziyaret edersek onları aynen ziyaret etmiş oluruz. Yoksa kabirlere gitmek, ey kişi bir gün sen de buraya geleceksin, gelmeden evvel hazırlığını yap diye ibret ve ders almamızı sağlar. Orada başka hiçbir şey yoktur. Onlara bir müşkül sorsanız kabirden o veli hiç cevap veremez. Fakat bir arifin ziyaretine gitseniz sizin bütün müşküllerinizi halleder. Bir hadisi şerifte Resulullah Efendimiz şöyle buyuruyorlar. Kabirlerdekiler siz duyar fakat cevap veremezler. Çünkü sendeki Ruh ne söylersen yine senden biliyor ve duyuyor. Fakat cevap veremiyor. Zira o isimdeki mazhardan cevap vermesi mümkün değildir; anlamına gelmektedir. Ruh birdir. Parçalanma kabul etmez. Yalnız tecelli ettiği mazharlarda isim alır. Ahmet, Mehmet gibi. Allah bizlere Zatıyun, Sıfatıyun ve Efaliyun velileri ziyaret ettirmek nasip etsin. Amin. Onlarla tanışmak ve onların irfaniyetlerinden faydalanmak nasip etsin. Amin.

      MESCİDLERDE KILINAN NAMAZIN ECRİ

Bir hadisi şerifte Mescidi haramda kılınan 2 rekat namaz başka yerlerde kılınan yüzbin rekat namazdan eftaldir. Mescidi nebeviyede kılınan 2 rekat namaz başka yerlerde kılınan bin rekat namazdan eftaldır. Mescid-i Aksa da kılınan 2 rekat namaz başka yerlerde kılınan beşyüz rekat namazdan eftaldir. buyurulmuştur.
Zahirde Mescid-i Haram Kabenin bulunduğu yerdir. Mescidi Nebeviye Resulullah Efendimizin kabrinin bulunduğu yerdir. Mescid-i Aksa da Kudüs şehrindeki Aksa mescididir. Her ne kadar bunlarsa da taşıdığı mana yönünden bu mescidlerin idrakı kimlerde mevcutsa onlar bu yerlerin ecirlerini nerede bulunurlarsa bulunsunlar alırlar.
Kabe Allah ın Zatını remzetmektedir. Daima Cenab-ı Hak la beraber olma hasletine vasıl olan bir salik Kur-an okurken onun hitabını duyuyor, namaz kılarken onunla beraber olup konuşma zevkine sahip oluyor ise ,elbette üç fena mertebelerini geçip vahdaniyet zevki ile zevkidar olarak tenzih ve teşbih mertebelerinden sonra tevhid zevki ile zevkidar olacaktır. 100.000 deki üç sıfır fenafillahı remzetmekte iki sıfır da tenzih ve teşbih mertebelerini remzetmektedir. Bunların hepsinin ifnası, bir olan Cenab-ı Hakk ın varlığının meydana gelmesidir.
Mescidi Nebeviye ise sıfatları remzetmektedir. Onun için sünnet ve hadislerle amil olmak kişiye 1000 rekat namaz ecri verdirecektir. Elbette farz olan Allah ın emirlerinin yanında sünnetin derecesi 100.000 e karşı 1000 dir.
Mescid-i Aksa ise alimlerin toplanıp ayet ve hadisler doğrultusundaki icmail ümmet demektir. Fıkıhta Edilleyi Şeriye 4 dür.


1 - Kitap (Kur-an ı Kerim)
2 - Sünnet
3 - İcmail ümmet
4 - Kıyas


İşte günümüzde bazı inananlar yalnız kitapla amil oluyorlar. Bazıları sünnet ile şekil ve hallerini tanzim ediyorlar. Bazılarıda kitap ve sünnete itibar etmeden, falanca alim şöyle demiş, fişmanca alim böyle kıyas yapmış diyerek iç içe uygulanması gerekli edilleyi şeri kendilerine göre yorumluyarak İslamın esas gövdesinden ayrıldıklarını görüyoruz.
İslam ağacı evvela farz olan ana gövdeden başlar. Bunları Kur-an ı Kerim in ayetlerinde görebiliriz. İkincisi, ağacın kalın dalları olan ve ana gövdenin açıklaması olan sünneti seniyeleri görebiliriz. İnce dallar ise, icmail ümmet olarak yaprakları ve ilim irfaniyetle ahlak güzelliğini de asar olan bu insan ağacında görebiliriz. Yoksa farzları bırakıp sünnetleri yapmakla ,veya farzları bırakıp alimlerin kıyasını ön plana almakla insan ağacında meyva meydana gelmez.
Onun için Allah nefislerinde ayetleri uygulayanlara 100.000 ecir vermektedir. Ayetlerden sonrada sünneti uygulayanlara 1000 ecir daha veriyor. Ayet ve hadislerin üstünde bir de alimlerin inceliklerini uygularsa, artı bunlardan ayrı olarak 500 ecir daha veriyor. Yoksa islam ağacının dal ve yapraklarıyla yalnız uğraşmak bize fazla fayda sağlamaz. Farz olan ayetleri nefsimizde ve ufkumuzda okumayanlar İsra suresi ayet 14. ikra kitabeke kefa binefsikel yevme aleyke hasiba Oku nefis kitabını hesap günü için bu yeterlidir. Emrini yerine getirmiş olamıyacaklardır. Bu ayetleri okuyamayan bir kişi ne kadar şekil olarak sünnete sarılsa yine de sonuç alamıyacaktır. Bir ağacın yüksek dalındaki meyvayı yemek için evvela ana gövdeye çıkılır. Sonra kalın ve ince dallara çıkılarak yaprak ve meyvaya ulaşılarak meyvadan istifade edebiliriz. Yoksa gövdesiz direk meyva elde etmek mümkün değildir. Onun için öncelikle farzlara dikkat edelim. Sonra sünnet ve diğerlerini imkanımız nisbetinde uygulamalıyız.
Bir salik mürşidi kamilin verdiği her ne görev ise farz olarak kabul edip uygulamalıdır. Yoksa vuslatı oracıkta kalır. Her nefeste Allah zikriyle meşgul olması gerektiği yerde manasını bilmediği çeşitli tesbihlerle uğraşması o salikin zevksizliğini, hiçbir şey anlamadığını ve anlamayacağını gösterir. Çünkü teslimiyet olsa idi aynen uygulayacaktı. Demek ki teslimiyeti yok, vuslatı da yok. Bunlara Allah izan versin, amin...

               SÜLEYMAN A.S. İLE BELKIS

Bir gün Süleyman A.S. ordularını denetliyordu. Fakat hüd hüd kuşunu göremedi. Nerde olduğunu sordu. Geldiğinde bana tatminkar bir cevap vermezse onun başını koparacağım. Veya ağır bir ceza ile cezalandıracağım. dedi. Nihayet hüd hüd geldi. Ve dedi ki; Ya nebiyullah senin bilmediğin bir yerden geliyorum. Oranın adı Saba ülkesidir. Başlarındaki padişah Belkıs isminde bir kadındır. Muhteşem bir tahtı var. Ne yazık ki Allah a değil güneşe tapıyorlar. Şeytan onların amellerini de süslü göstermiş. Böylece kendilerini hak yolundan saptırmışlar da maalesef doğru yola giremiyorlar dedi. Süleyman A.S. bu habere memnun olarak sen sözünde doğru isen şu mektubumu ona götür ve bakalım nasıl bir neticeye varacaklar diyerek Kur'an-ı Kerim in Neml suresi 30. ayet innehu min Süleymane innehu bismillahirrahmanirrahim o muhakkak Süleymandandır diye başlayan mektubunu yazmıştır. (Süleymansız besmele çekilemez.) Hüd Hüd bu mektubu Belkıs ın tahtına bırakarak gözetlemeye başlamıştır. Belkıs bu mektubu okuduktan sonra avanesini toplayıp onlara danışmış ve fikirlerini de sormuştur. Onlar da Süleymanın orduları buraya gelirse her taraf tarumar edilir. Bizim ordularımız çok kuvvetlidir. O buraya gelmeden biz onun üzerine hücum edelim. Demişlerdir.
Belkıs ise Süleyman A.S.ın peygamber olup olmadığını anlamak için elçileri ile hediyeler gönderip hediyeleri alırsa peygamber olmadığını ,hediyeleri almazsa peygamber olacağını söylemiştir. Elçilerin kadınlarına erkek elbisesi, erkeklere de kadın elbiseleri giydirip ellerine som altından iki kerpiç vererek hediye olarak göndermiştir. Süleyman A.S.ın emrinde kuşlar, cinler ve rüzgar olduğu için her şeyden haberdar olması nedeniyle elçiler henüz gelmeden bütün şehrin cadde ve kaldırımlarının som altın olmasını emrediyor. Elçiler şehre girince, her tarafın som altın olduğunu görüyorlar. Ve bu elimizdeki iki som altın kerpiç sanki buranın malı diyerek ellerindekilerin bu şehirde kıymetsiz olduğunu anladılar. Elçi oldukları için aldıkları görev nedeniyle Süleyman A.S.ın huzuruna çıktılar. Süleyman A.S. elçilere Sizi hediye getiresiniz diye çağırmadım, sizler hediyeye mazhar olasınız diye çağırdım. Geriye dönün ve padişahınıza söyleyin ordularımla oraya girersem onları oradan çıkartırım dedi.
Süleyman A.S. vezirlerine Seçkin topluluk müslüman olarak gelmezden evvel Belkıs ın tahtını bana kim getirecek dedi. Cin tayfasından bir ifrit sen yerinden kalkmadan önce ben o tahtı sana getiririm dedi. Fakat Süleyman A.S. onu çok uzun bir zaman buldu. Kendinde ilahi bir kitaptan ilim bulunan Asaf bin Belhi adlı bir kişi gözünüzü kapayıp açıncaya kadar bir zamanda o tahtı size getiririm dedi ve Süleyman A.S. tahtı yanında gördü. Süleyman A.S. tahtı tanınmayacak bir hale getirmelerini emrederek Belkıs ın tahtını tanıyıp tanımayacağını anlamak istedi. Belkıs geldiğinde bu taht senin mi diye sordu. Belkıs ne benimdir diyebildi, ne de benim değildir diyebildi. Sanki odur dedi. Süleyman A.S. koltuğunda otururken Belkıs yanına doğru ilerledi. Fakat tahta gecerken tahtın önündeki havuzdan geçmek gerekli olduğu için Belkıs eteklerini sıvadı. Süleyman A.S. eteklerini indir, havuz su değil camdır dedi. Çünkü Belkıs ın anası can kavminden babası da cin kavminden olduğu için bacaklarındaki kılları görmek için bunu yapmıştı. Belkıs bu üstün tecellilerin hepsini görünce mutmain olarak Süleyman vasıtasıyla alemlerin Rabbi olan Allah a inandım ve teslim oldum dedi. İşte buraya kadar anlatılan vaka Kur-an ı Kerim in Neml suresi 20.den 45. ayete kadar olan ayetlerin kısaca anlamıdır.
Peki bizler bu ayetleri kendi vücut ülkemizde ve afakımızda nasıl zevk etmeliyiz ki yaşamına geçelim. Bu ayetler bizlere ne mesajlar vermektedir. İşte Süleyman A.S. enfüste kalpdir. Afakta ise mürşidi kamildir. Hüd Hüd kuşu ise tefekkürdür. Saba ülkesi olan Belkıs ın ülkesi de kişinin gönül alemidir. Hüd Hüd kuşunun ya Nebiullah senin bilmediğin bir ülkeden geliyorum demesi gayriyet ülkesinden geliyorum demesidir. Oranın padişahı Belkıs isminde bir kadındır. Yani nefis ülkesi olan o yerde padişah ikilikte olan nefistir. Hem onlar ibadetlerini Allah a değil güneşe yapıyor gördüm dedi. Yani onlar akıl güneşine tapıyorlarmış. Alemlerin Rabbi olan Allah a değil. Çünkü kendi akıllarıyla yarattıkları zanlarındaki hayellerindeki akıl güneşine ibadet yapıyorlarmış. Ve şeytan da onların yaptıkları ibadetleri çok güzel gösteriyormuş. Günümüzde de bazı kimselerin zanlarındaki veya akıllarındaki bir İlah a ibadet ettiklerini görüyoruz. Şuara suresi 213. ayetinde Allah la birlikte başka ilahlara ibadet etmeyiniz buyurulmaktadır. Yani Allah sende ve sana şah damarından daha yakın olduğu halde onunla birlikte zannındaki ve hayalindeki bir ilaha ibadet edenler bu cümledendir. Hakikatan onların şeytanları da bol bol yapılan bu ibadetleri şöyle sevap vardır, böyle sevap vardır diye güzel göstermektedir. Manasını bilmeden yapılan taklit ibadetlerin hiçbir hükmünün olmadığını Kur-an ı Kerim in Maun suresinde gafletle namaz kılan ve ibadet edenlerin ibadetlerinin, suratlarına çarpılacağı bildirilmektedir.
İşte böyle kişilere Süleymanlar yani mürşidi kamiller daima mektup yazıp durmaktadırlar. Ve mektupda hiçbir kişi Süleyman sız, Besmele-i Şerif olan Bismillah Allah ın Zatının sırlarına, Rahman olan Allah ın sıfatlarının sırlarına, Rahim olan Allah ın efali ilahiye sırlarına vakıf olamaz demektedir.
Enfusumuzda tefekkür olan Hüd Hüd vasıtasıyla, afakta da palazlanmış bir salik vastasıyla nefis kuvvelerine veya nefis sahibi Belkıslara göderilmiş olacaktır. Mektubu okuyan Belkıs arkadaşlarını toplayarak Süleyman dan gelen mektubu tartıştıktan sonra onun hakikatan buna yetkili olup olmadığını bilmek için hediye ile denemeye koyulacaktır. İlmi ledün olan som altın kerpicini ona taktim edince İnsan ı Kamil olan mürşit de sizleri hediye getiresiniz diye çağırmadım, hediyeye mazhar olasınız diye çağırdım diyecektir. Zira kamilin hazinesinde Allah ın ilhamlarıyla her tarafı som altın olan insan binasının yapılması için kerpiçler çoktur.
Kamiller ilmi ledün olan ilhamlara mazhardırlar. Onun için elçilerin ellerindeki som altın kerpiçlerine kamiller hiç mi hiç itibar etmezler. Çünkü onlarda Allah ın sonsuz tecellileri zuhur etmektedir. Bütün çağırdığı kişiler ondaki hediyelere mazhar olsunlar diye çağrılmaktadır. Hediye getirsinler diye değil. Çünkü onların hediyeye ihtiyacı yoktur.
Belkıs ın tahtını kim getirecek dendiğinde cin tayfasından bir ifrit dedi ki; ya Nebiullah oturduğun yerden ayağa kalkasıya kadar bir zamanda getiririm dedi. Belkıs ın 300 kişilik tahtı, o kişilerin efal sıfat ve zatıdır. Cin tayfasından olan ifrit, efal sıfattan tecelli eder, sıfat da zattan tecelli ettiği için, işte Belkısın tahtı olan zatını sana getiririm demek istedi. Süleyman A.S. bana bu uzun bir zamandır dedi. Asaf bin Belhi ismindeki ilim sahibi olan bir kişi ise, gözünüzü açın tahtı karşınızda görürsünüz demekle, efal, sıfat tecellilerinden sonra zatı görürsünüz değil, onun karşınıza gelmesi ismini anmak kadar seri olacağını söylüyor. Nasıl çok uzaklarda bildiğimiz bir kişi veya yerin hatırlanması ile hemen gözümüzün önüne karşımızdaymış gibi gelir, aynen onun gibi tevhid ilmini tahsil edenler de nefsi levvame sahibi kişilerin her yönünü yanlarında görürler.
Belkıs ın tahtının tebdil edilmesi ise Mürşidi kamilde tahsil eden bir salik kendine nisbet ettiği bu efal,sıfat ve zatı fenafillah olduktan sonra ona sorsak bu taht benim diyemez, çünkü kendisinin olmadığını öğrendi. Benim değildir de diyemez. Çünkü kendi esmasından zuhur etmektedir. Sanki onun gibidir der. Çünkü yok olan yalnız zannıdır. Kendine nisbet ettiği varlığın hakka ait olduğunu anlamıştır. Yoksa değişen hiçbir şey yoktur.

Süleyman A.S.ın bu yüceliklerini Belkıs anladıktan sonra Süleyman ın himmetiyle alemlerin Rabbi olan Allah a inandım diyerek taklidi imandan şuhudu ve tahkiki imana duhul etmiştir. Zahirde Süleyman lardan tecelli eden ilme ve irfaniyete inanmak başkadır, bir de alemlerin Rabbi olan Allah ın Süleymanlarda kemalatıyla açığa çıkışını şuhut etmek başkadır.
İşte enfüsümüzde kalp Süleyman ının sıfatlara olan Hak ve hakikatin tecellisi için nefsi emmareden kurtulma telkini olduğunu, afakta da kamillerin nefis sahibi olan kişileri kal ve hal lisaniyle hak ve hakikata davet ederek onların da kabullenip kurtuluşa erme vakasıdır.
Günümüzde her zaman bu Süleyman ile Belkısların vakaları olup durmaktadır. Allah Süleymanlara kulak veren ve onlara tabi olarak besmeleye sırrıyla vakıf olanlardan eylesin. Amin.



B İ R      S A L İ K      H İ C A P L A R I N I N         A Ç I L A B İ L M E S İ    İ Ç İ N  N A S I L                   H A R E K E T E T M E L İ D İ R

Tasavvuf, kişilerde ilim, itikat ve edep ile ahlak güzelliklerini sağlıyorsa, o doğru yoldur. Bunlar eksik veya yoksa o yol ilmi ledün diye Kur-an ı Kerim in bahsettiği sır veya esrar yolu değildir. Bir büyüğümüze farzdan önce farz nedir diye sormuşlar, o da farzdan önce farz ilimdir buyurmuş. Farz içindeki farz nedir diye sorduklarında da, farz içinde farz da ihlastır buyurmuşlar. Görüldüğü gibi ilim olmazsa menzile doğru ilerleyen bir kişi, patika yola sapabilir. İlimden gaye de itikat,edep ve ahlak güzelliklerini elde edip ahiretin bahçesi olan dünyada çok güzel mahsül ve meyvaları yetiştirmek, ahirette de refah ve mutluluk içinde ebedi olarak yemektir. Onun için her nefesteki kalbi zikri, saat gibi kurmaya çalışmalıdır. Kurduktan sonra kalp mutmain olmuş demektir. Kalp zikirle mutmain olunca ircii hitabına mazhar olan salik mürşidi kamilinin himmeti ile tevhidi efal mertebesi kendisine telkin olundukta, artık hissiyle tefekkür etmeye başlıyacaktır. Kalbiyle daimi zikrini devam eden salik hissiyle de rabıtayı kullanmak suretiyle kendinde ve kendisi dşındaki varlıklarda fiilleri şuhut etmeğe başlayacaktır.
Kulağın duyduğuna gözle şahitlik yaparsak işte o zaman kalbimiz o fiili tasdik eder. Yoksa kulağın duyduğunu göz görmez ise şüpheden kurtulamadığı için kalp o olayı tasdik etmiyecektir. Kalbin tasdiki her bir olayın şahitliği ile zuhur eder. Ondan sonra kalp bütün sıfatlara komut vererek onun kabullenmesini ister. Dolayısıyla da her fiilin failini kişiye veya mazhara nisbet şekliyle değil, Hakka nisbet ederek müşahede başlamış olur. Bir fiilin görünmesine şuhut diyoruz. Kalp tasdik ettikten sonra bütün sıfatların kabullenişi ile görmeye de daimi olduğu için müşahede diyoruz. Bir kişi bu daimi zikri kalbiyle yaptığı gibi hissiyle de daima rabıtasını mertebelerde kullanırsa işte o zaman hicaplar açılmaya başlayacaktır.
Nasıl daimi zikri yapamayan bir kişi kendisini zorluyarak zamanla o zikre alışkanlık meydana getiriyor, aynen onun gibi, enfuste ve afakta hissiyle rabıtayı kullanmayı arzu eden bir salikte elbette hicaplar kendiliğinden açılacaktır. Daimi zikirle birlikte devamlı rabıtayı kullanmıyanlarda bu hicap açılmayacaktır. Bir kişi Tevhid mertebelerinden hangisinde olursa olsun daimi zikrini saat gibi kurduktan sonra mertebesinin rabıtasını da mutlaka hissiyle kullanmalıdır. Yoksa idrak ve gönül aynasında bu niyetle bakmadığı için hicaplar açılmıyacaktır. Malumunuz hicaplar ikidir.

1 - Zulmani perdeler

2 - Nurani perdeler


Zulmani perdeleri açmak için ilim ve irfaniyetle faili, mevsufu ve mevcudu iyi bilmek ve Hakka nisbet etmek lazımdır. Bu irfaniyetten sonra da her mazhar kendinin istidat ve kabiliyetine göre Hakkı açığa çıkardığını ve varlıkların cins, renk ve vasıfları ne olursa olsun onun vahdaniyet tecellilerini perdeleyemeyişine nurani perdeler denmektedir. Hicap perde demektir. Zulmani perdelerin açılması daimi zikir ve hissimizle rabıtayı kullanmak suretiyle bunu daimleştirmeli,akıl nimetiyle de kendimizi yakın takibe alarak daima kontrolde bulunmalıyız.
Bir salik ne kadar sohbetlerde bulunursa bulunsun, irfaniyetini ilim yönüyle geliştirirse geliştirsin; daimi zikirle birlikte, hissiyle mertebesindeki rabıtayı kullanmaz ise hicapları açılmıyacaktır. Hicabı açılmıyan salikte her varlığı ve fiilleri ayrı ayrı kendisine nisbet ederek ihtilaftan ve ikilikten kurtulamadığı için hem mutsuz olacak, hem de ilmin ötesine geçemiyecektir.
Allaha gönül verenler yalnız ilimde kaldılarsa o kadar bir gönül verisi var demektir. Yoksa ilim amil olmak için elde edilmelidir. Bunu böyle kabul edenler, edebinde, ahlakında daima kendilerini bu yolda kontrol ederler. Hem kendileri hem de bütün insanlar, Hz. Muhammet A.S. a Muhammedi emin dediği gibi onlara da emin derler ve onlardan memnundurlar.

      YUSUF SURESİ VE HZ.YUSUF KISSASI

Yusuf suresi, bir gün müşriklerin reisi Resulullah Efendimize Yakup A.S. ın Şam dan Mısır a ne için göç ettiğini ve Yusuf kıssası nedir? diye sorduklarında nazil olmuştur.

Bir gün Yusuf babasına Babacığım ben rüyamda onbir yıldızla ay ve güneşi bana secde ederlerken gördüm dedi. Onbir yıldız kardeşleri idi. Yani enfusumuzda :

1 - İşitmek

2 - Görmek

3 - Koklamak

4 - Tatmak

5 - Dokunmak

duyguları ile, batındaki


1 - Hissi müşterek

2 - Hayal

3 - Vehim

4 - Hafıza

5 - Haset

6 - Gazap tır.

Ay ise Yakub un eşi olan nefsi, güneşte Babası Yakup A.S. dır. Yusuf rüyasında kardeşlerini yıldız suretinde, babası Yakub u güneş suretinde, Yakub un eşini de ay suretinde görmüştür. Bunların cümlesinin Yusuf a secde etmeleri, ileride Yusuf un cümlesine sultan olacağına işarettir. Çünkü Ruh veya can Yusuf u zaten vücut mülkünün sultanıdır. Fakat kemale gelmeden bunu idrak etmesi mümkün değildir. Babası Yakup Oğulcuğum rüyanı biraderlerine anlatma. Sonra sana bir tuzak kurarlar, çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır (Yusuf suresi ayet 5.) dedi.
Babası Yakup Yusuf un rüyasından sonra onun külli bir istidada sahip olduğunu görünce, Peygamber varisi olacağını anladığı için diğer kardeşlerinden fazla sevmeğe başladı. Kardeşleri de bunu gördükleri için tuzak kurdular. Babalarına gelerek dediler ki: Ey babamız sen bize Yusuf u neden inanmıyorsun, onu bizimle kıra gönder de bol bol yesin oynasın. Şüphesiz ki biz onun koruyucularıyız dediler. Yakup dedi ki onu götürmekle hem beni tasaya düşürürsünüz hem de gafil bulunurken onu kurda yedirmenizden korkarım dedi. Zira Yakup bir gün rüyasında dağın başında Yusuf u da sahrada gördü. On kurt birden Yusuf a hücum ettiler. Yusuf un aralarında kaybolduğunu gördü. Onun için onlara kurt yemesinden korkarım dedi.
Elbette bir kişi nefsin isteklerine uyarsa, nefsi emmare olan kurda kaptırmış olur. Kardeşleri Yusuf u kıra götürdüler. Ve kuyuya attılar. İşte bizlerdeki can Yusuf unun bu beden kuyusuna atılmasıyla ,esfeli safilin olan bu dünya bataklığından, Hak ve hakikat ticareti yapan İnsan-ı Kamil in himmetiyle, Tevhit kervanından bir sucunun kuyudan su çıkarması sonucu vesile olarak kardeşleri tarafından kervancı başına satılması zuhur etmiştir.
Yusuf kuyuya atılınca Cebrail hemen ona bir beyaz gömlek giydirmek suretiyle gömleğin yardımı onu boğulmaktan kurtarmıştır. Bu gömlek İbrahim A.S. ı Nemrut tarafından ateşe atıldığında ateşten koruyan tevhid gömleği idi. Beden varlık kuyusuna atılan can Yusuf u kervancı başı olan Mürşid-i Kamil e pul olup satılmıştır. Mısır ülkesine doğru, kervanda yol alan bir köle olarak yolunda ilerleyen oldu. Hasan Basri Hz.leri Yusuf kuyuya atıldığında tam 12 yaşında idi. Babası ona 40 sene sonra mülaki olmuştur buyurmuştur.
Peygamber Efendimiz de bir hadislerinde Yusuf u kardeşleri 8 cevize sattılar buyurdular. Yani 8 sıfatı subutiyenin nefsi emmare tahakkümünden mürşidi kamil emrine bir anlaşma ile verilmesi demektir. Kervanla Mısır ülkesine varıldığında maliye nazırına köle olarak satılması ile Züleyha ile karşılaştı. Züleyha bir padişahın kızı idi. Rüyasında çok güzel bir erkek gördü. Sen kimsin dedi; o da ben Mısır padişahıyım dedi. Uyanınca Züleyha bu rüyanın tesirinde kaldı. Onun bu halini görenler bu aşık diyorlardı; kendisine evlenmek için talip olanların da bütün tekliflerini ret ediyordu. Bir gün Mısır padişahının yanına gitti. Rüyasında gördüğünün o olmadığını görünce üzüldü. Gaipten bir ses gelerek üzülme kızım günü gelince o gördüğüne kavuşacaksın dendi. İşte o zaman şükür secdesi yaptı. Yusuf la karşılaşınca rüyasında gördüğünün o olduğunu anlayıp onun güzelliğinden mütevellit ona sahip olmak istedi.
Çok diller döktü sahip olamayınca da gömleğini arkadan yırttı. Gömleğin önü ruh tarafı, arkası da nefis tarafını remzeder. Tevhid gömleğinin arka tarafından yırtılması nefsin onu yırttığını gösterir.
İşte kul Allah a tam yönelinceTevhid gömleği arka tarafından yırtılır. Sad suresi ayet 83 de Şeytan dedi ki: Ya Rabbi izzetin hakkı için kullarının hepsini saptıracağım, yalnız onların içindeki muhlis kulların müstesna demiştir.İşte şeytan Yusuf u yolundan saptıramamıştır. Züleyhanın karşısına o anda kocası çıkınca Züleyha yalan söyleyerek efendisine bu köle benim nefsimden murat almak istemiştir dedi. Gömleğin arkasından yırtılmasını gören efendisi de durumu anlamıştır.
Züleyha nın Mısır kadınlarına imtihanı ise, şehirdeki bir kısım kadınlar azizin karısı kölesi olan Yusuf un nefsinden murat almak istediğini söylentisini duyunca: Bu kadın apaçık bir sapıktır dediler. Şehirdeki kadınlar nefsin kuvveleridir. Burada Yusuf ruhu, yani Allah ın emirlerine itaatı ve yasaklardan kaçınmayı; Züleyha da dünya ve nefsi, şehvet ve arzuları remzetmekte Mısır azizi de dünyaya meyyal olan Züleyha lara söz geçiremeyen dünya adamlarını remzetmektedir. Züleyha şehirdeki bütün kadınları topladı ve her birine tabak içinde elma ile bıçak verdi. Yusuf a da o anda karşılarına çıkmasını söyledi. Karşılarına çıkan Yusuf u görünce bütün kadınlar Yusuf un güzelliğinden kendilerini kaybederek önlerindeki elmaları kesecekleri yerde ellerini kestiler. Bu bir insan değil sanki bir melektir dediler. Ruhun nurunu görenler elbette fiillerin failini Allah a nisbet ederek kendilerine nisbetleri kesilecektir. Yusuf u dedikodular kesilinceye kadar zindana attılar.
Zındanda 2 arkadaşı vardı. Onlar Yusuf a rüya gördüklerini söyleyerek tabir yapmasını istediler. Biri ben rüyamda şarap olacak şırayı sıktığımı görüyorum dedi. Diğeri de rüyamda başımın üzerinde ekmek taşıdığımı ve bu ekmekten kuşların yediğini görüyorum dediler. Yusuf rüya tabirinde, biriniz efendisine yine şarap sakiliği yapacak, diğeri ise zindandan çıkınca asılacak ve kuşlar başından yiyecek dedi. Yani şarap aşktır. Vehbi ilimle fenafillah olup Hakka vasıl olacağını ve padişah olan ruha hizmet edeceğini bildiriyor. Diğeri ise kesbi ilimle efal, sıfat ve vücudun ifna olmasını beka kuşu olan kamilin de onun gayriyetlerini yiyerek Hakka kesbi bir ilimle vasıl olacağını söylüyor. Çünkü padişaha aşk şarabını içiren şarapcıdır. Diğeri ise nefisten ayrılmayan beden şehrinin ekmekcisidir.
Yusuf şarapcıya, hapisten çıkınca sahibinin yanında beni hatırlat, demesiyle Yusuf 7 sene daha zındanda kaldı. Ruh makamında vücudu talep etmek elbette 7 sıfatı subutiyeden zuhura gelesiye kadar zındanda kaldı demektir. Çünkü bu mertebede kul batın Hak zahirdir. Ruh Yusuf u sıfatlanmadan kendini isbat edemez.

Mısır melikinin rüyası ve Hz. Yusuf un tabiri:


Padişah ben rüyamda 7 semiz sığırı 7 zayıf sığırın yediğini ve yeşil 7 başağın da 7 kuru başağa sarılıp galip geldiğini gördüm dedi. Yusuf bu rüyanın tabirinde; adetleriniz üzerine 7 sene tohum ekersiniz, mahsulün ancak yiyeceğiniz kadarının az miktarından maadasını başaklarında terk ediniz. Sonra bolluk senelerinden sonra şiddetli 7sene kıtlık gelecektir. Şiddetli kıtlık senelerinden sonra da bereketli bolluk seneleri gelecektir dedi. Yani normal bir kişinin nefsi doğrultusunda 7 sıfatı subutiyesini kullanması bidayette bolluk yıllarıdır. Mürşidi kamile gelip 7 semiz nefis sıfatlarının ,Ruh sıfatları olan zayıf 7 sığırın yediğini görecektir. 7 yeşil başak olan Ruhani yeşil başakların yani sıfatların kendine nisbet edip zayıflamış ve kurumuş olan başağı ihata ettiğini, onun artık hakikat deryasında hiçbir sözünün geçmediğini görecektir.
İşte bir salikin Ruhaniyet yönünün nefis yönününe galip gelmesi ve kuvvetlenmiş olan Ruhaniyet yönünün nefis kuvvelerini daima bağlamış bir vaziyette tutmasıdır. Yusuf un beratından sonra melikin tahtına oturup, biz onu yer yüzünde halife kıldık dediği gibi kavseyin makamına oturup hazinelerin de tasarrufunu eline aldı. Yusuf un Mısır a zahire almak için giden kardeşlerini can Yusuf u elbette onları hemen tanıdı. Nefis olan kardeşleri ise hiçbir zaman Yusuf u bilemezler. Yusuf onları tanıyınca babanızdan olan kardeşinizi de bana getiriniz dedi. Yani kuvveyi akliyeyi veya tefekkürü getirmezseniz bir daha bana yaklaşamazsınız demek istedi.
Yakup A.S. oğullarına bir kapıdan girmeyiniz, ayrı ayrı kapılardan giriniz diye tenbihatta bulundu. Yani kalp şehrine vahdet ve kesreti ile giriniz veya hakikat ve şeriat kapılarından giriniz dedi. Yakup A.S. ilim sahibidir. Şuhut ve ayan sahibi değildir. Kemalat akıldaki ilimden ibaret değildir. Havvas sahipleri aklı külün ilmini bilmezler. Aklı maaş ve aklı miadı bilirler. Yusuf kardeşlerinin içeriye girdiğini görünce Bünyamin e doğru ilerleyerek onu kucaklayıp bağrına bastı. Gizlice kulağına da; ben senin kardeşinim, diğerlerinin bize yapmış olduğu ihanet sebebiyle sen mahzun olma dedi. Altın tas olan ilim ve irfaniyet kuvvelerini Bünyamin in yüküne koydurdu. Sonra ey kafile durunuz siz hırsızsınız diye bağırıldı. Çünkü kalbin istidadı altın tasdır. Yusuf un kuyuya atılması ile Yakup A.S.ın gözleri görmez olmuş, Yusuf un makam ve kemalatı idrak edememekle şuhutsuz kaldı. Sonunda Yusuf bu gömleği babama götürün de babamın gözlerine sürün; o artık bundan sonra rahatlıkla görmeye başlar. Sonra bütün ailenizle birlikte bana gelin dedi. Yusuf un gönderdiği gömlek tevhitteki kemalatın cemal nurlarıdır. Bununla gözleri görmeyenlerin körlükleri izale olur. Yakup ailesiyle birlikte Mısır a vardığında onları Yusuf karşıladı ve birbirlerine sarıldılar. Babasını ve annesini tahtının üzerine oturttu. Hepsi hürmetle eğildiler.
Yusuf dedi ki işte daha evvel gördüğüm rüyam tahakkuk etti. Şüphesiz ki her şeyi hakkıyla bilen tam hikmet sahibi olan ancak odur. Ve 40 sene sonra Yakup Yusuf una kavuşmuş oldu. 23 sene daha beraber yaşadılar.
Şu halde Yusuf kıssası, bir salikin mürşidi kamile gelip meratibi ilahiyeyi tahsil edinceye kadar bütün safhalarını tek tek anlatarak bizlerin üzerinde derin derin tefekkür etmemizi gerektiriyor. Yusuf suresi 111. Ayette Muhakkak ki Yusuf A.S. ve kardeşlerinin kıssalarında tevhid ehline sayılamayacak kadar ibretler vardır. Bu uydurulabilecek bir söz değildir. Her şeyin tasdiki ve tafsilinin izahıdır. İman eden bir cemaat için bir hidayet ve rahmettir o denilmektedir. Resulullah efendimize ilk defa bu sure kıssa olarak indirilmiştir. Başka surelerde çeşitli vakalardan ve peygamberlerden bahsedildiği halde bu Yusuf suresinde başka hiçbir vaka ve peygamberden bahsetmeden yalnız 1 inci ayetten 111 inci ayete kadar Yusuf vakasından başka bir olaydan bahsetmemektedir.
Bu da gösteriyor ki tevhid ehilleri buna çok dikkat etmeleri gereklidir. Çünkü meratibi ilahinin bütün safhaları ayrı ayrı şifreli olarak izah edilmiştir. İster nefsinizden ruhunuza kadar bir enfüsü tahsil mekanizmasında değerlendirme yapın, isterse tevhid ilmine yeni dahil olan bir kişinin mürşidi kamili ile arasındaki münasebetleri mütala edin, enfusu ve afakı aynıdır. Rabbim bütün sohbetlerde bu kıssayı tekrar tekrar işlemek ve onunla yaşama geçmek nasip etsin. Amin...


            TERAVİH NAMAZI NE DEMEKTİR

Ramazanda Teravih namazları ne için henüz oruç başlamadan evvel kılınmaktadır? Ramazan ayı demek bir kişinin bütün nisbiyetlerini yakıp yok eden, cehaletini ifna eden, bütün günah ve şirklerini ateşte yakarak fena eden anlamına gelmektedir. Teravih ise tervihten gelme olup, rahatlatan, feraha kavuşturan, dinlendiren anlamlarına gelmektedir. Teravih namazı oruca ait değildir. Ramazan ayına aittir. Her Ramazan ayına çıkan bir mümin bazı hastalık gibi nedenlerden orucunu tutamıyorsa Ramazana çıktığı için müekkede sünnet olan teravih namazını kılmalıdır. Kameri aylardan Şaban ayının son günü, ikindiden sonra bittiği için henüz sahura kalkmadan bir gün evvel teravih namazlarını kılarız. Gecesinde de sahura kalkarız. Sahurda imsak vaktine kadar yer içeriz.
Aynen bunun gibi batında da mürşidi kamilimizin sohbetlerinde orucun mahiyetini, ikilikten birliğe yüselmenin ilmlerini öğrenmek sahurdaki yemek içmek gibidir. Onun için saliklerin sohbetlerde bulunmaları çok önemlidir. Resulullah Efendimiz sahura kalkınız sahurda çok bereketler vardır buyurmuşlardır. Nasıl sahurda bereket olmaz. Batın yönündeki bütün müşküllerimizi sahurlarda elde ediyoruz.
Bu yeme içme ne zamana kadar devam edecektir. Beyaz ipliğin siyah iplikten ayırt edilmesi olan imsak vaktine kadardır. İşte ikilikten birliğe geçinceye kadar bu sohbetlerimize devam edeceğiz.
Bir salikin her nefeste zikir etmesi Allah la alışverişidir. Tecelli efali şuhut etmesi onun kendine nisbet ettiği fiillerin Allah ın olduğunu görmesiyle siyah iplik olan cehalet karanlığı bitmiş, beyaz iplik olan hakikat fiil tecellisinin görünmesi zuhur etmiştir. Böylece oruca girildi demektir. Fail, mevsuf, mevcud tecellileri onun birliğe geçişi olacağından hakikattaki orucu böylece tutmuş olacaktır. Recep ayında fiillerin failini, Şaban ayında sıfatların mevsufunu şuhut etse bile Ramazan ayındaki vücudun vücudullah oluşunu idrak edemediği için Recep ve Şaban aylarında tutacağı oruçlar şirkle olacağından Melamiler bedensel ve ruhsal oruclarını yalnız Ramazan ayında bir ay tutarlar. Bunun haricinde tutanlar varsa onlar taklit ve şirk olarak tutmuş olurlar. Orucun da zahir ve batınını bilerek tutmak lazımdır. Yalnız zahir ve yalnız batın oruç eksiktir. Beden ruhsuz ayakta duramadığı gibi ruhta bedensiz kendini isbat edemez. Onun için tek taraflı orucun olabileceğini savunanlar lafla kılıf bularak kendi kendilerini aldatanlardır. Oruçlu olan bir kişi birlik içinde akşamı ettiğinde, Fail, Mevsuf, Mevcudu kendi vücut ülkesinde birlediğinde sıfatlarından tecelli etmesi ona vacip olmuştur. İftarını açmıştır. Nasıl sabahtan akşama kadar aç olan beden gıdasını almak için iftara hak kazanmıştır. Kişinin Ruh birliğinin idrakı da sıfatlarında kendini göstermek suretiyle iftarı olacaktır. Onun için Resulullah Efendimiz Sahuru mümkün mertebe geciktirin. İftarda ise acele ediniz buyurmuşlardır. Ruhun sıfatlardan tecellisine de hakikatta iftar denilmiş oluyor. Elbette acele etmek lazımdır. Tevhit mertebelerinin hepsinde ayrı ayrı zat ve sıfat vardır. Bir makamda 7 meratibin mertebeleri de mevcuttur. İşte Teravih bir kabın içindeki malzemeyi boşalttığımızda tekrar o kabın içine bir malzeme koyasıya kadar geçen zamana tervih yani dinlenme, dendiği gibi bir kişinin de kendine nisbet ettiği varlıkların Cenabı Allah a ait olduğunun idrakı zuhur ettiğinde bir dinlenme, selamete çıkma, külfet ve günahlardan kurtulduğu için o mutluluk hâline Teravih denmiştir.
Teravih namazının aslı her namazın aslı gibi iki rekattır. Fakat Resulullah Efendimiz bir gün iki rekat kılmış. Bir gün 4 rekat kılmış,bir gün de 8 rekat kılmıştır. Hiçbir zaman 20 rekat kılmamıştır. Yalnız Hz. Ömer in cemaatla kıldığı 20 rekatlık teravih namazına hiçbir şey söylememiştir. Tabi ki 2, 4, 8 ve 20 rekatın da Tevhitte zevki ve manası vardır. Bu alem hüvviyet ve enniyet yüzü ile iki rekattan ibarettir. Bu zevk ve müşahede ile iki rekat kılanlar Hüvviyet ve enniyet yönü ile zevkidar olanlardır.
4 rekat olarak kılanlar ise bu zevke sahip olamadığı için vücut ülkesinde 4 anasırı unsuriyesi olan toprak, su, hava, ateş tecellilerini zevk edebiliyorsa o da teravih namazını 4 rekat kılabilir. Resulullah Efendimizin bilhassa fazlaca devam ettiği 8 rekat teravih namazıdır. O da 8 sıfatı subutiyenin tecellilerinin müşahedesinden ibarettir. Hz. Ömer in 20 rekat olarak kıldığı teravih namazının hesabını Muhiddin-i Arabi Hz. leri şöyle yapıyor. Zahir ve batın on duygu ile vahdet ve kesretteki Cenab-ı Hakkın tecellilerinin zevki demiştir. Allah daima teravih kılmak, sahura kalkmak ve oruc tutmak nasip etsin. Taklitlerin ötesinde bunların tahkiklerini nasip ederek zevkine erdirsin. Müşahedelerini nasip edip bütün ihvan kardeşlerimize bu yolda şevk ve zevk versin. Amin.

                        VEL ASR SURESİ

Cenabı Allah asra yemin ederek insanın hüsranda olduğunu bildiriyor. Asr ne demektir. 100 yıla bir asr denir. Resulullah Efendimiz bir hadislerinde de Dehre küfretmeyiniz. Çünkü Dehr Allahtır Buyurmuşlardır. Dehr zaman demektir. Zaman ise Allahtır. Bu nasıl olur. İşte senelerde aylar, aylarda günler, günlerde saatler, saatlerde dakikalar, dakikalarda saniyeler, saniyelerde saliseler, saliselerde de an vardır. An ise zaman demektir. O da Allahtır. Bu saydığımız bütün tecellilerin efal ve sıfat zuhuratına mazhar olan Zat ise yüz yılda bir gelen müceddittir. Yani yenileyicidir. İşte ona iman edip bu Adem ve alemdeki Cenab-ı Hakkın tecellilerini göremiyenler zarardadırlar. Çünkü ayeti kerimede İnsanlar hüsrandadır. Yalnız iman edip salih amel işleyenler, Hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna buyurulmuştur. İşte bu 100 yılda bir gelen müceddit, zatiyun veliullah olması nedeniyle Allahın bu mukayyet olan alemde canlı bir Kur-an dır. Ancak ona inanmak ve ondan tevhid tahsili yapmakla kişi salih amel işlemiş olur. Salih amel ise ihlas, katkısız, saf, temiz amel demektir. O İnsan-ı Kamil e inanmıyanlar bunu elde edemezler. Çünkü Allah ın senelerden an a kadar sergilediği bütün efal, sıfat tecellilerini bir ağacın bütün yaprak, dal ve gövdesinin yekün sırlarını çekirdekte cem ettiği gibi bu efal ve sıfat tecellilerinin bütün kemalat sırlarını zatiyun veli olan o İnsan-ı Kamil de cem etmiştir.
İşte bu tecellilerden habersiz olanlar hep hüsrandadır. Yalnız ona iman edip kendi diye bildiği varlığın Hakkın varlığı olduğunu anladığında salih amellere kavuşmuş olacaktır. İşte bunlar müstesna olanlardır. Elbette ilmel yakınlıkları nedeniyle Hak ve hakikata vakıf olduklarından hem Hakkı tavsiye ederler, hem de sabrı tavsiye ederler. Çünkü onlar fenafillah oluncaya kadar gayriyetten kurtulup Hakkın tecellisinden başka tecelli göremiyecek hale gelmişlerdir. Hakkı tavsiye etmek budur. Bunlar sabrı da tavsiye ederler. Zira bu saliklerin bekabillah olduklarında Cenabı Hakk ın her an ayrı bir şanda tecellisine sabretmek ,çok ama çok zordur. Her babayiğidin harcı değildir. Onun için sabrı da tavsiye ederler. Sabır iki çeşittir.
1- Başkalarından gelen her türlü kötülüklere tahammül etmek,
2- Mülkünde Haktan gayri kalmayınca her an nereden ve nasıl bir tecelli ile karşılaşacağını bilmediğin için sabrederek gaflete düşmeme halidir.

Buda çok zordur. İşte yüz yılda bir gelen müceddit bu yenileyici İnsan-ı Kamil e inananlar ondan gördükleri Tevhid tahsili sonucu zaten sıfatlarından fiilleriyle tecelli edişini bilirler ve bu da sabit olan Haktır. Onun için vahdet deryasından tecellilerinin hepsinin Hakkın bir zuhuru olduğunu tavsiye ederler. Zira Hakka vuslat kolaydır. Fakat bekada Hak üzere kullukta sabretmek çok zordur. Bu sure üç ayetten ibarettir. Zira Allahın üç yüzü olan efal, sıfat, Zat yüzlerinin kemalatını sergilemekte, bunlara vakıf olanlar kurtulanlar, vakıf olmayanlar ise hüsranda kalanlardır buyurulmuştur. 

           TEVHİDDERYASI 1  - KİTAP SONU

                                     Ahmet ARSLAN : 1999

1 - MELÂMİYİZ

2 - İMAN

3 - İSLAM NE DEMEKTİR

4 - KUR'AN-I KERİMDEKİ SÛRELERİN NUZUL SIRASINA GÖRE BİZLERE VERDİĞİ MESAJ

5 - SEVGİ VE AŞK

6 - HALİFE NE DEMEKTİR

7 - ALLAH'A KUL OLMANIN VASIFLARI

8 - KERAMET NEDİR KAÇ TÜRLÜDÜR

9 - VAKİT NAMAZLARININ HİKMETLERİ VE SÜNNETLERİN SIRRALARI

10 - KUR'AN-I KERİMDE ÜÇ TÜRLÜ NAMAZ VARDIR; NASIL KILINIRLAR

11 - RAMAZAN BAYRAMI VE BAYRAM NAMAZI

12 - ŞEVVEL AYINDA TUTULAN 6 GÜN ORUÇ NEDİR

13 - CENAZENİN YIKANMASI, KEFENLENMESİ, CENAZE NAMAZININ KILINMASI VE GÖMÜLMESİ NEYİ REMEZETMEKTEDİR

14 - FİL SÛRESİ TE'VİLATI

15 - KEVSER SÛRESİNİN TE'VİLATI

16 - RAHMAN SÛRESİ

17 - NAS SÛRESİ

18 - İNŞİRAH SÛRESİ SOHBETİ


                           MELÂMİYİZ


Melami kendi varlığını hakkın varlığında yok edip Resulullah efendimizin güzel ahlakı ile ahlaklanmaya denir. Melami, kınamak ve kendi eksikliğini gün ve gün yok etme gayreti içinde olma manasınıda taşır. Melamilik müstakil bir tarikat olmayıp,kuranı kerim ahkamı ve sünneti seniye doğrultusunda ,neşe ve hallenerek bir yaşam biçimidir. Gayeye varmak için Resulu meslektır. Bu meslek ve meşrebin içraatında zikir ve fikir olup, taç,hırka ve tekke,zaviye yoktur. Melamilik bir sohbet yoludur. Sohbetlerimizde gizli değildir. Herkeze açıktır. Melamilik mesleki Resulullah olup birinci pir hamdun kassarla başlar.( hicretten sonra 271) ikinci Melami devre : hacı bayram velinin halifesi Bıçakcı Ömer dede (1475 miladı.) üçüncü Pirimiz şeyh Muhammedi Nur hz.leridir.(miladı 1887).
Melamiler vahdeti vücut zevki ile zevkidardırlar. Bir hadisi şerifte, bir saatlık tefekkür 70 yıllık ibadetten üstündür. Buyurulmuştur. İşte melamiler 70 yıllık bilinçsiz taklidi ibadetleri değil, bir saatlık bilinçli tefekkür yolu yolcuları olup, beş vakit Namazın üstüne sünnetlerden başka bir şey eklemezler. Yalnız kalpleriyle daimi zikirde olmaları nedeniyle Allahla beraberdirler. İlimde derin ilim ve irfaniyete sahiptirler. Allahın seyyid dediği ve Alemlerin Efendisi Hz. Muhammed bunların içindedir. Gönülleri hakla dışları halkla beraberdirler. Yani suretimiz Nakşi, siyretimiz Melamidir. İnsanları kendilerine bağlamazlar. Kendilerine biat ettirmezler. Allaha bağlarlar, Allaha biat ettirirler. Rabıta Allaha dır. Mürşide değil. insanların hayırlısı insanlara faydalı olandır düstürü ile hareket ederler. Bir kişinin Melami olabilmesi için la mevcude illallah diyerek Allahtan başka bir varlık tanımaması lazımdır. Gönlünü Allah aşkıyla doldurması gerekir. Melami, tasavvufta manevi mertebenin en yücesi olan melamete vardığı için, ilahi Nura kavuşmuş olup, gönlünü Cenabı Hak doldurmuştur. Bu seviyeye gelen Melami ile Cenabı Hak arasına kimse giremez. Artık o Hak ile Hak olma sırrına ermiştir.Muhiddini Arabi Hz.leri fütahatı mekkiyesinde Melamiler için.eşyaya Allahın baktığı nazarla bakarlar.gerçeği bir birine karıştırmazlar. Bunlar Allahtan başkasına muhtaç olmağıda red ederler. Allaha karşı fakirdirler. buyurmuştur. Melamiler kerameti kevniyeye itibar etmezler. Kerameti ilmiyeye itibar ederler. Melami anlayışında kesinlikle çirkin davranışlarla halkın nefretini kazanmak ve halktan uzaklaşmak yoktur. Aksine halkın sevgisini kazanmak ve halk ile barışık olmak esastır. Müslüman olmanın bilinçi ile Namazını kılan ,Orucunu tutan ,Zekatını veren ,Haç faraziyesini yerine getiren kişilerdir. İbadetlerini nefsi için değil, Hak için ve Hak ile yapma gayretinde olan kişilerdir..Her islamı vecibeleri bilmekten öte, uygulayan kişilerdir. Halka hizmetin, hakka hizmet olduğu bilinçindedirler. Toplumdan kopmadan, toplumun içinde zahiren halk ile, ve batınan Hak ile olduğunu zevk ederek kalıbı halk ,kalbi Hak ile olduğunu tefekkür ederek yaşama zevkine erişenlerdir. insan yer yüzünde Allahın halifesidir. Bu nedenle mazharı tamdır. Hakkın aynasıdır. Aynadaki görüntü aynanın kendisine aid olmadığı gibi ,insandaki görüntü ve tecellilerde kendisine aid değildir. İnsan bu görüntü ve tecellilerin zuhur yeridir. Yani mazharıdır. Mazharın sahibi değil. Mazhara sahiplenmek emanete ihanetlik etmektir. İşte bu sayılamıyaçak kadar hasletleri öğreten yüce bir vuslat müessesesidir. Emrolunduğu gibi dosdoğru olma yoludur. Melami sinsile yolumuz.


1 - Pir Muhammed Nur arabi hz.leri
2 - Hacı Salih efendi hz.leri
3 - Ali Rahmi efendi hz.leri
4 - Hasan Fehmi tezdoğan efendi hz.leri
5 - Hasan özlem efendi hz.leri
6 - Ahmet Arslan efendidir



                              İ  M  A  N

İman inanmak demektir. Kime inanılacaktır.


1 - Allahın birliğine iman
2 - Meleklerine iman
3 - Kitaplarına iman
4 - Peygamberlerine iman
5 - Kaza ve kaderin Allahtan olduğuna iman
6 - Ahiret gününe inanmaktır

Bunları ilim ile öğrenip bilmek yeterlimidir. Bir kişi taklitte kalmayıp bunları öğrenmek istiyorsa yeterli değildir. Bunun taşıdığı manevi yönününde bilmesi lazımdır.


ALLAHIN BİRLİĞİNE İMAN

Toplumda herkez Allahın bir olduğunu söyler. Üç beş tane Allah vardır diyen zaten yoktur. Onun için itikatın evvela tam olması gereklidir. Herkez zanda ,bilinçte ,hayalde Allahın mutlakiyetini düşünerek bir demiştir. Hocalar böyle söylüyor diye bende öyle söylersem olmaz. Zira hadisi şerifte Allahın zatını düşünmeyiniz buyuruluyor. O halde bizlerde hayelle birmi deyelim. Cenabı hak la ilahe demekle böyle bir zandaki Allahın olmadığını,onun zandan hayelden münezzeh olduğunu söyliyor. Sen onu sıfatlarında neden aramiyorsun. Hadid suresi ayet 3: de cenabı hak zahirim diyor. Ondan büyük bir varlık yokki onu örtmüş veya hayalde,zanda düşünebilirsin. Madem zahirim diyor bizler neden göremiyoruz. İşte bizlerin gözleri hakikat yönüyle körde onun için göremiyoruz. Ehli olan göz doktorunda göz ameliyatı olan kişiler körlükten kurtulmuşlardır. Bizlerdeki bu cehalet körlüğü gidince,mukayyet olan bu alemde ve ademde, cenabı hakkın efal,sıfat ve vücudu ile şuhut edilecektir. İşte bu alemde hakkın üç yüzününün birliğini şuhut edenler, Allah birdir diyebilirler. Çünkü kulakları duymuş, gözleri onun her sıfattan zatını ilan edişini görmüş,kalpleride tastik etmiştir. Yoksa kulağın duymadığını,gözün görmediğini kalp hiç bir zaman tastik etmez. Onun için evvela zandaki, hayeldeki itikatımızdaki Allah bilinçini düzeltmemiz lazımdır. Bizim itikatta mezhebimiz imamı matüridir. Onun itikat tarifi ise,Allah zanda değil mukayyet olan bu hadisatta efalin failini,sıfatların mevsufunu,vücudun mevcudunu tevhid ederek Allah birdir diyor. Çünkü Cenabı hak bu kainatta her varlıkta yani tavsilatı Muhammediyede, her varlığın istidatları nisbetinde, zatını tecellileriyle ilan edendir. Her varlık Cenabı hakla kaimdir. Bunu böyle bilen ve şuhut edenler Allah birdir diyebilmişlerdır. Allah Celal ve Cemal esmalarıyla, bu alemde zuhura gelmektedir. Hüvviyet ve enniyet diye vasıflandırdığımız vahdet ve kesret yüzleriyle onu zevk etmeliyiz. Yoksa diyerleri taklittedirler.


MELEKLERE İMAN


Arapçada melek kuvve demektir. Kuvvet demektir. Her sıfattan tecelli eden fiiller birer kuvvetle zuhura gelmektedir. Arifler bu tecelli eden fiillerin birer kuvvetle yanı Melekle zuhura geldiğini görür ve bilirler. Görmiyormusunuz gök yüzünden inen her bir yağmur taneciği, birer Melaike ile yere kadar iniyor. Ayrıca her Meleğe, ikinci bir indirme görevi verilmiyor. Buda bizlere Meleklerin hayalde ve zanda birer varlık değil,varlıklarda kuvvelerle yalnız kendisine verilen görevi yaptığını,Nefis ve istek gibi arzulara sahip olmadıkları için günahsız oldukları anlaşılmış olur.
KİTAPLARINA İMAN.
Cenabı hakkın peygamberlerine göndermiş olduğu 100 suhuf yani sahife ve 4 büyük kitap vardır.


Adem a.s.    =  10 suhuf
Şid a.s.        =   50 suhuf
İdris a.s.      =  30 suhuf
İbrahim a.s. =  10 suhuf

indirilmiştir.

Hepsi 100 sahife eder. Adem a.s. a indirilen sahifeler, bizim gibi bu gün yaşayan Ademlerede inip durmaktadır. Çünkü Adem safiyullah Allahın saf kulu demektir. Allahın temizlenmiş lekesiz kulu demektir. İşte insanlarda beş zahir ve beş batın duygularını idrak edip, hakkın tecellisi olduğunu görenler,kendilerindeki bu 10 sahife olan kitapcığı daima okuyorlar demektir.
Şid a.s. 50 sahifelik kitaba sahip idi. Şid Allahın hibası demektir. Karşılıksız verilen hediye olduğu için insanların irşad ve kulluklarının ıdrakını Tevhidde fark mertebesinde içraatını gösteren demektir. Cenabı Allah adem a.s. a Habil ve Kabil meselesinden sonra tek olarak Şid a.s.ı evlat olarak ihsan etti.
İdris a.s. da 30 sahife kitaba sahipti. Oda zahir ve batın 10 duygu ile, Efal, Sıfat, Zat Cennetlerinde hulle biçmektir. Tevhid zevki ile bu Cennetlerde ümmeti Muhammede hizmet etmektir.
İbrahim a.s. ise:10 sahife kitap indirilmekle Tevhid babası olmuştur. Onun içinde, Cenabı Hak halilim yani dostum demiştir. Zira 5 manevi vücüdumuz olan ,Hafi ,Ruh, Nefis, Kalp ve Sır vasıflarını zahir ve batın da Tevhid yaparak Allahın halili yani dostu olmuştur.

DÖRT BÜYÜK KİTAP :

1 - Musa a.s.                 =   TEVRAT
2 - Davut a.s.                =   ZEBUR
3 - İsa a.s.                      =   İNCİL
4 - Hz. Muhammed a.s =  KUR'AN-I KERİM

indirilmiştir.
Günümüzde Davud a.s. a indirilen zeburla amil ümmet kalmadığı için Zebur ve Tevrat bir olmuştur. Buna Tevhidde Teşbih dini diyoruz. Çünkü Musevilik bu kesret Alemindeki Cenabı Hakkın tecellilerini remzettiği için bizlerde Tevrat levhalarını bu kesret aleminde Teşbih yönü ile zevk ediyoruz.
Musa a.s.kelimeullah yani Allahın kelimesi olması nedeniyle her sıfattaki tecellinin bizlere hal lisaniyle çok şeyler söylediklerini ve Cemalullahını şuhut ediyoruz.
İsa a.s.a incil kitabı indirilmiştir. Tenzih mertebesinden peygamberliğini ilan ettiği için bunada Tenzih dini diyoruz. Çünkü İsa a.s. Ruhullahtır. Yani Allahın Ruhu demektir. Ruhta birdir. Parçalanma kabul etmez. Fakat tecelli ettiği yerlerde esma alır. Onun için İsa a.s.da tecelli edince ölüleri diriltti. Hastaları şifaya kavuşturdu. İşte bizde bu yüce Ruha sahip olarak Ruhullah olursak elbette bu hasletler bizlerdede görülecektir. Çünkü Cenabı Hakkın Ruhu ölüleri diriltendir.
Hz. Muhammed a.s. a. İnen Kuranı kerim ise, bünyesinde Tenzih ve Teşbih dinlerini cem ettiği için, bunada Tevhid dini denilmiştir. Bunlar afaki tabirlerdir. Enfusu olarakta insan vücudunda bu kitapları zevk edebiliriz. Ruhumuz Tenzih sıfatlarımız Teşbih ve canla, tenin bir esma alarak insan varlığının görünmesi Tevhiddir diyebiliriz.


PEYGAMBERLERE İMAN

Kuranı kerimde 28 peygamber ismi geçmektedir. Kuran ise 28 harften ibarettir. Bunların her birinin manevi sırları vardır. Her harf bir peygamberi remzetmekte, ve bu aleme gelen bir ademde 28 meratibi ilahiyeyi geçerek insanlığını bulmakta, ve 28 peygamberin her mertebede davetini göstermektedir. Muhiddini arabi hz.leride zahir ve batın olan bu adem ve alemde, 8 sıfatı subutiye ile hakkı her mertebede zevk etmektir. Zahir ve batın olan Cenabı hakkın tecelli yönü, vahdet ve kesretin on duygu ile tastiki, ve 8 sıfatlada zuhuru 28 peygambere imandır buyurmuşlardır.


AHİRET GÜNÜNE İMAN

Öldükten sonra dirileceğimize iman etmektır. Ölüm üç türlüdür. 1- izdirarı ölüm. 2-ihtiyarı ölüm.3-her nefesteki ölüm. Elbette bir gün bu beşeri vücudumuz göç edecektir. Ruha ölüm yoktur.ölüm bedenedir. 2- ihtiyari ölüm ise :buda kendi istek ve arzumuzla bir Mürşidi kamilde tahsil ederek ölmeden önce ölmeği idrak etmektir. İhtiyari bir ölümle ölmeği bilenler, ahirette dirilince, ebedi ölümsüzlüğe erdiklerini görecek ve bileceklerdir. Aşıkların ölmediğini ölenlerin hayvani yönümüzün olduğunu anlayacaklardır.
3- her nefeste ölüm ise: ehli Arif, her Nefeste Nefesini verdiğinde öldüğünü,her Nefes alışta temiz oksijenin gelmesiyle dirildiğini bilen ve zevk edendir.yani kendine nisbet ettiği Efal,Sıfat,ve Vücudunu verdiğinde öldüğünü,kamilin Nefesi olan o oksijenli hakkın diriliği ile dirildiğini anlayacaktır. İman ehli ölünce hemen rabbına kavuşaçak ve sonsuza dek Cennette olacaklardır. İman ehli olmayanlar ise, yer çekimine tabi olarak Cemadata ,oradan Nebadata ,oradan Hayvanata,intikal ederek kör dönemeçte kalacaklardır. İşte bunlar Cehennem azabına duçhar olanlardır.

KAZA VE KADERE İMAN

Cenabı hakkın ilmi zatiyesindeki malumata kaza,Allahın fiil kudretiyle, vücut bulmasına yani zuhura gelmesinede, kader denir. Allah alim, bizler ise malumuz. Bizlerin malumluğumuz nisbetinde, Hak bizden tecelli ettiği için, her ne tecelli görünürse, biz ona göre, onun istidadının ne olduğunu görür ve biliriz. Her ne olursa olsun,kişinin kendi istidadı gereği olduğunu bilmesi lazimdır. İşte bu hayat sahibi olan Allah, ilmiyle her şeyi biliyor. Bir şeyi murat ettiği zaman ilmini iradesinde,iradesinide kudretiyle açığa çikarıyor. Buna meşiyeti ilahiye diyoruz. Ayeti kerimede:biz bir şeyin olmasını arzu ettiğimiz zaman ona ol deriz ve oda oluverir. Buyurulmuştur. İşte zatındaki malumat, bu saydığımız meşiyeti ilahiye tahtında kaderiyle bilinmiş oluyor.
Amentünün sonundaki, şahadet ederimki, Allah birdir. Hz. Muhammed, onun kulu ve Resuludur. Görüldüğü gibi, saydığımız bu 6 şartı görmiyen, bilmiyen şahitlik yapamıyor. Yapıyorsa bile taklittir. Yalancıdır. Onun için iman ehli olabilmek için mutlaka bir Mürşidi kamile gidip, bunları tahsil etmek gerekmektedir. Kemalet ve imanı kamil olmak bunlara vakıf olmakla mümkündür. Yoksa kişinin ömrü taklit ve yalancılıkla geçer. Rabbımız bunları görmek ve bilmek nasip etsin. Amin.

 

                      İSLAM NE DEMEKTİR

İslam, teslim olmuş, itaat etmiş demektir. İnanan ve teslim olan bir kişinin, la ilahe demekle, evvela zannındaki ve hayalindeki bir olan Allahı inkar lazımdırki;illalah demeklede, her varlıkta tecellisini görerek, illa Allah demesi lazimdır. Yoksa, bilmeden görmeden yalnız lafsını söyliyorsak, taklidi ve kelami bir iman olduğu için, genelde bu kişilere islam denilsede,Tevhid içinde denilmesi mümkün değildir. Her ne kadar Allahı, zanda ve hayelde kabul edip, kelimeyi Tevhidi, kelami olarak söyliyenler var isede, mukayyet olan bu Alemde Cenabı Hakkın Efali,Sıfatı,vücudu ile 4 yerde tecellisini görüp şuhut edenlerde vardır. Cemadat,Nebadat,ve Hayvanattan daha üstün olarak insanlarda ve kemalatıylada insanı kamillerde açığa çıkmaktadır. İşte, onlardaki bu kemalata hakkın, kemalatı olarak inanmak ve teslim olmak islam olmuş olur. Hasan fehmi hz.leri bir ilahisinde Mürşidden kaçana islam denilmez,sohbetten kaçana insan denilmez buyurmuşlardır. Bu ifade Tevhid içindekilere aittir. Çünkü islamiyet bu ilme vakıf olup, bilen bir kamilden öğrenilirse islam olur. Yoksa olmaz. Avamın hayel ve zannındaki Allah zaten la ilahe ayeti kerimesiyle olmadığı ikaz edilmektedir. Dolayısıylede taklidi islam olmuş olur. Tahkiki islam ise, insanı kamilden tecelli eden kemalata teslim olmaktır. Kamilin sohbetlerinden elde edilecek ilimlede, amil olmakla kişi insanlığını bulmuş olur. Resulullah efendimiz bu Tevhid yolundakilere kuvvet vermek için bir hadislerinde bütün insanlar helak olacaklar ilim sahipleri müstesna, ilim sahipleride helak olacak, ilmiyle amil olanlar müstesna, ilmiyle amil olanlarda helak olacaklar, ihlas sahipleri yani muhlisler müstesna dır.buyurmuşlardır. onun için istidat ve kabiliyetlerimiz nisbetinde bu sıratı mustakim yolunda daim olalım. Zannımızdaki Allahtan vazgeçip, her varlıktan tecellisini gösteren, Cenabı mevlamıza yüzümüzü çevirerek zevk edelim. İlim ve irfaniyetle ihlaslı olarak amil olup muhlislerden olmağa çalışalım. Resulullahn Efendimizin 4 halifesi var idi 1-Ebubekir r.a.Hz.leri. sıddıkiyeti ile zirveye çikmış,tam teslimiyet ve doğruluğu ile Resulullah Efendimizin bir yüzünü bizlere yansıtmaktadır. 2- Hz. Ömer:r.a. adalet ve şeriet yüceliği ile Resullahın diğer yüzünü bizlere yansıtmakta 3-Hz. Osman r.a. haya ve edeb yüceliği ile bizlere Resulullah efendimizin bir yüzünü bizlere yansıtmakta. 4- Hz. Ali k.v. ilim ve cesaretiyle, Resulullah efendimizin diğer yüzünü bizlere yansıtmaktadır. Şu halde, Resulullah efendimizin edep ve ahlakı ile ahlaklanmak isteyenler 4 halifesinde, açığa çıkan bu 4 yönünün, kendilerinde kemalatına sahip olup,olmadıklarına baksınlar. Bunlardan hangisi eksikse, o kişide Resulullah efendimize uymada, o nisbette eksik demektir. 4. Halife Allah tarafından boşuna tecelli etmemiştir. İnanan insanlar Resulullahın zatında bunları ayrı ayrı görme imkanını bulamıyorlarsa, 4. Halifesinden izlesinler. Ve öylece buna sahip olsunlar. Diye zuhur etmiştir. Bir salik her ne kadar hz. Ali gibi ilim ve irfaniyet sahibi olsa, onunla yaşama geçmediği müddetce eksiklikten kurtulamaz. Çünkü bu 4. Halife, sayılan edep ve ahlak güzelliklerinin, dört yüzünede sahipti. Fakat halifelerin meşreplerinde hangi yüz daha fazla galip geldi ise, onlar orada görev yaptılar. Ve orada anıldılar. Yoksa bu 4 .yüzün bir yüzü ile amillerde, diyer yüzlerini uygulamadıkları anlamına gelmez. Öyle olsa idi, 1400 yıldan bu yana kemalatıyla değil, eksiklikleri ile anılırlardı. Günümüzdeki muhlislik bunları uygulamakla mümkündür. Bilhassa, bir salikin hz. Ebubekir gibi sıddıkiyet ve teslimiyet olma sevgisi ile, bunu göstermesi ve yaşaması lazımdır. Yoksa şekilden öteye geçemez. İçimiz Hakla ,dışımız halkla daima birlik içinde zevkle daim olalım. Kendimizi yakın takibe alıp kiminle beraber olduğumuzu unutmayalım. ..

KURANI KERİMDEKİ SURELERİN NUZUL SIRASININ HİKMETİ

Kuranı kerim 6666 ayetten ibarettir. Bunun 2000 ayeti emirlerdir. 1000 ayeti,yasaklardır. 1000 ayeti,tarihcedir. 1000 ayeti kıssalardır.1000 ayeti örneklerdir. 500 ayeti haram ve helallarla ilgili ayetlerdir. 66 ayeti kadınlarla ilgili,100 ayetide, ibadetlerle ilgili ayetlerdir.
Bu ayetleri bizlere laikiyle öğretip gösterilebilmesi için ,bir Annenin çocuğunu doğumundan, kemale gelesiye kadar, şevkat ve merhemetle, nasıl iki sene süt verme devresi, sonra konuşma ve yürüme devresi,sonrada yaşama geçmesi için gerekli olan her şeyi öğrettiği gibi,Allahu tealada, kurandaki surelerin iniş sırasını ona göre ayarlamıştır. Bunu Nefsimizde uyguladığımız zaman ,Dünya ve Ahirette de mutluluk ve saadete kavuşacağımızı çok ayetlerde bildirilmiştir. İlk sure Alak suresidir. ikra bismirabbikellezi halak (oku seni yaratan rabbının adıyla o insanı nutfeden yarattı.)diye başlayan bu sure,ilk önce okumamızı ,okumadan hiç bir şeyin bilinemiyeceğini, bilinmeyen bir şeyinde uygulanamıyacağını bizlere ikaz ediyor. Üç defa oku dediği halde okunması gerekli olanın ne olduğunu söylemiyor. Fakat bizler Rahman suresinde,ayet 1-2-3-de okunması gerekli olanın kişinin kendisi olduğunu anlıyoruz. Bu canlı Kuran olan kişinin kendisini okuyabilmesi içinde ,Rahman olan Allah Kuranı talim etti ve insanlığını buldurdu. ifadesini uygulamamız gerektiği anlaşılmaktadır. Buda elbette bir Mürşidi kamilden tahsil edilecektir. Okunan bu sureden sonra ,ikinci nazıl olan sure Kalem suresidir. Sure,nun vel kalem vema yesterun diye başlamaktadır. Nun ,nuru Muhammediyeyi, vel kalem ise, insanı kamil mazharından yazan ve her şeyi söyliyen ,vema yesterun da sahife,sahife okunması gerekli bu tecellilerin hepsine yemin ederek başlamaktadır. Zatından sıfatlarına ve sıfatlarındanda her varlığın yaratılma yerine göre fiilleriyle açığa çıkması,kalem olarak vasıflandırılan insanı kamillerden,meratibi ilahiyenin tahsil edilmesi gerekli olduğunu bildirmiş oluyor. Kişi kendi enfusunda nefsi külliyenin aklı külliye kalemi ile bütün sıfat ve azalarında sahife,Sahife o nuru uygulaması ayni şey değilmidir.veya bir Mürşidi kamilin,irfaniyet ve kemalatını ihvanlarına sahife sahife öğretmesi aynı manaya gelmezmi. Üçüncü nazıl olan sure de Müzemmil suresidir. Bu surede,Ey elbisesine bürünüp yatan, kalk diyerek cehalet ve gayriyet uykusundaki kişi kalkta,kuranı güzelce oku demekle, vahdaniyet deryasına geçmemizi istiyor. Kendimize nisbet ettiğimiz şirklerden kurtulmamızı istiyor. İnsanı asliyemızı öğrenmemizi istiyor. Gece kalk demesi ,geceler vahdeti remzettiği için ayrılıktan ve şirklerden kurtulda birlik zevki ile zevklen demektir. Bu Müzemmil suresinin bizlere verdiği mesaj da insanı kamillerden cehalet ve şirklerden kurtulma ilmini tahsil et.demektir. 4 ünçü nazıl olan surede Müddesir suresidirki;oda başında :"Ey hakikat Nur örtüsüne bürünen kişi kalkta hakikatı insanlara anlat.kendi vücut ülkende sıfatlarından tecelli ettirerek topluma örnek ol diyor.veya,insanların arasına gir ve onları irşad et diyor. Ayrıca elbisenide temiz tut diye ikaz var.elbise şeriattır. Bu kemalata gelenlerin şeriatlarınında tam olmasını Cenabı Hak istiyor. Beşinçi inzal olunan sure ise, Fatiha suresidir.Fatiha sureside,yedi Fatiha ayetlerini, meratibi ilahiyedeki yedi mertebeden kendi mazharından açığa çıkaran insanı kamili remzetmektedir. Şu halde bu beş surenın bu sıraya göre nazıl olmasındaki hikmet:Bizlerin evvela okumamızı, okuyabılmek içinde bir insanı kamilden bunu tahsil etmemizi,cehalet örtüsünden kurtulmak içinde ,o kamilden Fenafillah tahsilini yapıp Bekabillah zevki tecelli ettiğinde, toplumun içine girerek onları uyarmamızı ve kendimizinde yaşama geçmemizi istemektedır. Yoksa manasını bilmeden taklidi olarak yaptığımız ibadet ve taatlar ecir getirmiyecektir. İnsan canlı bir Fatiha şerif olduğuna göre birinci sureden dördüncü sureye kadar ,Cenabı hakkın yaptığı bu sıraya göre tahsil yaparsak hem kolay hemde kısa zamanda gayeye vasıl oluruz. Şu halde evvela Allahın adıyla okumanın ne olduğunu öğreneceğiz. Sonra kalem olan insanı kamili bulacak ondan cehalet ve zulmet karanlığından kurtulma tahsili yapacağız. Ondan sonrada kendi varlığımızı hakkın varlığında yok edip,bütün nehirlerin deryaya döküldükten sonra ne cinsleri ,nede isimlerinin kalmadığı gibi Nur kabristanlığına dahil olacağız. Ondan sonrada vahdaniyet örtülerinden sıyrılıp ister vücut ülkemizde istidat ve kabiliyetimiz nisbetine her an ayrı bir şanda tecellisini seyredecek, ve mutluluğuna ereceğiz. Veya afakta her varlıkta zuhuratını görüp, tecelli edişine göre fark ile cemalullahı seyretmek, bizleri Dünya ve Ahirette mutlu edecektir. Bu 4 sureden sonra diğer surelerin hepsi,yer ve duruma göre bizlere günlük yaşantımızın çeşitli yönlerini izah etmektedir. Bunu idrak ettikten sonra, jetonumuz hangi ayette düşerse düşsün,anlatılan hep insanın kendisidir. İnsanlik için faydalı olan her şey emredilmiş ,ve insanlık için zararlı olan her şey yasak ve haram emredilmiştir.. bunu anlayıp yaşamına geçmeğe çalışalım.


                          SEVGİ VE AŞK

Sevgi kişide istek ve arzu duymakla başlar. Şevk ve gönül vermek suretiyle devamını sağlayıp aşka intikal eder. Zaten sevginin gayesi kişiyi sevgiliye kavuşturmaktır. Allah güzeldir güzelleri sever. Onun için üç türlü sevgi vardır. 1- Tabii sevgi. 2- Ruhani sevgi. 3- İlahi sevgidir. Tabii sevgi: kainattaki bütün yaratıklara ihsan edilen bir sevgidir. Kimisi parayı sever, kimisi mal ve mülk sever,kimisi kişileri sever. Kediye sorsak neyi çok seversin diye ,fareyi sevdiğini söyleyecektir. Tilkiye neyi çok seversin dediğimizde, oda tavuk yemeği çok sevdiyini söyleyecektir. Bu mahlukatın tek taraflı sevgisinden ibarettir. Ruhani sevgi ise: sevgilisini hem onun için ,hem kendi Nefsi için sevme durumunu, sevende bir araya getirme halidir.yani bunda iki taraflı sevgi vardır. Oysa, tabii sevgide, aşık sevgilisini kendi Nefsi için tek taraflı olarak sever. Ruh birdir parçalanma kabul etmez. Fakat tecelli ettikleri mazharlarda esma alır. İşte Cenabı Hak bu kesret aleminde kendisinden başkası olmadığı için kendisini sevdi. Bir hadisi kudside: ben gizli bir hazine idim bilinmekliğimi istedim, sevdim muhabbet ettim,bu halkı halk ettim buyurmuşlardır. onun için Allah kendisinden başkasını sevmemiştir. Zaten mülkünde ondan başkasıda yoktur. Bu tavsilatı Muhammedi aynalarında, kendi güzelliği ve cemalullahıdır. Her an ayrı ,ayrı tecellilerini seyretmektedir. Onun için, Hak kendini bildi. Nereden bildi. Mazharlarından bildi. Çünkü bilinmekliğini istedide, bu sıfatlar aleminden kendini açığa çıkardı. Onun için, bu Alem tavsilatı Muhammediye aynaları oldu. Allah bu aynalarda kendi suretini gördü ve sevdi. Ali imran suresi ayet 31. Deki eğer Allahı seviyorsanız Muhammede tabi olunki, Allahta sizi sevsin buyrulmaktadır. şu halde Mürşidi kamile uymak ve ona bağlanmak sevginin sebebi olmaktadır. Ruh birliğini idrak edenler,bütün kişilerden tecelli eden güzelliğin kendisi olduğunu bildiği için, her mazharda o güzel cemalullahın kendisi olma bilinci ile kendisini sevdiği anlaşılmış olur. Bu Ruhani sevgi iki bölümde müteala edilir. Kulun hakkı sevmesi,ve hakkın kulunu sevmesi.dir. kul Allahını bütün mazharlardan tecellisi ile kendisinin yokluğunu idrak ederek bu mülk kimindir , vahidül kahhar olan Allahındır hitabını duymasıdır. Yani kişinin fena fillah olmasıdır. Allahta kulunu sevdiğinde, onun kul mazharı olan bütün sıfatlarından kemalatıyla açığa çikmasıdır. İlahi sevgiye gelince: herkezin bildiği gibi, zanda ve hayelde bir Allahı sevmek değil, zerreden kürreye kadar her sıfattan kendini ilan edenin, kendisini sevmesi ve seyretmesidir. Bütün Alem şuhut ve ibadet sahası olduğu için, sevgiden başka hiç bir şey yoktur. Bu Alemi Cenabı Allah sevmek ve sevilmek için yaratmıştır. Maide suresi ayet 54: o onları sever onlarda onu severler. Buyurulmuştur.sohbetten muhabbet,muhabbetten Muhammed hasıl olur.Muhammedsiz hiç bir şey hasıl olmaz denilmiştir.Bu sevgilerin toplamına Aşk denilmektedir. Aşk üç harf ve beş noktadan meydana gelmiştir. 1-Ayın 2- Şın 3- Kaf harfleridir. Şında üç nokta ,kafta da iki nokta vardır hepsi eder beş nokta.buda üç harf olan Allahın bu mukayyet olan bu hadisatta Efal,Sıfat,Zat yüzlerinin ,beş nokta sırrı olan kişilerdeki beş duygu ile zevk edebilme haline Aşk denilir. Çünkü bütün mevcudiyetinle Rabbına dönmeye Aşk denilmektedir. Dönen kişiyede Aşık denilir. Pir hz.leri bir salik fenafillah olasıya kadar sevgi ile vuslat bulur. Fenafillah olunca laikiyle Aşkı ançak tadabilir. Buyurmuşlardır. Aşkında üç merhalesi vardır. 1- Aşk 2- Vale 3- Heyman dır. 1- Aşk kişinin bütün mevcudiyeti ile maşukuna dönmesidir. Dönene Aşık denir. 2- Vale ise :kişinin bütün mevcudiyetiyle maşukuna dönmesi ve kendinden geçme haline vale denir. 3- Heyman :kişi bütün mevcudiyeti ile maşukuna döndükten sonra, kendinden geçip maşukunu kendinde görme halidir. Tevhid mertebelerinde belirtilmek gerekirse, fenafillaha kadar Aşk hali, ferayiz ve vahdet zevki Vale hali,kavseyin mertebesindede Heyman zuhur eder. Aşık olan kişilerde uyku uyuyamama halı vardır..yemeden içmeden kesilerek, daima sevgilisini anması,daima onunla beraber olmak arzusu galip gelir. Kişi sevgilisinin yüzünden başkasını görmez.o her şeye kördür. Sevgilisinin konuşulması dışında her şeye ilgisiz kalır. Kalbine onun dışında hiç bir şeyin girmesini istemez. Ve kalp kapılarını onun dışındakilere kapatır. Hayalinde ve şuhudunda hep o vardır. Onunla yatar onunla kalkar. Onunla hep beraber olur. Bir hadisi kudside kulum bana nevafille yaklaştığında ,onun görmesine göz,duymasına kulak, konuşmasına dil,yürümesine ayak, tutmasına el olurum,ve bütün cevahir azaları ben olurum .benimle görür,benimle duyar,benimle,konuşur,benimle yürür, ve benimle tutar buyurulmuştur.


Kulağım Aşık oldu sevğilimin sözlerine
Gözüm Aşık oldu sevgilimin gözlerine


İşte bu aşırı sevgi Aşıkların akıllarını başlarından alır. Onları inletir ve zayıflatır. Bir deri bir kemik haline sokar. Kuşku ve uyumama hali zuhur eder. Kuvvetli bir Aşk arzusu,bir şevk ve iştiyak hali doğurur. Bu haller kişinin yaşantısını alt üst ederek değiştirir. Akıl ile Aşk hiç bir zaman bağdaşmaz. Çünkü akıl insanı belli bir kayıt altına alır . Aşk ise insanın hayatını alt üst eder. İnsanı şaşkına çevirir. Akıl kişiyi toplar. Aşk ise kişiyi dağıtır. Hak aşıkları,yalnız Allahı müşahade ederler. Her gözden görülen,her dilden konuşulan, her kulaktan duyulan sadece odur. Arifler bunu böyle bilirler. Oda aşıklara bu hakikat ile tecelli eder. Peki seven sevgilisine acı çektirirmi. çünkü en çok acıyı çekenler,Peygamberler, Evliyalar olmuştur. Maide suresi ayet 54: Allah onları sever,onlarda Allahı severler. ayeti bize Allahın kullarını sevdiğinden mütevellit Celal tecellilerini lütfettiğini, Celalsız kemalatın olamıyacağı için, o sevdiği Peygamberlere ve Evliyalara, kemalatını istediği için bu acıyı çektirdiği anlaşılmış oluyor. Cenabı Allahın lutfu,kahrının içinde gizlidir. Aslında bu acı bizler için öyle görünüyor. Yoksa onlar halinden memnunlardır. Allahın Celal tecellisi ikiliktekileredir. Birlik deryasında olanlara Celal tecelli olmaz o ayni tecelli Cemal olmuştur. Cenabı Allah bütün ihvan kardeşlerime bu aşkı nasip etsin amin.

                            HALİFE NEDİR

Cenabı Allah kurani keriminde,bakara suresi ayet 30: Meleklere ben yeryüzünde bir halife yaratacağım demişti. Meleklerde,biz seni tesbih ve hamd ettiğimiz halde kan dökecek ve fesat çıkaracak kimsemi yaratacaksın demişlerdi. Allahta ben sizin bilmediklerinizi bilirim.buyurdu. İşte, ister peygamberlerden sonra toplumları, saadet ve mutluluk içersinde yaşayabilmeleri için varisleri olsun,  isterse, mürşidi kamillerin dünyada görevlerini tamamlayıp ahirete intikal ettiklerinde yerine halifeler yaratılıp, cenabı hakkın talimatıyla saadet ve mutluluklar sağlayacaklardır. İşte bunlar halifedirler. Peygamberimizin bir hadisinde peygamberlerin varisleri ilmiyle amil olan alimlerdir buyurulmuştur. görüldüğü gibi hitap meleklere yapılmaktadır. Bir mürşidi kamilin etrafındaki bütün ihvanlar melektirler. Meleklerde nefis yoktur. Şu halde nefis yoksa neden cenabı hakkın ben yeryüzünde bir halife yaratacağım sözüne itiraz etmişlerdir. Görüldüğü gibi latif olan meleklerden bahsetmiyor. Kesafete bürünmüş olan ihvan durumundaki meleklerden bahsetmektedir. Çünkü melekler rabları tarafından ne emredilmişse onun dışında hiç bir şey yapamazlar. İnsan vücudunda göz kuvveleri yalnız görme fiilini ifa eder. Kulakta duyma fiillerini meydana getirir. Onun için bir salikte hakka külli teslim olmuşsa,rabbının melekleridir. Onların içersinden günü gelince elbette bir halife yaratılacaktır. Fakat uzun seneler laikiyle melekleşememiş ve rabbım her şeyi daha iyi bilir diyemiyenler, kan dökecek ve fesat çıkaracak bir kimsemi yarataçaksın diyeceklerdir. Aslında,manevi olarak onların sözleride doğrudur. Çünkü halifenin görevi kan dökmek ve fesat çıkarmaktır. Zira görev gereği cehalet ve gayriyet kanını akıtmaktır. Ayniyete duhul ettiğinde eski emmare duyguları veya arkadaşlari,onu aralarından ayrıldığını görünce dedi kodu yapacaklardır. Dolayısıylada fesat çıkarmış olacaktır. İşte cenabı hakta sizlerin bilmediklerini ben bilirim diyerek halife tayin edeceği kişiyi çok iyi biliyor. Ve ademiyetini bulmuş o halifeye allemel esmayı yani alemlerin isimlerini özel olarak öğreterek yetiştirmiştir. Bu alemlerin esması, meratibi ilahiyedeki zahir olarak makamatların ilmi değildir. Çünkü insanı kamil her bir salike bütün meratibi tahsil ettiriyor. Fakat ahadiyete gelince burasını hiç bir kimse telkin edemez. Ancaksın o mertebeyi Resulullah efendimiz telkin edebilir. Denilmektedir. Bazı dar görüşlüler, Resulullahın varısi benim mürşidi kamilimdir. Oda bana bu altı makamı telkin etti. Bende altı günde yaratıldım ve cenabı hakkın altı günde yarattım dediği, bu alemi biliyorum diyerek ilmi bir mütalada bulunuyor. Malesef aldanıyor. Efendisinin onun peygamberi ve varisi oluşu doğrudur. Fakat kişinin bu meratibi ilahiye sonunda kendisinin Muhammediyün olmasıyla manen ,bizzat makamı mahmut sahibi Resulullah efendimiz gelerek, o sır diye vasıflandırılan alemlerin esmasını bizzat kişinin kendinde,vehbi ilim olarak Muhammediliğinde muhammedin sırlarını göstermesidir. Yoksa kelam olarak söylemek değildir. Buda kişinin kesbi ilim sahibi olduğunu fakat vehbi ilim sahibi olmadığını gösterir. İşte cenabı hak evvela ademe değilde meleklere okuyun allemel esmayı diye emir buyurdu. Meleklerde bize öğretilmeyeni biz bilemeyiz. Dediler. Bilinmesi gerekli esmalar ilimden ibaret olsa idi,bütün melek durumunda olan ihvanlara o ilim öğretildi. Demekki o değildir. Pir hz. leri mısrı niyazinin divanını şerh ederken, bir hikaye anlatır. Zatın birisi rüyasında kendini, hz. İbrahim a.s. ile hz.adem a.s. ın kabirlerinin arasında görür. Kabirden bir nida gelerek, bu zata allemel esmayı oku der. Bu zatta 99 esmaül hüsnayı okur. Fakat, üç defa bu hitap oku diye tekrar eder. eksikmi okudum acaba diye,esmail hüsnayı her seferinde daha itinali okur. Fakat okunduğu halde, üç defa bu hitap olmadı diye tekrarlanır. Zürra ,tacir,haris isimlerini okumadın denir. İşte hak ticaret yaparmı, ziraat yaparmı sorusu gelir. Hakkın kudreti olmazsa hiç bir şey olmaz. Onun için hakikatı insaniye, Hz. Muhammed s.a.s.efendimizin ilmi zatiyesidir. Buna binaen, ademe sen oku diye hitap edildi. Oda hemen okuyuverdi. Çünkü zahir ve batın yönüyle bu allemel esmaya vakıftı. O halde adem sizin ulunuzdur,ona secde edin denildi. Melekler tereddütsüz secde ettiler,fakat iblis secde etmedi. Bu secdede yere kapanarak yapılan secde değil, tazim ve tabi olma secdesidir. cenabı hak iblise secde etmemesinin sebebini sorduğunda ,ben ateşten yaratıldım ,adem ise topraktan yaratıldı. ben ondan yüceğim diyerek, ondaki hakkin hilafet sırrını göremediler. Yoksa her varlık hakkın varlığı ile vardır. Cenabı hak bütün varlıklarda,tavsilatı Muhammediyesiyle tecelli edip durmaktadır.bu tecelliler başka,Hilafet sırrını taşımak başka şeydir. Onun için de huzurdan kovulanlardan oldular. Muhiddini arabi hz.leri, iblis, efal ve sıfat kemalatına sahip olduğu halde onlara ayrı ayrı vücut vermesi nedeniyle,efal sıfattan sıfatta vücuttan tecelli ettiğini bilemediği için, ademin ayrı bir varlığı var zannı ile,ya rabbı, ben senden başkasına secde etmem.Bana ne emredersen yaparım ,fakat senden ayrı olan bu ademe secde etmemi emretme. Dedi. Halbuki ademin varlığı, cenabı hakkın varlığı olduğunu bilemedi. Demektedir. Günümüzdede,ademi ayrı,hakkı ayrı müteala edenler hem rablarının cahil bilgisiz olduğunu, hemde halife olarak yaratılan kişinin varlığını kendisine nisbet etmekten mütevellit daimi şirkte olduklarından haberleri yoktur. Cenabı hak böyle düşünenlere izan versin. Hidayet ihsan etsin. Cenabı hak her kime hilafet vermişse, ona sayısız hikmetler ihsan edecektir. Ayeti bizlere bizzat o halife mazharından kendisinin olduğu anlaşılmaktadır. Bilmek ve kabullenmek istemeyenler,helak olmuşlardır. Kuranı kerim in bakara suresi 247. De :musa a.s. dan sonra cenabı hak talut isminde birini kavmin başına patışah olarak gönderdi. Talut fakir ve toplumda nüfuslu bir kişi olmadığı için o toplum onu beyenmediler. Bile bile bunumu başımıza lider kabul edeceğiz dediler. Cenabı hakta lider olduğunun ispatı olarak,Musa ve Harun un amanet olarak bıraktığı levhaların sandukasının onda olması bunun delilidir dedi. rablarının bu ikazına bazıları inandı bazıları inanmadılar. İşte Musa a.s. 10 levha ile rabbından gelmişti. Bunun 7 levhasını ümmetine talim et. 8 ve diyerlerini öğretmeye kalkışırsan ümmeti onları kaldıramıyacakları için seni inkar ederler dedi. Oda bu insan vücudundaki 7 sıfatı subutiye sırlarını talim etti. Sanduka ise vücut sandukasıdır. Bu sırlara vakıf olan Talut a tabi olup inananlar, onunla birlikte yola çıktılar. Bir nehre geldiklerinde Talut şöyle dedi. Allah sizleri imtihan edecek. Kim bu nehirden içerse benden değildir,kim içmezse bendendir. Ancak eli ile alıp az bir miktar içenler müstesna demiştir.Askerlerin pek azı müstesna, çoğu kana kana içmişlerdir. İçenler güç ve kuvvetten düştükleri için, nehri geçememişler ve karşıdaki düşman olan Calutlada muharebe edememişlerdir. Az bir miktar asker, sudan içmemiş ve Allah sabredenlerle beraberdir diyerek, daha güçlü ve kuvvetli olarak, Caludun karşısına çıkmışlardır. İşte tabiyat suyu olan bu pozetif ilimden kana kana içip satırlardan öteye sadırlara geçemiyenler,nefsi emmare patışahı olan Caludun karşısına çıkmak gücünü kendilerinde bulamıyacaklardır. Nefis suyunu içmekle imtihanı kaybetmişlerdir. Az miktarda içip sabrederek Caludun ordularının karşısına çıkanların arasında Davut a.s. da vardı.Davut a.s. Caludun karşısına çıkarılıp onu malup edip onu öldürdü. Cenabı hakta ayeti kerimesinde:Davuda patışahlık ve peygamberlik ihsan ettik buyurmaktadır. Görüldüğü gibi,ister peygamberlerden sonra gelen halifelerde,isterse,insanı kamillerden sonra gelen halifelerde,hep inkar ve itirazlar devam edip gelmiştir. Aslında hepsi aynidir. Bizler bunları göz önünde bulundurarak kişilere nisbet etmeden, o Ahmet veya Mehmet mazharından halifenin cenabı hak olduğunun bilinçi ile ona tabi olalım. İnsanı aslıyemizi bularak itilaflarla daha burada cehennemimizi yaşamıyalım. Tam teslimiyet ve inançla mutluluk ve saadeti yakalayıp yaşama geçelim. Cenabı hak cümlemize bunu ihsan eylesin amin.

        ALLAHA KUL OLMANIN VASIFLARI

Allaha kul olabilmek için kişilerde5 vasfın olması lazımdır.


1 - Sutanla muharebeye girmek
2 - Ganimet malını, beytül mala toplayıp vermek
3 - Gazilere ganimet malını taksim etmek
4 - Kafir (örtüçü) olmak
5 - Darul harpten çıkmaktır


Bir kişi evvela sultanla muharebeye nasıl girer:Sultanların yani mürşidi kamiller nefis ile muharebeye girecek saliklerine,fetva ile emir ve yasak ayetleri bildirerek cihadı ekber diye vasıflandırılan nefis muharebesine onları sokar.ve,.nefsimizde ve ufkumuzdaki ayetleri (Delilleri) fiillerin faili Allahtır diyerek başlar. Nefsinde ve ufkunda,yani kendinde ve kendisinden başka varlıklarda fail yani halk edici Allahtır. Diyesiye kadar nefisle muharebeye devam eder. İkinciside:ganimet mallarını yanı bütün sıfatlarından içraatını gösteren hayat sahibinin,ilim ,irade,duyan,gören ,kudret ve kelam sahibinin kendisinin olmadığını anlıyarak, beytül mal olan, mal sahibine ganimetlerin hepsini vermektir. Yanı bu sabıt sıfatların sahibinin kendisinin olmadığını anlayıp hakka vermektir. Üçünçüsü:ise ganimet mallarını gazilere taksim etmektir. Bir salik nefisle muharebeye girdi,mürşidi kamilinden,Vela havle vela kuvvete illa billahil azim.diyerek güç ve kuvvet sahibinin cenabı Allah olduğunu öğrendi. Ve bu talimatı alarak muharebeye girdi. burada Ganimet mallarını elde etti. Bu ganimet malları daha evvel nefsin iken şimdi onun elinden alınarak fiillerin faili ,ve fiillerin tecelli ettiği sıfatların mevsufunun sahibi olan cenabı Allaha verdi. Nefsin elinde iyilik ve kötülük yapabilecek ihtiyacini gören hiç bir ganimet malı kalmadı işte bu ganimet mallarını harpten salimen çıkan gazilere yani sıfat mazharlarına vücut ülkesinde taksim et. Bu mazharlardan daha evvel,emrinde olan ve ona hizmet eden bu ganimet malları şimdi Allaha hizmet etmesi için gazilere dağıt.çünkü bütün sıfatlar vücutta içraatını yapabilirlar. Vücudun vücudullah olduğu idrakı ile öz nefsinin rabbın olduğunun idrakına varmış olursun. Kul olmanın dördücü vasfı ise, kafir olmaktır. Kafir burada örtüçü demektir. Neyi örtüyor. Kafirlik iki türlüdür. 1- halkın kafiri 2- hakkın kafiridir. Burada örtücülük olan kafirlik ,halkı görmeyip yüzünü her nereye çevirirse çevirsin hakkın yüzünden başka hiç bir yüz görmemektir. Hakkın kafiri ise, hakkı görmeyip halkı görenlerdir. Demekki hakkı zuhura getirmek ve her yüzde onu görmek dördüncü vasfımız oluyor.beşinçi ise: darul harpten çıkmaktır. Yani vücut ülkesinde nefsin çırtlak seslerinin çıkmama halıdir. Bu vücut ülkesinde tek sahibinin sesini duymak,ve bütün sıfat olan ahaliden o tek olan ruhun tecellilerini gördüğümüzde darül harpten çıkmış oluruz. işte bu beş haslete sahip olduğumuzda kulluğumuzu elde etmiş oluruz. Kul demek köle demektir. Köleninde hiç bir şeyi olmadiği gibi kendi diye bildiği varlığı bile sahibinindir. Böyle hiç olan varlıkta ,yani kulda ,cenabı hak kemalatıyla tecelli eder. Kemalatıyla tecelli mazharlarınada Muhammed denir. İşte bizlerde kulluğum uzun idrakı ile Muhammedliğimizi görebilirsek,laiki ile Allaha kul olmuş oluruz. Yoksa kulluk herkezin bildiği gibi emir ve yasaklara güçümüzün yettiğince taklidi olarak uymak değildir. O avam için geçerli olabilir. Fakat hakikatta kul olmak için geçerli değildir.

                             KERAMET NEDİR

Keramet: Allahın velayet mertebesine yükselen kullarına ikram ve bağış olarak tecelli ettiği cenabı hakkın bir ihsanıdır. Kerametler iki türlüdür.


1 - Kerameti kevniye
2 - Kerameti ilmiye


kerameti kevniyede iki şekilde tecelli eder. Kulun kendi istek ve arzusu ile zuhura getirilen ,marifati ile insan üstü fiiller. 2- gerektiğinde cenabı hakkın bu veli kullarından insanların faydalanmaları için zuhurudur. Fakat günümüzde kerameti kevniyeye hiçmi hiç itibar kalmamıştır. Çünkü bir televizyon düğmesine basmakla dünyanın bütün yönlerini ekranda görebiliyoruz. Bir cep telefonu ile uydudan dünyanın diğer yönü ile konuşabiliyoruz. Bunlar günümüzde üstün marifet görüntüleri değilmidir. Artık bunları görmek güncel fiilleri görmek olduğu için,bir kişiden marifet tecellilerini görmek,şahışlarda ruhların uyanmasını meydana getirmiyor. Ayrıca kerameti kevniye bir fiilullah olayı olduğu için, o vakayı cenabı hakka değilde, kerameti gösteren kişiye isnat ettikleri için, açıktan büyük günah olan şirki yapıyorlar. yani şirk işlemiş oluyorlar. Onun için, tevhid ehli hiç bir zaman kerameti kevniyeye itibar etmez. İnkarda etmez. Çünkü tecellinin aslını bilmekte ve görmektedir. Yalnız kerameti ilmiye devri olduğu için bilhassa kerameti ilmiyeye itibar edilmelidir. Kerameti ilmiye:Kuranı kerimin ledün ilmi diye ifade ettiği sır ilmi ve esrar ilmidir. Bu kerameti ilmiyede iki bölümdür.


1 - Kesbi ilimle elde edilen kerameti ilmiye
2 - Vehbi ilimle elde edilen, cenabı hakkın ilhamlarıyla her an ayrı bir şanda tecellilerinin ilmi


Bir kişi mürşidi kamilin sohbetlerinden elde ettiği ilim,ve çeşitli kemalat sahiplerinden elde ettiği ilimle, çeşitli evliyaların kitablarından öğrendiği ilimlerin hepsi, bu irfaniyete sahip olmayanların yanında, üstün ilme sahip olduğunu gösterebilir. Fakat kendi kuyusundan daima taze su çıkaramadığı için,elbette bir gün, bu su bitince, ayni mevzuları tekrar etmeye başlıyacaktır. Dolayısıylada dinleyenlerde yenilik tecellileri olmadığı için bıkkınlık meydana getirecektir. Vehbi ilim kerametine sahip olanlar ;cenabı hakkın her an, ayrı, ayrı tecellilerine ayak uydurdukları için,gönül semalarından gelen ilhamlara tabi olduklarından, gönüllerde dirilik meydana getirirler. Dinleyenler, biraz daha anlatsada dinlesek diye mutluluk duyarlar. Onlarda ayet ve hadislerin gölgesinde, olayları ilhamları nisbetinde anlatırlar. İşte bunlar insanı kamildirler. İnsanları ancaksın bunlar irşad edebilir. Bir zeytin ağacı nasıl yaz ve kış yapraklarını döktüğü halde, sanki hiç yapraklarını dökmiyormuş gibi hep yeşildir. İşte bu kamillerde ilim ve keramet kemalatını hiç bir zaman yitirmezler. Kendilerine bir soru sorulduğu zaman ,belki o ana kadar duymadığı ,bilmediği bir soru ile karşılaşmiş olabilir. Fakat cenabı hak ondan tecelli edeceği ilhamlarla hem karşısındaki soru sahibini mutmain eder hemde kendi anlattığı ile o ilme vakıf olur. Çünkü o zamana kadar o sorulan ilmi kendisi bile bilmiyordu. İlhamı ile öğrenmiş oldu. Zira ilim kulun değil Allahındır. Bilende cenabı haktır. İşte bu kişiler ümmeti Muhammede faydalı olanlardır. Her nerede bunları bulursak onlardan mutlaka istifade etmeliyiz. Günümüzde itibar edilmesi gerekli kerameti ilmiye işte budur.

VAKİT NAMAZLARININ HİKMETLERİ VE SÜNNETLERİNİN SIRLARI

SABAH NAMAZI:

2 rekat sünnet ve 2 rekat farz olarak kılınınır. Bu namazı ilk defa Adem a.s. kıldı. Adem a.s. cennetten dünya yüzüne çıkınca dünyayı karanlık buldu. Sabah ortalık aydınlığa kavuşunca, şükrani olarak iki rekat namaz kıldı. Bunun bir rekatı,karanlıktan kurtulduğu için ,bir rekatıda aydınlığa çıktığı için iki rekat namaz kıldı. Adem a.s. ın kıldığı bu iki rekat namazın başına iki rekatta Resulullah efendimiz sünnet eklemiş. neden. çünkü sabah namazı, bütün namazların şahidi olarak kılınır. Bir kişi cehalet karanlığından kurtularak, fiillerin failinin Allah olduğunu, aydınlığa kavuşuncada, fiil şirkinden kurtulması ile iki rekat namaz kılmış olacaktır. İşte Resulullaha tabi olmak, Allaha tabi olmaktır. Ayeti kerimesi gereğince, evvela mürşidi kamile tabi olmamızı,ondan sonra, ondan öğrenip bizzat şuhut ve içraata geçmemiz için, Resulullaha veya mürşidi kamile uymamızı remzetmektedir. Bir kişi mürşidi kamile gelip daimi zikirle uyanırsa, onlar sabah namazına hazır olmuşlardır. İşte mürşidden aldiğı ilimle fiillerin failinin kendileri olmadığını ,failin Allah olduğunu bildiklerinde, iki rekatlık sünnet zevkini tatmışlardır. Artık onlar iki rekatlık farz olan sabah namazını daimi huzurda olmak suretiyle ifa ederler. Hasan fehmi hz.leri:


Sabah namazına hazır olanlar
Onlardır efali hakka verenlar
Fail haktır diye huzur ederler


Buyurarak bir mürşidi kamilden evvela zikirle uyanıp hazır olmamızı, sonrada fiillerin failinin hak olduğunu öğrenip yaşamda huzura geçmemiz suretiyle sabah namazının sırrını bizlere bildirmiş oluyor. Şu halde 2 rekat sünnet, mürşide tabi olmamızı,yani fenayı efalin idrakı,ve diğer 2 rekat farzda, adem olanların fiillerinin failinin hak olduğu huzuru ile tecelliyi efalin yaşama halı olduğu anlaşılmış oluyor.


ÖGLE NAMAZI :

 
Evvela öğle namazını 4 rekat olarak İbrahim a.s.şükrani olarak kılmıştır. Buna Resulullah efendimizde 4 rekat başında, ve 2 rekat sonunda sünnet ekliyerek bizlerede kılmamızı emretmişlerdır. İbrahim a.s. 4 türlü beladan kurtulduğu için 4 rekat öğle namazını şükrani olarak kıldı. Bu belalar nelerdi. Duymamız,görmemiz, konuşmamız ve kuvvetimizdir. Bunları kendimize nisbet ettiğimizde, manevi alemimizde, bize o kadar şirk belaları getirirki;tarif edemem. İşte İbrahim a.s. bunların hakkın olduğunu idrak ederek, duyanın, görenin,konuşan ve kudretin hakkın olduğunu zevk edince, şükrani olarak 4 rekat namaz kıldı. Resulullah efendimiz bu namazın başında 4 rekat sünnet ve sonunda da 2 rekat sünnet kılmakla bizlere neyi öğretmek istemektedir. Fehmi hz.leri ilahisinde buyurdukları gibi:


Öğle namazını kılan müminler
Her sıfatı hakka nisbet ederler
Her nazar mevsufu şuhud ederler


Bir kişi evvela sıfatların mevsufunun hakkın olduğunu bilmeden,her nazar sabit sıfatlar olan mevsufu şuhud edemez. İşte bu sıfatların kendisinin olmadığını, hakkın olduğunu öğrenmesi önce kılınan 4 rekat sünnettir. Çünkü bu sıfatların hakka ait olduğunu, kişi mürşidi kamilden öğrenmektedir. Onun için evvela bu sıfatların hakka ait olduğunu kamilimizden ilmel yakınlık derecesinde öğrenmemiz sünnet olmuş oluyor. Her nazar mevsufu şuhud etmek ise yaşama geçirmektirki,oda cenabı hakkın tecellisi olduğu için bizlere farz oluyor. Şunu iyi anlamamız lazımdırki;kamilden öğrendiğimiz ilmel yakınlık derecesindeki nisbiyetlerimizin fena edilmesi sünnet,hakkın bizlerin mazharından tecellisi ise tecelli eden hak olduğu için farz olmuş oluyor. Peygamber ve evliyaların kendi varlıkları olmadığı içinde, onlara şükrani kılmışlardır diyoruz. Sonundaki iki rekat sünnet ise;bu idrak ve zevkle enfus ve afakta ki tecellileriyle şükrani olarak cenabı hakka şükrünü ifa etmek içindir. Cenabı hak vahdet ve kesret tecellilerini gösterendir. Bu sünnetler müekkede sünnetlerdendir. Müekkede sünnet demek ;peygamberimiz çok zaman kılmış zaman zaman kılmamış ve bizlerinde uygulamasını istediği sünnetlerdendir. Bunlar ;Sabah namazının sünneti,Öğle namazının ilk ve son sünnetleri,Akşam ve yassı namazının son sünnetleri dir. Birde gayri müekkede sünnetler vardırki:onlarada Resulullah efendimiz çok zaman kılmamiş,fakat zaman zaman kılmış ikindi ve yassı namazların farzından evvel kılınan sünnetlerdır.


İKİNDİ NAMAZI :


İkindi namazını ilk defa Yunus a.s. kılmıştır. Balığın karnında 40 gün kaldıktan sonra, bir ikindi vaktinde, balığın karnından sahile çıkınca, şükrani olarak 4 rekat ikindi namazı kıldı. 4 rekatta, evvelinde Resulullah efendimiz gayri müekkede olan 4 rekat sünnet kıldı.


İkindi namazını cemaatla kıl
Vücud vücudullah gayri yoktur bil
Cümle alem fani haktır baki bil

 buyurulmuştur


İşte bir salikte efalin sıfattan,sıfatında vücuttan tecelli ettiğini zevk ettiğinde, artık gönül mescidine girmiştir. Gönül mescidine giren bir kişi ruhunu imam, bütün sıfatlarını cemaat yaparak yüzünü Allahın semme vecullahına dönerek namaz kılar. Çünkü fiil sıfattan tecelli etmekte,vücutta vücudullah yani hakkın vücudu olması idrakı ile, gayrinin olmadığını bilip yaşama halidir. Neden Yunus a.s. balığın karnından çıkınca, 4 rekat namaz kılmışta, 5-7 rekat kılmamıştır. İşte, insanda 4 anasırıye unsuruye vardır. 1-toprak 2-su 3-hava 4-ateş.bunlar vücutla ilgilidir. Bir salikte, Yunus gibi yunus balığı olan mürşidi kamilin tahsilinde 40 gün kalır,bu tahsilin sonunda beni zalimlerden eyleme diyerek dua eder, ve duası kabul olursa, 4 nisbiyetten kurtulur,.ve şükrani olarak 4 nisbiyetten kurtulduğu için, 4 rekat namaz kılar.ve hakkın bütün tecellilerini, hakkın 4 anasırı olarak zevk eder.Resulullah efendimiz evvelinde 4 rekat sünnet eklemesinin hikmeti ise: evvela bu nisbiyetlerden kurtulmak ve öğrenmektir. Cümle alemin fani olduğunu bilmek sünnettir. Cümle alemin bakiliğini zevk edip yaşamak ise farzdır. Bunu uygulama mazharları ise şükrani olarak ifa ederler. Farzdan evvel kılınan sünnet, neye gayri müekkededir diye soracak olursanız:güneş doğarken evvela bir kızarıklık zuhur eder. Ondan sonra güneş her tarafı aydınlatır. Aynen onun gibi, bazı kişilerde hakikat güneşi ağırdan geldiği için kızarıklıkla gelir. Onlar gayri müekkede sünnet kılmalıdırlar. Bazılarında ise, hakikat güneşi kızarıklık olmadan tecelli eder. Onlar bu gayri müekkede sünneti çok zaman iptal etmiş olurlar. İşte bu idraka binaen gayri müekkede denmiştir.


AKŞAM NAMAZI :


Bu namazı ilk defa İsa a.s. kılmıştır. Hiristiyanlar Allah, Meryem,İsa üçlemesi yapıyorlardı. Halbuki, bu üçleme varlık şirki idi. Bu şirkten kurtulduğu için, İsa a.s. üç rekat namaz kıldı.


Akşam namazını imamla kılan
Onlardır Allahı hem zahir gören
Hak söyler enel hak kulun dilinden

buyurulmuştur


Akşam namazını imamla kılabilmemiz için efalin,sıfatın,ve vücudun görüntüsünün, Ruhumuzun bir zuhuru olduğunu ,bütün sıfat ve azalarımız imam olan Ruha tabi olduklarını bilmektir. Artık her sıfattan kendisini ilan edeni gördükleri için hakkıda zahir görmüş olurlar. Her varlık bizlere, hakkım deyip durmaktadırlar. Onun için ayeti kerimede doğu batı Allahındır.yüzünüzü nereye çevirirseniz Allahın yüzü oradadır. ayeti bize bunu ikaz etmektedir. Dolayısıyla bir salikte, fenafillah olması nedeniyle, hak zahir olduğunda konuşanın,duyan ve görenin hak olduğunu bilir. Bilmek ise görmenin aynisidir. Böylece kendi mazharından cenabı hakkın efal zuhuru,sıfat zuhuru, zat zuhuru için üç rekat namaz kılar. Namaz hakla beraber olmaktır. Yani kul olan mazhardan cenabı hakkın zuhura gelmesi demektir. Ayrıca Resulullah efendimiz iki rekat şükrani olarak sünnet kılmışlardır. Çünkü bu saydığımız tecelliler, iki yerde zuhur eder. Ya vahdette veya kesrettedir. Onun için sonunda iki rekatta sünnet kılınmaktadır.


YATSI NAMAZI :


Yatsı namazını ilk defa Musa a.s. 4 rekat şükrani olarak kılmıştır. Resulullah efendimizde evvelinde gayri müekkede olarak 4 rekat sünnet,ve sonundada iki rekat müekkede olarak namaz kılmıştır. Musa a.s. ne için 4 rekat namaz kılmıştır. Bunu fehmi hz.lerinin beytinde bulmak mümkündür.


Yatsı namazında eyle sen huzur
Muhammed yüzünden hak zahir olur
Hak batın ile halk zahir olur


Demişlerdir. Bir kişi fenafillah olduğunda varlığının yokluğunu idrak edip,cemde hakkın varlığı ile,var olmanın zevkine erer.Hz.mertebesindede Hakkın varlığı ile var olan kişinin, 4 anasur unsuriyenin de hakkın olduğunun zevki,Musa a.s. ın 4 rekat şükrani olarak namaz kılmasına sebeb olmuştur. bir hadisi kudside: kulum bana nevafille yaklaştığında o kulumu severim .sevdiğim kulumun duymasına kulak, görmesine göz,konuşmasına dil, tutmasına el, yürümesine ayak,tüm aza ve cevahiri ben olurum buyurulmuştur. Artık Muhammed olan bütün hakkın sıfatlarından hak teala zahir olarak zuhur etmektedir. Kişide bu idrak, hakkı batında,halkıda zahirde olarak müşahede ettirir. Bu görünen bütün sıfatlar cenabı hakkın daima her an ayrı tecellisinin her sıfatta birer görüntüsü dür.
,Musa a.s. teşbih peygamberi olması nedeniyle bu mertebenin zevkini remzetmektedir. Farzın önünden kıldığımız 4 rekat sünnette, ayni ikindi namazında tarif ettiğimiz gibi, hakikat güneşinin kesret olan sıfatlarda gurup yapmasının bir delilidir. Hakikat güneşi, kesrette batarkende kızarıklık meydana gelir. Bazı kişilerde ise bu yine kızarıksız olarak hemen tecelli eder. Onun için Resulullah efendimiz çok zaman bu sünneti kilmamış,zaman zamanda kılmiştır. Bizlerde aynen öyle yapmaktayız. Son iki rekat sünnette, öğle,akşam son sünnetleri gibi müekkede olarak şükrani ifa ederiz.çünkü hakkın vahdet ve kesret tecellisinden başka üçüncü bir tecelli yönü yoktur.


SELATİ VİTİR NAMAZI :


Altıncı vakit olup onuda Resulullah efendimiz kılmıştır. Bu namazda üç rekattır.


Selati vitiri kılan muhakkak
Evvel ahir zahir batın olur hak
Kalmaz şirkin abir mabut olur hak


Yalvar kul Allaha seher vaktinde
Yalvar kul Allaha bahar vaktinde


Vitir tek demektir. Yani ibadet eden hak, ibadet hak,ve ibadet edilen hak demektir. Onun için tenzih, teşbih ve tevhid üçlemesini zevk edenler,ihlasa erdikleri için şirkten kurtulmuş ve selati vitir namazınıda kılmış olurlar. Vitir namazının bir rekatı Allah emrettiği için farz.bir rekatı Resulullah efendimiz kıldığı için sünnet, bir rekatıda kul mazharından zuhur ettiği için vacip olmuş oluyor. Görüldüğü gibi tecelli eden zat, tecelli ise sıfat,ve tecelli olunan ise fiiller olduğu için hem ihlas ,hem şirklerden kurtulmak, hemde hakkı ve hakikatı evvel, ahir, zahir, batın olarak zevk etmiş olunuyor. Bu namazlardan sonra birde teheccüd namazı varki,bu yalnız Resulullah efendimize ait olduğu için bazıları bunu nafile olarak kılarlar. Halbuki fehmi hz.leri:


Teheccüd namazı farz değil sana
Yetim malıdır yakar baştan başa
Teberrüken kılar fehmi yok haşa

buyuruyor.
Yani makamı mahmud mertebesi yalnız Resulullah efendimize mahsustur. Oraya hiç bir evliya ve peygamber Resulullah efendimizden musadesiz giremez. Musadeli olanlarda kendi esmalarını dışarıda soyunurlar,Muhammed esması ile oraya girerek, tebrik edip teheccud kılar, tekrar çıkarlar. Buda yalnız Hz. Muhammed a.s. ın bu namazı kıldığını gösterir. Kurani kerimin isra suresi ayet 79: sen gecenin bir nıfsında kalk, sana mahsus olarak rabbına teheccüd namazı kıl. Umulurki rabbın seni makamı mahmuda ulaştırır Buyurulmuştur. İnsanların teheccüd namazı kılmaları bu makamı istemeleri demektir. Halbuki bir ayeti kerimede:siz yetim malına yaklaşmayınız buyuruluyor. çünkü yetim Resulullah efendimizdir. Yetim kime denir. Babasız anasız kalmişlara yetim denir. Peygamberimizde ruhaniyet yönü ile anna ve babadan gelmedi. Onun ruhaniyeti ol emri ile oldu. Onun için yetim Resulullah efendimizdir. Dolayısıyla teheccüd namazı yalnız ona aittir. Cenabı Allah cümle kardeşlerime kuranı kerimde bahsedilen


1 - Vakitlerle ilgili namaz (selati vukuta)
2 - Orta namaz (selati vusta )
3 - Daimi namaz ( selatü daimün )


hallerini zevk ettirmek nasip ve müessir etsin amin.

KURANİ KERİMDE ÜÇ TÜRLÜ NAMAZ VARDIR. BUNLAR NASIL KILINIR

Kurani kerimde üç türlü namaz vardır.


1 - Salati vukuta ( vakitlerle ilgili namaz)
2 - Salatü vusta ( orta namaz,kalp namazı)
3 - Salatü daimün ( her nefeste daimi olan )


Bu namazlar ayrı ayrı olmayıp iç içedir.

1 - Salat-ı Vukuta:

Her gün kıldığımız tadili erkaniyle ifa edilen namazdır. Zahir olarak bedensel olup,kıyamı,rükusu ve secdesi ile günde 5 vakitte kıldığımız namazdır. Namaz miraçtır. Miraç ise hakla beraber olmaktır. Bunun tefekkür manalarını kişi bilmeye bilir. Fakat emri ilahiye olduğu için kılmak mecburiyeti vardır.

2 - Salat-ı Vusta:

Yani kalp namazı olarakta tabir edebiliriz. Bu namazda diyer namazın içinde,fakat kişi gönül mescidine girip bu namazı orada kılmaktadır. Her ne kadar bedensel bütün şeri hükümleri uygulaması zahiren gerekli olsada,o kişinin gönül mescidinde ,ruhunu imam yapıp, sıfatlarını cemaat yaparak Allahın uluhiyetine doğru kıldığı namazdır. Ruhun imam olması,bütün sıfatlarından kemalatı ile rahman olan cenabı hakkı zuhura getirmesidir.zaten vücutta ruh imam olduğu için ruh daima emrediyor, sıfat olan kulaklar duyuyor,gözler onun emriyle görüyor. Dolayısıylada ,Ruhun tecellilerine tabi olan cemaat durumundaki sıfatlarda ,imama uymuş oluyorlar. Böylece tefekkür ve kıyam tecellilerini,rüku tecellilerini,secde tecellilerini zevk eder. Rabbıyla sevişir ve konuşur. Bu kişiler irfaniyet sahibi olup arif kişilerdir.


3 - Salat-ı Daimün :

Daima kesintisiz cenabı hakkın cemalullahını müşahede etme halidir. Hakta hak olanlar haktan gayri nesne görmedikleri için, her yüzde onu daima seyrederler. bu kainatı gönül içinde seyretme halidir.için dışa zuhuratı ,dışın içe hayalatı her biri hep hakkın bir tecellisi ve yüzü olmuştur. Gören,görme,ve görünenin birliğine ermiştir. Her tecelli onun için miraçtır. Cenabı Allah bizlerede bu zevki ihsan etsin amin.

   RAMAZAN BAYRAMI VE BAYRAM NAMAZI

Peygamber efendimizin bir hadisi şerifinde: Başı rahmet,ortası mağfiret,sonu cehennemden azattır buyurulmuştur. bu hadis lutfuna mazhar olanlar bayrama çıkmağa hak kazanmışlardır.bayram dostla buluşmak ,dostla sevişmek,dostla bir olmak anlamlarına gelmektedir. Rahmet olan efalini,günahlardan kurtulma ve mağfiret olan sıfatların mevsufunu,ve cehennemden azat olan bütün şirklerden kurtularak vahdaniyet deryasına ayak basanlar,bayrama çıkmışlardır. Bu bayrama fıtır bayramı denilmektedir. Yani yaratılma gayemizi remzetmektedir. Bizler ayrı rabbımızı ayrı olarak biliyorduk. Nefsimizi mürşidi kamilimizden tahsil edip öğrendik. nefsini bilen rabbını bilir h.ş.diye buyuran Peygamberimizin sözünün sırrına vakıf olduk. Bizim diye bildiğimiz nefsimizin bize ait olmadığını anladık. Bizim diye bildiğimiz nefsin, cenabı hakkın bizdeki gölgesi olduğunu anladık. Gölgenin ise hiç bir hükmü yoktur. Dolayısıylada hakkı daim olarak zahirde, Muhammed olan varlığımızda ,batındada gönlümüzde zevk ederek dostumuz olan rabbımızla beraber olduk. Kuçaklaştık , seviştik, mutluluk ve saadet içinde bayram ettik. Nasıl tırnağımızdan saç tenimize kadar bütün azalarımız birlik içinde bu enfusu zevkle zevkidar olunur. Aynen onun gibi, bütün kardeşlerimizlede konuşmak, bayramlaşmak,ve ziyaret etmek lazımdır. Yapamıyorsak bu bayram zevkine zahir ve batın olarak laik olamamışız demektir. Ramazan bayramında arefe yoktur. Kurban bayramında arefe vardır. Çünkü kişi Ramazan bayramından evvel nefsine arif olur. hakka arifiyeti ise, kurban bayramına çıkmadan elde edebilir.sadakayı fıtr ise her canlının mutlaka yaratılma gayesi olan fıtratının gereği sadakayı fıtrayı vermesi gereklidir. Bir kişi kendine nisbet ettiği varlıkları hakka vedikten sonra,yalnız esması kalmıştır. İşte onunda verilmesi sadakayı fıtrdır. Onun için hiç bir şeyi kalmamış bir kişinin, nesi varki sadakayı fıtrı versin demeyelim. sadakayı fıtrı veren bir kişinin arkasından ismi ile çağırırsanız o kişi onu bile duymayacak bir halde olması lazımdır. Duyuyorsa henüz daha o yeri zevk edememiş demektır. Ramazan bayramında iki rekat vacip namaz vardır. Buda tamamen tevhiddeki meratibi ilahiyeyi remzetmektedir. Niyet ettim ramazan bayram namazına,uydum imama diyerek namaza başlanır. Evvela subhaneke okuyarak şirklerden kurtulmak için Resulullah efendimizin sünnetine niyet ederiz. Sonra imamla birlikte, üç defa Allahu ekber diyerek tekbir alıp ellerimizi bağlamadan sallarız. Yani üç fena mertebelerinde öğrendiyimiz nisbiyetlerimizi kendimize bağlamayız. Kendimize nisbet etmeyiz demektir. Hakka veririz. Hakikatımız olan fatiha ve zuhuratı olan zammı sureden sonra rüku ve secdelerden sonra, tekrar ayakta ,fatiha ve zammı sureyi imam efendi okur. Sonra üç defa daha Allahu ekber diyerek tekrar tekbir getiririz. Ve ellerimizi önümüzde bağlamadan direk rükuya varırız. buda beka zevki olan ,tenzih,teşbih,ve tevhid yaparak kulluğumuzun idrakı ile diyer kaideleri tamamlayarak namazı bitirmiş oluruz. İmam hutbeye çıkarken de üç defa imam efendi tekbir getirmektedir. Çıkarken getirdiği tekbirler, fena mertebelerindeki yükselmeyi,vaizi nasıhattan sonra hutbeden inerkende üç defa getirdiği tekbirler bir salikin üç fena mertebelerinden yükseldikten sonra buda bize ,tenzih,teşbih,ve tevhid zevklerinin durumunu göstermektedir.şu halde vacip olan bayram namazları,mutlaka yapılması ve yaşanması gerekli Olduğu anlaşılmış oluyor.


CENAZELERİN,YIKANMASI KEFENLENMESİ CENAZE NAMAZININ KILINMASI VE GÖMÜLMESİ NEDİR

 

Ölüm iki türlüdür.

1 - Izdirarı ölüm

2 - İhtiyarı ölümdür

Izdirarı ölüm : Bu bedenimizin bir gün dünyadaki görevini tamamladıktan sonra şeriat hükümleri dahilinde, kitaplarda yazıldığı gibi ölü bedenin yıkanması, kefenlenmesi,ve toprağa gömülmesinden ibarettir. Çünkü bu beden ömrü müddetince,ruhumuzu taşımış,ve hamallık yaptığı için onada zahiren saygı ve ihtimam göstermemiz gereklidir.

İhtiyari ölüm : Kendi istek ve arzularıyla ölmeden evvel ihtiyari bir ölümle ölenler ise, varlık şirkinden kurtulmuş kimselerdir. Resulullah efendimiz,Ebu bekir hz.lerinde bu hali gördüğü için yiyen, içen,gezen ölü görmek istermisiniz,Ebu bekire baksın diye sahabiye söylemiştir. İşte mürşidi kamile gelen bir salikte ,kendine nisbet ettiği efalini, sıfatını ve vücudunun olmadığını idrak etmesi,cenaze olan varlığının yıkanmasıdır. Çünkü bütün nisbiyetlerinden temizlendi. Fenayı efal,fenayı sıfat ve fenayı vücut kişiyi ihtiyari olarak yok eder. Yani fenafillah olur. Allahta fani olan artık kefenlenmiye hak kazanmıştır. Kefen üç parçadan meydana gelen beyaz bir kaput veya patiskadan ibarettir. Fenayı zat tecelli zatla,fenayı sıfat tecelli sıfatla,fenayı efal tecelli efal kefeni ile sarılır. Böylece kişi ölmeden evvel ölüp yıkanmış ,ve kefenlenmiş olur. Kişinin idrakında daimi zikirle hakla beraber olma yoksa, rabıtasındada hissiyle bu tecellileri şuhut etmiyorsa, bu hale geçemez.kefenlendikten sonra taput olan bu ayaktaki vücut tabutu ile, cenaze namazı kılınmaktadır. Artık bu kişi ölmeden evvel ölmüş,hakkın üç tecellisi ilede kefenlenmiş,kendi cenaze namazınıda kendisi kılmağa hak kazanmıştır. Yoksa ölünün cenaze namazını diri cemaatın kılması bir rumuzattır. Cenaze namazı 4 tekbirle kılınır. Tekbirlerde efalin, sıfatın, zatın idrakından sonra birliğe erdi ise, er kişi niyetine ,ikilikte kaldı ise isterse erkek olsun hatun kişi niyetine cenaze namazı kılınır.. 4 ünçü tekbirde ise hiç bir şey okunmadan, sağa ve sola selam verilmesi onun kurtuluşa erdiğinin isbatıdır. Görüldüğü gibi birinci tekbirden sonra subhanekeyi okumakla bütün fiillerin failini, ikinci tekbirde, Allahumme salli ve Allahümme barık okumakla,Resulullah efendimizin Allahın sıfatları olması nedeniyle, övgü ve ondan tecellinin Allah olduğu, üçünçü tekbirden sonra ,meyyite için duadada vücudun vücudullah olması idrakı ile ölmeden evvel ölmenin zevkini ,ve 4 ünçü tekbirde, hiç bir varlığı kalmıyan kişinin sağına ve soluna selam vermesi ilede kurtuluşa erdiğinin isbatı olmuş oluyor. Ondan sonrada ebedi istirahatını sağlamak için gözün göremiyeceği bir yere götürüp geliyoruz. İşte manevi yönüyle cenaze biziz. Yıkanması nisbiyet ve şirklerden kurtularak fenafillah olmaktır. Kefenlenmesi,cenabı hakkın varlığı ile var olmağa kadar makamatlardaki Allahın yüceliğinin idrakıdır. Toprağa gömmek ise::bizlerin diye bildiğimiz varlığımızın olmadığını, bu varlığın cenabı hakkın varlığı olduğunu, daima yaşama geçme halidir. Cenabı Allah bütün kardeşlerime bu idrakı nasip etsin. Amin.

               FİL SURESİ VE AÇIKLAMASI

Peygamber efendimizin doğumundan tam 52 gün evvel, yemen kralı Ebrahe nin fil ordularıyla kabeyi yıkmak için, mekke şehrine gelmesini ve cenabı hakkında ,ebabil kuşlarıyla onun ordusunu helak edip,kabeyi yıkılmaktan kurtardığının bir kıssasıdır. Yemen kralı Ebrahe,hacıların hac mevsiminde kabeye hacca gittiklerini görünce,habeş kralı Neceşi ye bir mektup yazarak, senin için altın ve gümüşten süslü burada bir kilise yaptırdım. Ziyaretinizi buraya yapınız diye bildirdi. Habeş kralı buna itibar etmeyince,mekkedeki kabeyi yıkmağa yemin etti. Fil ordularıyla birlikte mekkeye girdiler. Otlaklardaki bütün develeri askerleri rehine aldı. Bu develerin içinde peygamberimizin dedesi Abdülmuttalip inde develeri vardı. Rehine alınan develerin sahipleri, sözcü olarak Abdülmuttalibi Ebrahe gönderdiler. Ebrahe onu karşıdan geldiğini görünce anlaşma yapmak için geldiğini zannederek, onu karşıladı. Ve saygı gösterdi. Fakat o peygamberimizin dedesi Abdülmuttalip ebrahe anlaşmak için gelmediğini,kabenin sahibinin koruyucusunun Allah olduğunu, ben ise develerimin sahibi olarak develerimi istemeye geldim dedi. Ebrahe buna çok sinirlenerek develerini verdi. Fakat kabeyide yıkmağa karar verdiğini belirtti. Bir zamandan sonra kırlangıç gibi kuşların ayaklarına ve birde gagasına birer nohut büyüklüğünde olmak üzere, üç taşla ebrahe ordusuna musallat oldu. Ebrahenin bütün ordusu helak oldu. Kuşların attığı taş her kime deydiyse, başından girip ayaklarından çıkmak suretiyle onu yakarak öldürüyordu. Bu vakadan sonra,ebrahe ordusunun Allahın bir gazabına uğradı diye arabların haremi şerif olan kabeye daha fazla sevgi ve saygiları artmış oldu. Ebraheninde yemende yaptırmış olduğu kilisede harab oldu. Ona kimse itibar etmedi. İşte, zahirde peygamber efendimizin doğumundan 52 gün evvel, olan bu olaydan ibret alıp, ona göre hak ve hakikat yolunda, yardımcımızın cenabı hak olduğunu bildiriyor. Bu sureden yeterli istifade etmemiz için gönül alemine girmemiz lazımdır. Yoksa yeterli istifade edemeyiz. Ebrahe ordusu, nefsi emmarenin ta kendisidir. İşte nefis ebrahesi, kalp kabesini tahrip ve istila etmek için ,kendine nisbet ettiği vücut kilisesine ruhani kuvvelerimiz olan hacıları çevirmek istiyor. Fakat akıl gibi ruhani etkenler, yanı kamilin verdiği irfaniyetle vücut kilisesini yani varlığını yaktı. Bunun üzerine ebrahe nefis, gazab ve şehvet gibi zulmani askerlerle, vehim şeytanı fillerle kabeye doğru yörüdü. Fakat insanı kamilin verdiği tevhid taşları, olan üç taşla hepsi helak oldu. Kuş gök ehlidir. Onun için efal, sıfat, taşlarını kuşun ayaklarında ,zat taşınıda gagasında taşıyan bu kuşlar,fil kadar varlık içinde olanların varlıklarını yok etti. Cenabı Allah,Resulullah efendimizin bu vakayı zahiren görmediği halde,kuranı kerimde bahsetmesi,bilmek görmektir.diyerek her an olup durmakta olduğunu bildiriyor. Günümüzde nefis sahipleri ebrahe gibidirler. Her türlü yaşam ve içraatlarında gönül kabelerini yıkmağa çalıştıkları gibi, arkadaşlarının ve tanıdıklarınında gönül kabelerini yıkmak için çalışma içerisindedirler. Bunların şerlerinden kurtulanlar ise,ancaksın insanı kamile gelip, ebabil kuşları gibi bu üç taşı alıp,kullanmalarıyla mümkün olacaktır. Nisbiyet kilisesini yıkmadan, ruhani kuvvelerimizin içraat yapması mümkün değildir. Dikkat edilirse bu sure 5 ayetten ibarettir. Çünkü tevhid mertebelerinde şeriatı saniye diye bildiğimiz fark mertebesinde,kişinin darül harpten çıkması ile mümkündür. Bütün sıfatlarımızdan ruhani kuvvelerimizin tahakkuku ancaksın o zaman selamete çıktığı ile bilinmektedir. 5 ayetten gayede,tevhiddeki 5 manevi vücuda sahip olmakla hakiki kurtuluşun olacağı anlaşılmaktadır. Cenabı Allah ,hafi,ruh,nefis,kalp,sır olan manevi vücudu bütün kardeşlerime ihsan etsin. Amin.



                     KEVSER SURESİ

Ayet 1

İnna ateyna kelkevser (biz sana kevseri verdik.) kevser nedir. Kevser cennette bir ırmaktır. Bu ilimle daima söylenen bir sözden ibarettir. Bazı kişilere sorsak cennet nerededir diye;ya toprağın altını tarif edecek veya zannında bir cennet yaratarak oradaki kevser irmağından bahsedecektir. Halbuki kevser, mürşidi kamilin sohbetlerindeki ilhamlarıyla gönül semasından tecelli eden,ilmi ledun diye vasıflandırılan vehbi ilimlerdir. Kamilin kendi kuyusundan çıkardığı kevser suyunu sohbetlerde içenler,kendilerinden geçip sarhoş olurlar.vahdeti kesrette, kesretide vahdette zevk etme hasletlerini sana lütfettik buyuruluyor. Çünkü mürşidi kamilin tevhid sohbetlerinde ilmi ledün diye kuranı kerimde ifade edilen ilhamlarla bizlere kevser şarabı sunulmaktadır. İşte o kevserde cennette ilmi ledün ırmağıdır.onun için tevhidde vahdaniyet deryasına girenler tavsilatı Muhammediyedeki cemalullahı seyretme hasletine sahip,hemde namütenayi kesret alemindeki vahdaniyet şuhuduna sahip olmayı, biz size ihsan ettik buyurulmaktadır.

Ayet 2

Feselli lirabbike venhar (o halde namaz kıl ve kurban kes) İnsan,cenabı hakkın vahdaniyetini bu kesret aleminde şuhut ettiğinde,kemalatıyla ibadet etmekten kendini uzaklaştıramaz. Çünkü:1- bedenin taatı 2- nefsin boyun eğmesi 3- kalbin huzuru 4- ruhun şuhudu ile noksansız cem ederek bütün tavsilatın hukukuna riayet ederek kemalatıyla namaz kılmış olacaktır. Yoksa bu sayılan beden,nefis,kalp ve ruhun hakkını kişi fena fillah ve hakta bakilikle vermiş olacaktır. İşte o zaman laikiyle namaz kılmış olunur. Yoksa bunların hakkını vermediği için laikiyle namaz kılmış olmıyacaktır. ( Venhar) ise. Şuhudunda henüz kesrette zahir olmamış benlik devesini boğazlada, halkın fenalığı ve hakkın bakiliği zuhur etsin. Cehalet ve gayriyeti akıtmak, kişide irfaniyet ve kemalatı zuhur ettirecektir. Yoksa akıtmak yalnız kan akıtmaktan ibaret değildir. Kişinin gönlüne ilim ve irfaniyet akıtmakta denilebilir, gayriyet ve cehalette akıtmakta denilebilir. 

Ayet 3

İnne şanieke hüvel ebter (sonu kesik olan sana buğz edendir.) yani tevhid ilmi görmemiş, hak ve hakikattan haberdar olmayanlar sana muhalif etmekten mütevellit, buğz ve düşmanlık yapanların bakilikleri olmiyacağı için, onların kendileri ebterdir. Yani nesilleri kesilenlerdir. Sen ise, mürşidi kamilden tevhid ilmini görmüş, kendi varlığını hakkın varlığında yok ederek hakkın bekası ile baki ve daimsin. Ebediyyen dünya durdukca hakiki zürriyetin olan ehli iman arasında zikir olunursun. Çünkü o buğz ediciler, hakikatta fani ve helaktırki;ne mevcut olur, nede zikir olunur. Gelin kardeşler mürşidi kamilden daima kevser şarabını içelim. Elde ettiğimiz şuhut ve kemalatla namaz kılıp,rabbımızla daima konuşup sevişelim.cehalet ve gayriyet bırakmamağa özen gösterip yaşamağa bakalım. Cenabı hak bu zevki bizlere ihsan eylesin amin.


                      ER RAHMAN SURESİ

Kuranı kerimin bütün surelerinin başındaki ayeti kerimelerde;o surenın tüm sırlarının yekün olarak belirtildiğini görüyoruz. Rahman suresindede içindeki bütün sırların baş tarafındaki ayetlerde gizli olarak ivşa edilmiştir. Ayet 1-2- Errahmanü allemel kuran (Rahman olan Allah kuranı talim etti).Peki cenabı hak kuranı nasıl ve kime talim etti. İşte bizim gibi isdidatlarında insanlığını bulma hasleti olanları,mürşidi kamil mazharından tevhid tahsili yapmak suretiyle canlı kuran olan insanın aslını onlara talim etti. Cenabı hakkın İki rahmeti vardır. 1- Rahimiyet rahmeti 2- Rahmaniyet rahmeti Bu talim edilen rahimiyet rahmetidir. Çünkü hakkın emirleri red kabul eder.fakat muradı red kabul etmez. Görmiyormusunuz, cenabı hak faydalı olan her şeyi emretmiş. Zararlı olan her şeyi de yasak etmiştir. İnsanların bazıları bu emirleri yapmıyarak red ediyorlar. Fakat murat ettiği insanlarda ise uygulanmakta ve onlarda red etmiyorlar. Onun için talim olunan kuran ,siyrette insan fıtratlı olanların bir mürşidi kamilden insanlıklarını öğrenmeleridir. Ayet 3. halekal insane (İnsanı yarattı) kuranın talimini gördükten sonra bu nakıs insanlar anladılarki:insan üç nevidir. 1- surette insan siyrette hayvan.2- surette insan siyrette nakıs 3- surette insan siyrettede insandır. İşte suret ve siyrette insanlığını bulduğunda insan yaratılmış olur. Alak suresi ayet 1-2-3-4-ayetlerindede oku rabbının adı ile, .insanı kan pıhtısından yaratanın adıyla oku.. Ve kerem sahibiki kalemle insanın bilmediklerini öğretti Diye bahsedilen okunması gerekli olan işte insanın aslıdır. Onu insanı kamilden tahsil edip okuyanlar ,insanlığını bulmuştur. İnsanlığını bulanlar da; ayet 4. Allemehül beyan (Alemleri beyan etti).artık ruhun bütün sıfatlarından kendini sergilediği gibi,tırnağından saç tenine kadar cemadat yönünü, nebadat yönünü, hayvanat yönünü ve insanat yönünü aklı kuran ile sergiledi beyan etti.Rahman suresi ayet 5- (Güneş,ay ve yıldızlar bir hesap dahilinde seyrederler.) yani ruh güneşi ile kalp ayı insanda bir hesabla kendi mertebelerinde seyrederek birbirlerinin mertebelerinide tecavüz etmezler.
Tartıyla haksızlık yapılmasın diyede ölçüyü doğru koydu. Yani ruh ile beden arasındaki, akıl terazisiyle her şeyi yerli yerinde adaletle yarattı. İşte bu yukarıdan beri sayabildiğimiz bu rabbımızın nimetlerini bildiğimiz ve gördüğümüz halde nasıl olurda hala onun nimetlerini ve bu tecellilerini inkar edersiniz buyurulmaktadır. 31 defa tekrar edilen bu ikaz,bizlere mukayyet olan bu ademdeki zat,sıfat,ve efal tecellilerinin,zaman, mekan ve ihvan durumuna göre zuhuratını anlatmaktadır. Tastık edip görenler için cennette cemalullah bahşedileceği ,inkar edenler için de cehennem azabı içinde yaşamda olacaklarını bildirmektedir.cenabı hak rahimiyet rahmeti olan letafet alem zevklerinden bizleri mahrum etmesin.


                              NAS SURESİ

Ayet 1- kul euzü birabbin nasi ( Deki,nasın rabbına sığınırım.) nas ne demektir. Nas içersinde her türlü inanç ve mertebede bulunan insan toplumları demektir. Bunların rabbı kimdir. Bunların terbiye edici ve öğreticisi, zanlarındaki ve hayallerindeki bir Rabtır. işte öyle, zanlarında ki yarattıkları bir Rabtan ,bizzat kemal sıfatlardan kendini ilan eden alemlerin Rabbına sığınırım. Ayet 2- Melikin nasi( nasın melikine sığınırım .) yani melik idare eden hükümdar demektir. Nasın meliki ise,herkezin işini,ve kazancını bilen ve idare eden kendisidir.halbuki cenabı Allah onların güç ve kuvvetlerinin olmadığını,yalnız güç ve kuvvet sahibinin kendisi olduğunu söylüyor.
Onların mazharlarından, onlarıda idare edenin kendisi olduğunu söyliyor. ( limenil mülkü yevm lillahi vahidül kahhar) bu mülk vahidül kahhar olan Allahındır. Beyanı ile malik Allahtır. Ayet.3- İlahinnas Nasın ilahına sığınırım. Nasın ilahı, kendilerine nisbet ettikleri efal,sıfat,ve vücut idi. Bu üç tecelliyi kendi vücut ülkelerinde kendilerine nisbiyetle onlarında onların ilahları,fail,mevsuf,ve vücutları kendileri olduğu için şirkleri oldu. İşte bir kişi, failin,mefsufun ve mevcudun cenabı hak olduğunu idrak edince ,nisbiyetlerinin fani,hakiki ilahın ise cenabı hak olduğu meydana çıkmış olacaktır. Ayet.4-5- Min şerril vesvasil hannasi (vesvese veren şeytanın şerrinden sığınırım ) şeytan kişilere gaflet halinde vesvese verir. Gafletten uyanıp,Allahı zikir edince,şeytan kişiden uzaklaşır. Onun için kişileri gafletten kurtaran tek ilaç zikirdir. Kimki gaflete giriyorsa şeytan hemen ona vesvese verir. Fenafillah olunca vücut kalmaz. Dolayısıylada vesvesede yok olur. Fenadan sonra,hak teala hz.leri mabut olunca ,abtin zuhuru ile şeytan zahir olur. Kişilerin kalbine hortumunu uzatarak onları vehim ve vesvese gibi hallerle hakkın tecellilerini görmeğe engel olurlar. Ayet.6-Minel cinneti vennasi vesvese veren şeytan iki nevidir.1-cinler gibi,latif olan vehim ve hayal gibi görünmeyen haller,2- mudil esmasına mazhar olan emmare nefisli insanlardan his ile görülen hallerdir. Bu iki sınıf vesvese verenlerden,alemlerin rabbına sığınmak lazımdır. Buda meratibi ilahiyeyi tahsil etmek ve yaşamakla mümkündür. Yoksa nasın rabbı,nasın meliki, nasın ilahından kurtulamadığımız için şeytanın her an vesvesesindende kurtulamayız. Dolayısıylada gaflet içinde kalan sapıklardan oluruz. Cenabı Allah bütün ihvanları kurtuluşa erenlerden etsin .amin.


                İNŞİRAH SURESİ SOHBETİ

Ayet 1-Elem neşrahleke sadrek ( biz sizin sadrını yarmadıkmı) buyuruluyor. Sadır göğüs demektir. Göğüsün yarılması bizlerin bildiği gibi,ameliyat bıçağı ile kanlı ve bıçaklı yarma değildir.günümüzde mürşidi kamillerin telkinat ve sohbetleriyle, bıçaksız ve kansız olarak inanan kardeşlerimizin, cehalet ve nisbiyet pisliklerinden temizlenmesidir. Kamiller telkinatlarıyla saliklerin gönüllerindeki kötülük yapan damarlarını çıkarıp, devamlı iyilik yapan damarları onun yerine koyar. Bir salik, mürşide gelmezden evvel, vücüt kabının darlığından mütevellit halk ile haktan habersiz olduğu için mutlaka gönlünün açılmasına ihtiyaç vardır. fena mertebelerindeki ameliyat sonunda saliklerin vücudu kalmadığı için ,hakka ve halka hicaplıdır. Ne zaman hakkın vücudunu giydi,kul olarak sadrının yarıldığının hitabına, işte o zaman muhatap oldu. Kulluğunu giymeyen bir kişi bu hitaba muhatap olamaz. Bir insanda iki yön vardır.1- cin yönü . o kişi daima süfliyet tarafına meyyal olduğu için kötülükler onu bırakmaz.2- Melek yönü .melek yönü galip gelirse ,o kişinin iyiliğe, doğruluğa meyyallığı vardır. İşte sadrın yarılması ile kişiye.melek kuvveleri olan iyilik ve doğruluk fiilleri hakim olur. Ayet 2-3-Ve vedana anke vizrekellezi enkada zahrek ( senin belini büken yükünü hafifletib kaldırmadıkmı. )Burada insanın belini büken yük ,kişinin kendi nisbiyet varlıklarıdır. Kamilin telkinatı ile bu varlıklar giderilir. Yerine hakkın varlığı kalır. la havle vela kuvvete illa billah kuvvet ve kudret Allahındır. Biz yaptıklarımızdan sorumluyuz. Fakat Allah yaptığından sorumlu değildir. Çünkü mülkünde başka bir Allah yokki, bunu neden yaptın desin. Onun için belimizi büken yüküde kamil mazharından bizlerden kaldırmış oluyor. Ayet 4- ve refana leke zikrek ( biz senin zikrini yükseltmedikmi.) bu hitabı peygamberimize yorumlarsak,güne 5 defa ezanı muhammediye okunduğunda daima Allahla beraber ismi anılmakta ve semaya yükselmektedir. Bizler için de ,cenabı hakkı kemalatıyla açığa çıkarmak ve tavsilatı Muhammediliğin kesret alemindeki zatını idrak etmek yücelik değilmidir. Ayet 5-fe inne meal usri yüsren
( bir güçlüğün yanında bir kolaylık vardır.). demekki gerçeği arayıp bulasıya kadar, elbette müşkület çekmekteyiz. Kamili bulduktan sonra vasılı illallah olmak kolaylaşıyor. O seni zahmetsiz vahdaniyet zevki ile zevklendiriyor. Ayet 6- inne meal usri yüsra ( ikinci bir defada güçlüğün yanında bir kolaylık vardır.) işte bir insan vasılı illallah olduktan sonra yani hakla beraber olduktan sonra, tekrar halka dönmesi lazımdır. çünkü Allah,Allahlığını kimseye vermez. İşte güç olanda budur. Onun için seyri süluk ikidir.birincisi, halktan hakka vuslattır. İkincisi, haktan halka tenezzül edip kulluğa dönmektir. Bu her babayiğidin harcı değildir. Bu çok güçtür. Kulluğa döndüğünde iş kolaylaşır. Ayet 7-feiza ferağte fensab şimdi kulluktan hakka ve haktan kulluğa vuslat olan iki seyrini tamamlayınca ikisini birleştirerek tevhid yolunda daim ol. Cenabı hakkın vahdet ve kesret tecellilerini tevhid yaparak kişinin yaşama geçmesidir. Bu yaşam içersindede: Ayet 8- ve ila rabbike ferğab ( Rabbına daima rağbet et). Buyurulmaktadır. Zerreden kürreye kadar,bu kesret alemindeki tavsilatı Muhammediyede ki tecellileri zevk et.onunla daim ol. Evvela kulmu Allaha rağbet eder, yoksa Allahmı kuluna rağbet eder. Cenabı Allah hidayet etmeyince hiç bir kimse yüzünü rabbına döndüremez. şu halde evvela rabbımız bizlere rağbet edecek, bizde o zaman rabbımıza rağbet etmiş oluyoruz. Yalnız Allah alimdir bizler ise malumuz. Onun için Allah malumuyetimiz nisbetinde bizlere rağbet etmiş oluyor.Bizler rabbımıza nakısiyet içinde malum isek o zaman rabbımızda bize o kadar rağbet eder. Görüldüğü gibi inşirah suresi tevhid de meratibi ilahiyenin başından sonuna kadar bütün makamların bizlere tecellilerini anlatmaktadır. Tevhid yapıp rabbımızı tanımadan rağbet olmuyor. Yoksa yapılan taklidi oluyor.cenabı Allah cümle ümmeti muhammedi mürşidi kamil mazharından bıçaksız ve kansız göğüslerini yararak cehalet hastalığından kurtarsın. Zikirlerimizide pekleştirerek vahdet ve kesret kaf dağlarının zorluklarını kolaylaştırarak tevhid ovasında mutluluk ve saadet meyvalarını yemek nasip etsin amin.
                                              1. BÖLÜMÜN SONU

19 - YASİN-İ ŞERİFİN TAŞIDIĞI SIR

20 - MEŞİYETİ İLAHİYE NE DEMEKTİR TECELLİSİ NASIL OLMAKTADIR

21 - ZULKARNEYN A.S KİMDİR

22 - HAKİKATE VUSLAT

23 - HER ALEMDE AYRI AYRI VUCUT GİYERİZ

24 - NEVRUZ

25 - KABİR ZİYARETLERİ

26 - MUSA A.S VE HIZIR KISSASI

27 - ZEKERİYYA A.S KISSASI

28 - RESURULLAH EFENDİMİZİN AHLAKI

29 - FARK VE CEM HAKKINDA

30 - ÇALGI VE ALETLERİ

31 - BAKARA SÛRESİNİN HİKMETLERİ

32 - EYYÜB A.S SABRI

33 - PEYGAMBER VE EVLİYALARIN HASLETLERİ

34 - MUSA A.S VE ASA MUCİZESİ

35 - DAĞLAR GÜNEŞE YAKIN, OVALAR GÜNEŞE UZAK OLDUĞU HALDE DAĞLARIN SOĞUK OVALARIN SICAK OLUŞU NEDENDİR

36 - PEYGAMBERİMİZ HZ. MUHAMMEDİ TANIYALIM

37 - MÜRŞİD-İ KAMİLLER MANEVİ DOKTORLARDIR

38 - ASHAB-I KEHF KISSASI

39 - NUH A.S VE NUHUN GEMİSİ


 

            YASİN SÛRESİNİN TAŞIDIĞI SIR

Yasını şerif kuranı kerimin kalbidir. Çünkü cenabı Allah : ya nida dır. Sin ise insanı kamildir. Ey insan diyerek hitabına başlayıp,Ya sin vel kuranil hakim ey insan sen hikmetle dolu bir kuransın. Diyerek onun altı sahife halinde izahını yapıyor. Bu altı sahife den ibaret olunan ikiz kuranın, insan olduğunu söyliyor. Çünkü Allah c.c. bu alemi altı günde yarattı. ayetinin manası, senin ve benim gibi surette insan, siyrette hayvan olan bizlerin 6 meratip tahsilinden sonra insan olarak yaratılabileceğimizi söyliyor. Dikkat edilecek olursa yasini şerifin birinci sahifesinde,cenabı hakkın bütün fiil ve işlerindeki muhtariyetinden, ve kimlere azab ve kimlere mükafatlar ihsan edeceğinden bahsediyor. Yasinin ikinci sahifesinde,sıfatların mefsufunun kendisi olması hasabiyle antakya ahalisine iki peygamber gönderdiğini onu üçüncu bir peygamberle takviye ettiğini, bu peygamberlere inanan, Habibi, neccar, gibilerini, mükafatlandırdığını, inanmayanların ise açıklı azapla helak olduklarını bildiriyor. Bu peygamberleri birisi Tenzih peygamberi İsa a.s. birisi Teşbih peygamberi Musa a.s. biriside Tevhit peygamberi hz. Muhammed a.s. olsa gerektir. Üçünçü sahifede de vücudlarını kendilerine nisbet edip ,kendilerine gönderilen peygamber veya kamillere tabi olmayanların helak oluşunu tabi olan kavimlerinde vücudun vücudullah olmasi nedeniyle gönül arzlarında,bol,bol rahmetler yağdırarak nimetlere sahip olduklarını, pınarlarından gözeler patlatarak hayat ihsan ettiğinden bahsetmektedir. Dördücü sahifede, cenabı hakkın vahdaniyet deryasında, kabirlerinden kalktıklarında,  inanmayanların çeşitli azaplarını, inananların ise cemalullaha mashar olduklarını, herkezin onun huzurunda toplanacağını bildirmekle, bizlere makamı cemi bildirmektedir. Beşinci sahifede, mutluluğa kavuşanların cenabı hakkın bir nidası olarak selam bahşedilmekte, zahir ve batın hakkın mevcudiyeti bizlere hz. cem mertebesi zevkiyle sunulmaktadır. Altıncı sahifede,evvel,ahir, zahir, batın idrakı ile kavseyin mertebesinden peygamber veya insanı kamil masharlarından, kün fe yekün,ol demekle olduğunu söylemektedir. Çünkü peygamber veya insanı kamil resimlerinden her türlü emri veren sohbeti yapan cenabı haktır. İşte yasini şerif bizlere meratibi ilahiye mertebelerinde 6 makamda insani kamil tahsilinin olduğunu,bu zevke sahip olanların canlı bir kuran olduğunu söyliyor. Bu kişiler bu kainatın ana sutunlarıdır. Bu kişiler kuranın kalbi olan canlı yasindırler.Zira tabiatta bir çekirdek düşünün ,bu çekirdek içinde ağaçın bütün dal ve yaprakları mevcuttur. Fakat toprağa atılıp yetiştirilmedikten sonra, meydana gelmez. Aynen onun gibi, en üstün bir biçimde yarattım dediği insanı kamildede, bu 18 bin alem dediğimiz kainat ağacının bütün gövde dal ve yaprakları mevcuttur. Bunun zuhura gelmesi için Rahman olan Allah, 6 günde bu canlı kuranı yaratmıştır. Yani 6 meratibi ilahiye tahsilinde bunu göstermiş, ve zevk ettiğinde, insanliğini laikiyle bulmuş olacaktır. Yasıni şerifin taşıdığı mana ,insanda bu alemin kalbi durumunda oluşudur.çünkü Allah insanı kamili, bu alemin Ruhu kılmıştır. Zat,sıfat ve fiillerden ibaret bulunan cenabı hakkın varlığının bütün yüce vasıflarını nefsinde toplamış bir örnek olan ademin yaradılışı hakkında,şüphesiz Allah ademi kendi sureti üzerine halk etti buyurulmazdı.( Allahın sureti sıfatlarıdır). Dikkat edilecek olursa, yasının başındaki üç ayet bütün 6 sahifedeki tüm olayların çekirdeğini ifade etmektedir. Kuranın bütün surelerinin başındaki 1-2-3 ünçü ayetler o surenin tümünün özetini bizlere şifre olak vermektedir. Mesela: fatiha suresindeki birinci ayet, besmeleyi şerif. fatiha suresinin özetidir.cenabı hakkın ahadiyetinde gizli olan besmeleyi şerifin sırrı elhamdülüllahi rabbil alemin den, veladdaline kadar 6 ayette şerh edilmiştir. Bakara suresindeki,birinci ayet, elif,lam,mim ,ve diğer bütün surelerin başlarındaki müteşabih ayetler böyledir. Bir çekirdeğin yüceliğini şifre olarak, ortaya koyduktan sonra, o sırrın sahife,sahife izahına geçilmiş halidir. Dikkatle bu 6 sahife halinde yazılan yasini şerifin incelediğimizde, insanın 6 sahifede yazılan nefis kitabının olduğu anlaşılır. Buda insanı kamilden okunub tahsil etmekle mümkündür. Yoksa manasını bilmeden arabi harflerle okunan ve ezberlenen yasini ,ölülere okumak veya ölülerin arkasından 41 yasin diye tabir edilen kadınlarımızın toplanarak okudukları yasınlerin tevhidde hiçmi hiç yeri olmadığı görülmektedir. 70-80 sene manasını bilmeden okuduğumuz o yasinlere harcadığımız zamanları,onun manasını anlamak için bir bilenden öğrenmiş olsak ,milyonlarca kere fazla ecir elde etmiş oluruz. Malesef insanı kamillerimize yeterli inanamadiğimiz için her nedense bir türlü eski alişkanlıklarımızı bırakmak istemiyoruz. Bu halimizde bizleri bir adım ileriye götürmiyor. Yasın okumaktan gaye, bir insanı kamil olan Mürşide gidip, 6 sahife halinde bizlere nefis kitabımızı okutan ve öğreten, 6 makamda zuhuratını gösteren, meratibi ilahiyeyi tahsil etmekten ibarettir. Peki kadınlar arasında ne için 41 yasin okunmakta dır. Elbette bu sözde tevhid ehlinin söylediği bir söz olabilir. Fakat toplum bu sözü 41 adet yasin okunması olarak yanlış anlamış ve öyle uygulamaktadır. Tevhidde, 40 demek, 10 duygu ile ( 5 zahir ve 5 batın) dördüncü tevhid mertebesine,kendi mazharında, bir olan Allahın vahdet zevkine sahip olan sin sahibi olur demektir. Ayrıca 41 yasin okunma tabirinin birkaç zevki manasınıda verelim. İnsanda 4 anasırı unsuriye vardır. Bunun sırrını zahir ve batın beş duygumuzla, gönlümüzde dördün birliği ile zevk edebilirsek, buda 41 yasin okuma olur. Ayrıca ,kalp sahipleri ;evvel,ahir,zahir,batın tecellilerine vakıftırlar.bunlarında ,zahir ve batın duyguları ile bir olan cenabı hakkı zevk etmeleri 41 yasin okumaları olur. Manevi vücut .hafi,ruh,nefis,kalp ve sırdır. Sır olan cenabı hakkın ahadiyetinden zuhur eden tecellileri evvela kalbe,sonra nefse,sonra ruha, sonra hafiye zuhur ettiğini zevk edenin o olduğunu bilenlerde 41 yasini okumuş olurlar. Yoksa 41 adet okunacak demek değildir. Ölülere okunmasıda yanlıştır. Senin bu vücut kabirindeki olan ruhunun biraz evvel izah ettiğimiz şekilde, faydalanması ve azab görmemesi için okunması emredilmektedir. Yoksa toprak altındaki ölüye değil. Ey kardeşim, sen hak ve hakikattan ölü olan yiyen, içen, gezen ,surette canlı siyrette ölüsün. İşte sana fayda sağlamak için yasın şerifin anlamını bilerek oku. O zaman sana sonsuz faydalar sağlıyacaktır. Yoksa manasını bilmeden okuduğun yasin taklitten ibarettir. Görmüyormusun yasin 83 ayetten ibarettir. Biraz ibretle bakarsak:muhiddini arabi hz.lerinin : yasin 83 ayettir. Oda sekiz sıfatı subutiye ile, Allahın mukayyet olan ademde, üç tecellisinin idrakından ibarettir.buyurmuşlardır. bizlerde taklitten vaz geçerek aslını öğrenmeye başlamalıyız. Taklit bize fayda vermez. Cenabı Allah bütün kardeşlerime manasını bilerek ve yaşayarak canlı birer yasin olduğumuzu idrak ettirsin. Amin.

                 MEŞİYETİ İLAHİYE NEDİR

Meşiyet : Cenab-ı hakkın bir şeyin her neye istidadı varsa onu dileyip yapmasıdır. Kurani kerimin maide suresi ayet 1-şüphesiz Allah her ne dilerse onu hükmeder buyurulmuştur. cenabı Allah, ilmi ezeliyesinde bir şeyi murat ettiği zaman ,ilminden iradesine ,iradesinden kudretiyle açığa çıkarır. Onun için bütün işlerin,görünmesi meşiyeti ilahiye iledir. Bu tecellilerin üçü fail,yani yapan üçüde kabil yani mazharların istidatlarındaki kabullenişleriyle zuhur eder. Fail de:1-ilim 2-irade 3-tekvin den ibarettir. İlimle bilinen bir iş,iradesi ile murad edilip,kudretiyle tekvin olan yaratıcılık,halk edicilik fiilleriyle açığa çıkar. Buna kuranı kerim nahl suresi ayet 40: biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman ona ol demekten ibarettir. Oda oluverir Buyurulmuştur. Fakat cenabı Allah ol diye emir verdikleri varlıkların istidat ve kabullenişlerindeki üç hasleti bilip gördükten sonra,ol demektedir. Yoksa istidadında olmayan mazharlara ol emrini vermez. Bu kabil olan mazharlardada, kabullene bilme istidatlarının bilinmesi için üç haslet vardır.

1 - Zaman

2 - Mekan

3 - İhvan

Yani mazharlar bir kişi ilmiyle meyva yetiştirmesini bilse, kışın onu elde edemez. Çünkü zaman olan mevsim ona musait değildir. İkinci haslet olan mekanında olması lazımdır. Günümüzde seralarda naylon çadırlarla sıcaklık,ve mevsim özellikleri meydana getirilmektedir. Fakat üçünçü haslet,mazharların bu saydığımız zaman ve mekanlara uyumsuzluğu mevcutsa,yine cenabı Allah ol emrini vermiyor.onun için cenabı Allahın fail olarak ilmini iradesine, iradesininde kudretiyle halk etmesi,halk edilecek olan işin hangi mazhardan zuhuru gerekli ise,onun içinde zaman,mekan ve ihvan üçlemesiyle (buna üçleme sırrı denir) sebebler meydana gelince meydana gelmiş olur. Yalnız bu meşiyetin zuhuru,kudretin icadı olarak değişmesi mümkündur. Fakat fiiller yolu ile mümkün değildir. Çünkü Allah yaptığı işlerde mecbur değildir. Sebebler bir araya gelince fiiller meydana gelir. Cenabı Allahın hanği mazharında ne şekilde bir tecellisi varsa, biz onun mahiyetini ve halini o zuhuratla bilir ve görürüz. Ve ona görede hareket ederiz.

                ZÜLKARNEYN A.S. KİMDİR

Kurani kerim kehf suresi ayet 83 den 98 e kadar ayeti kerimelerde bahsedilen nebilerden birisidir.
Doğu ve batı ülkelerinide emrinde tuttuğu için zülkarneyn denmiştır. Bu ayetler müteşabih ayet olduğu için bu ifadelerin tevilata ihtiyacı vardır. Her ne kadar zahir olarak garb ve şarka hükmettiğini söyliyorsakta,bu gün zülkarneyn ler varmıdır. Kimlerdir. Onu tanımak ve bu ayetlerden istifade ederek yaşama geçebilmemiz için ,vücut ülkemizde onun yerini bulmamız ve zevk etmemiz gerekmezmi. Enfus ve afakta zülkarneyn a.s. ın doğuya ve batıya gitmesi nedir. Üçünçü bir yola gitmesi nedir. Oradaki halkın yecüc ve mecüc lerden şikayet etmesi nedir. Oradaki halk zülkarney in himmetiyle yecüc ve mecücten nasıl kurtulmuşlardır. Günümüzde yecüc ve mecüc varmıdır. Varsa bizler bunlardan nasıl kurtulmalıyız. İşte bu soruların cevaplarını ,bu kıssaya vakıfiyetle bilmemiz mümkün olacaktır. Günümüzde zülkarneyn ler kalp sahibi olan insanı kamillerdir. Onlar hem sıfatlar alemi olan beden arzına, hemde ruh arzına hükümdarlık yapmaktadırlar. Evvela nefisle yapılan ameller ülkesi beden arzına giderek ordaki halka, hak ve hakikatı anlatıyor. Çünkü orası güneşin battığı ,yani ruh güneşinin batın olduğu yerdir. Sonra doğuya giderek,oradaki ahaliyi üryan bulmuş. Ve onlarada ayni şeyleri anlatmıştır. Doğu ise, vahdaniyet yeri olduğu için ruhun birlik zevkine sahip olmaları nedeniyle, bazı kaidelere itibar etmek istemediler. Zira hakkın sarhoşu olmuşlardı.şeriat elbiseleri olmadığı için bunlar üryan yani çıblaktılar. Sonra üçünçü bir yola giderek orada yecüc ve mecücten şikayet eden bir topluluk buldu. Onlar zülkarneyn a.s. dan yardım isteyerek,bize yardım et. Bizim sabahtan akşama kadar kazandığımız her şeyimizi yecüc ve mecüc denilen bu varlıklar yiyip bitiriyor.size üçrette ödeyelim dediler. Zülkarneyn a.s. da onlara, ben hiç bir ücret istemem benim ücretimi cenabı hak verir.sizler bana yardımci olursanız bende sizileri onlardan kurtarırım dedi. Halkın ellerindeki ne kadar demir ve bakıları varsa, bir meydanlıkta toplayarak onları ateşladi. Demir ve bakılar eriyince çin setti gibi bir set yaparak, onları yecüc ve mecücten kurtardı. İşte günümüzdeki insanı kamillerde, batınımız olan nefis ülkesine giderek,teşbih tecellilerini öğretmekte,doğumuz olan ruh ülkesine giderekte, tenzih tecellilerini öğretmektedir. Üçünçü bir yol olan ,halkı daima rahatsız eden yecüc ve mecüc varlıklarının bulunduğu esfeli safilin olan avamın ülkesine gitti. Avam,ilim ve irfaniyetsiz olarak ne kadar ibadet ve taat yapsalarda onların enfusundaki vehim ve hayal gibi,yecüc ve mecücten kurtulmaları,yani ihlasa ermeleri mümkün değildir. Onun için mutlaka bir mürşidi kamile ihtiyaçları vardır. Afaktada avamın kendi varlıklarını hakka vermiş olan tevhid ehlinden rahatsız oldukları malumdur. Çünkü yunus emre bir ilahisinde bir sinek kartalı aldı vurdu yere,bende gördüm tozunu buyurduğu gibi,alimim diyen bir kişi bir devrişe cevap bile veremiyor. İşte bu topluluğa insanı kamil sohbetleriyle,inşaallah ve maaşallah sözlerinin sırlarını öğreterek bu rahatsızlıktan kurtuluyorlar. İnşaallah demek, işlerin sahibinin Allah olduğunu bilmektir. Çünkü bütün fiillerin faili Allahtır. İlmini öğretiyor. Sonra Maaşallah demekte maşetin sahibi Allahtır demektır. Zira mevsuf sıfatların sahibide Allahtır. Bir insan fiil ve sıfat şirkinden kurtulursa,o kişi ne sevap işleyebilir, nede günah işleyebilir. Artık o kişi ,fiil ve sıfatsız olduğu için cehalet ve gayriyetten ölmüştür. Her ne kadar henüz vücudu varsada,boş bir kütük gibi onun hiç bir şey yapması mümkün değildir. Tecelli sıfatı zevk eden saliklere kurtuluş beratını almıştır denilmektedir.insanı kamillerde zülkarneyn gibi,batıya ve doğuya giderek her ne kadar teşbih ve tenzih mertebelerindeki, kişilere vuslat zevklerini öğretiyorsada ;esas üçünçü yol olan inançlarında taklitten kurtulamayan,ister enfuslarında ,vehim ve hayelden kutulamayıp ibadet ve taatlarından zevk alamıyanlar olsun, isterse,pozatif ilimle bir şeyler bilenlerin manevi ruh nurlarına sahip olmadıkları için tevhid ehlinin, hak ve hakikat sözleri, onlara diken gibi batması nedeniyle, insanı kamile ihtiyaçları vardır. İnsanı kamilsiz bu rahatsızlıktan kurtulmak mümkün değildir. Onun içinde inşaallah ve maaşallah sırlarının bizlere öğretilmesiyle mümkün olacağını bizlere bildiriyor.

                       HAKİKATA VUSLAT

İnsan oğlu esfeli safilin olan bu dünya alemine bir imtihan için gönderilmiştir. Kendi insanı asliyesini bilmek ve görmek için kuranı kerimin enbiya suresi ayet 7: Feselü ehlezikri in küntüm la teğlemun ( siz Allahı bilmiyorsanız ehline gidip öğrenin) ayrıca maide suresi ayet35 Ey iman edenler,Allahtan korkun ve onun rahmetine yaklaşmaya yol arayın.onun yolunda mücadele edinki,kurtuluşa eresiniz emrine tabi olmaları lazımdır.Nasut alemi dediğimiz maddi cisimlerin mahluku mahluk olarak gördüğümüz,beş duygumuza hitap eden bu fiiller aleminden,siyret alemi olan latafet alemine geçebilmek için mutlaka bir insanı kamilden bunun tahsilini yapmak lazımdır. Bütün fiillerin failini,mazharlara nisbet eden salik bu tahsilden sonra hiç bir varlığın kendine ait fiilinin olmadığını,bütün fiillerin failinin Allah olduğunun bilincine erecektir. Bu bilince eren salik,fiillerin sıfattan, ve sıfatında vücudu olmadığı için vücudullah olarak ,yalnız fiiller penceresinden üç tecelliyide görmesiyle,melekut alemi olan letafet alemine intikal etmiş olacaktır. Çünkü bu letafet alemi beş duygu ile algılanmaz. Yalnız zevk edilir. Fiiller aleminde maddi varlıklar,şeriat kuralları dahilinde hareket ederler. Melekut alemi olan gözle görülmeyen letafet aleme geçerken, fiillerin sıfatlardan tecelli edişinin tefekkürü,ve zaman,mekan,ve ihvan durumuna göre ayrı şan ve tecellide bilinip görülmesi,onu ahlak ve edep güzelliği ile tarikat seviyesi olan ilim ve irfaniyetteki arayacılığa yükseltecektir. Tarikat düzeyindeki kişi neyin, neden, nasıl ne şekilde oluştuğunu araştırmağa başlar. Yoksa günümüzdeki; kadiri, rufai, nakşi gibi tarikatlar değildir. İşte insanı kamilin üfürdüğü ruh;efalin,sıfatın,ve vücudun sahibinin Allah olduğundan ibarettir. Allah ademi kendi sureti üzerine yaratmıştır h.ş. bizlere Allahın hüvviyet ve enniyeti ile adem denen bu varlıkta kemalatıyla açığa çıktığını gösteriyor. Adem sureti deyince yanlış anlamıyalım. Allahın sureti sıfatlarıdır. Yani kemal sıfatlarını insan varlığından açığa çıkarmıştır. Tabiiki buda her insan suretinde olan insan değil.suret ve siyrette insanlığını bulan insanı kamillerdir. Melekut alemi olan latif efalin,sıfatın ve vücudun zevki insanda tecelli edince, her varlıktaki tecelli edenin cenabı hak olduğu bilinçi ile dargınlığı ve özdeki itilafı kalmaz. Çünkü varlıkların hiç bir güç ve kuvveti yoktur. Hükmüde yoktur. Onlar yalnız cenabı hakkın birer aletidirler. Cenabı hak o varlıkları nerede kullanırsa orada görev yapmak mecburiyetindedirler. Bu melekut aleminde,her varlığından görünen ve bilinen cenabı hak olduğu bilinçi ile hareket ederler,.insan,ruh itibariyle latif alem olan melekut aleminde yaşar, ve zevkidar olur. Bundan sonra kişi yoluna devam ediyor. Ve esma ve sıfatlar alemi olan marifet alemine intikal eder. Burada salik her gördüğü sıfatın esmasını,görür ve esmalardanda müsammayı görerek manevi suretlerin manalarını zahirde ortaya çıkışını seyreder. Cemalullah ile zevklenir. Hangi mazhardan nasıl zuhura geldiğini 7,000 hassas terazisiyle tartar ve ona göre tavır takınırlar. Her şeyi yerinde görür ve uygularlar. Bu alemde kesret yoktur. Yanlız tek olan Allah bilinçinin kendi özünde sayısız tecelli ve manaları vardır. Bütün alemde anlarki,faili mutlak olan tek Allahtır. Hiç bir varlığın bağımsız kendine ait vücudu yoktur. Bu marifet alemi olan sıfat ve esma alemi olup,manalarını teşkil eden alemde, çokluk müşahadesi kaybolduğu için, artık tek olan cenabı hakkın teklik irfaniyeti başlamiştır. Kişi bu yerde çok dikkat etmesi gereklidir. Bu zevke sahip olan salikte ,ilhamlar başlamıştır. İlhamlar iki yerden geldiği için çok dikkat etmek lazımdır. 1-nefisten 2-ruhtan gelir. kişi cenabı haktan başka onun dışında,bir varlık görüyorsa hala şirkten kurtulmamıştır. Bu gizli şirk halidir. Onun için kişi nefsini bilicidir. Bu yerde zaman zaman çok yükseklerdende salik haber alabilir. Fakat bunlara aldanmamalıdır. Daima nefsini dinlemeli,ve tam teslimiyet göstermelidir. Buradaki ayak kaymalarından ve yanılgilardan kolayca kurtularak vuslatında daim olmalıdır. Lahut alemi, marifet aleminden sonra gelen zat alemidir. Kişi burada zatıyla yaşadığı için yalnız ben varım bilincinin kişide zuhurudur. Allahın resulu Allahın zatı üzerinde tefekkür etmeyiniz buyurmuşlardır. Çünkü Allahın zatının yanında başka bir varlık yokki onu tefekkür etsin .ayrıca tefekkür sıfatla yapılacağı için, sıfatın zatı ihade etmesi imkansızdır. Onun için bizler Cenabı hakkı mukayyet olan alemdeki sıfat tecellilerindeki esma alması bu esmalarında efali ilahisiyle eserlerini gösterme tahsilini yapanlardanız. Bu saydığımız nasut alemi ( varlıklar alemi) ayrı,melekut alemi( latif veya siyret alemi) ayrı, marifet alemi ( ceberrut alem veya esma ve sıfat alemi) ayrı, lahut alemi ( zat alemi) ayrı değildir. Bunlar anlaşılsın için,sözde dört yönünün iç içe izahından ve zevkinden ibarettir.kişi insanı asliyesini bu 4 mertebede kamilin tahsilinden sonra anlayacaktır. O zaman Allah ayrı ben ayrı değilmişim. Cenabı hak bende zuhura gelenmiş. Bu kemalata sahip olunca kendi diye bildiği varlığında,kendisinin olmadığını o varlığında hakka ait olduğunu,bir alet olarak kullanıldığını zevk etmek hakikatın ta kendisi imiş diyecektir. Cenabı hak bizleri bu esfeli safilin olan dünya bataklığından,insanı kamilin himmetiyle kurtarsın. Maddi vücudumuzdan daha bu alemde geçerek ruh alemine,oradan ruhun 4 mertebede tecelli ederek,sıfat ve esmanın manevi zuhuratının marifet zevkine,oradanda zat aleminin zevk ve yaşamını cümlemize nasip ve müesser etsin amin.

    HER ALEMDE AYRI AYRI VÜCUT GİYERİZ

İnsan denen bu varlık baba sülbünde iken ayrı bir vücut giymekte,anne sülbüne düştüğünde anne karnında ayrı bir vücüt giymekte,dünya alemine geldiğinde,dünya vücudunu giymekte,alemi ahirete intikal ettiğinde de latif olan vücudu giyecektir. biz baba sülbünde bir meni iken,vücudumuz bir damla su halinde idi. Anne rahmine düştükten sonra,birinci 40 günde kan pıhtısı haline, ikinci 40 günde et pıhtısı haline,üçüncü 40 günde yani,120 gün sonra dünyadaki teşekkül edecek, kol ve bacaklar gibi çok küçük bir numune meydana gelecektir. Bize bunu daha evvel söyleselerdi inanmazdık. Çocuk anne karnında gıdasını göbek bağından almağa başlamıştır. 9 ay veya 9 ay on gün gibi bir vuslat sonunda,dünya vücudu ile dünyaya ayak basmıştır. Son dediğimiz anne karnındaki bazı organlar görevlerini bitirerek kişiden dünyaya gelince ayrılmışlardır. Dünyaya yeni bir vücut ve yeni bir gıda mekanızması ile gelmiştir. Anne karnında iken ilmi,aklı ve her türlü idrakı olmayan bu varlık ,bundan böyle göbek bağından gıdalanmamaktadır. Dünyada ise ağızdan gıdalanmaktadır. Beş duygusu anne karnında iken yok idi. Dünyaya gelince bunlarla yaşama başladı. Hasılı ayrı bir alemde, her yönü ayrı olan bu insan oğlunun dünya alemindede yeni bir vücut, ve yeni bir vuslat takviminin yapraklarını koparmağa başlıyacaktır. Elbette bir gün bu takvim yapraklarıda koparılarak sona erince,bu dünya vücudu ,toprakta ifna olacak,fakat öz olan ruhaniyeti ölmiyecek ve yoluna devam edecektir. Zaten ruh için ölüm yoktur. Ölüm bedenedir. Bu dünya aleminden, letafet alemi olan ruhlar alemine geçen insan oğlu,o yeni alemindede ayrı bir vücut giyecektir. Dolayısıylada dünya ahiretin tarlasıdır h.ş.gereğince,dünyada itikat ve amel yönü her ne ise,ahiret diye vasıflandırdığımız bedensel yaşamın sonu olan ahiret aleminde,bunun ceza ve mükafatını görecek ve yaşayacaktır. Ahiret aleminde dünya vücudu giymiyecektir. Oranın vücudu latif vücut dünya vücudu kesif vücuttur. Onun için oranın vücudu ayrı dünyanın vücudu ayrıdır. Ayni baba sülbündeki vücudun ayrı,anne karnındaki vücudu ayrı,dünya vücududa ayrı olduğu gibi. Ahiret vücududa ayrıdır. İnsan oğlu anne karnında göbek bağından gıdalanıyordu, dünyaya geldi, vücudunun gıdasını ağzından almağa başladı. Alemi ahirettede,ruhun gıdası olarak idrak ve beyinden gıdalanmaga başlayacaktır. Yani beş batın duygularımızla.her merhalede nasıl peyder pey her varlık tekamüle doğru koşuyorsa,insan oğluda, baba sülbünden Allahın lahut alemi olan zatına kadar vuslat koşusundadır. Her devrede, üç yüz milyon mertebe geçmekte,ve asliye insaniyesini bulmak için çetin mücadelelerle yol katetmektedir. Görmiyormusunuz, mevsimlerde bir meyvanın çekirdekteki sırrının kemalatıyla açığa çıkabilmesi için sonbaharda üç ay üç mertebede vuslat yolculuğu yapıyor. kışın, üç ay üç mertebede vuslat yolculuğu yaparak toparlanıyor. İlk bahar gelince,üç ay kendisini sergilemekle vuslat yapıyor. Ve nihayet, yazın üç ay üç mertebede kemalatıyla meyvasının isbatını yapıyor. Bu devrelerde yeterli bakım,çapalama ve sulama gibi ilgiyi göstermezsek, o nisbette meyvanında kemalatı eksik oluyor. Aynen insan oğluda bunun gibidir. Dünyada kişi tenceresine ne koydu ise,ahiret alemi dediğimiz letafet alemindede kepçesine o çıkacaktır. Alemi ahirettede kişi üç mertebeden geçerek zat deryasına vuslat bulabilir. Bu alemlerin vücutları bizim bildiğimiz gibi cismani değildir. Hepside latif olup,idrak ve hislerle gıdalanırlar.ister vahdet aleminde,ister marifet aleminde olsunlar, nurani vücutlarıyla cennettekiler zevkten zevke geçerler. Cehennemdekilerde,azabtan azaba geçerler. Bir kişi rüyasında vücudu yatakta hiç bir sey olmadığı halde,ruh yönüyle her yere gidebiliyor. İşte onun gibi, latif olan ruh içinde, zaman ve mesafe mevhumu yoktur. Geçtiğimiz bu vatanlarda ayrı ayrı vücutlar giyerek, o alemlerde üçer yüz bin mertebe geçerek, zat deryasına kadar bir vuslat koşusunda isekte, aslımız hiç değişmiyor. Yunus esması olan kişi sonuna kadar her alemde yunus olarak anılmakta ve bilinmektedir. Allah cümlemizi her geçtiğimiz alemde,bütün tecellilerini dünyada iken görmek ve zevk etmek nasip etsin amin.

                            NEVRUZ

Nevruz yeni gün demektir. Yani ,ilk baharın başlaması nedeniyle,baharın ilk günü anlamına gelen nevruz denilmektedir. Cenabı Allahın mevsimlerdeki sırlarından biride nevruz dur.çünkü kışın son günlerinde, evvela birinci cemre havaya düşer. 7 gün içinde havalar biraz ısınır. 7 gün sonra 2 inçi cemre suya düşer. Buda 7 gün devam eder. Ve ağaçlara su yörür. 3.ünçü cemre de 7 gün sonra toprağa düşer ve toprakta don ve buzlar erir. 21 gün sonra havalar kış soğuklarından sıyrılmıştır. 7 gün sonra yani,birinci cemreden itibaren 28 gün sonra nevruz başlamış olur. Nevruz girince gece ile gündüzde musavi olur. Artık ilk bahar 21 marta tekabül eden bu günde başlamıştır. İranlılar bu günü yılbaşı kabul etmişlerdir. Azarbeycan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan gibi bazı bize göre doğu ülkeleri, ilk baharın gelmesi ile çesitli şenlikler yaparlar. İşte tevhid ehlide bayram yapar. Onlar bayramı yalnız zahirde tek taraflı değil,batın yönü olan ,birinci cemreyi fiillerin failini 7 sıfatı subudiyesi ile bilir, ikinçi cemreyi, sıfatların mevsufunu 7 sıfatı ile bilir. üçünçü cemreyi, vücudun vücudullah olduğunu 7 sıfatı ile bilip ısıttığında o vücudun soğukluğu,yani haktan ayrılığı kalmıyacaktır. Sonundada bunların hepsini yine 7 sıfatıyla kendi vücut ülkesinde sıcaklığını zevk ederek, dostu ile ilk bahar bayramını yapma imkanını sağlıyacaktır. Burada zahir ve batın musavi dir. İlk bahar geldiği için ruhun bütün sıfatlardan tecellisi zuhur edecektir.

                      KABİR ZİYARETİ

Kabir ziyaretini Resulullah efendimiz bir müddet ashabına yasak etmiş, bir zaman geçtikten sonra, tekrar insanların ibret almaları için serbest etmiştir. Bu ne demektir. İnsan öldüğü zaman ,insanatı ruhu,hayvanatı ruhu, nebadatı ruhu o cesetten alınmaktadır. O cesette yalnız tek cemadatı ruh kalmıştır. Ölen o kişinin cesedinden ruh tecellisini çeken cenabı hak tekrar o cesede tecelli etmesi veya o cesedin her hangi bir mameleye tabi olması düşünülemez. Cenabı hak o cesede tekrar tecelli etmek istese idi, o cesetten tecellisini kesmezdi.Onun için o ceset dünyada iken o ruha giydirilmiş bir elbise idi. Elbise eskidi, onu toprağa gömdük geldik. onun hiç bir hükmüde kalmadı. Yalnız yaşayan kişiler kabirlere giderler,oradakileri ziyaret ederlerse hiçmi fayda görmezler. Evet fayda görürler. Yalnız toprak altındakilerden değil, kendi vücut varlığının manevi şualarından ve dalgalarından istifade ederler. Çünkü insan alemi kübradır. 18 bin alem insan çekirdeğinin içinde bi tamam mevcuttur. Ziyaret ettiği kişinin esması ve gözüde kabirlerin taşlarından etkilenerek kendi alemindeki o ruhların frakanslarını birleştirerek hem zahirde, bir gün bende buraya geleceğim diye ölümü hatırlamiş olacaktır. Hemde kendi vücut ülkesinde o kabirlerdeki kişilerin esma ve ziyaret nedeninin hisleri gönül tellerini dillendirecek,kişilerin gönüllerindeki o kişiler için pencere ve kapılarıda açmiş olacaktır. kişilerin hallerine göre,ağlamak, manevi gönül konuşması sağlamak, ziyaretcinin tüylerinin diken diken olması ve etkilenmesi gibi bazı zevki hallerin zuhuruda olacaktır. Yalnız bunlar toprak altındaki cesetin dalgaları değildir. Bu halleri kendi vücut kabrinde mevcut olan o veli veya kişilerin ruhaniyetinin tecellileridir. Tabiiki buda evliya veya kişilere sevgi ve inanç miktarınca olacaktır. Yoksa arifler, ceseden aralarından ayrılan büyüklerini kabirlerde değil, ariflerin gönlünde ararlar. Kabirler Ramazan bayramında,üçünçü bayram günü ve kurban bayramındada arefe günü yapılması daha ecir getirir denilmektedir. Neden. Çünkü arefa hakka arifiyeti remzeder. Yani vahdet deryasına ayak basanlar,bütün sıfatları ziyaret ederek onlara çok büyük mükafatlar sağladığını bilirler. Aynen bu vücut ülkesindede ruhullah olabilen kişiler,bütün sıfatlardan o ruhun ayniyet tecellilerini gösterdiği gibidir. Nesimi h.z.leride kah çıkarım gök yüzüne seyrederim alemi ,kah inerim yer yüzüne seyreder alem beni buyurmuşlardır. Gök yüzünden alemleri seyretmesi demek: bütün sıfatlardan samadaniyeti ile tecelli eden cenabı haktır. İşte canlı ve yaşayan bir kişi de arefeye ayak basmışsa ayrı ayrı sıfatlar durumunda olan duaya muhtaç canlı kabirlere, üç ihlas ve bir fatiha okurlarsa, onlarda elbette bundan sonsuz fayda görürler. İster zahir yönü ile olsun, isterse batın yönü ile olsun :birinci ihlas efalini okuması, ikinci ihlas sıfatlarını okuması,üçünçü ihlas vücudunun vücudullah olduğunu okumasıdır. Fatiha ise: 7 ayetten ibaret olan kişinin kendisinin hakkın o mazhardan zuhuratından ibaret olduğunu okuması,tarif edilemiyecek kadar canlı vücut kabirlerindekilere fayda sağlıyacaktır. Ramazanın üçünçü bayram günüde, ayni manaya gelmektedir. Ramazan bayramı üç gün olup: birinci bayram efali ilahiyeyi,ikinci bayram sıfatı ilahiyeyi, üçüncü bayram günüde zatı ilahiyeyi remzetme günleri olduğu için, bu üç nisbiyetten kurtulan dostla buluşur ve sevişir. Buda vahdaniyete kavuşanlar bu bayramı yaparlar. Pir h.z.leri,bizim vuslatımız ikidir. 1- edna süluk 2- ala süluk tur. Buyurmuşlardır. İşte ayrı olan kulun nisbiyetlerinden kurtularak vahdaniyet deryasında ruhullah olmasıdır. Ala süluk ise, Ruhullah olan cenabı hakkın vahdaniyetinin sıfatları olan kullardan zuhuratıdır. Onun için diri olan kamiller,ölü durumunda olan salike daima üç ihlas ve bir fatiha okuyup durmaktadırlar. Onlarda kendi vücut kabristanlığını her zaman ziyaret tecellileri ile sonsuz mutluluğa ermektedir. Zahirde bedensel olarak salikler insanı kamilleri ziyarete giderler, insanı kamillerde her bir salikten kemalat tecellileriyle her an zuhur etmektedir. Allah cümlemize beden kabristanlığındaki insanı kamilleri ziyaret etmek nasip ve müessir eylesin amin

                    MUSA VE HIZIR KISSASI

Kuranı kerimin kehf suresi 60-83 ci ayeti kerimeye kadar kıssa olarak anlatılan musa ile hızır vakası bizlere sayılamıyacak kadar ders vermektedir. Bizim gibi musaların, her zaman hazır ve bütün müşküllerimize deva olabilecek hızırlara yani mürşidi kamillere ihtiyacımız vardır. Onlar şeriat ve hakikat deryalarının birleştiği mecmual bahreyn mertebesinin sahibleridir.orda bulunurlar. Ayetlerin zahiri aynen anlatıldığı gibidir.zahir olarakta ibret almamiz lazımdır. Fakat,kıssada geçen her türlü vaka ve olayın batınını bilmezsek remzettiği mana ve şifreleri anlamadığımızdan, laikiyle istifade ettiğimizi söyleyemeyiz. bir gün musanın kavmi, musa a.s. a senden üstün alim bir kimse varmıdır dediler. Musa a.s. yoktur dedi. Çünkü afakta peygamberlerden üstün alim kimse olmaz. Enfusta kişinin nefsi emmaresi benlik ve çok bilmişlikten mütevellit, oda yoktur diyecektir. Cenabı hak musa a.s. a iki denizin birleştiği yerde bir kulum var, onunla görüş dedi. Musa a.s. onu ben nasıl bulabilirim diye sordu. Cenabı hakta, sepete yiyecek, olarak, koyacakları, balığın. Bulduracağını, söyledi. Arkadaşı yuşa ile yola çıkan musa,yollukları olan balığı alarak yürüdüler. Yani balık aşkıydı. Arkadaşı yuşa ise nefsi idi. İki deryanın birleştiği yerde mola verdiler. Ve musa uykuya daldı. Musa uykuya dalınca sepetin içindeki balık bir yol bularak denize gitti. Çünkü balığın denize gittiği vakit, kalp musası uykuda ve nefis yuşasıda uyanık olur. İnsanda vehim şeytanı,nefis yuşasının, kalp musasına balığı hatırlatmasını unutturdu. Tekrar yollarına devam ettiler. Bir zaman sonra musa a.s. yuşa balığı getir yiyelim dedi. Oda senin uyuduğun o iki denizin birleştiği yerde,o denize bir yol buldu gitti dedi. Musa ,işte gitmemiz gerekli yer orasıdır diyerek geri döndüler. Ve oraya geldiklerinde, bir piri fani gördüler. Selam vererek,yanına yaklaşıp arkadaş olmak istediğini,söyledi, oda otur bakalım,evvela bir yemek yiyelim,sonra bu mevzuyu konuşuruz dedi. Yemekte hızırın önünde pişmiş bildırcın eti ve kudret helvası vardı. Musanın önündede,çiğ bir tavuk vardı. Musa bunun hikmetini sordu.oda;senin gibi bu yiyeceğinde çiğ,onun için seninle arkadaşlık yaptığımda sen benim sözlerime itiraz edersin dedi. Musa da itiraz etmiyeceğini ve çok şeyleride sizden öğrenirim inşaallah dedi. İşte, hızır olan mürşidi kamillere, hak ve hakikatı öğrenmek için gelen salikler,hiç itiraz etmeden vuslatlarını tahsil etmelidirler. İtiraz ederlerse, oracıkta kalırlar. Bir adım dahi ilerleyemezler. Hızırla bırlıkte musa , oradan kalkıp vapur iskilesine geldiler. Ve bir gemiye bindiler. O beldede hızırı herkez tanıdığı için,onlardan gemiye binme ücreti bile almadılar. Gemi denizde biraz açılınca,hızır gemıyı deldi.musa hemen itiraz ederek,ücretsiz bindikleri gemiyi neden deldiğini sordu. Hızırda;kendisine itiraz etmemek için söz verdiğini,böyle benim işlerime karışırsan ayrılacağını söyledi. Sonunda karaya çıktılar. Orada bir çocuk topluluğunun oyun oynadıklarını gördüler. Hızır o çocuklardan birisinin başını koparıvardi. Bunu gören musa,tekrar itiraz ederek günahsız bu çocuğu ne için öldürdün dedi. Hızırda çocuğun kürek kemiğini çıkararak musaya,sen kürek ilminden anlarsın diyerek verdi. Musa baktıki;çocuğun anne ve babası çok temiz insanlar,fakat çocuğun ileride bir fesatcı olacağını gördü. Ve anladı. Musaya hızır,bir daha itiraz edersen yollarımız ayrılacaktır.dedi. tekrar yollarına devam ederek bir şehre geldiler. Orada bunlara hiç bir kimse yiyecek vermedi. Fakat orada yıkılmakta olan bir duvarı hızır düzeltti. Buna binaen musa, bu işimizin karşılığında üçret alır ve yiyeceğimizide temin ederiz dedi.hızırda işte bizim arkadaşlığımız buraya kadardır. Ben onu ücret karşılığı değil,fisebilillah olarak yaptım.dedi.hem ben bu üç olayı cenabı hakkın emirleriyle yaptım. Kendiliğimden yapmış değilim dedi. Musa da madem cenabı hakkın emriyle yaptınız,bana bunun hikmetlerini söylerseniz memnun olurum dedi. Hızır, gemiye bindikten sonra,gemiyi delmemdeki hikmet; o gemi 10 yetimin malı idi. Yakında seferberlik ilan edilecek, ülkenin zalim patışahı bu gemi delik diye emrine almak istemiyecek. Ve yetimlerde,geminin ticaretinde çalışarak madur olmalarını önlemek için yaptım dedi. İşte mürşidi kamillerde, kendilerine tabi olan saliklerin 5 zahir 5 batın duygularını hak ve hakikat yolunda irfaniyetlerini sağlaya bilmek için saliklerin varlık gemilerinin delinmesini sağlarlar. Çünkü zalim hükümdar olan nefsi emmare,bu duyguların malı olan o varlığa sahip çıkmasın. Bir saliktede,kamilinin verdiği zikirden sonra tevhidi efali aldığında,bütün fiillerin failinin Allah olduğunu anlayınca,varlık gemisine su girdiğini görecektir. Yani,o ilim nuru olan suyun,varlık gemisine efal deliğinden gemiyi istila ettiğini anlayacaktır. Tabiiki musalarda o güne kadar kendine nisbet ettiği bütün fiillerin faili Allahtır denınce itiraz edecektir. Çünkü hemen kabullenmek çok zordur. Çocuğun başının koparılmasıda; anne ve babası çok temiz insanlar olduğu halde, çocuk büyüyünce,fesatcı olacağı için cenabı hakkın ilhamı ile başını kopardım. Yani;o güne kadar nefsi emmaresinin doğrultusunda giden sıfatlarla,zahir olup kin, gadap ve şehvet gibi vesaire sıfatların öldürülmesidir. İnsanlarda baş, sıfatların tecelli mahalli olması nedeniyle başı koparıldı. Denmiştir. Anne ve babanın temiz kişiler olması da, ruh ve onun tecelli sıfatlar olan nefis, aslında rabbımın emirlerindendir. Ne zaman emmare nefse uydu, o zaman fesat çıkarır. Duvarın yıkılıp tekrar yapılmasına gelince: o duvarın altında iki yetimin hazineleri vardı. O yetimler henüz küçük oldukları için, akıl bali olmadan duvar yıkılıp o hazineleri, başkaları almasın diye duvarı yeniledim. Çünkü o zamana kadar çocuklar büyüyecek, hazineler duvarın altında olduğu için hiç kimsenin haberi olmayacaktır. Diye yaptım dedi duvardan murat senin diye bildiğin vücudundur. Bazı zevat duvarın altında ki biri la ilahe illallah dır. Biride Muhammeden resullullah dır. Demişler bazılarıda biri öz, biride söz hazine küpleri demişlerdir. Bazılarıda o duvarın altın daki hazineden kasıt biri celal biride cemaldir demişlerdir. İşte sendeki bu hazinedede biri ten, biri candan ibarettir. Hızır gibi kamillerden aldığın telkinatla, kişinin variyetini, efal burgusuyla delmeli ve harab etmeli, sıfatlarından zuhur eden nefsin, kişiye nisbiyet isteklerinin başını koparmalı, ve vücudun vücudullah olduğu idrakı ile mülkünde ondan başkasını bırakmıyarak, daima zatından sıfatlarına tecelli ile, sıfatlardaki fiilleri müşahade etmemiz gereklidir. Peygamber efendimiz, Musa a.s hızıra biraz daha sabretmiş olsa idi, daha çok şeyler öğrenecek idi demiştir. Dikkat edilirse, her seferinde musa itiraz etmiş, ve sonunda da özür diliyerek kendini levm ( kınama) etmiştir. Buda bir salikin her hakkın doğru tecellilerine itiraz etmesi doğarsada, kuran-ı kerm terazisiyle tartınca hemen levm etmesi ,yani hata yaptığını kabul edip tövbe etmesi gereklidir. işte kişinin vuslatını bu levm etmeler yükseltecektir. Onun için bu kıssa bir salik ile, bir mürşidi kamilin arasındaki olaydan ibadettir.yukarıdaki kıssada;gemiden murat kişinin variyetidir. Variyet gemisini delmeli,harab etmeli,yani variyeti bırakmalıdır.ikincisi Öldürülen erkek çocoğundan murad ise insanın kendine nisbet ettiği nefsidir.üçüncü,eski duvarın yıkılmasıda,insanın kendi vücududur. Eskiden vücud senindir zannederdin,sonra onu düzeltip hakkın olduğunu anlamiş oldun. Ruh makamı ,cem makamıdır. Bir kimse kamilden yaptığı tahsille,kesreti tabiyyeden kurtulur. Çünkü efal,sıfat,ve vücudun hakkın olduğuna vakıf olunca,kesreti tabiyye kalmaz. Vahdaniyet deryası olan ruh makamı yani makamı ceme vuslat bulmuş olur. Cenabı Allah cümle ihvanata bu kıssayı layikiyle idrak etmek nasip etsin.amin.

                 ZEKERİYYA A.S. KISSASI

Zekeriya a.s. ali imran ailesinden meryem valdemizin dayısıdır. İsa a.s. ın annesi,meryem valdemizin terbiye ve irşadını üzerine almıştır. Meryem valdemizi kızlığında, onu kapısı yüksek bir kalede irşadını yaparken,yaz yiyeceklerini kışın, kış yiyeceklerinide yazın meryemin yanında görünce sordu. Bu yiyecekleri sana kim veriyor. Dedi. Oda bana bunları rabbım ihsan ediyor dedi. İşte bir kamilden irşat olan salikte,nisbiyetleri olan efalini,sıfatlarını,ve zatını ifna ederek varlığının hakkın varlığı olduğunun idrakında olunca; cenabı hak ona vahdette kesreti,kesrettede vahdet tecellilerini lütfedecektir. İşte bu tecelliler,ruhun yiyecekleridir. Zekeriya a.s. ali imran suresi ayet 38: ey rabbım ,bana senin katından pak ve mübarek bir çocuk ihsan et diye dua etti. Cenabı hakta ,ali imran suresi 39: Allah sana Yahya adında bir bir çocuk ihsan etti.o kavminin efendisi olacaktır Dedi. Bunun üzerine,Zekeriya a.s. ya rabbım, ben 99 yaşındayım. Eşimde 98 yaşında, saçlarım ağardı.belim büküldü,.ailemde kısır iken nasıl bu yaştan sonra oğlan çocuğum olacaktır.dedi. cenabı hakta, ali imran suresi ayet 40-41 : Allah ne dilerse onu yapar,onun için zorluk yoktur buyuruldu. Zekeriya a.s. bunun nişanı nedir bunu bana bildir dedi. Cenabı hakta;üç gün kimseye söz söylememendir. Bununla beraber rabbını çok an ve akşam sabah tesbih et buyuruldu. İşte bir salikte ruhunu imam sıfatlarını cemaat yaparak rabbının mihrabında,gönül semasına ellerini açarak, ya rabbi, bu vücut ülkemde daima senin tecellilerini devam ettirecek bir veledi kalp olan,evlat ihsan eyle,diye dua eder. Cenabı hakta,ona şah damarından yakın olduğu için duasını anında duyar, ve Yahya isminde hiç bir kişiye verilmeyen oğlan olduğunu söyler. Henüz kendi varlığını hakkın varlığında yok etmediği için 99 esma tecellilerinin idrakıda zuhur etmemişti. Salikin varlığının son demi ihtiyarlıktır.kendisi henüz vahdaniyete ayak basmamişken eşide, yani sıfatlarıda henüz hakkın tecellilerini zuhur ettiremez. Onun için nasıl olurda Yahya isminde bir evlat olur dedi. Cenabı hakta; Allah ne dilerse onu yapar demekle fenafillah olan bir kişide, kalbin oğlu olan ruh zuhur eder. demektir. Henüz nisbiyetleri bitmiyen bir kişinin veledi kalp zuhuru mümkün değildir. Ama kendi varlığını hakkın varlığında yok eden kişide,o ülkenin efendisi durumunda olan ruhun verilmesi ve o vücut ülkesinde,efendi olarak yönetmesi zuhur edecektir. Cenabı hak zekeriya a.s. a bunun belirtisi üç gün oruçlu olmandır dedi. Yani, efal,sıfat,ve vücut nisbiyetlerinden kurtulduğunda oğlanı görürsün buyuruldu. İster meryem suresi, ayet 1-2. kaf. ha. ya. ayın. sad. zekeriya ya bir rahmet olarak verilen sırlardır. Yani, hafi, ruh, nefis, kalp, ve sır gibi, zevklerin istenmesidir. Bu tabiyat bedenimizden, ruhullah alemine geçip daimliğimiz için bu kıssalarla ibret dolu ayetleri, bizlere çeşitli yönleriyle izah ettiğini görüyoruz. Cenabı hak bizlere bu ayetlerden istifadeler ihsan ettirsin.amin.


        RESULLULLAH EFENDİMİZİN AHLAKI

Resulullah efendimiz bir hadisi şeriflerinde Ben ahlakı tamamlamak için gönderildim Buyurmuşlardır. Bu nedemektir. Ayrıca Allahın ahlakı ile ahlaklanınız. Buyrulmuştur. Allahın ahlakı nedir. Ayşe validemiz de Resulullah efendimizin ahlakını soranlara siz kuran okumuyor musunuz.onun ahlakı kuranın ta kendisidir, buyurmuşlardır. Peki kuran ahlakı nasıl olacaktır. İşte bu soruların cevaplarını verdiğimizde. Resulullah efendimizin ahlakını ne olduğunu anlamış oluruz. Cenabı Allah bu alemde Muhammed aynasından zahiri ve batını ile bütün ahlakını sergilemiştir. Celal ve cemal tecellilerini, zerreden kürreye kadar, ayet ayet tafsilatı Muhammed aynalarından, kuran olarak okuduğumuz 6666 ayetle bizlere kuranı, furganı kitap, halinde sergilemiştir. Bizlerde bu furganı kitap olan sıfatlar alemini sahife,sahife okuya bilmemiz için önderimiz, kainatın mürşidi kamili iki cihan serveri Resullullah efendimizden veya varislerinden tahsil etmekle mümkün olacaktır. bütün cemal ve celal tecelliler, Allahın ahlakı, ve yalnız cemal ve kemal tecellilerde H.z. Muhammedin ahlakı olduğu görülüp anlaşılacaktır. Madem Resullullah efendimiz ahlakı kuran ahlakıdır. Kuran-ı kerim de 6666 ayetten müteşekkildir. Bizlerde 4 tane yan yana gelen altıları tanımakla Resulullah efendimizi tanımış ve görmüş oluruz. Çünkü, birinci altı Resulullah efendimizin hazreti Ebu bekiri remzetmektedir. Hz. Ebu bekir sıtkiyet ve sevgi ve teslimiyeti ile meratibi ilahinin 6 mertebesinden kendini ivşa edip durmaktadır. İşte bir kişide bu meratibin 6 makamında sıtkiyet ve teslimiyetin numunelerini uygularsa Resulullah efendimizin bir yüzünü bilmiş ve görmüş demektir. İkinci yüzü ise, H.z. Ömerin adalet ve şeriat yüzüdür. 6 mertebede bu yüzünüde uygulayanlar Resulullah efendimizin adalet ve şeriat yüzünüde bilmiş ve görmüşlerdir. Üçüncü yüzü ise H.z Osmanın haya ve edep yönüdür. Bunuda 6 mertebede okuyanlar üçüncü yüzünüde bilmiş olurlar. Dördüncü yüzü ise H.z.Alinin ilim ve cesaret yüzüdür. 6 meratibi ilahide bu yüzünü okuduğumuzda da Resulullah efendimizin 4 ciltlik 4 kitap olan h.z Ebu bekir, h.z Ömer, h.z Osman ve h.z Ali yüzlerini 6 şar ciltten meydana gelen bu kitapları okuyup yaşamaya başladığımızda Resulullah efendimizin kemalatı ile ahlakını öğrenmiş ve yaşamış oluruz. Bir çekirdeğin toprağa atıldığında bir zaman sonra gövdesi, dalları, yaprakları ve meyvası meydana gelince şüphe götürmeyecek bir biçimde ortaya çıkıyorsa, tevhid ehlinde de, bu 4 ciltlik kitabı okumakla Resullullah efendimizin 4 yüzü zuhura gelmiş olacaktır. Bizler her zaman muhasebemizi yapalım. Biz neredeyiz. Hangi yönlerimiz eksiktir. İnsanı kamile sevgimiz, teslimiyet ve sadakatımız tammıdır. Sözlerinin hepsinemi yoksa bir kısmınamı inanıyoruz. Daima kendimize bu soruları soralım. Eksik yönümüz varsa tamamlıyalım. Yoksa orada o şekilde durmamız bizi bir adım ileriye götürmez. Bunu da hiç bir zaman unutmayalım. Zannımızdaki bir Rabba teslim olup,onumu seviyoruz,yoksa bir mazhardan tecelli eden Rabbül aleminemi. Kişiler ister dünya alışverişinde, isterse ahiret alışverişinde adaletle hükmediyormu. verdiği sözünde ne dereceye kadar sadakatla hükmünü uyguluyor. Halka hizmet hakka hizmet olarak her mazhardan, hak içinmi yapıyor.yoksa halk içinmi yapıyor. Herkezin bunu kendisine samimi olarak sorması lazımdır. Ayrıca edep ve hayamız,halkamıdır, hakkamıdır. Kendimize soralım. İlim ve cesaret bizimmidir yoksa cenabı hakkınmıdır. Tecelli ettiği mazharlarda geniş bir yelpaze olarak ayrı, ayrı bunu zevk edebiliyormuyuz. işte Resuluullah efendimizin 4 ahlak ve yaşam yönü,4 halifesinin meşrep ve makamlardaki, aldığı isimler yönüyle açık olarak, onu bilmek ve görmek mümkündür. Bu 4 halifesinin bütün meratibi ilahiyedeki yönlerini bildiğimizde, Resulullah efendimizin ahlakını öğrenmiş oluruz. Cenabı hak bunları tetkik eden, ve onları 4 yönü ile yaşayan kullarından eylesin.

                 FARK VE CEM HAKKINDA

Tevhidde kişi,ister fena mertebelerinde olsun isterse beka mertebelerinde olsun,mutlaka fark ve cemi kullanmalıdır. Bu nasıl olacaktır. Tevhidi efalde,bütün fiillerin faili Allahtır. Diyen bir kişi,enfusunda farkta,afakında cemde olmalıdır. Çünkü her ne kadar hayırda,şerde hakikatta cenabı hakkın failliği ile, tecelli ediyorsada,sen kesret aliminde yaşama zevkine sahip olduğun için, hayır tecellilerini,hakka nisbet et. Fakat eksik gördüğün kuranın yasak ettiği halleri de kendine nisbet et. Kendine eksiklikleri nisbet etmekle, o halleri kendinde görecek,ve o eksiklikleri peyder pey yok ederek, eksiksiz haline geçeceksin. Yoksa Allah benden böyle tecelli ediyor.benim elimde ne varki dersen,hem Allaha eksiklik isnat etmiş olursun, hemde,bu eksiklikleri görüp izale etmediğin için kemalat kapılarını kapatmış olursun.kişi afakta ise cemde olmalıdır. Çünkü senden gayri diğer bütün insanlarda, namazsızlık, oruçsuzluk ve Allahın kuranda yasak ettiği bazı tecellileri görürsen, onlara müdahale etme. Senden yardım isterlerse o zaman elinden geldiği nisbette ona yardımcı olmağa çalış. Fakat senden yardım istemiyorlarsa, onları tenkit etme.onlardaki bu tecellilerinde faili Allahtır diyerek cem et. çünkü Allah herkezi,istidatları nerede ise,perçeminden yakalayıp orada kullanıyor. Sen onun başına balyozla,neden yasak edilenleri yapıyorsun diye vursan ,Allah hidayet etmedikten sonra sen onu hidayet edemezsin. Yalnız sana düşen görev, onlarında hidayete nail olmaları için,dua etmekten ibarettir. Kendinde yani enfusunda,farkta ol. Şeriat emirlerini uygula. Ve eksikliklerin varsa, tamamlamağa çalış. Afakta da cemde ol. Bütün varlıklardan her türlü tecelli cenabı Allahındır. Diyerek onları tenkit etmekle, vaktini boşa harcama. Allah hidayet ederse, oda eksikliklerini görür,ve yapmaz. Yoksa sen aciz bir kulsun. Elinden ne gelir. Bir salik beka zevkleriyle zevklendiğinde,artık bu idrakı tersine dönecektir. Yani batın olan gönlünde hep cemle,afakta yani zahirde,hep farkta olacaktır. Çünkü Allahın mülkünde,haktan başka varlık kalmamıştır. Dolayısıylada gönlümüzde hep hakla beraber olmağa,cem diyoruz. Afakta yani zahirde ise Allahın tecelli ettiği cemadat, nebadat, hayvanat,ve insanat diye bildiğimiz 4 alemde tecellilerini vasıflarına göre diyerlendirmek, hal ve kallerine göre mamele yapmak kemalattır. Hukuk,şeriat,adalet,ve yaşam bununla kaimdir. Onun için içimiz,hak ile ,dışımız halk ile olsun .kişi kendine daima soracak.benim zevkim;cenabı hakkın bütün varlıklarda tecellisini görme halimidir. Yoksa kendisinin yokluk idrakı ile, her varlıkta tecelli eden kendisimidir. İşte öylece fark ve cem idrakı onu mutlu edecektir. Onun için diyorumki,tevhid ehli olanlar,tecelli eden cenabı hak,tecelli olunan kuldur. İdrakı galip geliyorsa, bu kişiler isterse meratibi bitirmiş olsunlar yinede fena mertebe zevkine sahip olduğundan,enfusta fark ,afakta cem sigasını kullansınlar.daha bir çok kendilerinde eksiklikler göreceklerdir işte bu eksiklikleri levm ederek böyle tamamlayabilrler. Mülkünde,haktan gayri varlık görmiyor,bütün varlıklar onun sıfatlarıdır. Diyerek tecelli farkını görüyorsa,o zaman kendisi daima hakla beraber olduğu için, gönlünde cemde, zahir varlıklar denen hakkın sıfatları ile münasebetinde farkta olmalıdır. Yoksa yılanla beraber olayım, oda hakkın bir tecellisidir diyerek cem sigasını kullanırsa idraksizlığından mütevellit seni sokar öldürür. Cemadata ayrı mamele,nebadata ayrı mamele,hayvanata ayrı mamele, insanata ayrı mamele yapmak afaktaki farktır. Allah insanı, ahseni takvim üzerine yarattığı için,mülkünde haktan başkasını bırakmayan kişide,kuranı kerimin yasak ettiği fiiller zuhur etmez .bazıları ben hakkın mülkünde ondan başkasını bırakmadım diyorda,cenabı hakkın yasak ettiği bazi fiiller ondan zuhur ediyorsa ,bilsinki o yalancıdır. İşte zevkimiz daima bu olmalıdır.

                        ÇALGI ALETLERİ

Asrı saadette,şairler varlıklı olan zenginler için, kapı kapı dolaşıp yalan yanlış şiirler okuyup, çalgı aletleriyle onları şeytani olarak eğlendiriyorlardı. Bunun üzerine şuara suresi ayet 225-226. da şairlerin çalgı aletleriyle, şaşkın şaşkın dolaşıp nefsi şımartan azgınlık ve sapıklık şiirlerini, cenabı Allah yasaklamıştır. Bunun üzerine, inanan bütün sahabelerin çalgı aletı olanları, çalgı aletlerını kırmış ve parçalamışlardır. Bu ayetlerin arkasından; şuara suresi ayet 227. ancak iman edip mümin şairlerin tevhid üzerine Allahı övme, hakka teşvik,hikmetli öğütler gibi ahireti teşvik eden şiir ve ilahilerin çalgı aletleriyle söylenmesinde, beis yoktur buyurulmuştur. Bunun üzerine, sahabeler Allahın zikrinde ve Resulullah efendimizi öğen şiir ve sözlerle aşklarını pekleştırmişlerdir. Tabiin ve tabi tabiin den bu yanada bütün evliyalar, mevlanalar ney ile, Ahmeti Rufai h.z.leri tefle,gudumla,ve diyer bütün velilerde muhtelif çalgı aletleriyle ilahiler okutmuşlardır. Onun için niyette iyilik varsa akibettede iyilik vardır. Kullanılan çalgı aleti hakkamı övgü yapıyor. Yoksa halkamı.hakka övgü ve teşfik varsa,her türlü çalgı aleti helal olur. Hayır. Halka dönük nefsi kamcılıyorsa haramdır. Allah kişilerin suret ve ameline bakmaz, kalp ve niyetine bakar h.ş. cenabı hak bizleri taklit ve gösterişten kurtarsın.AMİN.

             BAKARA SURESİNİN HİKMETİ

Kuranı kerimin bakara suresi ayet 67-73 : cenabı Allah size bir bakara (sığır) boğazlamanızı emrediyor buyuruluyor. bakara nefsi hayvaniyedir. İki köy sınırında,bir kişi ölü bulunmuş. Bunun kimin tarafından öldürüldüğü bilinmediği için,musa a.s. a kavmi müracat ederek, senin rabbın bu ölünün kimin tarafından öldürüldüğünü bilir. Demişler.musa a.s. hakka muracaat ettiğinde; cenabı hak, bir sığır kesilerek onun etinin ölüye vurulması ile dirileceğini, ve ölünün dirilmesiylede, hangi köy ahalisi tarafından öldürüldüğünü söyliyecektir. Dedi. Buna binaen, sığırın renğinin ne olduğunu, yaşlı olup olmayacağını,ve sığırdaki bütün belirtileri sordu ve öğrendi. Cenabı hak sığırın,sarı renkte olacağını,ne çok genç ve nede çok yaşlı olmayacağını, çifte koşulmamış olacağını,alaca olmıyacağını buyurdu. İşte bu bakara diye ifade edilen kişinin nefsi hayvaniyesidir. Bir kişi mürşidi kamile gelerek, kendine nisbet ettiği fiillerini ve varlığını kesmesidir. Bu kesilmesi gerekli nefsi hayvaniye sahiplerinin,rengi Allaha sevgi ve aşkından mütevellit sarı olmalıdır. Akil baliğ olmamış çocuk kadar küçük,ve çok yaşlı duyma ve görme sıfatlarını kaybetmişte olmamalıdır. Meratibini bitirmiş kemal ehlide olmamalıdır. Çünkü onun kurban olmağa ihtiyacı yoktur. Nede hiç bir itikada sahip olmayan kişilede boğazlanmaya laik değildir.işte böylece hakikatı Muhammediye deryasında, kendi insanı asliyesine talip olan kişi, tarif edilmiş oluyor. Sonra tarif edildiği gibi yaşlı bir kadının oğluna ait bir sığır bulunuyor. Fakat yaşlı kadın ,sığırın derisini altınla doldurursanız onu size verebilirim diyor. Yoksa onu satmıyacağım diyor. Musanın kavmi bu teklifi kabul ederek,sığırı kesiyorlar. Ve sığırın derisinide altınla doldurup kadına veriyorlar. Kesilen sığırın etinden, ölü olan o kişiye vurunca ölü diriliyor. Ve dile gelerek, soldaki köy yani nefsi emmare tarafından öldürüldüğünü söylüyor. İşte yaşlı kadın kişinin tabiatı cismaniyesidir. Oğlu ise, ruhun oğlu akıldır. Kendi varlığını yok edip,hakkın varlığında dirilen ölü ise, kalbin oğlu veledi kalptir. Elbette dirildiğinde kendisinin nefis köyü tarafından öldürüldüğünü, ruh köyünün bunda hiç bir suçunun olmadığını söylemiş oluyor. Bir salıkte kamile gelerek, fiil,sıfat,ve vücut nisbiyetlerini boğazlatarak,bunları hakka verince;kendi süfli emelleri doğrultusunda kullanılan kalp, emmare nefsinden kurtulacaktır.kalbin uyanmasıyla hak ve hakikatı idrak etmiş, ve nefsin kalp üzerine istilasından mütevellit, nefis tarafından öldürüldüğünü söyliyecektir. Aslında nefis ile ruh kardeştir. Fakat nefsi hayvaniye yönü bir kişiyi,şehvet,gazap,gibi istek ve arzularla kalbi kadletmiş olurlar. Ve ruh kuvvelerinin yolu üzerine bırakırlar. İşte mürşidi kamil, bunu çok iyi bildiği için nisbiyet olan fiillerini,boğazlayınca artık kötülük yapamaz. Bir hale gelir. Dolayısıylada kalbin uyanmasıylada her şeyi idrak etmiş olur. Bu ayeti kerimelerle anlatılan kıssa bizlere, ne anlatmak istemektedir. Allaha karşı bir sevgi ve arzumuz varsa,bu dünya cirgefinin içinden kurtulup, insani aslımızı bulup huzur ve saadete kavuşmak istiyorsak,mutlaka bir mürşidi kamile gitmemiz lazimdır. Ona hayvani nefsimizi boğazlatıp, bütün Allahın yasak ettiği kötülükleri yok etmek gerekmektedir. Buda fiillerin failinin Allah olduğunu bilmekle olacaktır. Böylece kişinin kötülük yapan damarları kansız ve bıçaksız olarak kesilince,ruh yönünden gelen rabbımın nurları o kişiyi istila edecektir. Böylece kalbi,ruhun nuru ile uyanmış,ve hakkın varlığı ile varlıklandığını gördüğünde, huzur ve saadet içinde her iki alemde mutlu olacaktır. Cenabı hak bizleride bu gafletten uyandırıp mutlu kullarından eylesin.amin.

                           EYYÜB A.S. SABRI

Eyyub peygamber,yusuf a.s. dan sonra gelen bir peygamberdir. Çok zengin,gece ve gündüz ibadetinde daim bir kişiydi. Bir gün şeytan,bunun bu kadar ibadet ve taatını kıskandı. Bir gün cenabı hakka yalvararak, kulun eyyub çok zengin olduğu için,hiç bir ihtiyacı olmadığından bu kadar çok ibadet ve taat yapıyor. Ya rabbi sen bana musaade et, malını mülkünü elinden alalım gör halini dedi. Cenabı hakta,bu musadeyi verdim dedi. Eyyubun elinden bir felaketle ne kadar malı mülkü varsa hepsini aldı. Eyyub a.s. veren Allah,alan Allah dedi. Hiç kederlenmedi. İkinci defasında, çocuklarınıda bir felaketle elinden aldı. Yine veren Allah,alan Allah dedi. Çünkü eyyubun 7 kız ve 7 oğlan evladı vardı. İblis bundada muaffak olamayınca, ya rabbi, vücuduna ibdila vereyimde bak yine ibadetini yapabilecekmi dedi. Cenabı hakta , diline,aklına ve gönlüne dokunma,bunlardan gayrisinin ibdilasına müsade ettim, dedi. Eyyub bu ibtila ile hastalandı. Ve 42 derece sıtma ateşıyla yatağa düştü. Buna rağmen zikrinde ve ibadetinde eksiklik yapmıyordu. İblisin, bu üç defa Eyyuba musallatından bir sonuç alamayınca,çıldırmağa başladı. Bir gün ailesi,ekmek almak için fırına gitmişti.daha önceden iblisin, bu kadın hastalıklı eyyubun eşidir.ona saçından bir miktar kesmeden ekmek vermeyin, telkinatına binaen ekmek vermediler. Çünkü Eyyub a.s. çok hasta olduğu için,saçı uzun olan eşinin saçlarına tutunarak kalkıyordu. Eşide fırından ekmek alamayınca,aç kalma korkusu ile saçından kestirdi. Ve ekmeğide eve götürdü. İblis ise boş durmamış,Eyyubun eşi eve gelmeden haberi Eyyub a.s. getirmişti. Saçının kesilmesini gören Eyyub a.s. iyi olursam sana 100 sopa vuracağım dedi. Eyyub a.s. bu iddalara o kadar sabrediyordu ki,melekler dahi hayrette kaldılar. Bir ara cenabı haktan nida geldi. Ya Eyyub sen benim sabreden kullarımdansın. Artık ayakların yere vur dedi. Eyyub ayaklarını yere vurunca, yerden bir sıcak ve birde soğuk su çıktı. Soğuk suyu iç, sıcak su ilede yıkan denildi.oda aynen öyle yaptı. Sıhata kavuştu. Ayrıca sad suresi ayet 43.dede buyurulduğu gibi Eyyuba bütün ehlini ve beraberinde daha bir mislini bağışladık emriyle eşi ve çocuklarıda,eski iyi günlere döndüler. Eyyub a.s. ın aklın a;eşine 100 sopa vuracağım diye söylediği söz geldi. Buna binaende,cenabı hak,43 ünçü ayetin devamında nida ederek eline 100 başaklı bir demet al ve onu bir defa eşine vurki,sözünde durasın.çünkü biz seni sabırlı bulduk buyuruldu .işte sad suresi ayet 41 den 45. Ayetine kadar Eyyub a.s. dan bahseden kıssa bizlere,zahir olarak böylece anlatılmışsada,bu gün bizler bir Eyyub gibi ayni ibdilaları zahir ve batında geçirmekteyiz. Fakat kendimizden haberdar olmadığımızdan bu ayetlerin bu gün bizlere hitap ettiğini bilemiyoruz. Günümüzdeki iblislerin musallatından nasıl korunmamız gerektiğini,sabırla muaffak olma metodlarını,ehlinden öğrenmediğimiz içinde,ne dünyada nede ahirette mutluluğa geçemiyoruz. Eyyub kul anlamındadır. Bizim gibi cenabı hakka yüzünü dönmüş ,emir ve yasaklarıyla amil olmak için gayret gösteren,kullara iblis musallat olur. Onun görevi hak yolundaki kişilerin doğru yolunun üzerine oturarak, bu hak yolcularını sapıtmak,ve kendisi gibi bunlarında huzurdan kovulmalarını sağlamaktır. Bu işide cenabı haktan musade alarak yapması, dikkate şayandır. Demekki şeytan bile haktan musade almadan bir iş yapamıyor. İşte sad suresi ayet 41 : şeytan beni zorluk ve eleme uğrattı buyurması, kişinin gaflet zamanlarında vesvese ve vehim gibi,haktan uzaklık hali ile,ahlaksızlık ve gadap hallerini nefis yönüyle yaşamasıdır. Şeytan üç defa Eyyub a.s. musallat olmuştur. Birincisinde,malını mülkünü almış, yani fiillerin faili Allah iken onu engellemiş,ikinçisi, çocuklarını yani sıfatlarının mevsufunu örtmüş, ve ruh tecellilerini engelliyerek nefsine nisbet ettirmiş. Üçüncüsündede vücuduna hastalık vererek eleme uğratmıştır. Yalnız kalbi,aklı,ve dili hariç. İşte bir salikte, mürşidi kamile giderek,nefsin kendine ait gibi gösterdiği bu varlıkları,Allaha nisbet etmeği öğrendiğinde, enfusunda nefsi emmare olan, şeytanın vehim ve vesveselerinden kurtularak ,kuvveyi ruhun selametine mazhar olacaktır. Eyyubun eşi sıfatlarıdır. Ruhun nurundan mahrum olan sıfat, elbette nefsin emrinde olduğu için, mahluku mahluk görecektir. Tahsilindeki her türlü ibtila ve tecellilere sıdkıyla sabredenler, tevhid yolu olan ayağını yere vurmasıyla sıcak ve soğuk su çıkacaktır. Soğuk su bedenin, sıcak suda siyretin mutluluğu için kişiyi huzura kavuşturur. Sıcak su hakikat, soğuk su şeriattır. Bir kişi fenafillah olarak bütün şeytanın ibdilalarına sabreder,hakkın varlığı ile var olursa, şirklerinden ve vücut varlığı gibi en büyük günah hastalığından kurtulmuştur. Ve hakikat sıcaklığı ilede yıkanmış olur. Feraiz olan makamı cemden ,hakiki şeriat olan hz. Cem mertebesine iner. Şeriat elbisesini giyerse, soğuk suyuda içmiş olacaktır. İşte vahdet zevki hakikattır. Kesretteki cemalullah zevkide şeriattır. Bu tenzih ve teşbih zevkine sahip olanlar,kendilerinde ve bütün tecellilerde tevhid yaparak imtihanı kazanmıştır. Kendi diye daha evvel bildiği, malı,mülkü olan efalini,çocukları olan sıfatlarını,ve vücudu diye bildiği vücudullahı, cenabı hak ona ihsan etmiş. Ve eski zenginliğine kavuşmuştur denmiştir. Çünkü hakkın zenginliği ile zenginleştiğinden,daimi mutluluğa ermiştir. Nefsin tahakkumundan kurtulan,kul olan Eyyublar,cenabı hakkın en üstün diye vasıflandırdığı,bu insandaki bütün nimetlerin,kemalatıyla o mazhardan açığa çıkarır. Eyyubun 7 kız ve 7 de oğlan evladı vardı. Onlarda ehliyle birlikte rahmete kavuştular. Bunlar kişinin 7 sıfatı subudiyesinin, vahdet ve kesret tecellileridir. Bütün vücuttaki,şubeler ruhun emrine girdiği için refah ve mutluluğa ermiş oldular. Eyyubun ailesine 100 sapı bir araya getirerek bir defa vurmasıda; 99 esmaül hüsnanın 100 ünçü olan Allah isminden cemiyle tecelli etmesidir. Çünkü ruhun, vücut ülkesinde tasarrufu, kalbin bütün sıfatlarından onu sergilemesinden başka bir şey olamaz. Cenabı hak, insanı kamile giderek ilka edilen üç nisbiyetten kurtulan ve selamete çıkan kullarından eylesin. Bu yolda,çok sabretmek ve sadakatla teslimiyet şarttır. Gayriyet ve cehalet hastalığından kurtularak mutluluğa erenlerden eylesin. Amin.

PEYGAMBER VE VARİSLERİNDEKİ HASLETLER

Peygamber ve varislerinde 5 haslet bulunmaktadır. Bu hasletler onlar için vaciptir. Varislerlerindeki bu eksiklikler onlardaki irşad eksikliği olarak görülmektedir. Bu hasletler şunlardır.


1 - İsmet sıfatı
2 - Emanet sıfatı
3 - Fetanet sıfatı
4 - Sıdk sıfatı
5 - Tebliğ sıfatı


1 - İSMET SIFATI :

Günah işlemekten korunmuş, masum, suçsuz anlamlarına gelmektedir. Zaten onların masumiyet ve ahlak güzelliği ile yaşantısını sergilemesi bizlere örnek teşkil etmektedir.


2 - EMANET SIFATI :

Emin olunan kişi, cenabı Allahın kendine verilen emaneti koruması,ehline vermesi, ehli olmayanlara vermemesi demektir. Hz.Ömer r.a. bile halifeliğe geldiğinde; ey insanlar ben Allah ve resuluna itaat ettiğim sürece, sizde bana uyun ve itaat edin.doğru yoldan saparsam kılıçlarınızla beni doğrultun demiştir. Emanet mürşidi kamillerde hilafet sırrıdır. Onu korumaya talip olanlara vermeği, talip olmayanlardan gizlemesi gereklidir. Emaneti taşıyan kamillere, saygı ve sevgi ,onun şahsına değil ondaki emanetedir. Ondaki emanet hilafet sırrıdır.O emaneti tanımıyanlar Allahıda tanımıyor demektir. Cenabı hak inananları bu durumdan korusun. Amin.


3 - FETANET SIFATI :

Akıllı, çabuk anlama kabiliyeti olan, zeki kişiler demektir. Bir peygamber ve evliyadan, bilen ve gören cenabı hak olursa, ondan daha üstün bir anlama ve kavrama sahibi kim olabilirki. Elbette karşısındaki insan toplumları, isterse pozatif ilim sahibi prafesör olsun .bunlardaki üstün zeka ve anlama kabiliyetlerini şahıslara değil, cenabı hakka nisbet etmek, bizlerin vuslatı ve onlardan yeterli faydalanmamız için gerekli olacaktır.


4 - SIDK SIFATI :

Doğru sözlü,yalan sadır olmayan,sadakatta en üstün olan demektir. Onun için islamiyette,teslimiyet ve sadık olma hali, en yüce makamdır. Saliklerinde bu yola gönül verişleri,onların teslimiyet ve sadakatlarıyle bilinmektedir. Teslimiyet ve sadakatları nisbetinde vuslat almaktadırlar.


5 - TEBLİĞ SIFATI :

Allahtan aldığı emirleri, olduğu gibi insanlara aynen bildirmesidir. Kişi ve toplumlara göre ayırım yapmadan her insana ayni mesafede yaklaşmakla bildirmektir. İşte günümüzde,peygamber olmadığına göre,peygamberlerin varisleri olan, mürşidi kamillerde ayni vasıfları aramamız ve görmemiz gereklidir. Bu 5 hasletten bazıları eksikse, onun bu yolda görevli olmadığını hüküm verebiliriz. Yoksa kelam yönünden çok şeyler bilmesine rağmen,bu vacip olan ismet emanet,fetanet,sıdk ve tebliğ sıfatlarına haiz olmıyan,ben mürşidim diyenlere itibar edilmemelidir. Edilirse ne olur. Elbette sıratı müstakim yolundan ayrıldığımız için, dalaletten kurtulamayız. Hep yanlış bilgiler elde ederiz. Helbuki, bizim gayemiz dalaletten kurtulup, hidayete nail olmaktı. Buda, Allah tarafından bu hasletlere sahip olanlara, lütfedilen bir nimettir. Henüz kendisini dalaletten ve ahlaksızlıktan kurtaramayan kişiler,nasıl başkalarını hidayete ulaştırabilir. Cenabı hak cümlemizi hidayet yolu davetine icabet edenlerden eylesin. Amin.

              MUSA A.S. VE ASA MUCİZESİ

Cenabı Allah bir gün Musa a.s. hitaben ,taha suresi ayet 17 ya Musa sağ elindeki nedir. Diye sordu.Musa a.s. da ona dayanırım, davarlarıma yaprak silkerim, ve sürümü onunla yönlendirmek gibi bir çok ihtiyaçlarımı gördüğüm asamdır dedi. Allah buyurduki; onu yere bırak ve Musa asayı yere bırakınca bir ejderha olmuş gördü. Ve korkmağa başladı. Ya Musa korkma, biz onu evvelki haline getireceğiz. Diyerek, Musa a.s. asayı yerden alınca asa eski haline geldi. İkinci bir mucize olarakta , taha suresi ayet 22.Elini koynuna sok ve çıkar. Kusursuz olarak bembeyaz olsun buyuruldu. Oda elini koynuna soktu. Ve çıkardığında, eli bembeyaz olmuştu. İşte bu iki mücize ile firavuna git. Çünkü o çok azıttı. Ona yumuşaklıkla yaklaş, hak ve hakikata davet et. Denildi. İşte ister kendimizde kalp Musasının hakikat şeriat asasıyla, davarları olan sıfatlarına, ruh yönünden gelen ruhani tecelli yaprakları olsun, isterse ruhani tecelliler doğrultusunda yönlenmesi olsun,hak ve hakikat yolunda ona dayanmak suretiyle onu kullanıyorum demesidir. Afakta ise, mürşidi kamilin saliklerini irşad edebilmesi için taklidi şeriat değil, hakikattan sonra gelen şeriatı saniye ile irşad etmesi demektir. Onun için Musanın asası, mutmain olmuş Musa a.s. ın nefsi olmuş oluyor. Yere bırakması ise: akıl nimeti ile onu yönlendirirse insanlarda kabulleniş olmaz. Onun için kendi kontrolundan çıkması için bırak asanı yere buyuruldu. Yani kesbi ilimini bırak ki Allahın vehbi ilmi zuhur etsin, demektir. Bir kişi aradan çekilirse kalır yaradan .Allahın güç ve kudreti sonsuzdur.işte o zaman kişilerin akıl nimetiyle düzdüğü ilim cümlelerinin yanında, cenabı hakkın tecellileri ejderha oluverir. Ayrıca ikinci bir mucize olarakta; elini koynuna sok çıkar buyuruldu. Bir salikte, nisbiyetlerinden kurtulup, hakkın varlığı ile var olduğunda, her ne fiil işlerse işlesin, ondan işleyen hak olduğu için, lekesiz ve bembeyaz olacaktır. İşte bir salikte, Musa olarak kendine nisbet ettiği süfliyetteki nefsini, mutmain olan nefse tebdil ederek ona göre hareket eder,ve yine hakkın varlığı ile var olursa,.bunu yaşantısına intikal ettirdiğinde bütün fiil ve işleri bembeyaz olacaktır. dolayısıylada selamete çıkmış olarak nefis firavununun karşısına bu iki mucize ile çıktığında galip gelecektir. Musa a.s. firavuna gidince :senin Rabbil alemin dediğin nedir. diye sorduğunda;şuara suresi ayet 24 : Rabbil alemin yerlerin ve göklerin, ve ikisi arasındakilerin rabbıdır Dedi. Firavun çok zeki olduğu için, Musa a.s. ın nübüvvet yönüyle verdiği bu cevabı hafife alarak, ben hakikatını soruyorum, o ise nereden cevap veriyor dedi. Halbuki,hakikat yönünün kelamla ifade edilemiyeceğini bilmiyordu. Hiç bir zaman,zatın sıfatla izahı mümkün değildir. O bir zevki ilahidir.ayrıca Rabbil alemin doğunun ve batının ve aralarındaki mevcudun da rabbıdır diyerek sözünü bitirdi. Firavun, Musa a.s. ı sihirbazlıkla suçlayarak tain edilen bir yerde karşılaşılmasını istedi.Firavun 300 sihirbazla meydana geldiler. Ve Musa a.s. ın sihirini kim malup ederse, ona büyük mükafatlar vereceğini söyledi. Sihirbazlar garanti bizim galip gelmemiz görülecektir. Diye firavuna cesaret verdiler. Sihirbazlar evvela Musa a.s. a senmi marifetin göstereceksin yoksa bizmi gösterelim dediler. Musa a.s. da siz buyurun dedi. Her bir ellerindeki, ipleri yere bırakınca,tabiatta ne kadar yılan çeşidi varsa,( çıngıraklı yılan, kobro yılanı ) gibi hepsi ortalığı istila ettiler. Musa a.s. da asasını yere bırakınca,asa ejderha olup bütün sihirbazların yılanlarını yedi. Yani Musa a.s. gibi ilmi ledün diye bilinen hakikat şeriatını ortaya koyunca, bütün alimim diyen diyer kesbi ilim sahiplerine galip gelir. Yunus emrem bir ilahisindede :bir sinek, kartalı aldı vurdu yere bende gördüm tozunu demekle bunu izah etmişlerdir. Sihirbazlar, yani nefsi emmare firavunlarının alimleri,bu ilhamla tecelli eden cenabı hakkın vehbi ilmi karşısında insan güçü olamaz. Bu alemlerin rabbınındır diye, sihirbazlar, Harun ve Musanın rabbına inandık dediler. Tabii ki, firavun bu yenilgi karşısında hitdetlendi. Ve sihirbazlara; sizin kol ve bacaklarınızı çaprazlama kestireceğim dedi. Yani kişinin, efal ve sıfatlarını Allaha nisbet etmenizi men edeceğim. Demektir. İşte bu zevkten sizleri engelleyeceğim dedi. Onlarda, bizler inandık,sen istediğini yapabilirsin dediler. İşte bir salikte, nefsi emmare olan firavunun bu engellemesi, daima olup durmaktadır. Kişi tam inanır, ve teslim olursa,sihirbazların kurtulduğu gibi, zarar görmez ve kutulmuş olurlar. Firavun Musa taraftarlarını yok etmek için, ordularını toplamağa gittiğinde, Musa a.s. da taraftarlarıyla orayı terk ederek, deryaya doğru yol aldı. Cenabı hak, ya Musa asanı suya vur. Sana deryanın ortasından bir asfalt yol açılaçaktır. Dedi. Musa da vurunca 12 yol açıldı. Deryanın ortasına geldiklerinde, firavunda, ordularıyla birlikte deryanın kenarına gelmişlerdi. Musa ile birlikte olan kavim, firavunun ordularıyla birlikte arkalarından geldiklerini görünce,bizi yakalayacaklar diye çok korktular. Musa a.s. ise onlara, korkmayın cenabı hak bizimle beraberdir dedi. Firavunun orduları deryanın ortasına gelince, suyun kapanmasıyla, hepsi orada helak oldular. Musa ve taraftarlarıda, selamete çıktılar. İşte bizlerde, Musa a.s. gibi bir mürşidi kamile tabi olur, onun tevhid okulunda meratibi ilahiyeyi tahsil edebilirsek,asa ve elimizi koynumuza soktuğumuzda benbeyaz olma mucizesine sahip olmamiz zuhur edecektir. İster enfusumuzda, nefsi emmare firavununa galip gelmek,isterse afakımızdaki nice firavunlara galip gelmiş oluruz. Çünkü ebedi mutluluk, dünya ve ahiretteki saadet ve selamet bununla mümkündür. Mevlam cümlemize bu yolu nasip etsin. Amin.

 

DAĞLARIN GÜNEŞE YAKIN OVALARIN GÜNEŞE UZAK OLDUĞU HALDE; DAĞLARIN SOĞUK OVALARIN SICAK OLUŞU NEDENDİR.

 

 

Dağların güneşe daha yakın olduğu halde soğuk olmakta, ovalar güneşe daha uzak olduğu halde sıcak  olmaktadır.  Çünkü Ahzap Sûresi 72. ayet "Biz emaneti dağlara, taşlara ve arz'a teklif ettikte, onlar yüklenmekten korktular; onu insan kabullendi, zalim ve cahillerden oldu." Buyruluyor. Bu ayette de gördüğümüz gibi bu dağlar ve taşlar teklifata mazhar olamazlar; Çünkü cemadat-ı bir ruh sahibinin, insanatı bir ruh sahibi ile muhatab olması düşünülemez. Şu halde Cenab-ı Allah peygamber ve evliyalar  mazharından dağlar kadar varlık sahiblerine ve taşlar kadar kalpleri katılaşmış kimselere, hakk ve hakikati anlattıklarında onlar bunu kabul edemediler; insan bunu kabul etti, zalim ve cahillerden oldu; Zira insan insanlığını bulasıya kadar elbette nefsine zulmettiği için zalim olacaktır, ilim sahibnin Allah olduğunu öğrendiğinde de kendisine cahillikten başka hiç birşey kalmadığı için cahillerden olmuş olur. Çünkü ilim bir sıfattır. Nerede tecelli ederse orada alim adını alır. Dolayısıyla da alim olan Alah olunca, cahil olan kul olur. İşte bunun gibi dağlar varlık sahiblerini remzeder.  Bunlar ilim ve irfaniyet sahibi olan güneşlere yakın olsalarda. yinede kabullenemedikleri için daima soğukturlar. Yanımdadır yemendedir yemendedir yanımdadır. Bunun en güzel misalidir. Bir salikin daima kamilin yanında olması, varlığını terk etmiyorsa o daima soğuktur. Ovalar ise sıcaktır. Zira ovalarda alçak gönüllüğü, tevazuyu remzeder. Görmüyormusunuz bütün zenginlik membaları ovalardadır. Sular bile dağlarda durmaz hep ovalara iner, onun için dağlar, gurur ve kibirli olan varlık sahiblerini, ovalarda, alçak gönüllü tevazulu kişileri remzettiği için. Mütevazi ve alçak gönüllü oluşlarından mütevellit sıcaktırlar.

 

  

 

PEYGAMBERİMİZ HZ. MUHAMMEDİ TANIYALIM


Peygamber efendimiz, miladı 571 senesinde rabiyel evvel ayının 12.ci günü, yani nisannın 20 sine tekabül eden günde dünyaya teşrif etmişlerdir. Dünyaya gelmeleriyle çok olaylar olmuştur. Bizlerde vücut ülkemizde Muhammediliğimizi zevk etmek ve yaşamak istiyorsak, onu çok iyi tanımamız lazımdır. Cenabı Allah bu alemde zattır. Onu bilmemiz zat yönüyle mümkün olmadığı gibi, Resulullah efendimiz de Allahın zatını düşünmeyiniz diye yasaklamıştır. Fakat sıfatlar yönüyle Muhammeddir. Alemde ve ademde, tavsilatı Muhammediyeden tecelli eden cenabı haktır. Alemde nasıl,ruhu cematı, ruhu nebatı, ruhu hayvani eksik tecelliler olup,suret yönüyle insan mazharı tam olsada,siyret yönüyle ruhu insan tam olmazsa yinede eksiktir. Onun için insanı kamilde eksiklerimizi öğrenip suret ve siyreti yönüyle mazharı tam olmamız gerekmektedir. Bazı kişiler, siyret yönüyle Muhammed a.s. mı tanımadıkları için 14 asır evvelki Resulullahın suret yaşam şeklini taklit ederek, yemeği kaşık ve çatalla değilde, parmaklarıyla yediği için, sünnete uyduğunu söylemekte., Resulullah efendimiz çölde yalın ayak yürüdüğü için sıcakta, yalın ayak yürümek sünnet olduğunu söylemekte,ve buna benzer 14 asır evvelki şekil olarak yapılan her türlü zahmet ve ibdidayi halleri sünnet kabul etmektedirler. Bu ve bunun gibi halleri günümüze taşımak sünnet olamaz.bu zihniyet yobazlıktan başkada hiç bir şey değildir. 14 asır evvel yaşam biçimini günümüze taşıyarak sünnete riayet ediyorum diye,14 asır evvelki yaşam biçimine özenmek, cenabı Allahın her an ayrı bir şanda ve her an ayrı tecellileriyle yenilenmekte olduğuna ters düşmektedir. O günün koşullarında,imkan ve ortam o şekilde yaşamı gerektiriyordu. Bu gün ise, bu günkü nimetlerden faydalanma şeklindeki yaşamı gerektiriyor. Bu gün peygamberimiz zuhur etmiş olsa idi, yalın ayak veya yaya olarak gideceği yere, en lüks vasıta ile giderdi. Bir takım elbise ile yetinmez, temiz ve en iyi elbiselerini giyerek inananlara örnek olurdu. Cenabı hakkın helal kıldığı en iyi nimetlerden istifade eder,ve etmemiz içinde tavsiyede bulunurdu. Günümüzde kuranın çok yönlü bir sutun olduğunu, her asırda bir yüzünün bizlere hitap ettiğini,21 inci asırada, yeni bir yüzünün hitap edeceğini anlayan peygamberin varisleri vardır. Onlar toplumun örnek velileridirler. Yoksa her köşede mürşidim diyen çok durur, binde birinin irfanı yok durur. Denen 14 asır evvelki kuranın yaşam yüzünü günümüze taşıyan zihniyet, bu ayetlerden haberdar olmadığı için, mürşidi kamil olamaz. Resulullah efendimiz, cenabı Allahın her an ayrı bir şanda ve her an,ayrı,ayrı tecellilerini zuhura getiren kemalet sıfatıdır. Habibim sen olmasaydın, sen olmasaydın bu alemi yaratmazdım hadisi kudsi. Buyurulmazdı. Onu iyi tanımak, ve 6666 ayeti kerimeyi günümüze uygulamakla mümkündür.yoksa 14 asır evvelki bir yaşam biçimini tercih etmek gülünç olmaktadır. Dedem giller o zaman için sabanla çift sürüyorlardı, şimdi bu kadar teknolijinin bulunduğu yerde bendemi sabanla çift süreyim . sürersem gericilik ve yobazlık olmazmı. Günümüzdeki moderin aletlerle bu işleri yapmamiz gerekir. Onun için Resulullah efendimizin itikatı zanda ve hayalde bir Allah mıydı. Amel ve mamelesi nasıldı. Ahlak güzelliği ve yaşam biçimi ne idi. Günümüzde yaşamış olsa idi ,yine ayni şekilde o zamanın surette gösterdiği yaşam şeklimi olurdu. Tabiiki hayır. Resulullah efendimiz, cenabı hakkın her an ayrı ayrı tecellilerini ,tavsilatı Muhammediyesinden bizlere hitab edip durmaktadır. Anlayanlar anladılar. Anlamayanlar taklitle uğraşıp durmaktadırlar. Suretten siyrete geçmiyenler, gönüllerinde, hakikatı Muhammedi yaşamaları mümkün değildir. Günümüzdeki Muhammedileri tanımak değil, 14 asır evvelki Muhammedin suretini tanımak için çapa gösterenler ne yazıkki onu hiç bir zaman tanıyamıyacaklardır. Cenabı hak hakikatı Muhammediyeyi tanıyan ve yaşamına uyan kullarından etsin amin.

MÜRŞİDİ KAMİLLER MANEVİ DOKTORLARDIR

İsmail hakkı bursevi 10 ciltlik kuranı kerim tefsirinde;Rahim esmasının manasını verirken, Rahim kulların her isteğini verendir. Kullar bu isteklerini istemezlerse, Allah onlara buğuz eder. Buyurmuşlardır. Peki bu isteğimizi, zandaki bir Allahtanmı isteyeceğiz. Yoksa toplumlar içinden cenabı hakkın, bizzat seçtiği ve mürşidi kamil olarak isim verdiği mazharlar vasıtasıyla, cenabı haktanmı isteyeceğiz. Elbette onların kendi varlıkları kalmayıp insanı kamil resminden dualara icabet eden, her isteyenin isteğini kabul edendir. Salikler mürşidi kamillerinden kendileri için gerekli her şeyi istemelidirler.kamillerde, hastalığınıza Allah şifa versin. Allah işinizi kısa zamanda ihsan etsin. Allah manevi vuslatınızı kısa zamanda göstersin Allah zihin açıklığı versin gibi dualar yaparlar. Cenabı Allahta bu yapılan duaları kabul eder. Zira o kamil resminden duayı kabul eden cenabı haktır. Bu alemde mürşidi kamilleri vasıta kılarak her türlü hastaların şifasını veren, dertlere deva olan cenabı haktır. Onlar manevi doktordurlar. Doktorlukta iki türlüdür.

1 - Zahir doktorlar:

Zahir bedenle ilgili dertlere deva vasıtasıdırlar.

2 - Manevi doktorlar:

Manevi hastalıkların şifası için vasıtadırlar. Mürşidi kamiller, insanların yalnız ilim ve irfaniyetlerini geliştirmezler. Edepte eksiklik, ahlakta eksiklik, itikattaki bozukluk, ameldeki eksiklikler, bütün mahlükatla olan mamele halleri gibi, bir çok yönlerin kemalatı için görevleri vardır. İnsanlar bu saydığımız ilimde, edepte, ahlakta, itikatta, amelde, mamele ve yaşamdaki eksiklikleri olmamiş olsa idi, ne için bizler mürşidi kamile gidelim. Onların Allah tarafından görevleri, insanların bu manevi hastalıklarını tedavi etmektir. Tedavi eden doktorun hastasını tedavi ettiği nisbette yüceliği bilinir. Onun için rahim esmasının gereği olarak, insanı kamillerden her şeyi istemek, cenabı haktan istemek olacağından, istemeliyiz.yalnız yatırlardan, ve ölü olan kabirlerden değil. Çünkü,cenabı hak her yerde tam, ölü kabirlerde yalnız cemadatı ruhu ile olup na tamamdır.doğru yerden ve görevli olan bu mazharlardan isteyimizi cenabı haktan istersek, bizler için hayırlı olan her şeyi cenabı hak inşaallah bizlere ihsan edecektir. İstemediğimiz taktirde de, kamillerin mazharından istekleri kabul edenin cenabı hak olduğunu bilememe cehaletinden de bizlere buğuz edecektir. Zaten o mübarekleri bizlere,bir lütfü ilahi olarak onlardan istesinler diye cenabı hak görevlendirmiştir. Muhammede tabi olmak,Allah tabi olmaktır. Muhammedi tanımamak Allahı tanımamaktır. Muhammede buğuz etmek Allaha buğuz etmektir. Halimizi Allaha şikayet etmek, şikayet değildir. Her türlü müşküllerimizi insanı kamil mazharından cenabı hakka arz edelim. Onların hayır ve dualarını almağa bakalım. Onların sözü hakkın sözü olduğunu unutmayalım.

   MUSA A.S. KAVMINI SAMİRİNİN SAPITMASI

Bir gün Musa a.s. rabbından tevrat levhalarını almak için kavminden 70 kişi seçerek turu sinaya gitti. Yerinede kardeşi Harun a.s. mı vekil bıraktı. Dönüşünde kavminin samiri tarafından altatıldığını görünce, kardeşi Harunun yakasından tutarak,ey anamın oğlu bunlara neden sahip olmadın. Dedi. Kardeşinin yakasından sallayınca elindeki tevrat levhaları yere düştü. Turu sinada kavminin önünden acele ederek gittiğinde, cenabı Allah ona, ya Musa, seni acele ettiren sebeb nedir ,dediğinde, ya rabbi sana bir an evvel kavuşmaktır buyurdu. Cenabı Allahta, ben senin kavmine fitnelik verdim dedi. İşte bu söz aklına gelerek, demekki fitnelikte cenabı haktanmış diyerek,kardeşi Harunun yakasını bıraktı. Tevrat levhalarınıda, yerden toplıyarak samirinin yanına gitti. Ey samiri senin yaptığın bu iş nedir diye sordu. Oda, ben israil oğullarının görmedikleri cebrailin atının ayak izinden, bir avuç toprak alarak altından yaptığım buzağının üzerine serptim. Ve böğürttüm. Bunu bana nefsim hoş gösterdi. Dedi. Musa a.s. altından yapılmış böğüren buzağıyı ezdi ve tozunuda denize savurdu. Samiriyede haydi defol git.çünkü senin hayat boyunca benim ile temasın olmasın diyede huzurdan kovdu. Kuranı kerimin taha suresi ayet 83 den 98 e kadar anlatılan bu olay bizlere ne ibretler vermektedir. Bu ayetleri zahir ve batın olarak zevk etmek mümkündür. İsrail oğulları maddeyete çok itibar eden para ve altın görünce hemen dönüş yapan bir topluluktu. Günümüzdede, taklidi bir iman ile inanmiş kişilere,altın ve para gibi dünya ile ilgili nefsin isteklerini teklif ettiğimizde, herkez sıraya girmezmi.Musa a.s. henüz turu sinadan tevrat levhalarını kavmine getirip, tebliğ etmediği için, kavmi Musanın rabbını zanda , hayalde görünmeyen bir Rab olarak kabul etmişti. Samirinin altın ve cevherleri eriterek altından bir buzağı yapması, ve cebrailin atının ayak izlerinin tozundan bir miktar alıp, yaptığı bu buzağının üzerine serpmesi, o buzağıyı böğürtmüştür. Elbette o kavimde, gördüklerine inanmaları nedeniyle, samiriye inanmişlardır. Günümüzde de çok düzgün konuşan bazı kişiler, toplumun cehaletinden istifade ederek, onların üstünde bir ilimle onları kandırmıyorlarmı. Konuşurken öyle hiddetli ve şiddetli olarakta, akıl buzağısını böğürtüyorki, şuhut sahibi olmayanların çoğu bu olaya kanıyor. İşte batındada, Musanın kavmi, ibadet ve taatla amellerini yapan,fakat yaptığı ibadetlerin tahkiki irfaniyetine sahip olmayan bir topluluktu. İbadetlerini taklit yapıyorlardı. Samiri onların ziynet ve altınlarını eriterek buzağı yapması: nefislerinin süfli tabiat isteklerine tabi olması, ve altın gibi dünya muhabbetinin ağır basmasından ileri gelmiştir. Musa .a.s. turu sinadan döndükten sonra, kardeşi Harunun, kavmine sahip olamama sebebi ise : Musa a.s. nübüvvet sahibi olduğu için toplumun seviyesine inerek, onları irşad ve ikna etmesi mümkündür. Fakat velayet sahibi olan Harun ise, onda vahdaniyet zevki galebe gelmesi nedeniyle, onun sözlerinin şeriat eksikliğinden ona tabi olmazlar. Harunun yakasından tutarak, Musa a.s. ın ey anam oğlu diye sallaması, ruha yakın olan vahdaniyet zevkine sahip olan Harunun, nefis olan kesret tarafına yani, Musanın nübüvvet yönü hak tarafına çekmesidir. Bütün fiillerin faali Allah olduğunu idrak ettiğinde, buda hakkın bir tecellisidir diyerek, fitnede Allahtandır dedi. Musa a.s. samiriye, haydi defol git dedi. Bu kelam Musanın gazabından sadır olup, samiriyi tart etmesidir. çünkü enbiya ve evliya hakkın kemal sıfat mazharlarıdır.bunlar her kime gazab ederse, o kimse hakkın kahrından dünya ve ahirette şaki ve ebedi azabla cezalanır. Benden uzaklaş diye kovulsada, batıl davete icabet edenlerin, hak ve hakikattan uzak kalmalarından ibarettir. İşte vücut ülkemizdede emmare nefis komutanının bir çok dalavere ile süfliyet istek ve arzularını, güzel göstererek, kendi inanç doğrultusunda, bu vücudumuzun kavimleri olan sıfatlarımızı hak ve hakikat yolundan ayırmak istemektedir. Ruhta rabbından aldığı emirler doğrultusunda bütün sıfatların gayriyeti değil, ayniyeti.huzursuzluğu değil, refah ve mutluluğu istemektedir. Bizlere, cenabı Allah, samiri gibi altadıcı ve süflü isteklerden kurtulup, Musa ve harun gibi hak ve hakikat yolunda tahkika ermemizi istiyor. İlmel yakin olan ibadet ve taatlarımızı, aynel ve hakkal yakin olarak yapmamızı öneriyor. Her düzgün konuşan kişilerin, her konuşmasını kuran terazisiyle ile tartmamızı istiyor. Cebrail gibi, mürşidi kamillerin sözlerinden bir miktar alıp, kendi malı gibi satanlara kanmamamızı istiyor. Cenabı hak bütün kardeşlerimizi böyle samirilerden muhafaza etsin amin.


                    ASHABI KEHF KISSASI

Kuranı kerimin kehf suresinin 9. Ayetinden itibaren anlatılan, ashabı kehf, zahir olarak mersin ilinin tarsus kazasında dağlık bir mağrada zuhur etmiştir. Hak ve hakikata inanan 7 kişi, o zamanın patışahı olan takyonustan şiddetli işkence görmüşler. Ve bunun üzerine, 7 kişi anlaşarak firar ederek, tarsustaki bu mağrayı kendilerine mesken tuttular. Mağrada üç yüz yıl uyudular. Kendilerine gelip uyandıklarında,karınları açıkmıştı. Aralarından bir kişiyi,ekmek almak için şehre gönderdiler. Giden kişi ekmeği alıp, eski takyonustan kalma parayı verince yakayı ele verdi. Bu paranın geçmediğini, takyonus olan o zalim hükümdarın öldüğünü, yerine salih bir hükümdar geldiğini, onun parasınında altından olduğunu söyledi. Fırıncı ona korkma dedi. O kişide her şeyi açık açık anlattı. Hep beraber mağraya gittiklerinde, mağraya girince , bir daha mağradan dönmediler. Sır oldular. İşte zahir olarak anlatılan kurandaki bu kıssa bizlere, bu vücut mağrasındaki, nefsi emmare olan nefis hükümdarından, şiddetli azap görüp kaçan, 7 sıfatımızın hak ve hakikat şuhudu istemesinden ibarettir. Bir salikte, mürşidi kamilden , kendi vücut mağrasındaki, efal yüzünü, sıfat yüzünü, ve zat yüzünü tahsil ederse, üç yüz yıl mağrada uyudular demektir. Hakkın varlığı ile uyanan sıfatlar, veya kişiler, elbette açıkacaktır. Kalp sahibi olan mürşidi kamilden, manevi taamlar için rızık isteyecektir. Fakat ikilikteki nisbiyet parası, beka aleminde geçmeyeceğinden, hemen kendini gösterecektir. Çünkü bekanın hükümdarı, insanı kamildir. Parasıda bakır değil, altındır. Beka alemine geçen kişiler, artık fenaya dönmiyecekleri içinde, mağrada sır olmuşlardır. Bir salikin fena mertebelerinde, üç yüzü ile uyuyan kişi, bekaya intikal edince, cenabı hakkın bakiliği ile beka bulacağından, kurtuluşa ermiş olacaktır. Allah cümlemize bu zevkleri nasip etsin amin.

                   NUH VE NUHUN GEMİSİ

Nuh a.s., idris a.s. dan sonra ilk Resulluk verilen bir peygamberdir. Ona necipullah ;Allahın temiz, güzel, ve ahlaklı kulu,kendine tabi olanları kurtuluşa erdiren, selamete kavuşturan anlamlarına gelen bir isim verilmiştir. Kuranı kerim hud suresi: 25-48 ayetleri arasında anlatılan bu kıssa ; Nuh a.s. kavmini hak ve hakikata davet etmiş. Fakat kavmi onu inkar etmiş. Ve sözlerini duymamak içinde parmaklarıyla kulaklarını tıkamışlar. Ve dinlememişlerdir. Cenabı Allah, Nuh a.s. a bir gemi yapmasını vahi etmiştır. Sanatı dülgerlik yani marangozluk olduğu için gemiyi yapmiştır. Kavmi ise Nuh a.s. a kötülük yapmak için, gemiyi pislemişlerdir. Cenabı Allahta o kavme, salgın bir hastalık zuhur ettirerek, gemiye, pisledikleri pisliklerden, her kim hastalık yerine sürerse, o kişiler tedavi oluyorlardı. Gemiyi tamamen temizleyip onlarında yaraları iyi oldu.
Böylece kendi kötülüklerini, cenabı hak onlara temizletmiş oldu. Nuh a.s.a gemiye canlılardan dişi ve erkek olarak birer çift alması vahi edildi. Ayrıca inananlardanda aldı. Çünkü Nuh tufanı ile, inanmayan ve Nuh a.s. a tabi olmayanları cenabı Allah helak edeceğini bildirdi. Nuhun oğlu, kenanda gemiye binmedi. Babası Nuh a.s. a ben yüzme bilirim . hem benim dağciliğimda var diyerek, helak olmıyacağını söylüyordu. Hatta Nuh a.s. cenabı Allah a münacatla, oğlunun kendisine tabi olmadığını bildirdiğinde, cenabı hak ona, o senin oğlun değildir. Senin sülbünden gelen senin oğlun değil, senin yolundan gelen senin oğlundur dedi. Ve günü gelince, nuh tufanı başladı. Gemiye binenler, tufandan kurtuldular. Gemiye binmeyenler tufanda helak oldular. Nuhun gemiside tufan sonunda cudi dağına oturarak gemidekilerin hepsi kurtulmuş oldular.işte zahir olarak kuranın bizlere anlatmış olduğu, bu kıssadan bizler neler anlamalıyız. Ve yaşamımıza bunu nasıl uygulamalıyız. Günümüzde, Nuh a.s. ilmiyle amil, güzel ahlak ve edep sahibi, mütevazi mürşidi kamillerdir. Onlar peygamber varisi oldukları için, hak ve hakikati tebliğle görevlidirler. Nuhun yaptığı gemi ise, tevhid gemisi olup, ona binenler kurtuluşa ermiştir. Binmeyenler ise, cehalet tufanında , gayriyet ve şirk tufanında, hala helak olup durmaktadırlar. Gemi Recep ayında tamamlanmiş, ve zilhacca ayında cudi dağına oturmuştur. bir salikte, mürşidi kamilin tevhid gemisine, efal ayı olan Recep ayında gemiye binerek, fiillerin şirkinden kurtulmağa başlar.gemiye binmeleriyle, 7 gün geceli gündüzlü devamlı rahmet yağdı. Her tarafı sular istila etti. İşte, 7 sıfatı subudiyemizle şuhut kapılarının açılması,ve gök diye vasıflandırdığımız , beka tecellilerinin rahimiyet rahmetinin yağmasına mazhar olduk demektir. Bu gemi mürşidi kamil kaptanlığında, Recep ayı fiiller rahmetinin tecellileri, şaban ayı sıfatlar rahmetinin tecellileri, Ramazan ayı, zat rahmetinin tecellileri, Şevvel ayı, tenzih rahmetinin tecellileri, Zilkade ayı, teşbih rahmetinin tecellileri, Zilhacca ayı, tevhid rahmetinin tecellileriyle tevhid deryasında yol aldı. Zilhacca ayından sonra, gemi cudi dağı olan ahadiyet mertebesinde oturdu. Gemiye sekzen erkek ve kadın binmişti. Çünkü sekiz sıfatımızın zahir ve batın olan duygumuzla, bu tufandan kurtulmanın tahakkuk edeceği muhakkaktır. Gemi cudi dağında boşaldığında, aşure günü idi. Malumunuz aşurede, muharrem ayının onunda, 7 sıfatımızdan hak ve hakikatın lezzetini zevk etmek olduğu için, Muharrem ayına ahadiyet ayı denmiştir. Nuh a.s. nübüvveti ile, kavmini hak ve hakikata davet etmiş, fakat akıl seviyesindeki aklı maaş sahipleri, onun nübüvvet makamının sırlarını bilemedikleri için, biz seni bizim gibi beşer görüyoruz. Diyerek inkar etmişlerdir. Çünkü aklı maaş sahipleri, dünyadaki zahir olan bazı nefisle ilgili şeyleri bilirler. Ahiretle ilgili bazı sırlardan gafildirler. Onun için günümüzde bile, şekilden öteyi göremiyen çok kimseler mevcuttur. Kısır akıllarıyle, her şeyi biliyoruz zannederler. Onun için Nuhun kavmi, seni yalancilardan zannediyoruz dedikleri gibi, bu görevli kamillerede, yalancılık isnat ederler. Resulullah efendimiz, ehlibeytim nuhun gemisi gibidir. Her kim o gemiye binerse kurtulur. Her kim muhalefet ederse, gark olur buyurmuşlardır. Şu dünya su ile dolu bir denizdir. Eğer bedenin harap olduğu zaman, binecek bir gemi yaptın ise, o sudan kendi alemine necat bulursun. Yapmadınsa, o suda gark olup helak olursun . gemiye mahlukattan dişi ve erkek olarak iki tane alınması ise :ilim ve amelle menzile varılır. Cenabı hakkın her tecellisinde, tenzih ve teşbihi, vücut gemimizde zevk edersek, tevhid etmiş oluruz. Onun için ilimsiz amel taklittir. Amelsiz ilimde, kişiye fayda sağlamaz. Hakikat ve şeriat deryasında, bu geminin yol alması için her ikisininde, tam ve eksiksiz olması gereklidir. hud suresi ayet 42 : Nuh a.s. aklı maaştan ibaret bulunan vehimine malup, babasının din ve tevhidinden mahcup oğlunu çağırdı. Ey oğlum dinimize tabi ol Dedi. Haktan mahcup, nefis arzusu dalgalarıyla helak olan denizde boğulanlardan olma dedi. Oğlu ise, babasının davetinin esrarına mahcup olduğu için, reddetti, ve helak olanlardan oldu. Ayrıca hud suresi ayet: 45 de ey Nuh o senin oğlun değildir. Senin oğlun, senin sülbünden gelen değil, senin yolundan gelendir Buyuruluyor. Şu halde, evlatlarımızın hak ve hakikat yolunda gitmeyişleri, bizim evladımız olduğunu bedenen gösterse bile, Allahın indinde, siyreten evladımız olmadığını cenabı hak söyliyor.hz. Ali k. Veche. Buyuruyorlarki : ağah olunuzki, her ne kadar eti yani karabeti Muhammede uzak olsa dahi, Muhammedin dostu Allaha itaat edendir. Ve bilinizki, karabeti Muhammede yakın olsa dahi, Muhammedin düşmanı, ve Allaha asi olandır buyurmuşlardır. Nuh a.s. kavminin kendisine tabi olmadıklarından mütevellit, ya rabbi yer yüzünde hiç bir kafir bırakma diye beddua etti. İşte tenzih mertebesindeki kişiler, kendilerini doğru yolda olduğunu kabul ederler. Teşbih mertebesindeki kişilerde, kendilerini doğru yolda olduğunu sanırlar. Onun için Nuh a.s. geceyi yani vahdeti vahdete davet, gündüzü yani kesrettekileri kesrete davet kişilerin reddine vesile olur. Bu deniz içindeki balıklara, denize gelin demeğe benzer.halbuki tevhidde, vahdettekileri kesrete davet, kesrettekileride vahdete davet gereklidir. Muhiddini arabi hz. leri, Nuh a.s. bahsinde; hz. Muhammed ümmetini davette, hem tenzih, hem teşbih etti. Hz. Nuh ise, akıl ve ruhaniyeleri yönünden, kavmini gece davet etti. Çünkü bunlar, gizli ve mahiyetleri karanlıktır. Sonra kavmini, zahir suretleri ve maddi benlikleri yönünden gündüzleride çağırdı. ve her iki daveti birleştirmediği için bu ayırma yüzünden batıncılar nefret etti. Onların dolayısıyla kaçmalarına vesile oldu. Onun için hz. Muhammed a.s. geceyi gündüze, gündüzüde geceye davet etmiştir buyurdular. İşte cenabı Allahın emriyle, Recep ayından itibaren vuslat yolculuğuna çıkan salıkte, üçü fena, üçü de tecelliler yönüyle beka mertebelerinde, vuslat sonunda hafi şirklerdende kurtularak, cudi dağı olan ahadiyete gemisini oturtur. Daima tatlı ve en az 7 cinsten olan aşurayı yemeğe hak kazanır. Bu alemde kalbi ile tenzih, hissiyle teşbih yapma zevkine sahip olanlar, seyyidlerden, yani insanların efendisi olma hasletine sahip oldukları için toplum içinde itilaftan kurtulmuşlardır. Yoksa kahrı lutfu bilmeyenler, hiç bir dem rahat olamazlar. Cenabi Allah, Nuh gibi bir insanı kamilden tevhid gemisine binerek, bizleri tufandan kurtulanlardan eylesin. Tenzih ve teşbihte kalmadan, tevhid zevki ile zevkidar olup, bütün sıfat ve azalarımızla onun tecellilerinin zevkine erdirsin. Amin.

                         2. BÖLÜM SONU



40 - İNSANLARIN EBEDİ DİRİLİŞE DAVETİ

41 - MELAMİLER NAMAZ KILMAZ DERLER; KILMAZMI

42 - KAZE VE KADER

43 - HİCRET

44 - MÜRŞİD-İ KAMİLLER SALİKLERDEN NE İSTER

45 - VAHDETİ VÜCÜT MUHAMMEDİİ OLMAKTIR

46 - DAVUD A.S VE SÜLEYMAN A.S'IN KISSALARI

47 - BEKADA ÖLÜM VARMIDIR

48 - CUMA GÜNÜ ÜÇ DEFA OKUNAN EZANIN MANASI

49 - DÜNYA VE AHİRETİ İSTEMEK HAKİKATDE HARAMDIR

50 - HZ. YUNUS A.S

51 - RAMAZAN BAYRAMI

52 - ÂDEM İLK İNSAN VE İLK PEYGAMBERDİR; PEKİ PEYGAMBERLİĞİNİ KİMLERE YAPTI

53 - EZAN-I MUHAMMEDİYENİN AÇIKLAMASI

54 - BİR SALİK ABDESTİ NASIL ALMALIDIR

55 - RIZIKLARIN İNSANLARA TAKSİMİ

56 - MU A.S'IN KAVMİNİ MUKADDES ŞEHRE DAVETİ

 

        İNSANLARIN EBEDİ DİRİLİŞE DAVETİ

Cenabı Allah kuranı kerimin enfal suresi ayet 24. de Ey iman edenler, Allah ve Resulu sizleri diriliğe davet ettiğinde, icabet ediniz. Bilinizki Allah kişi ile kalbi arasına girer. Bilinizki sonunda ona döneceksiniz buyurulmaktadır. Bu ayeti kerimede, Allah ve Resulu, sizleri davet ettiğinde, denmektedir. Allah gayıptan ayrı bir davet, Resulullah ayrı bir davet yapmış değildir. Allah, Resulullah dilinden iman edenleri, haylığa yani diriliğe davet etmektedir. Peki bu iman edenler ölümüdürki, diriliğe davet edilsin. İman edenleri imana davet şu demektir. Taklidi bir imandan,tahkiki bir imana burada davet vardır.bütün bu iman edenler, oruç tutarlar, namaz kılarlar, hacca giderler, zekat verirler, ama bunların siyreti nedir bilmezler. Kuran okumak ve her türlü ibadet ve taatlarını yaptıkları halde, ne okudukları kuranın kendilerine hitap ettiğini bilirler, nede ibadetlerin kendilerine sağladığı faydaları bilirler. İşte bunlar, taklidi iman sahibidirler. Bu durumdaki olan kişileri, taklitten tahkike davet gereklidir. Peygamberimiz ve mürşidi kamiller mazharından, cenabı Allah bu daveti yapıp durmaktadır.yunus suresi ayet 25: Allah sizleri selamet evine çağırır. Ve dilediği kimseyi, doğru yola iletir buyurulmuştur. İşte bu ayeti kerimede de açıkca görüldüğü gibi, günümüzde mürşidi kamillerden iman edenleri, evvela fiiller evine, sonra sıfatlar evine, sonrada zat tevhid evine davet etmektedir. Bu davete icabet edenler, cenabı hakkın şeriatı ahkamiyesindeki, emir ve yasaklarını, fiillerin tevhidinde uygulayacak, edep ve ahlak güzelliğini sıfatların tevhidinde, ilim yolu olan tarikatta uygulayacak,hakikat sırlarınıda zatın tevhidinde zevk ederek, ebedi Allahın diriliği ile dirilmiş olacaktır. Tevhid tahsilinde, bu vücut şirkinden kurtulmadan, bir kişinin hakkın varlığı ile dirilmesine imkan yoktur. Çünkü bir hadiste: varlığın öyle bir günahtırki onunla hiç bir günah mukayese edilemez buyurulmuştur. Onun için Allah kullarını bu nisbiyetlerden kurtularak, ebedi saadet ve diriliğe, davet etmekle, kullarının mutluluğunu ve, ne kadar onları sevdiğini göstermektedir.cenabı Allah, bütün kardeşlerimizi bu davete icabet edenlerden eylesin.


            MELAMİLER NAMAZ KILMAZMI

Melamiler, mürşidi kamile gelmezden evvel, taklit şeriat gereği, Allahın emir ve yasaklarını uygulamak için gayret gösterip,taklidi olarak yaptıkları ibadetlerin mana ve sırlarını bilmeden, oruçda tutarlar, namazda kılarlardı.mürşide geldikten sonra orucun ve namazın sırlarını sohbetlerde öğrenince onlara sohbet ve sırların irfaniyeti daha cazip gelip, zevk aldıkları için irfaniyete önem verip, şekildeki vakitlerle ilgili namaza itibar etmemek durumuna düşerler. Çünkü oruç ikilikten birliğe yükselmektir. Yoksa sabahtan akşama kadar, aç kalmak değilmiş derler.namaz mümimin miracıdır. Miraç ise, hakla konuşmak, ve hakla beraber olmakmiş diyerek bedenin yaptığı ibadet hareketlerinin ayrı, irfaniyeti ayri olarak müteala ederek henüz melami olamıyan ,kelami olarak vasıflandıracağımız bu kişilerde, namaz fiili görülmemektedir. Halbuki, siyretin suretsiz zuhura gelmesi ve yaşanması mümkün değildir. Melamiler kelamilikten ve yalnız sohbet eden zümreden ibaret değildir. Melami, kendi varlığını hakkın varlığında yok edip, Resulullah efendimizin güzel ahlakı ile ahlaklanmaktır buyurulmuştur. Bu irfaniyet ve kemalata sahip olup, hem kendi mazharından cenabı hakkı bütün yönleriyle açığa çıkarmayı, hemde afakta bütün tecellileriyle onu seyretme imkanına kavuşmak lazımdır. Ruhun cesetsiz icraatını gösteremediği gibi, cesedinde, ruhsuz ayakta durması mümkün değildir. Onun için mana ve sırrına vakıf olmadan, kılınan namaz,taklitten öteye geçemediği gibi, bedensiz fiile dökülmeyen, namazında hükmü yoktur. Çünkü cenabı Allah fiilleriyle açığa çıkmiş, ve ayetlerini göstermiştir. Kendilerini en üstün bir ayet olarak ifade edenler, fiilleriyle, ister emir fiilleri olsun, isterse ahlak fiilleri olsun, açığa çıkaramadığı için zındıklıktan kurtulamamişlardır. tevhid yalnız İlim ve irfaniyet değildir. Bir yaşam biçimidir. İşte melamiler, kendi varlığını hakkın varlığında yok ettikleri için, ne sevap nede günah işleyebilirler. Çünkü varlıkları yoktur. Varlığı yok olanlarda, cenabı Allah bütün kemalatı ile, tecelli ederek zuhura gelir. İşte artık onların kendileri oruç tutmazlar. Namaz kılmazlar. Fakat, cenabı hak onların mazharından kemalatı ile namaz kılar. Her türlü tecellisini kemalatıyla açığa çıkarır. Zaten cenabı hakta, bilinmekliğini istemiş. Ve onun için bu halkı halk etmiştir. O mazharlar aynalarında, kendisini seyretmek istemektedir. O mazharlarda eksiklik görülürse, haşa Allah eksikmidir. Diyelim. Hayır o eksiklik kulundur. Çünkü su girdiği kabın renginde görünür. Suda eksiklik yani renk olmaz. Renk kaplardadır.onun için ,irfaniyete sahip olan kardeşlerim, cenabı Allahın, zatından sıfatlarına tenezzül ettiği gibi,onlarda mürşidi kamillerinde elde ettikleri irfaniyet ve kemalatı, namaz fiillerinde açığa çıkararak, günde beş vakit namazlarında da bizzat şuhut ederler. Cenabı hakkın bazı tecellilerini irfaniyetle kabul edip, ibadet emirlerindeki fiillerle açığa çıkmasını inkar etmezler. Mülkünde ondan başka fail yoktur. Bizden böyle tecelli ediyor diyorlarsa oda doğrudur. O zaman, kendi mazharlarında kuranı kerim emirlerine göre her türlü ibadet, ve yaşam fiillerine baksın. Hayvani fiiller zuhur ediyorsa o kişinin yeri ve hali odur. Sakın insanlıktan bahsetmesin. İnsanlık fiilleri zuhur ediyorsa onda Resulullah efendimizin güzel ahlakı görülüyor demektirki, her türlü ibadet ve islami yaşam mevcuttur. İşte o melamidir. Mübarek olsun. Şu halde, ismi melami, olupta namaz ve ibadet fiilleri görünmeyenler, melami değil, kelamidir. İslamiyette müşriklerden hiç bir farkı yoktur. Cenabı Allah, bütün melamiyim diyen kardeşlerime,evvela fenafillah olup, kendi varlıklarını hakkın varlığında yok etmek nasip etsin. Sonrada,adem ve alem mazharlarından her an, ayrı, ayrı tecellilerini zahir ve batın olarak müşahede etmek nasip etsin. Amin.

                                  KAZA VE KADER

Cenabı hakkın ilmi zatiyesindeki,malumata kaza denir .oda ilmi ezeliyetteki kulun istidadıdır .Bunların zuhuratının gün ve saati gelince,meşiyeti ilahiye tecellileriyle fiillerinden açığa çıkmasınada kader denilir.Bir kişinin istidadındaki o hal,fiile tecelli edince, onun takdiriiymiş diyoruz.

Kaza iki türlüdür

1 - Kazayı mübrem 

Değiştirilemeyen, mutlaka zuhur edecek

2 - Kazayı muallak

Değiştirilebilecek, henüz karar verilmemiş biz buna hakikatta, kazanın değişmediğini, şeriatta ise, terbiye ve yönlendirileceğini söyleriz. Bir misal vermek gerekirse; bir badem çekirdeğini topraga dikelim. Buna hiç bir müdahale etmeden, meyva vermesini sağlarsak, o badem çekirdeği, badem ağacı ve meyvasını verecektir. Hiç bir değişiklik olmaz. Fakat atılan tohum, toprak yüzüne çıktıktan sonra, biraz büyüyüp aşı demine gelince,o fidana şeftali, kayısı gibi bir meyva aşısı ile aşılarsak, toprağa badem olarak ektiğimiz o tohum, aşı sonunda badem meyvası değil, aşılanan şeftali veya kayısı verecektir. İşte hakikatta, çekirdek olarak kazanın değişmediği, şeriatta yani ağaç haline. gelince,aşılanmakla değiştirilebileceği anlaşılmış olur.bizlerde, ilmi ezeliyetteki kazamızın ne olduğunu bilmiyoruz. Bir mürşidi kamilden, Muhammed aşısı ile aşılandığımızda, kekiremsi olan ahlat meyvalarımızın , Muhammed meyvası olan armut haline dönüştüğünü görüyoruz. Onun için Allah ilim sahibidir. İlmiyle her şeyi bilir. İradesi ile murat eder. Ve tekvinatı ilede halk ederek fiilleriylede açığa çıkar. Yalnız cenabı hakkın, ilim, irade, tekvin sahibi olması yeterli değildir. Cenabı Allah bir şeye ol deyebilmesi için, tecelli edeceği mazharda, tecelliye uygunluk aramaktadır. Onun için Allah alimdir. Bizler ise malumuz. Bizlerdeki cenabı hakkın malumiyeti, zaman,mekan, ve ihvan üçleme sırrı ile mümkün olur. Yoksa bu üçleme sırrına, musait olmayanlarda, kün (ol) emrini cenabı hak vermez. Şu halde kişilerin ilmi ezeliyette, istidatları ne ise,cenabı Allah herkezin istidadını görüyor. Ve istidadı neyi iktiza ediyorsa, onu iradesine veriyor. İradeside kudretine veriyor. Oda kişilerin istidatlarını meydana getirmek suretiyle , fiilleriyle kendisini göstermiş oluyor. Şu halde kaza önce geliyor. Kaza cenabı hakkın zatı ilmindeki malumatı idi.herkezin istidadını bildiği için,ona göre tecelli etmektedir.bu tecellisi olan fiil görüntüsünede kader denmiş oluyor. Çok insanlar istidatlarını bilmedikleri için, bu tecelli eden olaylara gamlanıp kederlenmektedirler. Ne zaman tevhid ilmini tahsil ederek, kişler istidatlarını bilir. Ve fiillerinde onu görürlerse, bu olayın istidatlarından geldiğini anlayacak, ve hiç bir zamanda kederlenmiyeceklerdir. Her kimki, gamlanıp kederleniyorsa, henüz daha istidatlarından geldiğini, laikiyle bilmiyor ve görmiyor dur. Cenabı Allah değişmeyen mübrem kazayı günü ve saatı gelince, mutlaka tecelli ettirir. Bu neye benzer. Bir silahın namlusundan çıkan mermi gibidir. Mermi silahın namlusunu terk ettiyse, onun hedefe isabet etmemesi düşünülemez. Veya, bir dut ağacının ceviz ağacına aşılanması,mümkün olmadığı gibidir. Fakat mermi, silahın içinde henüz tetik çekilmemişse, işte cenabı hak onun bütün yetkilerini, evliya ve mürşidi kamillerden kullanır. O tecelliyi hiç bir zaman zuhur ettirmez.

 

Bu evliyalarda iki sınıftır.

 

1 - Bilir ve görür : Tecelliye mani olamaz.

2 - Bilir ve görür : Fakat tecelliyi değiştirebilir.

 

Bir salikin, istidadında her ne kadar kötü tecelliler mevcut olsada, insanı kamile gelince cenabı hakka verdiği sözde sadakatlık gösterdiği mütdetce, bir silahın emniyete alındığı gibi, emniyete alınmasıyla zikir ve fikirlerinde, daimi oluşu onun silahını patlatmıyacaktır. İkinci veliler ise; silahın tetiği çekilmişte olsa, mermi namluyu henüz terk etmediği için, namlunun ucunu başka tarafa çevirterek o tecelliyi başka yönde zuhur ettire bilir. Buda bazı kötülüklerin rüyaya tebdil edilmesi gibidir. Görüldüğü gibi kişilerin istidatları, ne ise mutlaka tecellisini gösteriyor. Fakat, bu gerektiğinde insanı kamiller mazharından değiştirilebiliyor. Cenabı hak bütün kardeşlerime kaza ve kaderin idrakını ve yaşamını ihsan etsin. Amin.

                                          HİCRET

Peygamber efendimizin, mekkeyi mükerremeden,  medineyi münevvereye gitmesine hicret denilmektedir. Mekke müşriklerinin peygamberimizi ve dolayısıylede, inananları rahatsız etmeleri nedeniyle, evvela peygamberimiz ve Ebubekir hz. leri Medineye hicret etmişler, buna takibende, Allah ve Resuluna inananlar Medineye göç etmişlerdir. Bu göç edenlere macir, bu göç eden macirlere ev ve gönüllerini açan Medine ahilisinede ensar denilmektedir. Mekkede iken islamiyet, laikiyle yayılmazken, Medineye hicret edilince, islamiyet çığ gibi yayılmağa başlamiştır. İşte zahir olarak bu hicretteki haller,islamiyete çok şeyler kazandırmıştır. Bizlerde nefis aleminden ruh alemine hicret yaptığımızda bizlerde çok şeyler kazanmış olacağız. Nefis alemindeki kişiler, dünya meşkaleleri,steresler ve her türlü alamadım veremedim gibi bir çok müşküller bizleri rahatsız etmekte,yaşamımızda huzur ve mutluluk elde etmemiz mümkün olmamaktadır. Peygamberimizin hicret edipte,Medinede huzur ve mutluluğa erdiği gibi,bizlerde peygamber varisi bir mürşidi kamil vasıtası ile ruh alemine hicret ettiğimizde,bütün ikilikteki huzur ve mutsuzluğumuzun sona erdiğini göreceğiz. Kuranı kerim bile, Mekke ayetleri ve Medine ayetleri olarak iki yerde nazil olmuştur. Mekke ayetleri;itikat,amel ve nefisle mücadele metotlarını bizlere öğretmektedir. Her türlü ikilikdeki Allahın bütün tecellilerini öğrenmemizi,ve cihat etmemizi emretmektedir. Medine ayetlerine baktığımız zamanda,Allahın vahdaniyet deryasında yaşam biçiminin uygulanması ve her varlıktaki cenabı hakkın fark dediğimiz şeriat gözlüğü ile şuhut ederek, mutluluk ve saadet içinde daimliği göstermektedir.
Şu halde cenabı hak bizlere,Mekke ahalisi olan nefis diyarından,Medine olan ruh diyarına hicret etmemizi istiyor. Buda Ebubekirin,Resulullaha tabi olarak Medineye hicret ettiği gibi,onun varisleri vastasıyla mümkün olacaktır. buda elbette bir meratiple mümkündür. Kul ayrı, Allah ayrı iken,sefere çıkan bir salik,üç günlük efal,sıfat ve zat yolculuğunu yaparak hicret eder. Bu hicret kendinden kendine bir seferdir. Madem Allah kuluna şah damarından daha yakındır.o halde ne için hicret yapılmaktadır. İşte Yunus emremin şeriat tarikat yoldur varana,hakikat marifet ondan içeri buyurdukları gibi, bu yol ilim ve irfaniyet yoludur. Hak ve hakikata hicret etmeyenlerin,ibadet ve taatlarında taklitten öteye geçemedikleri için,huzur ve mutluluğa kavuşamamaktadırlar. Onun için bu 4 ilmin zahir ve batınını tahsil edip,yaşamakla mümkün olacaktır. İşte o zaman hicret edilmiş olacağından Resulullah efendimizin Medineye hicretinden sonra islamiyetin şiddetle yayıldığı gibi, bizlerinde gönül alemimizde çok büyük tebdilatlarla mutluluk ve saadet içinde zevklere sahip olacağız.
Harabi hz.leri bir ilahisinde;

Şeri şerif inkar edilmez amma
Şeriat var şeriattan içeri
Tarikatsız Allah bulunmaz ammma
Tarikat var tarikattan içeri

Gördüğün şeriat şeriat değil
Gittiğin tarikat tarikat değil
Hakikat sandığın hakikat değil
Hakikat var hakikattan içeri

Gel vechi harabiye eyle dikkat
Hakkın cemalini görmek istersen rüyet
Sadece hak var demek değildir marifet
Marifet var marifetten içeri

buyurmaktadır.

Demekki, şeriat deyince, yalnız şekil olarak kılınan namaz ve oruç olarak yapılan emir ve yasaklardan ibaret ibadetler değildir. Cenabı Allah ben gizli bir hazine idim.bilinmeklığimi murat ettim. Bu halkı halk eyledim H.kudsi. gereğince zatından halk dediği,bu Muhammed sıfatlarına tecelli ederek,onlardanda fiilleriyle kendisini şerh etmesi şeriattır. Her ne kadar şeriat Allahın emir ve yasakları isede,tavsilatı muhammediyede,cenabı hakkın fark tecellisini açığa çıkarmasından ibarettir. Tarikat da yol demektir. Ne yoludur. İlim ve irfaniyet yoludur. Bu ilim yolculuğunada tarikat denir. Tarikat, ahlak ve edeb güzelliğini bizlerde meydana getirmektedir. Bu da efali ilahiye ve sıfatı ilahiye zevkini tadanlarda hal ile kendisini gösterir. Yoksa isim olarak söylenen şu veya bu tarikat şeyhlerine tabi olmak değildir. Hakikat ise; kuranın veya insanın sır ve esrarlarına vakıfiyettir. Her şeyin hakikatini bilmek ve olmaktır. İlimle her şeyin hakikatını bilmek değil, bizzat kendinden kendine şuhut ve müşahade etmektir. Buda her şeyin hakikatını bilmek, ve şuhut etmekle mümkündür. Eşyanın hakikatı efali ilahiyedir.efalin hakikatı esmayi ilahiyedir.esmanın hakikatı sıfatı ilahiyedir. Sıfatın hakikatıda zatı ilahiyedir. Şu halde, eşya hak değil, eşyanın hakikatı haktır. İşte bunu böyle zevk edebiliyorsak hakikat içindeki hakikatida zevk etmiş oluruz. Marifet zahirde, az bir işi veya bir fiili marifetiyle çoğaltmak, sanatın üstünlüğünü göstermekte isede, marifet sıfat ve esma ilmidir. Cenabı Allahın zatından: cemaadat, nebadat, hayvanat ve insanlar mazharlarından namütenayi esmalar alarak, şeklinde, renginde, tadında, kokusunda, tabiyatlarında, sonsuz değişikliklerle ressamlığını, mühendisliğini, nakkaşını sergilemesidir. Görüldüğü gibi, şeriat basamağından 4 merdiven çıkarak yani hicret ederek, nefis müşrikliğinden kurtulup, Medine ensarlarının arasında mutluluğa kavuşmak, bizim hicretimiz olaçaktır. Cenabı hak bütün kardeşlerime bu hicreti nasip etsin. Amin.

MÜRŞİDİ KAMİLLER SALİKLERDEN NE İSTERLER

Bir ayeti kerimede ya Muhammed sana tabi olanlar. bana tabi olmuşlardır buyurulmaktadır. Mürşidi kamile tabi olmak Allaha tabi olmak olduğu için,ona karşı sevği ve teslimiyetimiz eksikse,vuslat bulmamız mümkün değildir. çok kişiler onun esma ve sıfatını gördüğü için onu sıradan bir kişi olarak kabul edip, laikiyle ondan tecelli eden rabbına vakıf olamıyor. Cenabı hak her kimin nasıl bir istidada sahip ise,o mazharı o yerde kullanmaktadır. Çünkü Allah alim bizler malumuz. Allaha, malumiyetimiz, nisbetinde, kimilerini. irşad etme yerinde kullanmakta, kimilerinide irşad olmak için kullanmaktadır. yoksa hiç bir varlığın kendine ait güç ve kuvveti yoktur. Şu halde, mürşid olarak karşımıza cenabı hakkın çıkardığı irşadla görevli mübareklerin, şekline ve resmine değil,o mazhardan tecelli eden kemalat hakkın kemalatı olduğu için, ona karşı sevgi ve teslimiyetimizi tam yapmalıyız. Sevgi ve teslimiyetimizi tam yapamıyorsak, orada boşuna zaman kaybediyoruz demektir. Zira bir adım ileriye vuslat mümkün olmıyacaktır. Onun sohbetlerinde, doğru söylendiği halde yanlış algılama olacağından, her şeyi kendi terazisiyle tartıp sonuca varmak isteyecektir. Zira sevgi ve teslimiyet az olunca, dinleme ve uygulamada az olacaktır. Bir kişi ebubekir gibi tam teslimiyet gösterirse, onun vuslatı da tam olacaktır. Bu mevzuyu ben böyle biliyordum,o ise şöyle anlattı,fakat elbette bir hikmeti vardır diyerek hep iyi yönü ile kabullenme yapacak,o mevzuda itminan olasıya kadar araştıracaktır. Zaten salikten kamiller, sevgi ve teslimiyetten başka hiç bir şey istemezler. Çok evliyalar, teneşirdeki cenaze gibi olmağı öğütlemişlerdir. Bazı ihvanatta, bu iki maddeyi uygulama hali göremediğimiz gibi, birde hilafet sırrına sahip olan irşad görevi ile görevli olan mübareklere günümüzde dil uzatılmakta ve gıybet yapılmaktadır. Bilmiyorlarki, peygamber ve varislerde,cenabı Allah kemalat sıfatı ile zuhur ettiği için onlara dil uzatanın dünya ve ahirette perişan olacakları muhakkaktır. Onlara dil uzatmak Allaha dil uzatmaktır. Bizler zannımızdaki ve hayalimizdeki bir Rabba değil, bizzat her hangi bir mazhardan tecellisini gösteren rabbil alemine, sevgi ve teslimiyetimizde eksiklik göstermeyelim. Bu yolda her şeyi bilmek aranmaz. Zaten her şeyide bilmemiz mümkün değildir. Kalp ve gönlümüzün temizlenip, patışahın gönül sarayına musafirliği aranır.bir aşık şöyle diyor.sür çıkar gayriyi gönülden ta tecelli ede hak. Patışah konmaz saraya hane mamur olmadan. Sevgimiz nisbetinde zamanla sevildiğimizi elbette göreceğiz. Sevgi ve teslimiyet, kişilere, olmadığı, gibi, zandaki, hayaldeki bir Rabbada değildir. Çünkü cenabı hak, ne bu dünyada, nede ahirette hiç bir mazharsız insanları ne irşad eder,nede terbiye eder. Elbette görevli olan. mazharlardan, bizzat. irşadınıda, terbiyesinide kendisi yapmaktadır. Fakat o mazharlara katiyyen Allah denilmez. Allah bir mazharla kayıtlanamaz. O kayıttan münezzehtir. Bunu çok iyi bilmemiz lazımdır. Yoksa sapıtanlardan oluruz. Cenabı hak cümlemize doğru yolu buldursun. Amin.

   VAHDETİ VÜCUT MUHAMMEDİ OLMAKTIR

Vahdeti vücut demek,vücut birliği demektir. Her yerde ve her şeyde,kişinin kalbini yalnız Allah ile meşkul etme hali ve yaşamasıdır. Bu 18 bin alem diye vasıflandırdığımız,varlık alemi,zatı mutlakın her an ayrı bir tecelli ile eşya ve kainat suretinde açığa çıkmasından ibarettir. Eşya ve kainat Allahın zahiri,ve her an ayrı bir tecelli ile yenilenmekte, Allahın batını ise,eşya ve kainattan tecellileriyle, her varlığın istidatları nisbetinde kendini şerh eden ruhu mesabesindedir. Yaratan ve yaratılan hep odur. yaratan, zatı yaratılan ise kul olup fani olan hadisatıdır. Çünkü vücut birdir. Elimize bir elma çekirdeği alalım. Ve onu toprağa ekelim. Ondan belirli bir zaman geçtikten sonra, gövdesi, dalları, yaprak ve meyvası olacaktır. Toprağa ektiğimiz çekirdeğin, dallardaki,yapraklardaki, meyvalardakinin aynisi olmasına rağmen,yer ve mekanlar ayrı olsa dahi hepsi vücut birliği içindedirler.ve bütün ağacın,gövdesinden meyvasına kadar tefarruat hep çekirdekten meydana gelmiştir. Hulil ve ittihatta yoktur.
Ömrü bitince ağaç ve yapraklar yok olacaklardır. fakat meyvalardaki çekirdekler daima zuhurunu devam etdireceklerdir. işte bu alemde bizim varlığımız yoktur. bu fani suretlerde,tecelli eden ve görünen vücudu mutlak olan cenabı Allahtır. Bir hadisi kudside: ben gizli bir hazine idim, bilinmekliğimi murat ettim, ve bütün mevcudatı halk ettim buyurulmaktadır. şu halde hepsi odur.ve bizler o ilahi tecellinin bu hadisat aleminde,gölgeleri gibiyiz. Onun için bizler cenabı Allahın zatını bilmek mümkün değil,onun beşeri sıfatlardan tecelli eden kutretiyle bilebiliriz.vahdeti vücutta eşyanın kendisi değil,eşyanın hakikatı haktır. Yoksa eşya eşyadır. Aslında bizim hüvviyetimiz haktır. Suretlerimiz onun görüntüsüdür. Vahdeti vücut kemalatına sahip olan arifler arasında hiç bir itilaf olmaz. Ama akılla her şeyi tartanlar arasında çok ihtilaf vardır. Vahdeti vücudun dayandığı kaynak kuranı kerimdir.Nur suresi ayet 35: Allah yerlerin ve göklerin nurudur. Onun nuru bir fenere benzer. O fenerin içinde zeytin yağındaki fitilde yanan ışık vardır. Bu ışıkla fitil,cam bir kandil içindedir. Demekle vahdeti vücut zevkinin tavsilatı muhammediyeden zuhurunu anlatmaktadır. aynen bunun gibi, bir Muhammedden binlerce Muhammedler zuhur ederek,cenabı Allahın;habibim sen olmasaydın bu alemi yaratmazdım. H.kudsisi gereği daima Muhammed olan kemalat sıfatlarından tecellilerini devam ettirecektir. Yeterki bizler Muhammediliğimizi idrak edip,daima onunla beraber olalım. Kamilin huzurunda, üç ihlas bir fatiha okuyarak, Resulullah efendimizin ruhuna hediye etmiştik. Fakat bunu 14 asır evvelki Resulullah efendimize değil (çünkü onun bize ihtiyacı yoktur.bizim ona ihtiyacımız vardır.) senin gibi henüz daha Muhammediliğini bilmeyen saliklerin,  Muhammediliğini idrak etsin diye; birinci ihlas efali ilahiye için, ikinci ihlas, sıfatı ilahiye için üçüncü ihlasta, vücudu ilahiye olduğunu idrak edip,7 ayetten ibaret olan canlı bir fatiha şerif olduğunu bu vücutta zevk etmek için okunmaktadır. İşte böylece Muhammediliğini idrak edenler, hem kendi Muhammediliğinde hakla beraber olma zevkine sahip olurlar.hemde vücut birliği içinde, ayrılık görmemekten mütevellit mutlu olurlar. Her şeyi yerli yerinde görürler. görmiyormusunuz, kuranı kerime baktığımız zaman,

1 - Noktasız harfler

2 - Altında noktalı harfler

3 - Üstünde noktalı harfler vardır

Noktasız harfler: Allahın zat tecellilerini,

Altındaki noktalı harfler: ikilik içindeki celal tecellilerini

Üstündeki noktalı harflerde: Cemal tecellilerinin sırlarını ivşa etmektedir. Harflerin altında iki nokta, ve harflerin üstündeki üç nokta da bulunduğu mertebelerdeki, fena ve beka tecellilerini şerh etmektedir. Bunları velilerdede görmekteyiz. Saidi Nursi hz. leri risalelerinde hep nebadatı genel olarak dillendirmiştir. Mevlana celalettin hz.leride,  mesnevisinde hayvanları dillendirmiştir. Muhiddini arabi hz.leri, Mısrı niyazi hz.leri, hacı Bayram veli Hz.leri, Yunus emre hz.leri gibi bazı velilerde, ilahilerinde hep insanları dillendirmişlerdir. Şöyleki:


Hakkı istersen yürü insana bak
Şemsü zatı yüzünden rahşan eylemiş
Hak yüzü insan yüzünden görünür
Zatını Rahman şeklini insan eylemiş
M.Niyazi

Etle kemiye büründüm yunus diye göründüm
Yunus Emre

Vallah kurandır senin yüzlerin
Yasini şeriftir iki gözlerin
İnna fetehna suresi sözlerin
Vedduha inmiştir kulun üstüne
Nesimi


Her şeyin varlığı senin özündür
Kendini çok gören kendi gözündür
Bu mülke hükmeden senin sözündür
Kalbin kürsüdür sultan sendedir.
Rıza

 
Demekki, her kim hanği mertebede Muhammedi zevkine sahipse,orayı bizlere aksettirmektedir. Onun için Muhammediliğimizi bulmağa çalışalım. Yoksa Allah ayrı bizler ayrı olarak,ikilik ve taklidi ibadetlerden öteye geçemeyiz. Muhammed ağacının,gövde,dal ve yapraklarını vuslat yolculuğu ile kat edip,Muhammedi meyvalarını afiyetle yiyelim. Allah bütün kardeşlerime bu zevki nasip etsin.

DAVUD A.S. VE SÜLEYMAN A.S. IN HÜKÜMLERİ

Kuranı kerimin enbiya suresi ayet 78-79. da bahsedilen iki kişinin,Davud a.s. a gelerek şikayette bulunmalarıyla zuhur etmiştir. Tarla sahibi,benim 300 dönüm tarlamı,bu kişinin 300 koyunu harap etmiştir, diyerek şikayette bulundu. Davud a.s. da ; mademki tarla ile koyunlar eşittir, koyunlar tarla sahibinin, tarlada koyunların sahibinin olsun diye hüküm verdi. Bu kişilerin her ikiside dışarıya çıktıklarında, Davud a.s. ın oğlu Süleyman a.s. la karşılaştılar. Süleyman a.s. bu kişilere babası Davud a.s. ın nasıl bir hüküm verdiğini sordu. onlarda, tarlayı koyun sahibine, koyunlarıda tarla sahibine verdi dediler. Süleyman a.s. da bu hüküm yerinde ama, her iki taraf içinde daha hayırlı bir hüküm verilebilirdi dedi.hz. Davud bunu işitti. Ve Süleymanı çağırarak iki taraf hakkında hayırlı olan hüküm nedir.bunu bana söylermisin dedi. Oda,sütü,nesli ve yünüyle tarla sahibinin yararlanması için,koyunları tarla sahibine vermeni,tarlayıda evvelki haline gelip biçilecek hale gelinceye kadar,koyun sahibine vermeni,ekinler kemalata gelince,tarlayı kendi sahibine, koyunlarıda kendi sahibine vermek suretiyle uygun görürdüm dedi.işte bu ayeti kerimedeki hüküm, insanın kendi vücut ülkesinde, uygulaması gerekli bir olaydır. Cenabı Allah bizlere,böyle vakaları, kuranı keriminde anlatarak bizlerin yaşam biçimini öğütlemiş oluyor. Vücut ülkemizde,tarla sahibi Ruhtur. Koyunların sahibi ise nefistir. Bu vücudu ayakta tutan,ve her türlü vuslatını sağlayan ruh olduğu halde,nefsin sıfatları olan koyunlar,nefis doğrultusunda bu ruh tarlasını istila eder. işte ruh sahipleride, insanı kamil olan Davud a.s. lara müracat ederek hakkını arar. mürşidi kamilde, tarlanın ruha ait olduğunu, yani kişinin kendine nisbet ettiği efalinin, sıfatının ve vücudunun hakka ait olduğunu bildirir. Kişi kendine nisbet ettiği tarlanın yok olduğunu idrak edince,Ruhun açığa çıkması zuhur eder. Zaten mürşidi kamillerinde asıl görevlari budur. Bütün sıfatlarından tecellinin kendisi olduğunun hükmünü varirken, davudun hükmüyle, her tecelliyi hakka nisbet etmeye başlıyacaktır. Fakat her tecelliyi hakka nisbet etmek, farksız olduğu için eksiktir..onun için o iki kişi içinde hayırlı olan Süleyman a.s. ın hükmüdür. Süleyman a.s. kavseyin mertebesinin sahibi olduğu için,babası olan Davudun hükmü yerinde güzeldir. Fakat, kemale gelesiye kadar nefis koyunlarının,süt ve yününden istifade ettikten sonra, ekinlerin başak vermesi zuhur edince koyunları koyun sahibine, tarlayıda tarla sahibine,tekrar verirdim dedi. Yani nefis mutmain olasıya kadar, koyun olan sıfatların,sütünden ve yününden istifade eder. Yani ilim ve amelle kemalat sahibi olur. Demektir. Bu kemalata sahip olunca, kişi her şeyi yerli yerinde göreceği için, celal ve cemal tecellileri farkıyla zevk edecektir. Süleyman a.s. kalp sahibi bir insanı kamildir. Kalp radar gibi dönücü demektir. gerektiğnde yüzünü celale döndürür. Gerektiğinde yüzünü cemale döndürür. onun için tevhidde Davud a.s.ın hükmü,celal ve cemal tecellilerinin ayrı ayrı hükmünden ibarettir. Süleyman a.s. ın hükmü ise,her ikisinide tevhid yaparak, kemalet zevkinden ibarettir.aslında Davud ayrı Süleyman ayrı değildir. Kuranı kerim bizlere davudun, mertebesinde, Davudun.hükmünü,Süleyman makamı olan kalp mertebesindede Süleymanın hükmünü bildirmektedir. Bizlerde bir zamanlar, her şeyi nefsimize nisbet ediyor, ve ben diyorduk. İnsanı kamil deki tevhid tahsilinden sonra anladıkki, bunlar bizim değil cenabı hakkınmış. Zahir ve batınımız hak olunca, esmamızın bile bizlere verilen,halkiyet esmasi olduğunu idrak ettik. Görenin, bilenin, duyanın o olduğu zevki zuhur edecektir. İşte bu kemalata vuslat için,cenabı hak bizlere kuranı keriminde bir tevhid eğlencesi sunmuştur. Rabbım arzu edenlere ihsan etsin.

                       BEKADA ÖLÜM VARMIDIR

Evvela öiümün ne olduğunu bilmek gerekmektedir. Genelde ölüm ruha değil bedenedir.bizler bu dünya odasından bir daha gelmemek üzere ahiret odasına geçmeğe ölüm diyoruz. Ruh birdir.parçalanma kabul etmemesine rağmen, tecelli ettiği mazharlarda, isim almaktadır. Onun için cemadatta tecelli ettiğinde cemadatı ruh,nebadatta tecelli ettiğinde nebadatı ruh,hayvanatta tecelli ettiğinde hayvanatı ruh, ve insanda tecelli ettiğinde de insanatı ruh adını almaktadır. İnsan öldüğünde, ondaki insanatı ruhu,hayvanatı ruhu,ve nebadatı ruhun tecellisini alınca,onda yalnız cemadatı ruh kalmaktadır.onun içinde yalnız cemadatı ruh sahibi olan o bedeni toprağa defnederiz. Çünkü cenabı hakkın hay olan dirilik tecellisi o mazharda sona ermiştir. Bedenimiz topraktan geldiği için tekrar toprağa gitmesi tabi idir. Ruhumuz ise,rabbımızdan geldiği için rabbımıza kavuşmak için,alemi ahirete intikal ederek,yoluna devam edip rabbımıza kavuşacaktır. Böylece, dünya odasından ahiret odasına geçmeğe ölüm denmiş oluyor. Yoksa vardan yok olmaz,yoktanda var olmaz. Ölen kişinin bedeni cemadatta yine var.Oradan nebadata, oradan hayvanata.oradan insanata teşriye yönüyle geçse hiç bir zaman yok olmuş değildir. Bu bir tecelli değişikliğinden ibaret olduğu anlaşılmış oluyor. Aynen bunun gibi, beka alemindede ferayiz mertebesindeki bir salik,kesret alemindeki sıfatlardaki cemalullah şuhudunu zevk edince,tecelli farkını görmüş olmuyormu. Tenzih ve teşbihi,kavseyin mertebesinde tevhid yaptığında yine tecelli farkını tatmış olmuyormu. İşte bu tecelli farklarının hepsi ölümdür. Onun için,Yahya a.s. Ahadiyet birliğine girerken ölümü boğazladıktan sonra,artık bir daha ölüm yoktur. Yoksa kavseyin mertebesine kadar bekada da ölüm vardır.çünkü ölüm tecelli farkindan ibarettir. Kavseyin mertebesinden sonra tecelli farkı olmadığı için,ölüm artık yoktur. Yoksa herkezin bildiği gibi hakikatta zaten ölüm diye bir şey yoktur. Vardır diyenler olursa,işte izah edildiği gibi vardır. Tenzih zevkinden teşbih zevkine geçen bir kişi için,elbette tecelli farkı olmaktadır. Tenzih mertebesinde hak zahir iken,teşbih mertebesinde, hak batın olmaktadır. Tenzih ve teşbih mertebe şuhutlarını tevhid yapan kişide,yine tecelli bakış açısı değişmiştir. Ne zaman teklik deryasına ayak basıldığında,ölümde bitmiştir. ruhun hay olarak tecelli değiştirmesine bekada ölüm vardır diyoruz. bedene ise ölüm, zaten vardır. Çünkü cemadata intikal eden beden, belirli bir zaman sonra nebadata,oradan hayvanata,oradanda tekrar insanata teşriye yönüyle,birinde yok olup diğerinde var olmak suretiyle devrini yapıp durmaktadır. bunların her birinden,diğerine geçisinde,birinden ölüp diğerinde doğmuş olmaktadır. Onun için ruh birdir, parçalanma kabul etmez. yalnız tecelli ettiği mazharlarda esma aldığı için, tecelli mazharının ruhu olarak kendini göstermektedir. Anne sülbünden dünyaya geldiğinde dünya unsuriyetinde musafir oldu. dünyada gününü tamamlayınca alemi ahiret olan melikut alemine geçti. Oradada gününü tamamlayınca, ceberrut alemine geçti. Oradaki zamanını tamamlayınca lahut alemine intikal ederek rabbına kavuşacaktır. İşte ruh için bu intikallere bekada da ölüm denmiş olmaktadır. yoksa hakikatta hiç ölüm diye bir şey yoktur.cenabı hak bizlere tevhid mertebelerindeki tecelli farklarını zevk ettirsin amin.

CUMA GÜNÜ ÜÇ DEFA OKUNAN EZANIN MANASI

Cuma günü camilerimizde üç defa ezan okunmaktadır.

1 - Minarelerde okunan dış ezan

2 - Cami içinde okunan iç ezan

3 - Cuma namazı kılınacağı zaman okunan kamet

(oda ezandır) Ezan ne demektir. Ezan namaza davet ve vahdaniyeti ilahiyeyi, adem ve alemi kainata bildirmektir. Dış ezan okunduğunda, bütün mahlukat,inanan ve inanmayanlar bu daveti duyarlar. Fakat cenabı hakkın murat etmediği mazharlar, bunu duymalarına rağmen bu davete icabet etmezler. Murat ettiği mazharlar ise,bu davete icabet ederek camilere gelirler.cenabı hakkın, celal ve cemal tecelli fiilleri haktır. Mülkünde o abes hiç bir şeyde yaratmamıştır. Ali imran suresi ayet 191 de :Allah batıl hiç bir şey yaratmamıştır ayeti bunun delilidir. İç ezan okununca,imam efendi mihraba 7.basamağa kadar çıkar.orada hiç bir şey söylemeden, 6.basamağa inerek vaazı nasihatini verir. Çünkü imam o anda,Resulullah efendimizi temsil etmektedir. Neden 7. Basamakta vaazı nasihatını yapmadıda, 6. Basamağa inerek vaazı nasihatını yaptı. Çünkü 7. Basamak, tevhiddede görüldüğü gibi, Ahadiyet mertebesini remzettiği için, orada hiç laf ve saft olmaz.birlik yeridir. Konuşma ikiliktedir. 6. Basamak tevhiddeki, kavseyn mertebesi olduğundan, peygamber ve varisleri, vaazı nasihatlarını hep oradan yaparlar. Onun için iç ezanda,cenabı hakkın sıfatlarından, vahdaniyeti ilahisinin farkıyla bütün tecellilerinin sergileme davetidir. Artık bu ezanı, cenabı hakkın murat etmediği dışarıdaki insanlar duymaz. Yalnız Allahın murat ettiği kişiler davete icabet edenler. Ve onlar bu rahimiyet rahmet lutfundan istifade ederler. Üçüncü ezan olan kamette, iki rekat olan Cuma namazının imama uyarak,bu ilahi vahdaniyet zevkinin, mutluluğuna erme davetidir. Bu üç türlü ezan, cenabı Allahın bu mukayyet olan hadisatta, tenzihe, teşbihe ve tevhide davetten ibarettir. İnsanların daha iyi anlayabilmeleri için, dış ezan şeriata, iç ezan tarikat olan ilim ve ahlak güzelliğine,ve üçüncü ezanda hakikati ilahiyeye davettir diyebiliriz. Çünkü cumanın içinde üç bayram vardır. Ramazan bayramı, kurban bayramı ve Cuma onun için tenzih daveti, teşbih daveti, ve tevhid davetlerinden sonra Cuma ancaksın kılınabilir. Cuma namazını erliğini bulmuş olanlar kılabilir. İsterse erliğini bulmuş kadınlar olsun. Şu halde, Cuma günü üç defa iç içe okunan ezanlar,gayriyetten ayniyete doğru vuslat için davetiyelerden ibaret olduğu anlaşılmış olur. Cuma namazı zevkine erebilen bir kişi,bu üç davet mertebelerinden vuslat yaparak, erliğini bulmuş,tevhid zevkine sahip olanlardır. Yoksa bu zevke sahip olmayanlar hakikattaki cumayı taklit olarak kılmaktadırlar. Sakın bizler taklit Cuma kılıyoruz, öyle ise kılmıverelim diye bir fikre kapılmayınız. Zira, taklit olmazsa tahkike erişilmez. Çırak olmadan usta olunamadığı gibi. Yeterki inanç ve hulusu bir kalple, bu rahimiyet rahmetine sahip olmak için talip olun.sizler bildiklerinizle amil olun cenabı Allah size bilmediklerinizi ihsan edecektir. Cenabı Allah cümle ümmeti muhammedi,cumayı kılmak,ve bu ezanların zevklerine nail kılsın. Amin.

 

DÜNYA VE AHİRETİ İSTEMEK HAKİKATDA HARAMDIR

 

Kuran-ı Kerimin Enam Sûresi 32. ayet de "Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka birşey değildir." Buyurduğu gibi yalnız dünyayı istemek,Allah'ın yüz nimetinden yalnız birini istemek gibidir. Bu istekte bulunanların, nefislerine mağlup olduklarını görüyoruz, Çünkü dünya bir yönüyle kişiyi Allah'tan uzaklaştıran herşeydir. Dünyada çalışmak, zengin olmak, insanlara faydalı olmak gibi Cenab-ı Hakkın emirlerini yapmak; sizleri Hakka yaklaştırıyorsa bunlar dünya değildir. Bütün peygamberler ve evliyalar da bu alemde yaşadılar, Çalıştılar, zengin olup insanlığa faydalı oldular.Onlar dünya tarlasında maneviyat tohumlarını da ektiler. Tek olarak dünyayı istemediler. Ahireti işe; dünyayı tek taraflı isteyenler gibi, ahiretin cennetine kavuşmak, huri, gılman gibi isteklerde bulunmak, cennet köşklerinde hayat arzu etmek gibi istekler doğrultusunda bol bol çalışmalarını bırakarak amel yapmakta haramdır. Çalışmayı, uyumayı ve aile efradınında geçimini gözardı ederek, anlamadan okuduğu hatimler, anlamadan kıldığı nafile ibadetler, onu kurtarmayacaktır. Peygamber Efendimiz bir hadis-i Şeriferinde "Ebediyen yaşayacakmış gibi dünya için, hemen ölecekmiş gibi ahiret için çalışınız" Buyurmuşlardır. Şu halde yalnız dünyaya dönüp ahireti terk etmek, veya ahirete dönüp dünyayı terk etmek yasaklanmıştır. Biraz dikkatle tefekkür ettiğimizde dünya ayrı ahiret ayrı olmadığını görürüz.  Birgün harun reşidin kardeşi behlül köyün girişinde çocukların tahtıravalli oynadıkları görmüş. Yanlarına yaklaşarak bende oynayabilirmiyim diyor. Çocuklarda müsade ediyorlar, tahtıravallinin bir ucuna oturunca diğer tarafı havaya kalkıyor. Olmadı diyerek diğer tarafına oturuyor, bu seferde evvelki ucu havaya kalkıyor. Yine olmadı diyor, ve tahtıravallinin ortasına geliyor dengeli olarak, ağacı ortadan havaya kaldırıyor. İşte şimdi oldu diyerek kahkahalarla gülmeye başlıyor. Bunu görenlerde gülüyorlar, fakat behlülün bu hareketinden hiç birşey anlamadıkları için bunu yaşlı bir bilene soruyorlar. O da cevaben şöye diyor. Evvela dünya ya sahib çıkınca ahirete sahipsizlik zuhur etti. Ahiret ucuna geçip oraya sahiplendiğinde dünya sahipsiz oldu. Dünya ve ahiret sevgisini kaldırıp atınca Allah'ın sevgisinin tecelli ettiğini anlatımış oluyor demiş. Şu halde dünya ya sahib olmak, ebedi ahiret aleminden mahrum olmağa vesile olduğu için haram;  yalnız haireti isteyip her türlü yaşam için gerekli çalışmaları bırakmak da kişinin yaşamına engel olcağı için haramdır. Kehf Sûresi 110. ayet "Rabbine kavuşmayı uman kimse salih amel işlesin, ve rabbine kullukta hiçbir ortak koşmasın" Buyurduğu gibi, ibadeti ne cennet arzusundan ne de cehennem korkusundan yapmalıdır. Halis muhlis Allah'ta Allah için ibadet yapmalıdır. Bir hadis-i şerifte "Ebediyen yaşayacakmış gibi dünya için, hemen ölecekmiş gibide ahirete" çalışmamız lazımdır. Çünkü dünya ayrı ahiret ayrı değildir. İnsan vücudundan bir misal vermemiz gerekirse, bedenimiz dünyayı remzetmekte, ruhumuz da ahireti remzetmektedir.  Şu halde dünya dediğimiz bedenimiz ahiretin tarlasıdır. Burada ne kadar bu bedenimizle ekin ekebilirsek, ahiret denen latif alemimizde de o mahsulu kaldırmamız zuhur edecektir. İşte dünya ve herkesin kabullendiği ahiret sevgisini alatmayınca, Allah'ın cemalulluh vuslatı sağlanmıyor. Dolayısıyla da dünyadaki yaşamında her tecellide cemalullahı seyretmek mümkün oluyor. Onun için de dünyayı ayrı ahireti ayrı müteala edenler aldanmışlardır. Bir kişi ne kadar itikat ve şirklerinden kurtulursa, o nisbette latif olan ahiret aleminde de yaşarken Cenab-ı Hakkın her tecellisinde cemalullahı seyretmiş olacaktır. İşte istenen de budur. yoksa hayalde ve zanda bir ahiret değildir.

 

 

                  HZ. YUNUS A.S. KISSASI

Yunus a.s.musul cıvarında,ninova şehri ahalisine gönderilen ismail oğullarından bir peygamberdir. Ahalisine 33 sene hak ve hakikatı anlattığı halde,kavmi ona itaat etmedi. Oda üç güne kadar kendine tabi olmayişlarından mütevellit helak olacaklarını söyliyerek,kavminin arasından ayrılıp bir gemiye bindi. Gemide kurra çekildi.ve kurra yunus a.s. a isabet etti. Onu denize attılar. Cenabı hak yunus a.s. mı,bir yunus balığının yutmasını tecelli ettirdi. Ve 40 gün yunus balığının karnında kaldı. Bu müddet içindede yunus a.s. hep zikir yapıyordu. Zikrinde; la ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzalimin diyordu. Yani noksan sıfatlardan münezzeh olan rabbım,beni zalimlerden bir daha eyleme diye tesbih ediyordu. Saffad süresi ayet 139-den 149 a kadar geçen ayetlerde bu kıssayı anlattıktan sonra,ayeti kerime şöyle devam ediyor. Biz onu açık bir sahaya attık. O hasta idi. Üzerine kabaktan bir ağaç gerdik.kısa zamanda sıhata kavuşarak kavminin yanına gitti. Kavminin 100 bin mevcudu vardı. Yunus a.s. kavminden ayrılırken söylediği sözler tahakkuk etmişti. Birinci günde,her taraf sararmış,ikinci günde,kırmızılaşmış,ve üçüncü gündede,her taraf kararmıştı. Kavmi bunları görünce,nedamet duyarak tövbe edip Allahın birliğine inandılar.kendilerinin arasına yunus a.s. ın geri döndüğünü görünce,hepsi iman edip uzun seneler,yunusla beraber o kavim mutluluk içinde yaşadılar. Hatta peygamber efendimizin bir hadislerinde, mutluluk içinde en uzun yaşayan kavim,yunus a.s. ın kavmidir buyurmuşlardır. İşte bir salikte,enfusunda ruh yunusunun,beden balığının karnında 40 gün kalarak insanı asliyesini bulmasıdır. Veya,bir salikin mürşidi kamil terbiyesinde 40 gün yani zahir ve batın beşerden on duygusu ile tevhid mertebesi olan 4 ünçü makama kadar insanı kamilin tahsilinde bulunmasıdır.İnsan isyanlarda bulundukca,onun ruhu daima zulmettedir. Bir insanı kamile gelip,nefsini terbiye ederek kendi diye bildiği varlığı hakkın varlığında yok edebilirse,yunus a.s. ın balığın karnındaki karanlıktan kurtulduğu gibi,ruhta bu ten zulmetinden kurtulmuş olur. Çünkü bu alem denizdir. Ten balık, ruhta yunus gibidir. Afakımızda ise,ten balıkları yanı sıra, can balıkları olan insanı kamillerde mevcuttur.onlar senin ve benim gibi seçilmiş ruhani yunusları,cenabı hakkın emriyle daima yutuyorlar. Ve 40 gün kendi terbiyelerinde, bizlere göre karanlık yerde bizleri tutuyorlar. Salik bu terbiye müddetince,nisbiyetlerinden kurtulup nefsini tanıyınca,yunus gibi nedamet duyarak ya rabbim beni artık zalimlerden eyleme diye dua etmiş olaçaktır. Cenabı hakta,Adem a.s. ın yasak meyvayı yediğinde;yeme dediğim meyvayı ne için yedin ya Adem demesine karşılık Adem a.s. ben nefsime zulmettim dediğinde af ettiği gibi,yunusuda af ederek selamet sahiline çıkarıyor. Sahile çıktığında yunus a.s. hasta idi. Yani, henüz daha anında kemalata gelmedi, zamanla kemalat zuhur edecek demektir.kavmine döndükten sonra kavminden ona iman etmeyen hiç bir kişi kalmadı.hepsi iman ettiler. Çünkü yunus aralarından ayrılırken,üç gün içinde iman etmedikleri için helak olacaklarını söylemişti. Onlarda bu zuhuratı gördüler. Birinci günde,efali ilahiyenin tecellisi ile kendi varlıkları sararıp soldu. İkinci günü,sıfatların mevsufunun hakka ait olduğunu gördüklerinde,ne sevap, nede günah işleyememe varlıklarının can damarı olan kanlarının aktığınıda gördüler. Güneş bile ziyasını kaybettiği zaman kızarır. Üçüncü gün ise, vücutlarının vücudullah olduğunu anladıklarında, secdeye kapanarak Yunus a.s. ın rabbına iman ettik dediler. İşte bir salıkinde nefsinin mutmain olmasiyla,uzun seneler,mutluluk içinde yunus a.s. ın kavminin yaşaması budur. Yunus a.s. ın bu tesbihi ile daima meşkul olalım. Vücut ülkemizde, aza ve sıfat kavimlerimizin ruha olan idrak tabiliğini istiyorsak,ikilikteki nefis vadisinden, teklik olan ruh vadisine geçerek vücut ülkemizde ruhu patışah yapmamız gerekmektedir. Vücut ülkesinde ruhumuz patışah olunca,bütün sıfat ve azalarımızda mütmain olarak onu en güzel bir biçimde açığa çıkaracaktır. Artık kulak hak ve hakikati duyan, göz hak ve hakikati gören olunca,hiç bir ihtilaf kalmadığı için mutluluk ve saadet içinde yaşanmiş olacaktır. Cenabı Allah bütün kardeşlerimi yunus a.s. gibi mutluluğu tattırsın amin...

                           RAMAZAN BAYRAMI

Ramazan kelimesinin manası: kor ateş, günah ve gayriyetleri yok eden anlamlarına gelmektedir. Ramazan bayramına fıtır bayramıda denilmektedir. Fıtır insanların yaradılışı,yani fıtratı demektir. Resulullah efendimiz ramazan ayını üçe bölerek on günü rahmet, on günü mağfiret, on günüde cehennemden azattır buyurmuşlardır. İşte bir kişide kendine nisbet ettiği fiilleri, on duygusu ile yakıp yok edebilirse,rahmete kavuşur. Kendine nisbet ettiği sıfatları yakıp yok edebilirse mağfirete,yani kurtuluşa kavuşur.yine kendine nisbet ettiği vücudunu yok edip vücudullah olduğunu zevk edebilirse, cehennemden azat olmuş olacaktır. Bunları yok etmesi ,idrakla olacaktır. Çünkü cehennem kişinin cehaletinden mütevellit kendini haktan ayrı görmesidir. Bizlerin bu aleme gelmekten gayemiz, nefsimizde ve ufkumuzda rabbımızı müşahede etmektir. Bunca enbiya ve evliya halkı davet eyledi, bu kainattaki rabbımın vahdaniyet sırrını öğrenmek içindir.onun için bir ay oruç tutarak yaratılma gayemiz olan fıtır sadakasını da vermemiz lazımdır.fıtır sadakası inananlara vaciptir. Bazı kardeşlerimiz şöyle bir soru sorabilirler. kendimize nisbet ettiğimiz, efalin,sıfatın ve vücudun yokluğundan sonra neyimiz kaldiyki,fıtır sadakasını veriyoruz. Yok olan nesini verecekki diyebilir. Bizler bir kamildeki tahsilimizle fenafillah olduktan sonra,hiç bir şeyimiz kalmamiştır. Fakat henüz daha bir esması kalmiştır. İsim ise o sıfatın hüvviyet etiketidir. Kişinin esmasını vermesiyle, bayrama çıkması zuhur edecektir. Fıtır sadakası verilmeden,bayrama çıkılamaz. Onun için esmanın verilmesi,sadakayı fıtırımızın verilmesi demektir. Şevvel ayının birinci günü, ramazan bayramına kavuşmuş oluruz. Bayram ise dostla buluşma, dostla sevişmek, dostla beraber olmak demektir. Ramazan bayramı üç gündür. Birinci günü, kendimize nisbet ettiğimiz fiillerimizden kurtulduğumuz için, bayram yaparız. İkinci günü, kendimize nisbet ettiğimiz sıfatlarımızdan kurtulduğumuz için, bayram yaparız. Üçünçü günüde kendi diye nisbet ettiğimiz vücudumuzdan kurtulduğumuz için bayram yaparız. Dolayısıyla bu üç varlıktan geçtiğimiz için, fıtır bayramını yapmağa hak kazanmış oluruz. Bayramda, zahiren büyüklerimizi, eşimizi, dostlarımızı ziyaret etmek, onların gönüllerini almak,bir telefonlada olsa onların sesini duymak,nasil en büyük sadaka ise,batındada daima dostla olmak en büyük mutluluk olacaktır. Bir hadisi şerifte: güzel ve tatlı söz,en büyük sadakadır Buyurulmuştur.ayrıca bir ayeti kerimede Allah sizleri ve bizleri mağfiret etsin diye birbirlerinize dua ediniz buyurulmaktadır. İşte ramazan bayramına erişenler, cenabı hakkın vahdaniyet deryasında oldukları için, herkezle sevişip kucaklaşmalıdırlar. Darginlık ve küslükler nefsin ikiliği içinde bulunanlara aittir. Yoksa vahdaniyet deryasında itilaf olmaz. Varsa bilinmelidirki,o kişiler hala nefsin tahakkümü altındadır. Cenabı Allah bütün kardeşlerimi dostla buluşma ve sevişme zevkine nail kılsın amin.

   ADEM İLK İNSAN VE İLK PEYGAMBERDİR

Adem a.s. yaratıldığında,bu günkü gibi can kavmi,ve cin kavimleride vardı. Fakat onların arasında insanliğini bulmuş adem yok idi. Cenabı Allah,rahman suresi ayet 1-2-3 de Rahman olan Allah kuranı talim etti.ve insanı halk etti buyurulmaktadır. İşte rahman olan Allah,bir mürşidi kamil mazharından,senin ve benim gibi bu toplumların içindeki saliklere nefis kitabını talim ederek,istidadı olanlara insanliğini buldurdu. Yani ilk adem olarak yaratılmış oldu. Adem demek insan demektir. Allah insanı kendi sureti üzere halk etti.buyurulmuştur. ( Allahın sureti sıfatlarıdır) İnsanda cenabı Allahın hüvviyet ve enniyet yüzlerini kendi inhisarı altında toplayan mazhar demektir. Dolayısıyla insanın yaratılması ademin yaratılması olmuş oluyor. Bir kişi bir gün denizin kenarında oturmuş, engin denizi seyrederken,arkasından bir arkadaşı gelerek ona ne yaptığını sormuş. Oda,denizdeki gelen dalgaları sayıyorum demiş. Arkadaşı,denizde ne kadar dalga varmış diye sorduğunda,evvelkileri sayma bu gelen bir demiş. Onun için bu güne kadar,milyonlarca bu alemden nice ademler gelmiş ve geçmiştir. Fakat siyret yönünden ademliğini bulamadıkları için,rahman tarafından halk edilen adem ilk olur. Mısrı niyazi hz. leri:


Ademliğini her kim buldu ise odur adem
Yoksa görünen suret bir gölge imiş ancak.

  buyurulmuştur.

sureti adem olupta, içi hayvan olursa o kişi bir cismin gölgesi gibidir. Güneş batınca gölge diye bir şey kalmaz. Onun için insan üç çeşittir.


1 - Surette insan siyrette hayvan
2 - Surette insan siyrette nakıs (henüz insanliğini bulmamiş)
3 - Surette insan siyrettede insan

İşte adem budur. Cenabı Allah ademi bizlere tanıtırken, bizlerin bildiği gibi suretteki ademleri değil,suret ve siyrette ademliğini bulmuş, cenabı hakkı hüvviyet ve enniyet kemalatıyla zuhura getiren ademden bahsetmektedir. İşte bu ademliğini bulmuş ademlerde;ister vücud ülkesinin ilk peygamberi deyelim, isterse kendine tabi olan, inananların peygamberi diyelim, her ikisinede ilk peygamber olmuş oluyor. Tevhid içindede, ilk peygamber mertebesi, adem olduğu için ilk peygamber denmiştir. Peygamberlerin: 1-Fetanet 2-Sıddıkiyet 3-İsmet 4-Emanet 5-Tebliğ hasletlerinin kemalatına sahip olmasıdır.buda ademden başlamaktadır. Ondan sonra diyer peygamberler sırası ile mertebelerde zevk edilir. Kuranı kerimdeki zikredilen 28 peygamber 28 kurandaki harflerin karşıtları olduğu gibi,meratibi ilahiyede 28 insanı kamil mertebesine kadar tahsilde,adem olan safiullahtan ,cenabı hakkın habibim dediği resulullaha kadar 28 mertebede tahsil edilmektedir. Şu halde, bir kişinin insanı asliyesini bulabilmesi için evvela bir insanı kamilden kendi kuranını talim etmesi lazımdır. Sonra adem olarak halk edilmiş olacaktır. Sonra,rahman suresi ayet 4-de buyurulduğu gibi,ümmül kitap olan insan kuranını beyan etmesi için onun canlı bir kuran,yani peygamber olması demektir. Çünkü peygamberlik ikidir. 1- nübüvveti teşriye 2-nübvveti risalet. Nübüvvet teşriye demek, peygamber varislerinin sonsuza kadar ümmeti muhammede cenabı hakkın emir ve yasaklarını hz. Muhammedin terazisiyle tebliğ ediyor demektir. Nübüvveti risalet ise:hz. Muhammed son peygamberdir ondan sonra hiç bir kitaplı risalet peygamberi gelmiyecektir.fakat teşriye peygamberi olan evliyalar gelip durmaktadır. Ve gelecektirde.İşte bizlerin anladığı gibi ilk adem ve ilk peygamber şekliyle değil,ilk insan olarak yaratılması ilk adem oluyor. Ve ilk peygamberde yine ilk irşad etme yönüyle ilk peygamber olmuş oluyor. Şu halde,rahman suresinin başindaki ayetlerde ifade edildiği gibi; rahman olan Allah,evvela,şu andada mevcut oldukları gibi,can kavmi,cin kavmi,ins olan henüz ademiyetini bulamamış olanlara kuranı talim etti. İnsanı böylece yaratmiş oldu.ademliğini bulan bu kişiyede sonra kuranı beyan ederek peygamberlik ihsan edilmiş oluyor.

    EZAN-I MUHAMMEDİYENİN AÇIKLAMASI

Peygamberimiz hz. Muhammed s.a.v.in müekkede sünneti olarak, islamiyette günde beş vakit namazlarda okunmaktadır. ezan günün belirli beş vaktinde, müslümanları namaz kılmak için camiye davet etmek,ve Allahın her an zuhuratının tecellilerini bildirmek için okunur. Cenabı Allahın tecellileri üç kısımdır.


1 - Celel tecelliler
2 - Cemal tecelliler
3 - Kemal tecellilerdir

 
Bu tecelliler; uluhiyyet sahibi olan Allahın, 1-sıfatlarına 2-esmasına 3- efaline 4-asarına tecellilerini gösterdiği için,ezanı muhammediye okurken dört defa, Allahü ekber (Allah yücedir ) diyoruz. Pir hz.leri ezanı muhammediyeyi şerh ederken, bu mertebenin yüceliklerini şöyle izah etmişlerdir. Uluhuyet sahibi olan Allah, rububiyeti olan rablığından, rahmaniyetinden, rahimiyetinden ve malikiyetinden büyük olduğu için dört defa Allahü ekber denmektedir. buyurmuşlardır. Cenabı Allahın. uluhiyetinden, bu kesret alemine dört yerdede tecellisi vardır. 1-cemadattı ruhu ile tecellisi 2-nebadatı ruhu ile tecellisi 3-hayvanatı ruhu ile tecellisi 4-insanatı ruhu ile kemalat tecellisini gösterdiği için, bizler ezanı muhammediyede dört defa Allahü ekber diyerek Allahın yüceliğini şuhut etmemizden mütevellit Allahü ekber diyoruz. Cenabı Allah 1-efali ilahiyesi ile 2-sıfatı ilahiyesi ile 3-vücudu ilahiyesi ile 4- vahdaniyeti ilahiyesi ile meratibi ilahiyedeki mertebelerde, tecellisini her an Allahü ekber nidasını tekrar edip durmaktadır. Ayrıca cenabı Allah,hadid suresi ayet 3: de zikredildiği gibi, 1-evvelinde 2-ahirinde 3-zahirinde 4-batınında tecellilerinin yüceliğini söylemiyormu İşte Allah onun için, eser ve sıfatlarındaki tecellilerinde kayıttan münezzehtir. Noksan ve kusurdan paktır. Vahdaniyet tecellilerinde, büyüklük ve zatıyla yüceliğini zuhura getirmektedir. Bundan sonra müezzin efendi eşhedü enla ilahe illallah (şahadet ederim Allahtan başka ibadete laik ilah yoktur iki defa okunur. Bunun sebebi; cenabı Allah zahir ve batın olarak tecelli etmektedir. Bu tecellinin. zahirine, tavsilatı. muhammediye, batınınada, cemi ilahiye denmektedir. Eşhedü, ben şuhut ederimki en lailahe illallah ondan gayri zat yoktur.bu cemi zahiredir. Makamı şeriattır. Tevhidte hz. cem mertebesinin zuhurudur. Bir kerede,yine eşhedü ben şuhut ederimki en lailahe illallah. ondan gayri zat yoktur. Demektir. buda cemi batına işaretle meratibte makamı cem zuhuratıdır. Bu alemin zahiri tavsilatı muhammediye, batını ise vahdaniyet olan zatın tecellisidir. ondan sonra eşhedü enne muhammeder resulullah (şahadet ederim Muhammed Allahın resulu yani elçisidir) iki defa okunur. Bunun birinci defa okunması:hz. Muhammed s.a.v. efendimizin bir hadisi kudsisinde levlaka levlak vema halaktül eflak (sen olmasaydın,sen olmasaydın bu alemi halk etmezdim.) buyurulduğu gibi, iki defa sen olmasaydın,sen olmasaydın buyurulması,cenabı hakkın eser ve sıfatlarının ancak hz. Muhammedin nuru ile görünmesine işaret edilmektedir. İşte birincisi, zahirata,ikinciside batınata davetiyedir. Ayrıca birincisi inse davet ikinciside cinne davet diyebiliriz. Ondan sonra müezzin efendi sağına dönerek,iki kere hayyalesselah (namaza gelin) namazın kılınması için toplanın diye,ins ve cin lerin saitlerini,yani inananları davet etmekte,sol tarafına dönüp hayyalelfelah (kurtuluşa gelin ) diye iki defa ins ve cinlerin şakilerini, kurtuluşa yani tevhide davet etmektedir. Bundan sonra,müezzin efendi kıbleye dönerek iki defa,Allahü ekber,Allahü ekber (Allah yücedir) diye okur. Buda Allah zahirdede, batındada yücedir. Onun eser ve sıfatlarındaki, tecelliler onun zatının bir zuhuratıdır. En sonunda ezanı bitirirken, bir defada la ilahe illallah (Allahtan başka ibadete laik ilah yoktur).demekle Allahın zahir ve batınındaki tecellilerinin birliğinin idrakı ile daima görünenin olduğunu söylemekle ezanı muhammediye sona ermiş olur. Görüldüğü gibi ezanı muhammediyenin başından sonuna kadar, meratibi ilahiyenin bütün mertebelerinde cenabı hakkın zuhuratının şuhutlarının ifadesinden ibaret olduğu anlaşılmış oluyor.

 

     BİR SALİK ABDESTİ NASIL ALMALIDIR

Abdest temizlenmek demektir.abit kul manasına gelir. Dest ise temizleyen el demektir.yami mürşidi kamil demektir. Dolayısıylada bir kulun,mürşidi kamilden manevi olarak temizlenmesi anlamına gelir. Abdest iki türlüdür.

1 - Su ile alınan abdestdir: Bedenimizin temizlenmesidir.

2 - Zikir ile alınan abdesttir: Gönlümüzün temizlenmesidir. Buda tabiiki bir mürşidi kamilden tahsille mümkündür. Fehmi hz.leri bir ilahiyesinde:


Abdest alan su ile onun dışı pak olur
Kalbi zikir olursa onun içi pak olur
Tefekkür ile tanrıyı bir saat zikreyleyen
Yedmiş sene ibadet etmeden eftal olur


Buyurmuşlardır. Niyet ederek su ile almağa başladığımız abdestin, 4 farzı vardır. 1-elleri kollarımızla beraber yıkamak 2-yüzümüzü kıl diplerine kadar yıkamak 3-başımızı mest etmek 4- ayaklarımızıda. niyetten sonra, kalbi zikir halinde olan bir salik ellerini yıkarken,kendine nisbet ettiği fiillerin kendisinin olmadığını, yüzünü yıkarkende, kendine nisbet ettiği sıfatların kendisinin olmadığını,ve başının mest edilmesi ve ayaklarınında yıkanması ile,vücudun vücudullah olduğunun evvela idrakında olmalıdır. mademkİ fiillerin faili Allahtır, o zaman bu abdesti alırken,kendi diye bildiği ellerini,yüzünü,ve diğer yıkanan yerlerini cenabı hakkın kudret eliyle yıkadığını seyredecektir. Kendi aza ve sıfatlarını kendisi yıkamıyor. Çünkü kendisinin hiç bir güç ve kuvveti yoktur. Güç ve kuvvet sahibi Allahtır. Fiillerin halk ediciside Allahtır. Onun için, seni cenabı hakkın nasıl yıkadığını seyrederken gölünün temizliğini sağlayan, daimi zikirle birlikte fikretmelisin. Fikir ise,el ve kollarını yıkarken akıl nimetiyle fiillerin failini düşünmektir. Yüzünü yıkarken sıfatların mevsufunu, baş ve ayaklarını yıkarkende, vücudun vücudullah olduğunu tefekkür etmektir. Bir salik hangi mertebede olursa olsun, bulunduğu makamın rabıtasını hissiyle daima düşünmelidir. Bu şekilde günde beş defa abdest alırken,düşünme ve seyri uyguladığında görecektirki , gün ve gün şuhutları pekleşecek,ve her an zamanla müşahade etme imkanını sağlamış olacaktır. Abdest alırken zikir ve fikirsiz olanlar, su ile yıkadığı azalarından başka, hiç bir yerini temizlemiş olamazlar. Şeriatta, sağ el ve kollarımızı yıkarken, kitabimizi sağ elimizden vermek nasip eyle,sol el ve kollarımızı yıkarken, kitabimizi sol tarafımızdan ve arkamızdan vermekte sana sığınırız. Ayrıca, kulaklarımızı yıkarken ezan ve kuran sedasıyla donat, başımıza mest verirken arşın gölgesinde gölgelendirmek nasip et, boynumuzu yıkarken azap halkasını boynuma geçirme diye dualar yapmak kişiyi Allaha yöneltmek ve onunla meşgul olmak içindir. Tevhid ehli ise zikirle daima Allahla beraberdir. Ve kendi mazharından, cenabı hakkın abdest fiillerinde hakkın failliğini,şuhut etme gayretinde olandır. kişi zikir yapa yapa nasıl kendini daimi kalbi zikre alıştırdı ise,bu abdest almadada rabıtasını daima kullanarak, şuhudu seyre geçebilmek için kendini alıştırmalıdır. İşte o zaman hicapların açıldığını göreçektir. Su ile alınan bu abdest, gönlümüzün mutmainliğini sağlayacaktır. Çünkü gönlümüzün sahibi kendisidir. Mülkünde kendisinden başkasının olmasını istemez. Hep kendi zikredilsin, ve hep kendi fikredilsin ister. Zaten başkasıda yoktur. Her şey Zatının sıfatlarından tecellisinden ibarettir. Sür çıkar gayriyi gönlünden, tecelli etsin hak.patışah konmaz saraya hane mamur olmadan, işte bir salik, kalbi zikirle birlikte, hissiyle bulunduğu makamın rabıtasını kullanıp, cenabı hakkın bu azalarını, yıkadığını seyretmesi, onun zahir ve batın abdesti olan temizliğini sağlamış,ve zamanlada hicaplarını açmış olacaktır. Bir salikin fena mertebelerinde bu tecellileri bilmesi görmesi demektir. İhtiyari olarak hakkın varlığı ile var olma yeri olan beka mertebe, zevklerinde, kulun kendi varlığı kalmadığı için, peygamberimizin :Rabbımı rabbım bildi. rabbımı rabbım gördü. Dediği gibi, bütün tecellilerini görür haline dönüşecektir. Yeterki her abdesttimizde kendimizi yakın takibe alıp bu söylediklerimizi uygulamak için gayret gösterelim. Rabbım,azımle ugraşanlara inşaallah mukafatsız bırakmıyacaktır.


MUSA A.S. IN KAVMİNE MUKADDES ŞEHRE DAVETİ

Kuranı kerimin maide suresi ayet 21 ey kavmim Allahın size taktir ettiği mukaddes yere girin .geriye dönmeyin. Yoksa hüsrana uğrarsınız Buyurulmaktadır. İşte ilmi ezeliyatta istidadında hak ve hakikata nasibi olanlara mukaddes yer olan enfusta kalp şehrine,afakta da bir mürşidi kamil gönlüne girmemizi emretmektedir. Beden şehrine geriye dönmemizi istemiyor. Zira ebedi mutluluk ve saadet yeri olan kalp şehrinden, vehim, heva, gazap, şehvet gibi bedenin zulmet ve çirkinliklerine dönerseniz hüsrana uğrayanlardan olursunuz. Buyuruluyor. Çünkü kalbin, nur ve güzelliklerini, bedenin zulmet ve çirkinliklerine tercih etmemizden mütevellit azap ve hüsrana uğramamız mukadder oluyor. Günümüzde, musa a.s. olan mürşidi kamiller bu toplumdaki bütün inananları mukaddes belde olan kalp şehrine davet etmektedirler. Bu davet olan ezanı duyup icabet edenler, ebedi mutluluğa ermekte, icabet etmiyenler ise bedenin hizmetinde,stres ve huzursuzluk içinde hüsranda debelenip durmaktadırlar. Maide suresi ayet 22 onlarda, ey musa orada zorba bir kavim vardır. Onlar oradan çıkmadıkca biz oraya asla giremeyiz. Eğer onlar oradan çıkarlarsa süphesiz bizde gireriz dediler buyurulmaktadır. yani mukaddes yerde,nefsi emmarenin sıfatları vardır. oraya onlar cebren ve kahren zabt etmişlerdir. Her türlü kuvveti kendi arzuları doğrultusunda kullanmaktadırlar. Hem onlar çok kuvvetli,bizler ise onlarla mücadele edemiyecek kadar zayıfız. Onlar o mukaddes yerden çıkarlarsa biz o zaman oraya girebiliriz dediler. İşte nefsi emmarenin cismaniye alışkanlıklarından kurtulamıyanlar, nefis sıfatlarını kırmağa ve onunla mücadele etmeğe kadir olamadıkları için, Allah onları oradan çıkarmadığı mütdetce bizler oraya giremeyiz dediler. Maide suresi ayet 23 Allahtan korkan ve Allahın kendilerine nimetini verdiği kiselerden iki adam şöyle dedi: zalimlerin şehrine kapıdan girin. Oraya girince,muhakkakki galiplerdensiniz. Artık gercek müminlerseniz. Allaha tevekkül edin buyurulmuştur. Kişi nefsi emmare düşmanlarından değil,Allahın emirlerini yapıp, yasaklarından kaçmalıdır. İlim ve amelle amil olan, ilim ve akıl nimetleri kişilere, kalp şehrinin efali ilahiye kapısından giriniz der. Çünkü bu kapı tecelliyi efal ve tevekkül olan,Allahtan gelen her şeye boyun bükme kapısıdır. Siz kalp şehrine girmekle, kendinize nisbet ettiğiniz efalinizin,efali ilahi olduğunu gördüğünüzde Allahla her işin işleyicisi olduğunu zevk etmek,kişiyi nefse galip getirmiş olacaktır. Her fiil ve kuvvet,Allahın olduğu vakit,vehim şeytanı, heva, gazap gibi nefsin askerleri sizden kaçacaktır.maide suresi ayet 23 artık sizler gercekten müminlerseniz Allaha tevekkül ediniz. ayeti zuhur eder. Zira Allaha iman tecellilerinin başlaması tecelli efalin idrak huzurudur. Maide suresi ayet 24 kavmi ona,ey musa onlar orada oldukca biz oraya hiç bir zaman giremeyiz.sen ve rabbın gidin ve savaşın. biz burada oturacağız dediler buyuruluyor. günümüzdede, bazı nakıs kişilerin söylediği gibi, madem sen insanı kamilsin,bizlerin kalbindeki bu nefis istilasını rabbından istiyerek tasarrufunla temizle. Bizde bu mutsuzluktan kurtulalım. Yoksa bizler bedenimize hizmet ederek nefislerimizin arzusunda durup,nefis makamında oturacağız diyorlar. Buda bedenimizin lezzetinden ayrılamayız demektir. Buda açıkca görülmektedirki,mürşidi kamilin telkini olan nefisle mücadele talimatlarına uymak istemeyen, veya talimatları gevşek benimseyen kişilerin hali olduğu görülmektedir. Maide suresi ayet 25 musa ey rabbım ben kendimden ve kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum. artık bizimle fasık kavmin arasını ayır dedi. Buyuruldu. Burada enfusu olarak,musayı kalp musası,kardeşi harunuda ruh harunu olarak zevk etmek mümkündür. Maide suresi ayet 26 Allah musaya şöyle dedi.kırk sene o mukaddes yer onlara haram kılınmıştır. Yer yüzünde onlar şaşkın şaşkın dolaşacaklardır. O fasık kavim için üzülme buyuruluyor. işte bu kişiler, zahir ve batın duyguları ile tevhidin dördüncü makamına kadar nefsin emrinde , şaşkın, şaşkın dolaşacaklardır. İşte bu kırk sene kişinin rabbını tanıma vaktidir. İkilik ile yaşayanlar,hiç bir zaman mukaddes kalp şehrine giremezler. Bu yolda mücadele etmeden,birliğe ermek mümkün olmayacağı için, bu şehre girmeleri onlara haram kılınmıştır. Kavmının bu beden cismine olan meyyallığından, mukaddes şehre davete icabet etmiyen kavmi için,musa a.s. ın üzüldüğünü gören cenabı hak, üzülme onlar bu cezayı fasıklıkları sebebi ile hak etmışlerdir buyurulmaktadır. Bizler bu maide suresi ayet 21 den 27 ye kadar geçen bu vakadan;bir salikin mürşidi kamilinin yaptığı,nasihatlara uymasını anlayacağız. Nefis sahrasında şaşkın şaşkın dolaşarak, yalnız beden cismine hizmet ederek, mutsuz ve huzursuz olarak yaşamaktansa,mukaddes kalp şehrine girmemiz istenmektedir. Mukaddes şehre girildiğinde, huzur ve mutluluğun olduğunu, girmeyenlerin ise kırk yıl bu esfeli safilin olan dünya sahrasında şaşkın,şaşkın dolaştıklarını, mukaddes şehre girmek istemeyenlerinde kendilerinin fasıklıkları sebebiyle cezaya çarpıldıklarını açık açık anlatmaktadır. İşte bir salikte daimi zikirle birlikte, mukaddes beldenin giriş kapısı olan,tevhidi efal makamından içeriye girmeğe başlar. Çünkü enfus ve afakında efali ilahi kapısından,girenler,la faile illallah demekle, hiç bir mazhara gördüğü fiilleri nisbet etmez. Yalnız faili yani halk edici Allahtır der. Fiilin tecelli ettiği mazhar, neresi için yaratılmış ise ondan o fiil zuhur ettiğini bilir. Dolayısıylada fiillerin cibilliyetleri yönünden iyilikleri hakka, bizim için kötü diyebileceğimiz fiilleri, nefsimize veya mazharların istidatlarındaki eksikliğe nisbet ederiz. Hiç bir kimseye,halk ediciliği nisbet etmeyince, kişilere olan bakış açımız tamamen değişmiş olacaktır. Allaha karşıda onun her tecellisine,boyun büküş başlamış olur. İşte kamil gönlüne girmek,isteyenler,mukaddes şehrin efali ilahiye kapısından girmesiyle,kalbindeki nefsi emmare sıfatlarının mağlup olduğunu göreceklerdir. kalbi kendi emrine alan bu nefis orduları ruhun hak ve hakikat ilim ve amel orduları tarafından, mağlup edilmeden, oraya girilip huzur bulunamaz. Onun için insanı kamiller saliklerine zikirle birlikte, efali ilahi ordularını mukaddes beldeye efal kapısından girmelerini öneriyor. girenler huzur ve mutluluğa kavuşuyor.fakat çalışmalarında gevşeklik yapanlar, armut piş ağzıma düş diye, her şeyi hazır bekleyenler ise;40 yıl nefis sahrasında,malesef huzursuzluk içinde, zevksiz olarak yaşayacaklardır. Çünkü Allah,hiç bir kuluna kötülük yapmaz. Kul kendi kötülüğünü kendisine kendisi yapar. ayeti gereğince, fasıkları ( Allahın emirlerine karşı gelme ) nedeniyle, azap içinde hem dünyada,hemde ahirette yaşayacaklardır. Bazılarıda mürşidi kamillere, sen her şeyi bilirsin biz çok aciziz. kalp şehrimizi nefis ordularından bir nazarla temizlede,bizde oraya o zaman girelim derler. Öyle yağma yok. Herkez çalıştığı ve teslim olduğu nisbette bu yolda ücret alacaktır. Bir kamil salikine,ne bir şey verir, nede ondan bir şey alır. İstidadı ne ise,ilmel yakınlık mertebesinden yaptığı sohbet ve diğer tecellilerle manevi kuvvetini kendinde kazanarak mukaddes beldeye girmeğe hak kazanacaktır. kendinde bu cesaret ve gayreti göstermiyenler, efal, sıfat, zat ve ferayiz mertebelerinde 40 yıl şaşkın şaşkın, mutsuzluk içinde dolaşacaklardır. ihtiyari olarak hakkın zahir ve batın elbisesini giyemeyenler o mutluluğa eremezler. Gelin kardeşlerim; rabbımıza sevgi ve tam teslimiyetle efali ilahiye kapısından mukaddes kalp şehrine girmeye çalışalım. Buda bizlere kamiller tarafından telkin edilen zikirle beraber hissimizle rabıtayı kullanmamızla mümkün olacaktır. Rabıtayı kullanmazsak tecellilerini görmemiz mümkün değildir. Teclliler görünmeyincede bunu kalbin tastik etmesi olmaz. Kalbin tastik etmediği bir şeyide şuhut olmadığından o kişi yaşama geçiremez. Yalnız ilim olarak kalır. İlim ise her zaman unutulmaya mahkümdur. Zaman zaman hatırlamak, zaman zamanda unutmak kişiyi vuslat buldurmaz. Cenabı hak bütün ihvan kardeşlerimi mukaddes kalp şehrine girenlerden eylesin.amin.                

              TEVHİDDERYASİ 2  KİTAP SONU

                                    Ahmet ARSLAN : 2001



HASAN FEHMİ DİVANI NIN AÇIKLAMASI

1-
Ya rabbi beni ağyare saldırma
Bud fırkatın narına yandırma
Mutad et kalbimi zikrinle daim
Uyandır nevmi gaflete daldırma

Ey rabbım beni yabancılara bırakma yani tevhid ilmine yabancı olanlar sureti hakikattan uzak olanlardır. Beni onlara bırakırsan bende onlar gibi Tevhidden uzak kalırım.Bu uzaklık ateşi ile beni yakma. Kalbimi senin zikrinle alıştır.Kalbim daima seni zikretsin .Bir an kalbim seni zikretmezse gaflete düşer seni unuturum.Zikri daiminden kesmeki seni unutmayayım .Gaflete düşmeyeyim.

Badı seharı aşkını kalbimde
Estir erisin ol şirki hafiye
Şemsi hakikatın tığını saldır
Açılsın marifet gülün soldurma

Yarab cemalin senin aşkındır.Kalbimden Aşkını eksik eyleme.Çünkü Aşk ateştir.Gizli şirkleri yok edecek odur. Şirk iki kısımdır. 1-Aşikar şirk 2-Gizli şirktir. Gizli şirk insanın benliğidir. İnsanın benliğini yok edecek Aşkı ilahidir.

Özümü özümden olduğun bildir
Sözümü sözünden olduğun bildir
Emrazı averi gözümden kaldır
Biri bir göreyim iki sandırma

İnsanın özü canıdır. Yani benim canım senin canından olduğunu bildir. Can nedir.Can efalin sıfatın zatındır. Benim zatım senin zatın, benim sıfatım senin sıfatın,benim efalim senin efalin olduğunu bildir. Benim sözüm senin sözün olduğunu bildir.Emrazı aver ise şaşılık hastalığıdır.Bu hastalığı gözümden kaldır.Biri bir göreyim iki sandırma. Yani kişinin hem kendisi var  hem Allah var.Kendisini Allahtan ayrı görmesi gibi.

Hadisi kudsinde kim buyurdun sen
Sevdiğin kuluna verirsin sen
Gözümden görmeye göz olursun sen
Bu zümre kullarından beni ayırma

Cenabı hak kurani keriminde buyuruyor; Siz nerede olursanız ben sizinleyim Böyle görmeyip kendini ayrı görenler şaşılık hastalığına tutulmuştur.Bu hastalığı gözümden kaldırda biri bir göreyim ,yani seni bende göreyim demektir. Kişi hakkı nasıl kendinde. görecektir. Hadisi kudside buyuruluyor Kulum bana nevafille yaklaştığında okulumu severim onun duymasına kulak olurum benimle duyar. görmesine göz olurum benimle görür. konuşmasına dil olurum benimle konuşur. vel hasıl bütün aza ve cevahiri ben olurum, benimle yürür benimle oturur, benimle kalkar sükun ve hareketi ben olurum. Bu surette hakkı kendisinde görmüş olacaktır.Bu zümre kullarından beni ayırma dediği budur.

Sehabı cehlimi kaldır aradan
Nuri irfan ziya salsın her yandan
Göreyim cemalin ben ben olmadan
Gözümü serabı zille kaydırma

Yani cehalet bulutunu kaldır aradan.Bu cehalet bulutunu kaldıracak bad-ı saba ki, buda aşkı ilahidir.Nasılki bulutları Rüzgar dağıtır,güneş zuhur eder, cehalet bulutlarınıda Aşk rüzgarı dağıtıp hakikat güneşi olan irfaniyet zahir olacaktır.ve cemali ilahiye görünecektir.Onu göstermeyen ne idi;İşte o cehalet bulutu idi.Bu kalkınca insanın artık serap ve gölgesi kalmaz.

Vaslına muhabbet nimettir bana
Birliğe ulaşmak izzettir bana
Hicabı cenneti set çekme bana
Huri gılman ile beni kandırma

Bir kişiye eğer hak kavuşma sevgisini verdiyse ,bilsinki ona hak nimeti verilmiştir.En büyük izzette birliğe ulaşmaktır.Birliğe ulaşmış kimsede onun gözüne cennet ve huriler sed olmaz.Çünkü bunlara kanmaz.

Mahvedip FEHMİ yi mahzı zat eyle
Bekada baki kıl izzü cah eyle
Cemalin keşfedip dilkuşat eyle
Hiçrinle berzahta beni durdurma

Bizler dahi varlıklarımızın mahviyetiyle cenabı hakka arz ve zatıyla zahir olması öz zatının onda ebedi kalmasının izzetini istemekle erilecek bir zahmetle mümkündür.ve kulluğunu niyaz etmektir. Fehmi efendi Hz.lerinin ruhu şad olsun.amin...

2-
Ey zahit gel zühtünü ko Aşka eyle iktida
Göresin hep ehli aşk olmuşlar halka mükteda

Zahit nedir? Zahit sevdiği Allaha çok ibadet eder.ve ibadetini vadeli yapar.Ya mal veya bir ibadetle hakka kavuşmayı zanneder.Helbuki hakka ancak aşk ile kavuşulacağı için onu aşka davet eder.Kurani kerimde vema halektül cinne vel ins e illa liyağbüdun yani cin ve insanları halketmedim ancak bana ibadet etsinler için yarattım. Bunu ashabı kiram peygamber efendimize sordular Ya Resulallah ibadet nedir. Resulullah Efendimiz buyurdularki:İbadet Allahı Tevhid etmek ve bilmektir.Her kim Allahı Tevhid ile Allahı bilir ve Tevhid ediyorsa o Aşıktır. Bunun için zuhd ile Allaha kavuşulmaz.Aşk ile kavuşulacağı için Aşka davet olunur.


Cümle kervandır bu alem ehli aşktır rehnuma
Gel karip ol kaçma zinhar sen kalısın bineva

Ehli Aşk hep Aşıklarla olacaktır. Bu alem bir kervandır Daima yürümektedirler. Resulullah efendimiz: Dünyada bir garip kimse gibi olun. Asla vatan tutmayın. ve bir yolcu gibi olun asla durmayın ,veyahut kabir ehli gibi olun .İşte bu kervan değildirde nedir. Bu alem kervan olduğuna göre ehli Aşkta yol göstericidir.Bu kervan kılavuzsuz gidilemiyeceğine göre mutlaka bir yol gösterici lazımdır. Gel yakın ol yol göstericiden kaçma sonra pişman olursun.

Çünkü yuhibbune geldi ol gani haktan bize
Nidelim gayri muhabbet çün değil emri hüda

Cenabı haktan bizlere yuhubbine geldi .yani sevilmek istiyorsanız sevinki sevilesiniz. Öyle ise başka sevgileri ne yapalım. Hak sevgisi var iken. Öyle ise kervanda biz yolcuyuz o halde bize bir yol gösterici Aşık bulalım. Bizi maşukumuza kavuştursun.

Etme rağbet perhize sen gel beru ey hoşimend
Niceler perhizle bunda oldular haktan cüda


Perhize rağbet etme iyi huylu kişi .Perhiz nedir? Yemek içmek gibi ,yani az yemek ,az içmek ,az uyumak bu suretle hakka yakın olacağını zan eder.Halbuki bunlarla hakka daha uzak olunur.Hakka yakınlık ilim ve irfaniyetle olur. Yoksa gece ve gündüz daima ibadetle olmaz. Bu ibadet seni hakka kavuşturmaz.

Ruzu şebtaat ibadet eylemez vaslı lika
Aşk ile yoldaş olanlar buldular derde deva
Ara bul mürşidi kamil çünkü oldur haknüma
Hep erenler füyuzad oldu ol yüzden hida

TALİBiyle sohbet eyle her sözüne tut sima
Sehbayı aşkın şarabın içirir her dem sana

Seni hakka kavuşduracak kervandaki yol gösterici yi bulursan olur. İşte bunu ara bul . Bu yol göstericiği bulmakla menzile erişilir.

3-
Yanıp yakıldım ateşe aşka
Kül olup savruldum harmanı aşka
Aşıka cennet aşkıdır onun
Meftun olmuş yürür gülzarı aşka

Aşk yanıcı bir ateştir. İnsanın benliğini yakar. Ne idi insanın benliği;Hakkın varlığını kendi varlığı zan ediyordu.O zan ettiği hastalığı yakmak ile o zanları kül olacak ve aşk rüzgarı ilede savrulup götürülünce
aşkı onun cenneti olmuş olur. Çünkü aşık için aşktan daha zevkli bir cennet olamaz.

Zahidin zühtü cennettir ona
Onun için varamaz meydanı aşka
Hakka varılmaz ucup kibirle
Yandır onları suzanı aşkka

Zahidin zühtü ona cennet olduğu gece aşktan kaçar. Aşkı yaşamaz. Çünkü zahitte acayip kibir vardır. Acayip kibirle hakka varılmaz. Kibirleri ancaksın aşk ateşi yakar.Kibirliler aşktan korkup kaçtıkları

için hakka yakın olamazlar.

Mağrur olma sen arifim diye
Sohbetten kaçma gel irfanı aşka
Kır sen taptığın nefsin putların
Kalbi selim ol gel berdarı aşka

Arif vardır, sohbet kendine uygun olmadımı kalkıp kaçar. İşte oda silinir. Arif isen bile mağrurlanma, sohbetlerden kaçma .Taptığın nefsin putlarını kır. Nefsin putları nedir? Nefis sahibi hakkı her yerde göremiyorsa ,hakkın olmadığı yeri seviyorsa ,işte o Allahsız bir puttur. Arife göre Allahsız hiçbir yer yoktur.Ancaksın gaflete düşüp Allahsız bir yer görür,oradan kaçarsa nefsini putlandırmış olur. O nefsin putlarını kır. Kalbi selim ol .Gel onun bekçisini bul ,zira o kalbi selim arar.Cenabı hak kuranı keriminde: mealen şöyle buyuruyor:Bu gün mallarınız ve evlatlarınız size fayda vermiyecektir.ancak selim bir kalple huzuruna gelenl fayda bulacaklardır. Bazı kimseler vardır,geride mal bırakır,malına güvenir. Benim malımdan bana arkamdan hayır yaparlar kuran okuturlar ,mevlüt okuturlar v.s. gibi bunlara güvenir. İşte bunlarada güvenme ,Ancaksın kalbı selim olmağa çalışmak lazımdır. İşte kurani kerim bizlere ışık tutuyor.Allaha inananların kalpleri zikrullah ile dirilir.bilinizki kalpler zikrullah ile mutmain olur. Yani kalbimizin temizliğini bu zikirle ehlinden almamızı,yine bize kurani kerim bildiriyor.Zikri bilmiyorsanız ehlinden sorunuz.Ehlini bulup onun telkini ile kalp temizlenir.ve selim olur.

Kalayla FEHMİ ahlak kabını
Onu mesken eyle sultanı aşka

Ahlak kabı nedir? Şüphesiz kalptir. Peygamberimiz Ey ashabım kimse amel ve arzusu ile cennete giremez.ancak iyi ahlak sahipleri cennete girecektir. Buyurmuşlardır. Bunun için ahlak kabımızı kalaylamağa çalışalım. Başka güvencemiz yoktur.


4-
Yine yaz oldu gönül açtı bahar eşcar bana
Açtı evrak libasiyle göründü ol dost bana
Öyle bir gülzare düştümki zevki cinan bana
Harir atlasla donanmış hem bakar ol dost bana

 
Zikri daim ile bir kalp uyandımı ona bahar gelir. Ağaçların yapraklandığı gibi. Sevgilisine yaprak mesabesinde olan organları uyanır. Her azası zikir eder. Kurani kerimde: Gerçek mühminleri tarif ederken şöyle denmektedir:Mümin şunlardırki: Allahı andıkları zaman onların kalpleri titrer,ve onlara bir ayet okunduğunda imanları artar, ve onlar Allaha tavekkül olurlar.Namazlarını dost doğru kılarlar, işte hakiki mümin onlardır.
Çünkü ağacın yaprakları mesabesinde olan azaları enel hak sedasını işitir.ve duyar.Öyle bir mertebeye yerişmek cennet zevki yanında hiç kalır.

Nasibim ruzu ezeldendir göründü ol bana
Anın için her nazar gamze eder ol yar bana
Cümle alemden müberradır görünen yar bana
Sarayı şehri hakikatta görünür ol bana

Sofular vasfı cemalinden sual eder bana
Edemem tarif kemalin mahiyet olmaz bana
Görmüş olsa sofu ol yüzü nedir evrat ona
Unuturdu evrat can verirdi ol ona

Gel götürem seni ol yareki mahremdir bana
TALİBİnin derdine düş sözleri burhan bana

Çünkü her azası Allahın nuru ile nurlanmış, her azası hakkı muşahede ediyor.Bu nasip banadır diyor.Ezelde bana bahşedildi. Ruzi ezel nedir?Ruzi ezel ne zaman Ruhlarımız,Elestübi rabbiküm. Ben sizin rabbınız değilmiyim.hitabına mahatap olundu ,işte ruzi ezel orasıdır. Buda ehli için malumdur.

5-
Herkesin bir sevdası var biri mal olmaz bana
Aşıkım ol bi misale misal olmaz yar bana
Bilmezem nedir kusurum küstü cananım benim
Rahat olmaz dertli gönül gülmeyice yar bana

Herkez bir sevdaya tutulmuş,fakat benim sevdam hiçbir sevdaya benzemez.Çünkü benim sevdiğimin misli yok. Hak teala hz.lerinin misli varmıdır. Yoktur.İşte onun sevdası hak olduğu için misli yok. Ve bundan sonra diyor:Bilmezem kusurum ne göster cananım bana. Elbette cenabı hak sevdiği bir kimseye celal ile muamele eder.Çünkü cemalini celalı ile gizlediği için onu olgunlaştırmak ister.İşte buda sevgilinin bir cilvesidir. Çünkü Cenabı Allah çok cilvekardır. Ve bundan sonra cemalini zahir eyleyip senin derdine deva olaçaktır.

İçmez isem gamzei nazından onun kevseri
Bağı cennette olursam görünür zından bana
Kısmet ruzi ezelde kullara bahşeyledin
Kimseye dost olmayan bir tali- i verdin bana

Bunun için her derdin içinde devayı gizlemiştir.Bu dertli sevgilinin gamzesidir. Yani göz kırpmasıdır. Hani bir sevgili aşıkına göz kırpar, işte Allahında kullarına göz kırpması ona derler. Ve şanı daimdir. Öyle. İse bir derde müptela olduğumuzda unutmayalımki bu derdin içinde yani ardından dermanı gelecektir. Eğer bu dert içinde dermanı bulamazsan cennet bahçesinde olsam o bahçe bana zından olur.

Mahzeninde olmayan bir yokluğu verdin neden
Ol hazineyi gınadenmi gelir yokluk bana
Bilir iken cümle varlık hep senin muhtaç benim
Acızü naçar olursam niçin gelir gam bana

Yokluğu varlık bilirsen izzetin oldur senin
FEHMİ bildinse bu remzi dü cihan bostan sana

Mahzeninde olmayan bir yokluğu verdin bana .İşte bu yokluğu varlık bilirsen izzet olur.Bu rumzu bilenler iki cihanda ona bostan olur.

6-
Mürşidim Ali rahmi bidirdi beni bana
Ol irşadı manevi bildirdi beni bana
Aşktır bana bidayet yokluk oldu nihayet
Erdi haktan inayet bildirdi beni bana


Sermayemdir yokluğum hak varlığıdır karım
Gönlümdeki mihmanım bildirdi beni bana
Terk edince varlığım gitti gönül darlığım
Zevk ile irfanliğim bildirdi beni bana


Oldum tevhide davet hemen ettim icabet
Ol sıdkile şehadet bildirdi beni bana
Neylem ben bu dünyayı hem istemem ukbayı
Buldu gönlüm mevlayı bildirdi beni bana

FEHMİ buldu vahdeti ol dost ile halveti
Nur Muhammed himmeti bildirdi beni bana

İşte burada anlaşılmaktadırki: Her kişiye bir mürşidi kamil lazımdır. Kimki buna gerek yok diyorsa yanılmıştır. Eğer buna gerek olmasaydı niye cenabı Allah bunca peygamberler gönderdi .Şimdi ise peygamberlık geçti. Bunun için o vazifeyi mürşidi kamiller görecektır. Nakıs Mürşit değil Eskiden. kerameti kevniye geçerli imiş o geçti Şimdi ise kerameti ilmiye olduğu için hala kerameti kevniye bekliyenler kerameti ilmiyeye ehemniyet vermiyerek aldanmışlardır. Öyle ise Mürşidi kamillerin nişanesi ne imiş ya kerameti kevniye ya kerameti ilmiyedir. Aranan vasıf budur. Bu vasıfları gördüğünde ona bağlandıktan sonra yapılacak vazife sana düşer.
Evvela vazifen Aşk sahibi olman lazım. Buda tam bir teslimiyetle olacaktır. Bu teslimiyet nedir.Verilen emirleri yerine getirmektir. Bununla beraber Mürşidini sevmektir. Sevmekle başlar ve aşkıyla yok olmakla biter. Çünki kişinin varlıklarını yok edecek aşkı ilahidir. Bu yokluk sermayesini elde ettinmi, o zaman hak varlığı karın olur.Gönlünde mihmanın oldumu, gönlünün darlığı gider huzura kavuşursun zevk ve irfaniyetle dirilirsin

7-
Doğdu ol şemsi hakikat saldı aleme ziya
Feyzine mashar olanlar buldular hayyül beka
Teşnedil olana sundu ilmi ledün kevserin
Doğdu hikmet kalplerinde buldular zevki feza

Merhaba ya Mustafa ey Nuri alem merhaba
Merhaba ya kurnetelayni habibi esfiya
Kenzi rahmandır vücudun sırrı hikmet sendedir
İlmi irfan bize bahşetti dilin ey dilküşa

Sen habibullah olupsun sevmiyen kimdir seni
Can feda etmiş yolunda yürür nice bin kade
Ruhu pakine varır günde nice yüzbin sala
Sensin ol Mürşidi alem sendedir derde deva

Baş açık yalın ayak kapında müçrim bendeyim
Kıl şefaat FEHMİ ye o günde ki ruzi ceza

Hakikat güneşi vücudu ilahidir. Bütün alemleri aydınlatmaktadır. Kim buna mazhar oldu ise ebedi hayata erişti. Gönlü açık olanlara alemi ilmi ledün kevseri sunuldu. Ve onların kalpleri sonrada kararmazmış. Ey alemlerin nuru olan Mustafa merhabalar. Büyüklerin göz bebeği Rahmanın himmetiyle vücudun sırrı hikmet iledir.


8-
Bak şu hakkın hikmetine ne dert verdi bana
Çün ezelden dertli idim yine dert verdi bana
Aradım buldum tabibi sıdkile uydum ona
İçirdi sehbayı cami ol imiş derman bana

Nice bir derttir acaip müptela oldum ona
Geldiğince hatırıma hiç rahat vermez bana
Yine tuttu eski derdim ne olur bu hal bana

Kaynayıp taştı içerden mevc urur derya bana

Böyle bir derde giriftar olmamış hiç kimsede
Debreşir eski yareler dert olur derman bana
Öyle bir maşuka aşık olmuşum hiç misli yok
Görmeyince hub cemalin dü cihan zindan bana

Neylerim evrat kuyudat var iken ol yar bana
Görmezem hücum ziyasın çün doğar envar bana
Öyle bir çeşmi siyaha nail oldum ben bu gün
Her nazarda çeşmi dil ara hayat verir bana

Niceler geldi ve geçti ol yüze kör oldular
TALİBi gördüm desede hiç kanar olmaz bana

Bak şu hakkın hikmetine nice dert verdi bana .Acaba bu dert ne derdi idi? İşte bu dert hakkı bilme ve hakkı tanıma derdidir. Ezelden dertli idim .Akil baliğ olmadan evvel bende bir arama derdi vardı. Akil baliğ olunca aradım ve tabibini buldum. Ve ona sıdkiyle uydum.Bana ilmi ledün dersini talim etti. İşte derdimin dermanı bu imiş .Fakat öyle bir dertki bir kişi ona müptela oldumu daha fazla dalmasını istiyor. Çünkü derman kendisi olduğu için dert dara girdikce derman daralmış oluyor. Bunun için aşıklar dertli olurlar.


9-
Ezelden bu aşka oldum müptela
Bana ihsan etti ol gani mevla
Onulmaz derdime eylerim deva
Bana ihsan etti ol gani mevla

Ezel ikidir. Biri Ruhun, biride bedenindir. Ruhun ezeliyesi:Kişinin o istidat üzere olması,yani Aşık ise Aşık,zahit ise zühd istıdatlı oluşu ,said ise said, şaki ise şaki olması, işte Ruhun ezeli istidadı budur.Bedenin ise:Bedende Ruhu takip ederek Mürşidi kamilini bulup onun huzurunda evet diyerek vuslata başlamış olur. Yani kimin Ruhu ezelde evet demişse bedenide Mürşidi kamili bulup evet diyecektir. Ve Aşk mayasını oradan alıp bu Aşk ile miracına başlayacaktır. Nasılki peygamber efendimiz cenabı hakkın huzuruna davet edildiğinde cennetten bir burak getirilip onunla miracını tamamladığı gibi kişide Mürşidi kamile gelip ona zikrullah ile Aşk burağına bindirip yedi irfaniyet göklerini seyir ettirip miracını tamamlatacaktır.

Aşk oluptur benim yolumda burak
Yokuşu düz eder geceyi işrak
Yakın eder her ne var ise uzak
Bana ihsan etti ol gani mevla

Hakka aşık olan denıldi aşık
Hakikat aşına aşk olur kaşık
Büyüye döşektir küçüğe beşik
Bana ihsan etti ol gani mevla

Hak aşıklarına denildi aşık. Bunlar hakikat ateşine aşık olur kaşık. Hakikat ateşi nedir?Hakikat yemeğidir. Buda kişinin aşkıdır.Hakikatta aşık olunur.Yoksa onun zevki olmaz.Herşeye lezzet veren aşktır. İşte kaşıkta budur. Büyüklere döşek, büyük kimdir:Beka salikleridir.Onlarıda aşkı büyütür. Bu büyümek tam tersine varlıkların küçülmesi ile olacaktır. Aşk onların variyetlerini azar azar alıp taki hiç oluncaya kadar .Hiç oldumu ondan sonra büyüme başlar taki buda hakkın ihsanı ile olacaktır.

Aşk ile tevhidde görenler staj
Uyanır onların kalbinde sırac
Olur onlar akran içinde sertaç
Bana ihsan etti ol gani mevla

Aşk ile tevhidi görenlerin kalbinde ışık parlamaya başlar. Ve kalbi uyanmaya başlar. Yunusun bir sözü vardır. Türlü türlü cefanın adını aşk koymuşlar. Bu yolda, yani aşk yolunda insanın başına bir çok dert ve belalar gelecektir.İşte bunlara sabır gerek.Bu gelen bela ve dertler sabır ile imtihanda muaffak olursan sıraçı başarır ve akranlarının içinde sertaç yani baş taçı olursun.

Aşk oldu FEHMİnin yolunda rehber
Onunla Hızıra eyledi sefer
Ondan etti ilmi ledünü ezber
Bana ihsan etti ol gani mevla

Bir gün Musa A.S. kavmi dedilerki :ya Musa şimdi zamanımızda senden daha bilgin varmıdır. Hayır yoktur dedi.Çünkü zamanın peygamberinden üstün bilgiye sahip kim olabilir. Elbette olmaz.Bunun üzerine Cebrail geldi dediki:Ya Musa Mecmeal bahreyne git orada benim bir kulum var .Ona ilmi ledün öğrettim.Sende git ondan ilmi ledün öğren dedi.Musa ya Rabbi ben onu nasıl bulurum diye sorduğunda senin yediğin yemek onu sana bulduracaktır. dedi.Musa A.S.yemeği pişmiş balık idi .İşte o balık aşkı remzeder. Fehmi Hz.leri bunu aşk ile beyen ediyor. Onun Hızırı kim idi,Ali Rahmi efendi olup ondan ilmi ledün tahsil etmiş oldu.Bu itibarla her zamanın bir Musası olduğu gibi mevcut.bir Hızırı da vardır.

10-
Dervişler daima cekerler cefa
Hak için başa gelir her bela
Aşkın ile yar eyledin beni
Oldu bu gönlüm ona müptela

Nice divane olmasın gönül
Göründü ey dost zülfün bana
Can ile başım feda uğruna
Yeter bir görsem cemalin bana

Aşk deryasının fikrine bindim
Gark olsa cihan bir seyran bana
Nadan ne bilsin aşkın halinden
Onada ihsan eylesin hüda.

Şarabı hüsnün layezaliden
Sundu bir kadeh ol saki bana
Görünce hüsnün her yüzden FEHMİ
Sevdayı aşkın yerleşti cana

Devriş nedir.Bu üçtür. Evvela muhip olur.Sonra mürit ,sonrada saliktir.Mahbub ehli olanlar evvela Tevhidi sevmeye başlar, sonra aramaya ve sonrada bulur.ve sülük eder. İşte ona derviş denir.
Yani Hakkı aramaya başlar. Ve onu buluncaya kadar başına çok cefa ve belalar gelecektir. Çünkü ucuz hiçbir şey yoktur. Ayrıca o kadar bela ve cefalardan sonra birde canda verilince ancak kavuşulur. Can vermek ehline çok zor bir şey değildir. Ehline çok kolaydır. Peygamber efendimiz buyuruyorlarki
Herkesin nefret edip korktuğu ölümün lezzetini bilselerdi ona koşarak giderler ve derlerki; Ya Rabbi öldür beni öldür beni diye zikirleri bu olurdu.H.S.


11-
Ey dilara bağı lütfün verdi neşe canıma
Talatı nurun hayat bahşeyledi dilhaneme
Ruy ı hüsnündür görünen sevmemek imkanmı var
Her bakışta zevki tezyid eyledi irfanıma

Bir cemali nice yüz bin şekle nakkaş eyledin
Cümle nakkaş içre bir yüz görünür didarıma
Vuslatı maşuk yanında zevki cennet kandedir
Bağı cinan huri gılman hiç görünmez aynıma

Leşkeri aşk uğrayıp her varlığım etti harap
Hubb i Haktan gayri bir şey gelmez artık kalbime
Nisbeti vücut mahvoldu siretim buldu beka
Ol beka ilinde ben hamdeylerim Subhan ıma

İhtiyacındır bilinmek FEHMİ yi var eyledin
Ta ezelden bu hitabı söyledın kulağıma

Ey gökleri açan Allahım, güzelliğin bahçesi çağı neşelendirdi. Bu ziynetinin nuru kalbimi diriltti. Çünkü görünen güzel yüzündür. Güzel yüzünü görenin sevmemesi imkansizdır. Her bakışta zevk ve irfaniyetimi ziyadeleştirmektedir. O pür cemalini nice yüz bin renklerden o bir yüzünü gösterdin. Bana nasip ettin. Şükürler olsun . Bana böyle görünmen nerde avamın ümit ettikleri cennet nerede .O cennet bir huri gılman ile gözüme hiç girmez. Nisbet varlıklarım yok olup içim ebediyete kavuştu.Hamd ve senalar olsun şanına.


12-

Bey atı hakkı Muhammedden kılanlar merhaba
Buldunuz imanı kamil cümle yaren merhaba
Varisi nebidir ol nur Muhammed esfiya
Gün gibi doğdu bu alem yüzüne saldı ziya

Bir hadisi şerifte Peygamber efendimiz buyuruyorlar ki: Beni gören hakkı görür Kimki Peygamber efendimize biat eylerse, hakka biat ettiğini anladı ise onlar imanı kamil oldular. Peygamberimizin varisi olan Muhammedi Nuri arabi hz.leri zamanında alim gün gibi doğup ona tabi olanlar gizli şirkten kurtulup imanı kamil oldular.

Oldu imam ehli aşka, verdi müezzin sala
Kıldılar dört farz namazı okudu kad efleha
Geçtiler zevki fenadan buldular zevki beka
Kıldılar vahdette namaz ettiler miraç hakka

İşte bu zat, ehli aşk ile buldu. Müezzinin sala verip dört farz namazdan murat ,cenaze namazıdır. Onların cenaze namazı kılındı .Yani ölmeden evvel ölüm sırrına mazhar oldular. Dünya zevkinden geçip beka zevkine eriştiler. Ve muratlarına erdiler. Hak miracı ettiler.Namaz müminin miracıdır.Onlarda namazlarında miraçlarını yaptılar.

Sidreyi münteha olmaz aşığa durak makam
Geçtiler kavseyne onlar ettiler can feda
Ol yüzü bedri münir ahzeyledi şemsten ziya
Cümle erbabı ulumun kalbine verdi cila

Onlar sitreyi müntehada kalmadılar. Kurani kerimde mealen şöyle buyuruluyor Şunlarki gelip biat ettiler ,onların biatları aynen Allahadır. Başka bir ayeti kerimedede Allahın.eli.bütün.ellerin üstündedir.Ayrıca bir hadisi şeriftede:Beni gören hakkı görür. İşte bu Peygamberin varisi olan seyyit Muhammed Nur Hz. lerine biat eden aynen Allaha biat etmiş gibidir. Çünkü o güneş gibi aleme doğdu. Nasıl Peygamberimize tabi olan ashap şirkten kurtulduğu gibi ,varisi olan veli dahi tabi olanları tevhid ile gizli şirkten kurtarır. Şirk nedir? Kişi hakkın varlığı ile var olmuştur.Kendisinde mevcut olan varlıkları hakkın varlığı bilmeyip bu varlıkları kendisinin zannederek,ben bilir ben yaparım der. Görürüm ,kuvvetim var çalışırım diyerek Allaha gizli şirk ettiğinden haberi yok. Halbuki bu varlıklar hakkın olduğunu bildiren ayrı ayrı her birisi için ayetler var. Kuranı kerimi bilerek okuduğumuz zaman bunları anlamış oluruz. En kısa olarak la havle vela kuvvete illa billahilaliyyül azim.hadisini anlamiş olursunuz. Kuvvet hakkın olduğunu anladığımız zaman sen ne yapabilirsin .Hiçbir şey yapamazsın. İşte bu zat varisi peygamberdir. Ona tabi olanları bu gizli şirkten tevhid ile kurtardı. Ve imanı kamil oldular. İman üç kısımdır.1-İmanı taklidi 2-imanı istidlali 3-İmanı şuhudu .Bu gizli şirklerden kurtulmayınca imanı tahkike erişilmez. Bu zat iman ehline imam olup dört farz namazı kıldırıp okudular.Kad efleha nedir İşte bu dört rekat kılınan cenaze namazıdır. Cenaze namazında dört tekbir vardır. Bir tekbir fiillerine ,bir tekbir sıfatlarına ,bir tekbir nisbet vücuduna ,bir tekbirde emrine .kaldımı bir şeyi.kalmadı. Hiçbir şey kalmayınca kurtuluşa eriştiler .İşte kad efleha okudular. Demek budur. Bu suretle fena zevkinden yani yokluk zevkinden geçtiler,beka zevki ile zevklendiler.Ve.vahdette.namazlarını.kılıp miraçlarını yaptılar. Fakat gerçek aşıka sitretül münteha makamı durak olmaz. Orada canları verip kavseyne geçtiler.ve orada mesken tuttular. İrfan nuri ile yüzleri nurlanıp kalpleri cilalanmiştır.

Cilveyi maşuka sabretmek gerektir aşıka
Bir cefası içre FEHMİ ye gelir yüz bin sefa


Kişi buraya gelinceye kadar maşukun ne kadar celali tecellilerine mazhar oldu. Bunlara sabır etmekle sonunda bir cefasına bin sefa karşılık olmuştur. Cenabı hak cümlemizi bu kullarına ilhak eylesin. Amin.

13-
Geldi Muhiddin hakikat alem icre ağniya
Kapısında padışahlar oldular kul ve keda
İlmi ağzından Resulun aldı ol ali cenap
Eyledi ihsan ona ol fahri alem Mustafa

Burada Muhiddini Arabi hz.lerinden bahsediyor. Çünkü Resulullah efendimiz ona manada ilmi ledünü öğretip asrın padışahları kendine kul köle olmuştur.

Rüşdi alem oldu asrında bilenler bildiler
İstidadı tam olanlar eylediler iktida
Ol güruhi akl olan sofular onu bilmedi
Ona zındıktır demekle düştüler hep mehlika

İstidadı tam olanlar ona hep uydular. Fakat akıllı alimlerde ona zındık diye hitap ettiler. Yinede aklının esiri olan alimler zındık demektedirler. O ise yeşil denizdedir. Hızırın. yoldaşıdır. Yeşil deniz demek ahirette demektir.

Bahri ahdardır makamı Hızra yoldaştır o Pir
Nevmi gafletten uyandırdı nice yüz bin Musa
Abu hayat membaıdır kendisi haydır müdam
Etti ihya dini ilmiyle yeniden ol sima

Zamanında nice Musaları uyandırmıştır. Musa dan murat talebelerdir.

Bahri ilmine kayık salmak bana mümkün değil
Eyle himmet FEHMİ ye yolundayım çün bir feda

Bunun için Fehmi Hz. leri diyorki:Senin derya ilmine kayık salmak benim haddimemidir? Sen himmet eyle yolunda bir fedaiyim .Kim ne kadar meht etse onu yinede medh etmiş olamaz.Ancaksın onun derecesini bildirir. Anlayabilene...


14-
Nahnü akrabü hitap etti cenabı kibriya
Fehmi de gör bu rumuzdan ibret al ey bi vefa
Kurbi nevafille erdi hep bu sırdan esfiya
Gördüler Hak ile Hakkı cümle eshabı sefa

Hak Teala Kuran-ı keriminde şöyle buyuruyor: Biz onlara şah damarından daha yakınız. Bir hadisi kudside .Kulum bana nevafille yaklaştığında ben kulumu severim o sevdiğim kulumun işitmesine kulak olurum. Benimle işitir .Görmesine göz olurum benimle görür. Konuşmasına dil olurum benimle konuşur. Tutmasına el olurum benimle tutar. Yürümesine ayak olurum benimle yürür vel hasıl tüm aza ve cevahiri , sükun ve hareketi ben olurum. Benimle yürür. benimle oturur, benimle yatar, benimle kalkar. İşte bizlere bu kadar yakın iken bizim bundan haberimiz yok. Ancak bir mürşidi kamil bulacaksınki seni sana bildirecek. Uzakta zan ettiğin meğer ise senden sana daha yakın olduğunu anlamış olacaksın. Onun için çok ibadetle perhiz ve riyazetle olmaz ancak ilim ve irfanla olabilir. Kurani kerimde Hz. Allah bilenlerle bilmeyenler bir olmaz buyurmuştur.

Abdi zahir ol şuhut et hakkı batından müdam
Ol vücudu vahidin emrinde et ahde vefa
Kalbi safvetle yanaş mürşide bezli himmet al
Kenzi mahfiden olur zahir gani irfan sana

Festekim kema ümirte dedi çün Kuranda Hak
Telkin eyle riayet kamile et iktida
Nehri cari ol sulukunda yüzün ummana tut
Sil süpür sıva kazuratun canın bulsun lika

Şeri eses üzre kur tevhid sarayın yüce kıl
Çık otur tahtı dilarada nazar et her yana
Hak yolunda ol mücahit bula gönlün inşirah
Bin maarif refrefine ede gör azmi beka

Talibi söyler dilinden hak ile bi iştibah
İşitir kulağı her kelamı mutlaka

Abdi,zahir,olhakk.ıbatında.şuhut.eyle.yani.mademki.kulsun,...kulluğunu.icra eyle.Hakkın emir ve yasaklarını yerine getir. Ya elestübirabbiküm kulluğunu bileceksin. Çünkü söz verdin. Bu ahdında dur. Ahdını bozarsan ceza görenlerden olursun. Bunun için ahdını bozma, verdiğin sözü yerine getir. Tertemiz bir kalp ile Mürşidin huzurunda bulun. Manevi himmetini al. Gizli hazineden sana feyizler gelsin her tarafın irfan ile dolsun. Fakat ahdını bozdunmu kalbin de bozulur. Onun için himmet kişinin elindedir. Hizmetini yapar sözünde durursan himmete layık olursun bu itibarla her kez hizmeti nisbetinde himmete layık olacaktır.

15-
Bu gün erdi bana imdat uyandı gönlüm oldu şad
Dilerim bari Mevladan vere her salike irşad
Be hey aşık şuurun ne bu seyranda şuhudun ne
Çü vardın kabe kavseyne o zevkten var mı birmüzdad

Görüyorsunuz cömertliği kendisine şiar edinmiş kendisine hakdan yardım gelince ihvanlarada aynı yardımı istiyor. İşte Mürşidi kamil böyle olursa adalet budur. Adaletli bir hükümdar böyledir. Memleketini korumak için canını feda eder. Behey aşık şuurun ne, bu seyranda şuhudun ne ki..Vardın kabe kavseyne o zevkten varmı bir muradın .Aşıka hitap ederek :Ey aşık bu aleme geldin şuurun ne,yani hep gördüklerinden neler düşünüyorsun .Bu aleme baktığında gördüklerinden ne ibretler alıyorsun. Tevhide süluk ettin bu kadar mertebeler gördün ,gerek enfusunda gerekse afakında neler gördün. Her mertebede ayrı zevkler tattın,nihayet kabe kavseyne vardın. Ondan daha zevkli bir yer görebildinmi? Göremezsin.İşte saliklerine bu zevki tattırmasını diliyor.


Musammasın cemi esma sana talim olundu bil
Sen ol arifi billahsın sana insan denildi ad
Senin mülkün timarında melekler oldular memur
Ki sen mesnedi ademsin mülk içi hep sana münkad

Bu sebebdendirki insan isimlerin tümünü kendisinde topladı..Ve.tüm.isimlerin.müsamması.oldu. Meleklerin okuyamadığı isimleri okudu.Niyazi Mısrı Hz. leri her adem adem değildir.Her kim ademliğini bildi ise odur adem yoksa görünen bir suret ve gölgedir ancak. Kabe kavseyne gelince gölge ve ikilikten kurtuldun .Gözlerin aydın.Sana müjdeler olsun .Çünkü senin mülk diyarında melekler memur oldular. ki sen mesnedi ademsin. Mülk içi hep sana hizmet ederler. Bu azalarının sana hizmet etmeleri meleklerin ademe secde etmelerinin aynısı demektir.

Celali perdesidir hep cemalin sedreder daim
Cehennem gör hicap oldu giremez cennete ifrad
Bu varlık dağı ardından haber aldınsa Şirinden
O dağı delmeye ancak kişi kim olmalı Ferhad

Bu azalarımızı mülk sıfatına getirebilmemiz için kalbimizin nurlanması ile olacaktır. Kalbimizin  nurlanmasıda zikri daimle olacaktır. Hep celalin perdesidir. Cemali daima örter. Cehennem ise buna perde olur yani hicaptır. Cenabı hakkın celal ve cemal sıfatları vardır. Cemale erişebilmek için celaline mazhar olunacak. İşte bu bir imtihandır. Hiçbir öğrenci imtihansız sınıfını geçemez. Geçemediği gibi bir aşıkta maşukuna erişebilmesi için böyle imtihanlara tabi tutulacaktır. Bu maddi ve maneviyattada böyledir. Bu imtihanı başarabilmek için cesaret lazımdır.

 
Zülüfi maşuku görmek kifayet etmez aşıka
Yanar içi olur büryan ki vuslattır hemen maksad
Bu aşkı narı muhriktir olunmaz arzuya teşbih
Ki cennet arzusunda hem o zevke ermedi zühhad

Okuyan dersi maşuku o bildi halati aşkı
Olur FEHMİ gibi mecnun eder leylayı dilde yad

Resulullah efendimiz buyuruyorki: Kazancın onda dokuzu ticarettedir. Ticaretin onda dokuzuda cesarettedir. Bunun için Mısrı Niyazi Hz.leri: Diyor. Korkma tamudan eğer aşık isen maşuk olanın yeri kalender olur Aşkınla tamuda olmak cennettir. Aşıklık cennette olursa tamudur.Aşksız ona erişilse bu cesareti ona verecek aşktır. Aşkı olmıyan korkak olur.: Korkanda ne maksuduna ve nede kazancına erişemez. İnsan bu yolda aşkı arkadaş ederse aşk kılıcını çeker,.nefis askerini yok edip kabe kavseyn kalesine çıkar. Bayrağını oraya çeker,.oturur.Alemi seyir eder.Kah halkı ve kah hakkı seyreder. İşte bundan daha zevkli bir makam yoktur. Buraya çıkıp bayrağını dikene aşk olsun.
Zülüfü maşuku görmek kifayet etmez aşıka Zülüfünden maksat hakkın tecellileridir. Yani esma ve eşya fiilleridir. Sıfatlarıdır. Bunları seyir etmek aşıka kifayet etmez. Ancak zatı hakka kavuşmaktır. Maksadı bundan önce gördükleri hep zatı hakkın zülüfleridir. Zatı hakka erişebilmek için bütün bunları yani kendi nisbetlerini yok etmekle mümkün olacaktır. Birde Aşkı ilahi olacaktır. Bu Aşk yakıcı bir ateştir. Cennet arzusu veya başka arzular var iken orada Aşk olmaz. Yakıcı olan bu Aşk ateşi bütün arzuları yakar. Ve maşukunu sever. Bunun için büyüklerimiz demişlerki:Cümle fena buldukta Aşk baki kalır. Bu yanmaktan korkanlar vuslata eremez. Maşuku ders nedir. Tevhiddir. Bu Tevhid dersini hakiki Mürşitten alanlar aşkın halini bilirler .Fehmi gibi mecnun olur. Daima leylayı anmadan duramaz. Her kimde bu Allah Aşkı var ise onlar daima Allahı zikrederler. Onların gıdası bu olur. Nefis gıdasız olmadığı gibi Aşıkta maşukunu hatırından hiç çikarmaz. Hiç onu hatırından çıkarmaması onun zikridir.

16-

Fırkat narına yandım ya Resulullah meded
Vuslatın aşkıyla doldum ya Resulallah meded
Nice takat getirir ol can senin methin duyar
Yandı gönlüm külhan oldu ya Resulallah meded

Kişi Hz. Peygamber efendimizin sevgisinden ayrı oldumu ağlar, ve ondan yardım ister. Kavuştuğu zamanda ayrılmaması için de yardım diler. Nasıl olurda onu sevmez. Ve ondan yardım istemez. Çünkü onu Allah sevmiş. Ve mehd etmiş. Kudsi bir hadiste şöyle buyuruluyor. Sen olmasaydın sen olmasaydın ben bu kainatı yaratnazdım. Peki ne için iki defa olmasaydın olmasaydın diyor. Biri dünya ve biri ahireti yaratmazdım diyor. Yani dünya ve ahireti senin için yarattım. Bu kainatın özü olduğu için özünü kim sevmez. Ve kim onunla beraber olmağı istemez Ancak onu bilmek lazımdır. Hadisi şerifte nefsini bilen Rabbını bilir. buyurulmuştur. Nefis demek arzu demektir. Onun için kuranı kerimde:Resulullaha itaat Allaha itaattır. Resulullahı sevmek Allahı sevmektir.

Ruzu şeb ağlar dururum çağırırım el aman
Babı lütfundan kerem kıl ya Resulallah meded
Dert senin derman senindir yoluna bunca keda
Onun için can verirler ya Resulallah meded

Men reani sırrına vakıf oluptur aşıkan
Cümlenin muradı sensin ya Resulallah meded
Nefsimin kesreti cürmünden yüzüm daim siyah
Gün be gün artmakta isyan ya Resulallah

Bin haya ile kapında TALİBi şevkat umar
Eyle ihsan kıl şefaat ya Resulallah meded

Resulullahtan ayrılmak Allahtan ayrılmaktır. Bunun için dua edeceğiz. Dua etmemiz onun emrine uymamızla mümkündür. Çünkü Resulullahın emirleri Allah'ın emırleridir. Resullullahın emirlerini yapmıyan hakkın emrini yapmamış olur. Resulullahtan ayrı olan haktan ayrı olur. Onun için gece ve gündüz ağlarım. Lütuf kapından bana ikram eyle.Senden ayrı olmiyayım. Çünkü dert senin dermanda senin Bu dert nedir. ?Derman nedir.? Dert ve derman Tevhiddir. Çünkü Resulullahı Tevhid etmeyen Allahı da Tevhid etmiş olamaz. Şer nefsimizin çok çok hatalarından yüzümüz daima siyah günden güne isyanımız artmakta,ancak senin şefaatine güveniyoruz.Çünkü sana uyduk ,seni sevdik,bizi kapından boş çevirme ya Resulullah meded.

17-
Gel ey aşıkı biçare cihanda gezme avare
Var iken derdine care ara bul onu bir yerde
Çün desin aşıkım bende kani hak sevdası sende
Duran huzurda bir merde edermi boş yere secde

Sakın sen kendini hardan şefaat umma gel körden
Atar aşığı bir yerden geçer ömrün o boş yerde
Ara bir Mürşidi kamil olasın ilmine nail
Bilişin cümle et zail erersin zevke her yerde

Seni iğfal eden cahil o haktan kendisi gafil
Bu sözler hep sana vafir tutarsın pendimi sende
Arama hakkı sen nerde çu mevcuttur o her yerde
Aradan kalkarsa perde Allah nerde sen nerde

Bu sözler hep seni irşad oku gönlünü eyle şad
Gidersin bir gün ansızın bulunmaz FEHMİ ol yerde

Burada aşıkı davet ediyor. Bu cihanda avere gezme diyor. Nakıs bir Mürşide bağlanmış, ilim ve irfaniyeti tam yok yalnız seni ibadetle vaktini boşa geçirtiyor. Derdine çare var iken ehlini ara bul Mademki aşıkım diyor,nerde hak sevdası Durma ve vaktini boşa geçirme. Hakkı sevmekten murat hakkı kendinde bulmaktır. Kendinde bulabilirsen o zaman orada dur. Eğer göremiyorsan o zaman durma başının çaresine bak. Bu alem güllük gülüstanlık iken bu alemi diken tarlası görme. Neden böyle görüyorsun. Çünkü şefaat beklediğinin kendisi görmiyor. Sana nasıl yol göstersinki. Seni uyarır ve derki; Sabret ahiret te mükafatını göreceksin Dünya geçici bir hayattır Bize ahiret gerektir.der. Halbuki Kurani kerimde Bu dünyada ama olanlar ahirettede amadırlar. buyuruluyor. Onun için kendisi okuyamayan gözü görmiyenin seni okutması ve gözlerinin hicabını açması mümkünmüdür. Onun için bir insanı kamil ara bul olasın onun ilmine nail. O zaman kendi bildiklerini, unut.her yerde hakkı zevk eyle Eğer bildiklerinden vaz geçmezsen orada dahi ömrün boşa gider. Ey aldatılmış insan, sen aldattın sonrada nasihatımı tut diyorsun. Onun için sende bir Mürşid bulup boşuna kürek sallama Çünkü sen ilim deryasındasın kürek sallamayı bırakta zikrin dibine dalarak cevher çıkar.cevherden murat haktır. Arama hakkı sen nerde o mevcuttur her yerde arada sen iken perde Allahın nerde sen nerde. Bunun için cenabı Allah ben kuluma şah damarından daha yakınım buyuruyor. Bu yakınlığı bize bildirecek bir mağfiret sahibi lazımdır. Bu mağfiret sahibi var iken ara onu bul. Fırsat elde iken Yoksa fırsat elden gittikten sonra kıymeti kalmaz. Mevlane Hz.leri mesnevisinde şöyle bir hikaye anlatıyor. Avcının biri bir serçe tutmuş, serçe anlamışki: Ey avcı bu kadar koyunlardan ,sığırlardan doymadında benim bir lokma etimlemi doyacaksın. Beni azat eylede sana üç nasihat edeyim. Bu senin için daha hayırlı olacaktır. Birinci nasıhatımı elinde iken vereyim. İkincisinide damın başında vereyim. Üçünçüsünüde ağacın dalında dedi. Ve elinde iken verdiği nasihat ,Fırsatı kaçırdıktan sonra eyvah etme.Avcı serceyı salıyor. Serce damda iken ey avcı ne yazıkki bilemedin.Benim vücudumda on dirhem inci var idi,bu senin yedi sülalene yeterdi. Avcı bir eyvah çekerek gel ikincisini söyle diyor. Serçe dediki, Sanki sen birincisini anladında ikincisini söylememi istıyorsun. Ey ahmak beni terazine koysan iki dirhem ancak gelirim. Benim nerem on dirhem gelecek. diye uçup gidiyor. İşte avcı beden,serçe ise ruhtur. Bedenden ruh ayrıldımı,fırsat elden gitti demektir. Peygamber efendimiz bir hastayı ziyarete gidiyor. Beraberinde Azrailde var.Azrail diyorki. Gideceğimiz hastanın bir saatlik ömrü var. Bir saat sonra ruhunu alacağım. Peygamber efendimiz hastaya bildiriyor.Hasta diyorki; Ya Resulallah ben hakkın hükmüne razıyım Fakat bana bir saatlık bu ömrümde ne tavsiye edersiniz. Diyor. Resulullah efendimizde ilim öğren diyor. Demekki ömrünün son saatine kadat fırsat var. Fakat yinede son saate bırakmayıp daha önceden çaresine bakmalı. Çünkü gençlikte yapılan ibadet veya öğrenilen ilim elbette yaşlılıktaki gibi olmaz. Onun için gençlere diyorumki; fırsat gençliktedir. Bu ledün ilmine gençlikte sarılın yaşlılıkta kavraması zor olur. Onun için fırsat gençliktedir. Gençlikte mutlaka fırsatı diğerlendirin.
.

18-
Behey arzuyu dildare hakka yalvar seherlerde
İçip hamrayı peymane hakka yalvar seherlerde
Behey leylaya divane değildir böyle merdane
Yanıp aşka ol pervane hakka yalvar seherlerde

Seherde selsebil içsen ikincide rahik iç sen
Üçüncüde tesnim iç sen hakka yalvar seherlerde
Seherin vaktidir bu hem seherin sohbetidir hem
Seherin zevkidir bu hem hakka yalvar seherlerde

Seherde uykudan kalk sen salatı subhu kıl hem sen
Ki fail hak olur bil hem hakka yalvar seherlerde
Seherde terk et eşgali yanıp dert ile et ahı
Çü gördün zülfü leylayı hakka yalvar seherlerde

Gel ey derdi biçare sakın aldanma ağyare
Konuş benimle ey yare hakka yalvar seherlerde
Nice evliyalar geldi seherin subhunu kıldı
Bize remzin beyan etti hakka yalvar seherlerde


Gel ey sen TALİBi daim huzuru hakka dur daim
Olasın dost ile kaim hakka yalvar seherlerde

Hey sevgili isteyen. Sevgiliden murat Haktır. Yani Hakkı isteyen kişi,kalk seher vakti uyanda Hakka yalvar. Seher vakti gece karanlığı kalkıp güneşin belirtisi yani şafak atmağa başladığı zamandır. Şafak ise zikri daimle cehil karanlığı kalkıp,ilim ziyasinin doğduğu zamandır. Yani kalp daimi zikirle dirilmeğe başladığında şafak atar. Kişinin şafağının atması daimi zikirle kalbindeki nurlanma her fiilin failinin hak olduğunu idrak etmesidir. Buda kamilin kırmızı bir bardaktan ,yani fenafillah olmuş ve hakkın varlığı ile var olmuş bir kamilin elinden içmekle olaçaktır. Çünkü bütün nasihatlar bunun içindir. Varlığın yok olmayınca var olamazsın. Resulullah efendimiz buyurdular: Fakirlik benim iftiharimdır. Bu dahi seherlerde uyanmakla olacaktır. Yani tevhidi efali iyice zevk etmekle olacaktır. Çünkü bütün tezahurat bu makamdadır. Ehlullah bunu kaf dağı ile temsil etmişlerdir. Çünkü kaf dağının ismi var cismi yok.İşte kaf dağından maksat budur. Bu dağı aşmak güç olduğu gibi ,bu makamı zevk edebilmekte böylece güçtür. Öyle ise burada çok yalvarmak ve çok ağlamak lazımdır. Bak mecnuna leylaya ..divane oldu. Hakka aşık olan kişi mert olmalıdır. Yani akılla iş yapmağı bırakacaktır. Peki akılsızmı olunacaktır?.Hayır akılsızda hiçbir iş olmaz. Her şeyi aklına tanışmıyacak. Aklına güvenmiyecek. İlmi irfanı olmayan neye yarar.Selsebil Tevhidi efalin, Rahik Tevhidi sıfatın, Tesnim Tevhidi zatın zevkidir.
Kişi bu şerbeti içtimi serhoş olur.kendini kaybeder. İşte seherin sohbeti budur. Bu mertebeyi zevk eden salik uyanır. Diğer mertebeleri kolayca aşabilir. Seherde kalkıp sabah namazını kıl yani fail hak olduğunu idrak ettikten sonra sabah namazını kılmış oluyorsun .Namaz kılarken işi Allaha bırak. Fail o olsun. Ey çaresiz derde düşen yabancılardan ayrıl,şimdi yabancı senın eski zanların idi.Onlardan ayrıl .Konuştuğun hak olsun.Hak ile konuş. Hak ile dinle Allahın ehillerinden ol Eski zanlarıdan ayrılmazsan. Allahın ehillerinden değil uzaklaşmışlardan olursun. Ey TALİBi daimi hakkın huzurundan ayrılma çünkü o senindir.sende ondan ayrılma


19-
Gir kamil gönlüne cennet dilersen
Fethuli buyurdu Kuran içinde
Ol huma pervazın sayesinde dur
Naili refah bul irfan içinde

Men reani çün buyurdu ol resul
Gör ne cevher var bu sedef içinde
Oku ezber ilmi ledün dersini
Hikmet tulu etsin vicdan içinde

Hakikat mürşide eyle intisab
Bulasın dermanı derdin içinde
Mürşide bende ol hakkı seversen
Fettebiuni dedi Kuran içinde

Seb ai mesan dersidir Tevhid
Fatiha okundu mushaf içinde
Sözlerime kulak tutan aşıklar
Arif olur onlar akran içinde

FEHMİ sana ilmi hikmet vehbidir
Ber kurur irfan gönlün içinde

Kuranı kerimde şöyle buyuruluyor: Ey mutmain olmuş nefis dön rabbına ,o senden razı oldu sende ondan razı olduğun halde dön rabbına,dön kullarımın içersine ve cennetime gir" Hangi kulların içerisine girmeli Peygamberimiz buyuruyorki: insanlar ölecek alimler ölmiyecek, alimlerde ölecek ilmiyle amil olanlar ölmiyecek, ilmiyle amil olanlarda ölecek muhlisler ölmiyecek Kimdir bu muhlisler: Peygamberimiz : mutu kable ente mutu Yani ölmeden önce ölünüz.bir daha ölümü görmeyesiniz. İşte bunlar kendilerinde bulunan varlığın kendilerinin olmadığını anlayan ve zandan ibaret olduğunu bilenlerdir. Bizde bu zandan kurtulmalıyız.Çünkü bir ayeti kerimede: insanların bir çoğu zanna tabidirler Zan ise Allah katında hiçbir şey teminetmez buyuruluyor. Bu surette kendilerini hakta yok bilip kendi mazharlarından hakkın tecelli ettiğini görmeleridir. H.kudside: Kulum bana nevafille yaklaştığında ben o kulumu severim, sevdiğikulumun duymasına kulak olurum benimle işitir. Görmesine göz olurum benimle görür. Tutmasına el olurum benimle tutar. Yürümesine ayak olurum benimle yürür velhasıl tüm aza vecevahiri sükun ve hareketi ben olurum. Benimle yürür, benimle oturur, benimle yatar, benimle cennete girer. Neden, Çünkü cennet Allahla beraber olmaktır. Bu sırra erişmiş bir kamilin gönlüne girebilirsen Allah ile cennete girmiş olursun. İlim ve irfanı yükselmiş bir Mürşidi kamilin gölgesinde dur. Sende erişmişlerden olursun. Hak zatını çün buyurdu ol Resul gör, ne sedef var bu cevher içinde. Peygamberimiz: beni gören hakkı görür buyurdu. Ashabın avam tabakasından dedilerki; Ya Resulallah, biz seni görüyoruz. Şimdi. Allahmısın dediklerinde o zaman şu ayeti kerime nazıl oldu: Habibim onlara de bende sizin gibi beşerim,bana vahiy olundu ,ilahınız ve ilahimiz bir tek Allahtır. Resulullah bir sedef olup ondaki inciyi göremediler. Bu inciyi görebilmek için Resulullah efendimizin varisi olan insanı kamili bulmakla mümkün olacaktır. Oku ezber ilmi ledün dersini hikmet tulu etsin vicdan içinde İlim ikidir. Biri zahir ilim biri batın ilimdir. İşte bu batın ilmine ledün ilmi deniliyor. Bu ilmin öğretmeni Hızır aleyhisselamdır. Ölümsüzlüğe kavuşmuştur. Halbuki Resulullah efendimiz diyorki: Hızır sağ olsaydı bizi ziyaret ederdi. Hani ölümsüzlüğe kavuşmuş idi.Hızırın ölümsüzlüğe kavuşması şöyledir. Ömrü hayatını tamam ettimi yerine birini yetiştirir.Onun ömrününde bittiğinde yerine başka birini yetiştirir. Böylece dünya durdukca bu devam edecektir. Şu halde her zamanın bir hızırı vardır. Bu böyle biline .aşk dahi Allahın hidayeti ile olur. Onun için Fatihayı şerifte her namazın her rekatında ,bizi doğru yoluna hidayet et diye yalvarıyoruz. İşte doğru yol zamanın Hızırını bulup ondan ilmi ledün tahsil etmek ile mümkün olup hidayete erilir. Aksi halde başka türlü imkanı olmaz. Çünkü her ilim unutulur.Ledün ilmi unutulmaz. Oku ezber ilmi ledün dersini dediği budur. Ve devam ediyor. Hakikat Mürşid ile intisap bulasın.dermanı var derdin içinde.Dert Tevhit olursa dermanda Tevhid olur. Tevhidden murat hakkı bulmaktır. Hakkı buldumu derman olur. Bunun için zatın birisi demiştir:Bu Tevhid üçe taksim edilir. 1-Taklit 2-İstidlali 3-Tahkiktır. Talimi ise Muhammedidir. İşte bu dahi üç mertebede anlaşılır. 1-İlmel yakın 2-Aynel yakın 3-Hakkel yakındır. Bunların bir misalle anlaşılması gerekiyor. Şöyleki: Bir kişi hacca gitmiş oraları gezmiş görmüş,memlekete gelmiş ahbabları onu tebriğe geldiler ,hacda ne var diye sorduklarında o dahi gördüklerini onlara anlattı. Onu dinleyenler ilmel yakın oldular.Bilahare onlarda gittiler,ve gördüler,aynel yakın oldular. Kimki orada kaldı oda hakkal yakın oldu. Bunun gerçeğini bulmak hakiki Mürşide intisap etmekle mümkün olacaktır. Devam ediyor:Mürşide bende ol hakkı seversen fettebiuni dedi Kuran içinde. Asrı saadette müşrikler bir gün Resulullah efendimizden izin istediler.Huzuruna geldiler. Ya Muhammed siz Allah sevgisinden bahis ediyorsunuz,bizlerde Allahı seviyoruz.dediler. o zaman şu ayeti kerime nazıl oldu." habibim onlara söyle ,siz Allahı seviyorsanız bana tabi olunuz.o zaman Allahta sizi sever ve geçmiş günahlarınızı bağışlar çünkü. O bağışlamakta çok merhametlidir. İşte Fehmi efendi Hz. leri Fettebiuni dedi kuran içinde dediği budur. Mürşide bağlanmanın hikmeti budur. Mademki bağlandın onun emir ve yasaklarına tabi ol. Onun emirleri Resulullahın emirleridir Resulullahın emirleride Allah'ın emirleridir. Sebai mesani dersidir. Tevhid fatiha okundu kuran içinde. Sebai yedi demektir. Mesani ise iki demektir. İşte fatiha iki defa inmiş. Bu hükümde hadistedır. Fehmi Hz.leri bunun Tevhid olduğunu bildirmektedir.Çünkü Tevhid yedi makam olup,yedide subut sıfatlar ,veyahut bu yedi sıfatın zahir ve batını ile iki yedi olmuş olur. Fatihanın gerçek manası budur. Bunun için fatihayı şerif kitabın anası denilmiştir. Ashabı ikram bir gün İmamı Ali R.a Hz.lerine sordular Resulullah efendimiz sizin için bir hadis buyurdular: Ben ilmin şehriyim kapusu Alidir. Bunu bize açıklarmısınız. Şöyle açıkladılar: Esrarı ilahiye aynen kendilerinde mevcut ve tüm kitaplarda mevcud olan Allahın sırrı kuranı kerimde mevcuddur. Ve ondan sonra fatihada ve sonrada besmeleyi şerifte,sonrada be harfinin altındaki noktadadır.. Nedir diye sorduklarında ,kalemi hokkaya batırır, kağıdın üzerine dimdik tutarsın hiç hareket etmeden kaldırırsın o bir nokta yazar.Bu nedir denildiğinde buradan ilerisi sırdır söylenmez buyurdular.

20-
Sabah namazına hazır olanlar
Onlardır efali hakka verenler
Fail haktır diye huzur ederler
Yalvar kul Allaha seher vaktide
Yalvar kul Allaha bahar vaktinde

Bir insan sabah namazını kılabilmek için nasıl hazırlık yapmalıdır. Evvela uyanacak,bu yalnız vücudu değil. Mühim olan kalbidir. Çünkü cenabı Allah buyuruyor: Suret ve amelin değil ,niyet ve kalbine baktığını söyliyor. Onun için kalplerimizin uyanık olması lazımdır. Bu kalp nasıl uyanacak. Zikri daim ile uyanacaktır. İşte bunu ehlinden almakla kişinin kalbi uyanınca sabah namazını bu huzur ile kılar. Hakikatta dahi fail haktır diye şuhut eder Ve ona Allah sizi halketti fiillerinizi dahi halk etmedimi ayeti açılır. Her işte fail hak olduğu için efalin cennetine girer. Ve orada istirahat eder.Bu sır ona açıldığında şükrani olarak suret namazını dahi kılar.

Öğle namazını kılan müminler
Her sıfatı hakka nisbet ederler
Her nazar mevsufu şuhut ederler
Yalvar kul Allaha seher vaktinde
Yalvar kul Allaha bahar vaktinde

Öğle namazına gelince: Oradada sıfatları hakka nisbet ederler yani sabit olan sıfatlarıda sıfatlarıyle daima görürler.ve sıfat cennetine girerler.Bu dahi seher vaktinde uyanmakla olacaktır. Bu zevke eren bir kimse şükrani olarak öğle namazını kılar.

İkindi namazını cemaatla kıl
Vücud vücudullah gayri yoktur bil
Cümle alem fani haktır baki bil
Yalvar kul Allaha seher vaktinde
Yalvar kul Allaha bahar vaktinde

Şimdide ikindi namazını cemaatla kıl vücüd vücudullah gayri yoktur bil,cümle alem fani haktır baki bil.Ne idi vücudu hakkın efali sıfatı ve bunları toplayan zattaki, vücud diyoruz işte bütün alemde görünen budur. Buna vahdeti vücud denir. Diğer görünen hakkın vücutları bir gölğeden ibarettir. Ve bunun böyle olduğunu bizlere Kuran ı kerim bildirmektedir. Her şey fani hakkın yüzü bakidir. Allahın celal ve cemal yüzünün baki oluşu bu alemdir. Bu görünen alemi zikrullah ile diriltip bütün azalarını cemaat yapıp böylece ikindi namazını kılar. ..
Vücudunda hakkın varlığından başka bir varlık olmadığını müşahede edip vücud cennetine girer.orada bir zaman kalır. Artık Hakkın rahmetini bekler. Durursun. Ne zaman rahmet yağar topraktan başını kaldırıp insan sülalesi gibi biter.


Akşam namazını imamla kılan
Onlardır Allahı hem zahir gören
Hak söyler Enel Hak kulun dilinden
Yalvar kul Allaha seher vaktinde
Yalvar kul Allaha bahar vaktinde

Akşam namazıda:Ruhu imam yapıp azalarını cemaat yaparak kılacaksın. Azaların cemaat şöyle olacaktır. Her aza nurlanıp her azasında cenabı hak zatıyle zahir olup bu surette hakkı zahir görmüş olur. Ve kulun dilinden hak söyler. Enel hak.İşte hakkı zahir görmesi böyle olacaktır. Yoksa kendisinden ayrı görmesi mümkün olamaz.

Yatsı namazında eyle sen huzur
Muhammed yüzünden hak zahir olur
Hak batın ile halk zahir olur
Yalvar kul Allaha seher vaktinde
Yalvar kul Allaha bahar vaktinde

Yatsı namazında huzura kavuşmak şöyle olacaktır. Hakikatta bu yerde cenabı hakka kul nevafil ile yaklaştığı vakit hak o kulların kuvvesinden zahir olur. Yani görmesi, duyması,konuşması,eli,ayağı ve her azası olur. Böylece kul huzura kavuşur.


Salatı vitri kılan muhakkak
Evvel ahir zahir batın olur hak
Kalmaz şirkin abit mabut olur hak
Yalvar kul Allaha seher vaktinde
Yalvar kul Allaha bahar vaktinde

Salati vitir üç rekattır. Ve tek varlığı düşünmek lazımdır. Bu nasıl olur. İbadette üç varlık vardır. Biri kul, biri ibadet,ve biride mabuttur. İşte bu üç varlığın bire düşmesi ihlas ile olacaktır. Şöyleki:Kulun varlığı olmayıp en basiti kuvvet hakkın olunca kuvvetsiz ibadet olurmu olmaz. Mademki kuvvet hakkındır ibadeti yapan kimdir. Kuvvet sahibi olan yapar. Öyle ise ,yapan hak ,ibadetinde hak mabutta hak olur. İşte böylece ihlas olmuş olur. Burada şirki hafi yani gizli şirk kalkmış olur. Bunu zevk eden bir ihvan salati vitir olan suret namazını kılmak vacip olur. Zaten bütün emirler muvahidedir. Avama değildir. Çünkü avam doğmamiştır ki ona farz olsun.

Teheccüd namazı farz değil sana
Yetim malıdır yakar baştan başa
Teberrüken kılar FEHMİ yok haşa
Yalvar kul Allaha seher vaktinde
Yalvar kul Allaha bahar vaktinde

Teheccüd namazı Resulullah efendimize mahsustur. Kurani kerimde : Gecenin hıfsında kalk rabbına nafile olarak Teheccüd namazı kıl ,umulurki Rabbın seni makamı Mahmuda irsal eder Buyurulmuştur. Amma bu makama bazı veliler tebrik için girerler. Orada duramazlar. İnerler. Yetim malı olması Resulullah efendimize ait makamı Mahmud olmasındandır.

21-
Gel ey kardeş sende gafletten uyan
Mümin olan durmaz zından içinde
Yakıp varlık dağın şöyle mert ol kim
Gerdanı kan eyle irfan içinde

Benlik ile hakka tuğyan eyleme
La tüşrikü dedi kuran içinde
Mevlayı ararsan zahirde ara
Göresin ankayı ol kaf içinde


Balıklar ummanı arayıp gider
Nice görsün kendin umman içinde
Hakikat güneşi doğmuş üstüne
Nice görsün şemsi sehab içinde

Gel ey FEHMİ sende hakkı fehmeyle
Gör ne cevherler var vicdan içinde

Bir hadisi şerifte : Dünya müminlere zından kafirlere cennettir.
Öyle ise dünya nedir.
Eğer şu yaşadığımız yer yüzü dünya ise,bu yer yüzünden nice Peygamberler ve Evliyalar gelip geçti.
Çalıştılar mal mülk sahibi oldular.
Onlara bu dünya zından olması lazım gelirdi. Öyle ise şu yaşadığımız dünya Dünya değil ,Dünya insanların gafletidir. Gaflet ise hakkı bilmemektir.
Bunun için Fehmi Hz.leri ,

 
Gel ey kardeş sende gafletten uyan

Mümin olan durmaz zından içinde


Öyle ise hangi müminlerdir? Neden Peygamberimiz gafil müminlere insanlar uykudadırlar, öldükleri zaman uyanacaklardır.. Demiştir.. Ölü iki kısımdır. Biri maddi ölüm diğeri manevi ölümdür.
Maddi ölümle ölen bir kişi ölünce uyanacak, fakat iş
işten geçmiş olacak, amma manevi ölümle ölen yanı ölmeden evvel ölünüzki bir daha ölüm görmeyesiniz İşte
bu ölüm kendi varlıklarını hakkın varlığında yok edip hakkın varlığı ile var olmaktır. Varlık bir daha yokluk görmez. Rabbına erişmiş olur.

Yakıp varlık dağın şöyle mert ol kim

Gerdanı kan eyle irfan içinde


Musa a.s Turu sinada Rabbı ile konuşurken ya Rabbi görün bana bakayım sana dediğinde, lenterani cevabını aldı. Yani beni göremezsin, ancak karşıki dağa bak, o dağın yerinde durduğunu görürsen o zaman beni görürsün. Cenabı Allah o dağa tecelli edince, dağ dayanamayıp yanmağa başladı. Musa a.s.bir sayha ile bayıldı.düştü.Sonra kendine gelince :Benim zannımdaki gibi seni görmek isteyenlerin ilk tövbecisi ben olayım Diye tövbe etti. Benim istediğim gibi görünmezmişsin Seni. böyledüşünmekle tövbe ediyorum. Beni ilkmüslümanlardan kabul eyle .
Allahın tecelli ettiği dağ hanği dağ idi. Şübhesizki Musa a.s. benlik dağı idi. Hak kimin benliğine tecelli ederse
onun benliğinden bir eser kalmaz Nasılki bir insanın boynu kesilince , boynu kan içinde kaldığı gibi ,sende irfaniyetle benlik boynunu kes. Benliğinden bir eser kalmamış olsun. İşte mertlik ve pehlivanlık budur. H.z. Ali keremullahi vecheye Allahın Arslanı denildi. Çünkü kendi nefsinin pehlivanı idi. Bir gün pehlivanlık güreşi tuttuklarında Hz. Ali kafiri aldı yere vurdu. Hancerini çıkarıp boynunu keseceğı zaman kafir Hz Alinin yüzüne tükürdü Hz. Ali hemen kafir pehlivanı bıraktı. Kafir neye bıraktığını sorduğunda bu kızgınlıkta senin boynunu kesmiş olsa idim nefsime hizmet etmiş olurdum.Ben her şeyi Allah rızası için yapıyorum dedi.
Ve kafir pehlivanda müslüman oldu. Bizde benliğimize karşı böyle davranıp o nefis denilen benlikleri böyle yere serip onun pehlivanı olabilirsek işte pehlivanlık budur.Böyle pehlivana aşk olsunBenlik ile hakka tuğyan eyleme La tüşriku dedi kuran içinde Ey insan senin benliğin seni azdırmış. Allaha karşı azgın biri olmuşsun . Bu azgınlık seni sonunda pişman edecektir. Lakin son pişmanlık fayda vermez.
Kurani kerimde şirk etmeyiniz buyuruluyor. Peygamberimiz de : Şirk ikidir birisi aşikar, diğeri gizlidir. Ümmetimin aşikar şirklerinden korkmam Eminim, Fakat gizli şirklerinden emin değilim. Aşikar şirk Allahtan başkasına tapmaktır. Gizli şirk ise ;Kuranı kerimde şöyle denilmektedir. Biz emaneti göklere yerlere ve dağlara arz ettik onlar bu emaneti yüklenmekten kaçındılar .İnsan ise bu emaneti yüklendi.Sonrada zalim ve cahillerden oldu. Peki bu amanet ne idi: İşte bu emanet cenabı hakkın subut olan sıfatlarıdır. Bunlar sekiz dır. 1-Hayat 2-İlim 3-İrade 4-Semi 5-Görmek 6-Kudret 7-Kelam 8-Tekvindir. Peki bunlar nerdedir. Kısmen her yerde var isede insanda tümü ile mevcuttur. Çünkü insan mazharı tamdır. Bunun için mahlukatın eşrefi olmuştur. Peki bu insanı yoklayalım..Neden cahil ve zalimlerden olmuştur. Bunun emanet olduğunu unuttu. Kendi malı gibi kullandı. Nefsinin zalimi ve cahili oldu. Deniliyor. İsede; Hakikatta bunları kendisine nisbet etmesi gizli şirk olduğundan haberi olmadı. Başka bir ayeti kerimede : Siz emaneti ehline veriniz buyuruluyor. Bu emaneti ehline verebilmek için, nefsine zulum ve ilminin cehili olmakla mümkün olacaktır. Çünkü bu varlıkları nefse; vermedinmi nefse zülum olur. İlminde hakikat olduğunu anlayınca ne kaldı. Sana cehil kaldı. Bu surette emanet yerini bulmuş olur. Sende gizli şirkten böylece kurtulmuş olursun. Buda Tevhid ile olacaktır. İşte insanların var olabilmelerinin sebebi budur. Allaha ibadet etmek ve Tevhid edip bilmektir. Tevhidsiz yapılan ibadet şirk ile yapılacağı için kabulunde dahi şüphe vardır. Öyle ise yalnız ibadetle kalmıyalım. Allahı Tevhid etmeye çalışalım. Bu dahi Lailahe illallah kelamından ibaret değildir. Bu tevhidin özü vardır. Bunu arayıp bulmak lazımdır. Bunun için Resulullah efendımiz: İlim arayınız velevki Çinde olsa buyurmuştur. Öyle ise Tevhid bir ilimle bulunsa gerektır.



Mevlayı ararsan zahirde ara
Göresin ankayı ol kaf içinde

Cenabı hak kuranı keriminde : Evvel, ahir, zahir, batın olduğunu bildiriyor. Madem zahirde dahi odur,.. niye görülmesin O açıkta görülmekte, fakat bizleri gözlerinde katarak varda ondan göremiyoruz. Dünyayı gören gözümüzde katarak olduğu zaman hemen çaresine bakarız .Fakat manevi kalp ve can gözümüzün görmemesine katarak olduğunun hiç farkında değiliz.. İşte manevi katarak cahilliktir. Bu cehil kalkar ilim gelirse ,ondan başka bir varlığın olmadığını kalp ve can gözü ile görmüş olursun. Öyle ise fırsat elde iken durmayalım manevi katarağı alacak manevi bir doktor bulalım ve gözümüzden katarağı aldıralım. Sonra fırsat elden gidince diğer alemde manevi doktor bulamazsın. Ve oradaki pişmanlıkta fayda vermez. Lütfen gözünüzdeki bu katarağı alacak bir doktora gidin. O doktorlar her yerde bulunur. Hemen çaresine koşunuz. Yarına bırakmayın. Sonra pişman ..olursunuz..

Balıklar ummanı arayıp gider
Nice görsün kendin umman içinde

İnsanlar dahi Allah ile beraber yaşıyorlar. Fakat balıkların suyu göremedikleri. gibi insanlarda hakkı göremiyorlar. Bunu göstermeyen nedir. Bilgisizliktir. Bu bilgiyi buldunmu ,o zaman senin bilgisizlik perdeni gözünden siler. Görürsünki ondan gayri varlık yok imiş. Hakikat güneşi doğmuş,üstüne nice görsün şemsi zehap içinde , bu güneş batmayan bir güneştir. Fakat bulut etrafını kaplamış. Nasıl görsün ,ancak bir rüzğar eserse o bulut dağılır. O bulutu dağıtmak için ,şüphesiz olgun bir kişinin nefesi ile olacaktır. Cenabı Allah cümle arayan kardeşlerimize olgun kişi buldurmasını nasıp eylesin Amin.

22-
Sen bir aşıksın maşukun nerde
Haber almışsın uzak bir yerde
Sil gözünü gör mabudun nerde
Abit olurmu mabuda perde

Şirk sekri sende tuğyan eylemiş
Yol bulamazsın zevki tevhide
Soyun dal sende bahri muhite
Cevher bulunmaz her bir nehirde

Bülbül zevk almaz altın kafeste
Nice durursun sen bu zulmette
Uçar şad eyle mugi ruhunu
Seyran eylesin enfus afakta

Aşık olan irfan buldular
Zevke erdiler aklın ardında
Mecnun olmadan leyla bulunmaz
Akıl kalırmı darı mahbubta


Mürüvvet ettin beni bu derde
Her kim koyduysa olsun cennette
Mecnuna bir şey sual olunmaz
Yazmadı kalem levhi mahfuzda

Cemali yare bakarken FEHMİ
Tevhid hançerin duymadı canda

Aşık bedendir. Ruh maşuktur. Bilmiyorsun ne zaman onu gaflet perdesi istilam etmiş, ne zaman masiva tozunu gönül yüzünden Tevhid ile sileceksin o zaman maşukunu kendinde bulacaksın. Abit ile mabudun bir olduğunu anlarsın . Bunu göstermiyen cehil idi. Cehilin yerine ilim geldiği zaman, aşık ile maşukun bir olduğunu anlamış olursun. Abit mabuda perde olmaz. Bülbül zevk almaz altın kafesten. Sen neden durursun bu zulmette. Bülbül kişinin Ruhudur. Altın kafes ise bedenidir. Yani nisbet varlığıdır. Bu nisbet varlığını yok bil. O zaman Ruhun serbest olur. Enfusta ve afakta cenabı hakkın ayetlerini okur ve görür. Kuranı kerimde: Biz onların nefislerinde ve ufuklarında ayetlerimizi göstereceğiz. Taki hak yani gerçekler belli olsun için . Kimki masiva tozunu gönül yüzünden Tevhid ile silmişse onlara mürüvet ettin. Beni bu derde her kim koydu ise olsun cennette. Mürüvet kötülük üzerine iyilik etmektir. Yani ben o kadar asi inkar kulunu bu bataklıktan alıp, tertemiz edip,bu gönül bahçesine koydu. Allah ona cennet mekan olsun dediği Mürşididir. Mürşidine teşekkür ediyor. Mecnuna bir şey
sual olunmaz. Yazmadı kalem levhi mahfuzda .Mecnun kimdir. Allaha kendini veren ,Allahtan başka bir şey düşünmeyen; gece ve gündüz hep Allahla aşina olandır. Alemi ahirette insanlar üç saf üzere toplanacaklardır.
1-Ashab-ı Şimal 2-Ashabi yemin 3-Ashab sabıkun.

Ashabi Şimal: Amel defterleri solellerinden verilenler. bunlar ehli cehennemdir.

Ashab-ı Yemin : Amel defterleri sağ tarafından verilenler. Bunlarda ehli cennettir.

Ashab-ı Sabikun : Sabikun ise; Bunların defterlerine
hiçbir şey yazılmamış. Defterleri bembeyaz. Melekler diyeceklerki ; Ya Rabbi bunların defterlerine hiçbir şey
yazmamışlar. Bunları nereye sevk edelim. Diye sorduklarında, cevaben Allah şöyle diyecek: Onlar bana şebkat ettiler, yani beni dert edindiler. Dünyada
akıllarını benden başka yere sarfetmediler. Hep beni düşündüler. Dünya ve ahireti kendilerine haram ettiler. Hayır ve şerri bana nisbet edince hayır ve şer işlemedikleri için defterlerine bir şey yazılmış değil. Onlar dünyada dahi benimle idiler. Bırakın onları bana gelsinler. İşte böyle mecnunlar olduğu gibi,dünya mecnunlarıda vardır. Onlar Allahı unutmuşlar. Allahtan.
başka şeyleri elde edemediklerinden akıllarını kayıp etmişler. Bunlar öyle değil. Peki bunlar ne olacak: Muhiddini arabi hz.lerine göre, ne kadar dünya meczupları varsa cenabı hak onları toplayıp onların içinden bir peygamber çikarıp hakka davet edecek. İcabet edenler cennete, icabet etmiyenler cehenneme gidecektir. Ondan sonra baliğ olmamış sabi çocuklarda ayni aralarından bir Peygamber çikarıp davet edecek
icabet edenler cennete icabet etmiyenler cehenneme gidecektir. Herkes yerli yerine girdikten sonra şeriat kalkacak.Buraya kadar şeriatın hükmü devam edecektır. Cehennemlikler cehenneme ,cennetlikler cennete girdikten sonra şeriatın hükmü kalkacaktır. Şirk sekri sende tuğyan eylemiş, yol bulamazsın zevki Tevhidde Soyun dal sende bahri muhite cevher bulunmaz her bir nehirde Allaha eş koşma serhoşluğu seni azdırmış. Böyle Tevhidde yol bulamazsın. Soyun bu benlik varlığından o zaman bahri muhit olan Tevhid deryasına dal,incileri çıkar. Bu hususta pirimiz seyyid Muhammedi Nurul arabi hz.leri Niyazi divanında bir hikaye söyliyor.

Devrişin biri bir dergahta yıllarca hep hizmet etmiş. Artık yorulmuş. Şeyhine demişki; Efendim bu fakire izin ver,biraz dışarılara gezip dolaşayım. Hava alayım. Birde patışahın kızını isteyeceğim demiş. Oda verirlerse alırsın diyerek izinlisin diye elini öptürerek ayrılmış. Bazı kimselere soruyor. Bir kimse patışahın kızını isteyecek olursa nereden ister, doğrudan padışahtanmı yoksa vesile ilemi demiş. Demişlerki şeyhül islam vasıtasıyla istenir. Doğruca şeyhül islamın dairesine gidiyor. Selam veriyor. Ve diyor. Allahın emri peygamberin sünneti seniyesiyle patışahın kızını helallığa istiyorum. Oda;peki devriş sen şimdi gitte ben patışaha arz edeyim. Sonra gel cevanını al diyor. Derviş gidiyor,Şeyhül islam Padışaha çıkarak ; Patışahım dün derviş kıyafetli biri geldi, Allahın emri Peygamberin sünneti seniyesile Padışahın kızını helallığa istiyorum dedi. ne buyurursunuz. .Padışahta bak hocam biz asil nesil arayanlardan değiliz. Benim kızıma nişanlik bir dürdane getirir ise kızımı alır. Şeyhül islam dairesine gider ,derviş hafta sonunda gelir .ve selam verir . Ne haber hocam diye sorar.
Oda inşallah nişanlık bir dürdane getirirse kızımı alsın dedi .diyor. Derviş peki diyerek doğru sarraf dükkanlarına gidiyor. Ve soruyor. Hanği dükkana gitse hayır cevabını alıyor. Nihayet sen bu dürdaneyi
buralarda bulamazsın ancak acem diyarinda bulabilirsin dediler. Devriş acem diyarına gidiyor. Patışahın huzuruna bir çok zahmetten sonra çıkarılıyor. Ve diyorki:

Padışahım sizin hazinenizde dürdane varmış bana bir dürdane satın. Veya siz bunu nerede buldu iseniz yerini banada söyleyin. Dedi. Patışahta,bizim hazinemizde dürdane var fakat satılık değil. Biz bunu hazar denizinde bulduk sende gider orada bulursun.
Derviş oradan Hazar denizine geliyor. Soyunup suya dalıp dalıp çıkıyor. Ve akşama kadar iyice yoruluyor.
Takatı artık kalmıyor. O zaman diyorki; Ya Rabbi ,ya bana dürdaneyi buldur yada canımı al. Kendisine bir uyku geliyor. Uyanınca bakıyorki baş ucunda üç tane dürdane var. Dürdaneyi alıp Padışaha götürüyor. Kızı ile evleniyor. İşte bu ilim incisi her bir nehirde bulunmaz. Yani her Mürşidde bulunmaz. Ancak kamil bir Mürşidde bulunur. Aşık olanlar irfan buldular zevke erdiler. Aklı ile gidenler bu zevke ermenin akıl ile mümkün olmadığını anladılar. 


Cemali yare bakarken Fehmi Tevhid hançerini duymadı canda. Bu ayni vezir hanımının hanımların karşısına ansızın yusuf a.s. Çıkarıp Yusufu görmeleriyle şaşkına dönüp ellerindeki elmaları soyarken ellerini kestikleri gibi Fehmi efendi hz. leride böylece Tevhid hançerinin acısını duymadı. Mevlam cümlemize bu aşkı zevk ve muhabbeti ihsan eylesin amin.

23-
Ey gönül tefekkür eyle esrarı hakkı fehmeyle
Ol beyti kalbe ver cila her nefes zikrullah eyle
Kalp ile fikrullah eyle

Zikrullah nefsini öldürür hem seni sana bildirir
İrfanla seni doldurur her nefes zikrullah eyle
Kalp ile fikrullah eyle

Esrarı tevhidi bilmek eyledi davet Muhammed
Çünkü eyledin icabet her nefes zikrullah eyle
Kalp ile fikrullah eyle

Girsen irfanı cennete gark ol sefayı izzete
Ermek dilersen devlete her nefes zikrullah eyle
Kalp ile fikrullah eyle.

Sivadan kalbin eyle pak tecelli etsin hubbi hak
Sucudu kalp odur mutlak her nefes zikrullah eyle
Kalp ile fikrullah eyle

Tevhid et hakkı hak ile efal sıfatı zat ile
Gir ol vücudu vahide her nefes zikrullah eyle
Kalp ile fikrullah eyle

Mahvet vücudun kıl fena fenayı tamda bul beka
Yetmezmi sana bu sefa her nefes zikrullah eyle
Kalp ile fikrullah eyle

Uyandır kalbini arif ol salatı hamse dahil ol
Huzuru hakka kaim ol her nefes zikrullah eyle
Kalp ile fikrullah eyle

FEHMİnin sözün yad eyle sırrına ermek caht eyle
Ol dil ve canı şad eyle her nefes zikrullah eyle
Kalp ile fikrullah eyle

Bir hadisi şerifte şöyle buyuruluyor. Tefekkürü saatın hayrun min ibadeti senetin Yani bir saat tefekkür yetmiş yıl ibadet etmekten daha hayırlıdır. İşte bu tefekkür esrarı ilahiyeyi tefekkür etmektir. Ve yahut zikir etmektir. Onun için zikir nedir . zikir fikir demektir. Fikir dahi zikir demektir. Cevabı verilir. Demekki kalp Allah Allah Allah diye zikir ve yahut fikirde zikirini yapar. Her hangisiyle olursa olsun nefsin sıfatlarını yok edecek bunlardır. Nedir nefsın sıfatları ;
yalan, gurur, hasetlik, gıybet, temah, hırs vs. İnsan bunları kendisinde görüyorsa onun nefsinin sıfatları duruyor demektir. Zikir ve fikrine devam etmelidir.
Taki bu sıfatlar kendisinde görünmeyesiye kadar. Bunun için ehlullah bunu her nefeste tecih etmişlerdir. Bu Tevhidin sırrına Peygamber efendimiz davet ediyor. Ashabı kiram kendilerine ibadetin ne olduğunu sorduklarında, ibadet hakkı Tevhid etmek ve bilmektir buyurdular. Yani ibadeti özü Tevhiddir. Tevhidin özü ise La ilahe illallah demekten ibaret olmayıp bunun sırrıdır. İşte bu sırra Peygamber efendimiz davet ediyor. Mademki bu davete icabet ettik her nefes zikri ve fikri devam edelimki irfan cennetine girelim. Orası senin mekanın olsun. Daima devletin ve izzetin olsun.
Bu suretle kalbinden masiva temizlenir. Orası Allah sevgisi ile dolar ve kalp secdesini yapmış olur. Kalbin secdesi her an tecelliyi haktan kabul etmektır. Onun için her hangi bir tecelliyi gayriden kabul ettimi kalp secdesini bozmuş olur. Sevhi secde zahirde yapıldığı gibi ,hakikatta dahi zikri unuttuğunda zikre hemen devam etmekle sevhi secdesini yapmış olur. Şu halde daimi zikirde olursa her tecelliyi haktan kabul eder ve secdesini bozmamış olur. Cenabı hak cümlemizin kalplerini zikri daimle. doldurup kalplerini daima secde eden kullarından eylesin amin.

            1. BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU



24-

Gezme avare bakma ağyare

Bul derde çare aşk ateşinde

Bakma sol sağa olma sen karga

Ver zevk dimağa aşk ateşinde

 

Bul işin fendin bilesın kendin

Gör ol hu bendin aşk ateşinde

Bakma uzağa düşme tuzağa

Dal gülşen bağa aşk ateşinde

 

Sanma sen gayri hak senden ayrı

Bul bu esrarı aşk ateşinde

Aşıksan candan korkma sen nardan

Yan çık evhamdan aşk ateşinde

 

İstersen yari kaldır hicabı

Seyret cananı aşk ateşinde

Oku akayıd anla fevayid

Bul sen hakayık aşk ateşinde

 

FEHMİ kıy cana gir bu meydana

Yan ol pervane aşk ateşinde

 

Ey ihvan mademki intisab ettin averegezme, eski bildiklerinden ayrıl eski bildiklerin artık sana yabancı oldu. Onlardan uzak dur. Eski bilinçleriden uzaklaşmak senin perhizin olacaktır. İlaçlarında yeni bilgilerin olacaktır. Nasıl ki doktordan ilaç aldığın gibi sana perhizveriyor, perhizini yapmassan sana fayda vermiyor,eski bilinçlerinide terk etmessen yeni bilgilerde sana fayda vermez. Çünkü sen hastasın  senin hastalığın haktan ayrı oluşundur.  

Bu hastalığın ilaçı doktoruna teslim olmaktır. Yani ilaç ve perhizine devam etmektir.Buna devam edersen bütün hastalığın gidecektir. Aşkı ilahin gelince uzakları yakına getirecektir. Senin eski bilinçlerin hakkı çok uzaklarda gösteriyordu. Sağında solunda yani Şeriatta,Tarikatta aradın fakat bu aramak seni daha uzaklaştırdıki en son ümidini ahirete bıraktırdı. Sende artık boynunu büküp elini bağlayıp teslim oldun. Dünya nasıl olsa geçiçi ,ahiret ise kalıcı diyerek bütün ümüdünü ahirete bağladın .Hiç kuran okumadın ve dinlemedinmi? Gerek kuran gerekse hadisi şerifler bizlere öğüt veriyor. “Dünyada ama olan ahirettede ama” Dünya ahiretin tarlasıdır. Hangi tohumu ektiğinde bitmedi. Amma çorak toprağa  tohumu saçtın ise elbette bitmez. Çorak toprak ne idi .Eski bilinçlerin idi. Bu bilinçlerini bırakmadan bunun üzerine ilim ve iman tohumu saçtın bekliyorsun .Ahirettede faydasını görürüm diyorsun .Dolayısıylada kendini aldatmış oluyorsun. Öyle ise ey ihvan ,intisaba riayet eyle ,sağdan ve soldan gelen seslere bakma.Sonra karga olup gak gak diye bağırma .Hem eline bağırmakla hiçbirşey geçmez.Ancaksın bağırmakla kalırsın. Çünkü sana tedavi yolları gösterildi. Bu yol Peygamber efendimizin miraç yoludur. Alemlerin efendisi olan Hz. Muhammed a.s. giderken ona da sağdan ve soldan sesler geldi. Ona vahiy gelerek “Mazagal  beşeru mema teğa ”Yani gözü istikametinden ayrılmadı.  Biz  ihvanlarada bu istikamet gösterildi. Sakın olakı bu istikametibırakıpta  sağ ve soldan gelen seslere aldanmıyalım. Hakkı uzaklarda aramıyalım. O bize bizden yakın. Olduğu halde neden onu başka yerde arayalım. İşte bu sır kendimizde gizlenmiş. Bunu bize göstermiyen bizim varlığımızdır. İntisabımıza riayet etse idik bu sır bize açılacaktı. Eğer tam bir teslimiyetle Rabbını seven bir aşık ,Rabbının celal tecellilerine göğüs gerip zikri daime devamla sabır ederse bu celali tecelliler cemale döner. Cenabı hak cümlemize daimi zikir ve fikrini ihsan edip sabır eden kullarından eylesin...


25-

Hak buyurdu fezküruni emre itaat etsene

Gafil olma her nefeste hakka zakir olsana

Çün buyurdu hak teala semi kalbi açsana

“Kad fetenna kavmeke“ de sen rumuzu bilsene

 

Lillahil emru cemia kelamın fehmetsene

Geç ikilik nisbetinden fail Allah bilsene

Çün mevsuf hak oluptur böyle nazar etsene

Hem semiül basır oldur aynel yakın görsene

 

 

Çün vücudun hakka mashar zatına mahvolsana

Yok edip kendi vücudun küntü kenzi bulsana

Küllü menaleyha fanin sırrına ağah olsana

Baktığınca şeş cihette veçhi hakkı görsene

 

TALİBi sırrı hüvviyet membaından içsene

Bir zaman çıkıp bekaya hakkı zahir görsene

 

Hak teala Hz.leri kuranı keriminde “Fesküürüni ezkürküm, veşkürüni vela tekfurun“siz beni zikir edin bende sizi zikir edeyim. Muhiddini arabi hz.leri bu ayeti Namaza almıştır. Siz bana Namaz kılarsanız bende  size Namaz kılarım Çünkü Namaz bütün ibadetleri kendisinde toplamiştır. Şöyle ki: Namaza evvela zikir ile girilir. Bir ayeti kerimede Namaz kılınız O Namaz insanı günahlardan çeker çevirir. Allahın zikri ise büyük ibadettir. Çünkü Namaza iftidah tekbiri ile giriyorsun. Bu iftidah açılış demektir. Çünkü Namaz müminin miracı olduğu için bu sır açılsınki miraç etmiş olalım. Hatta sahabelerden biri sabah Namazına giderken yolu köle pazarından geçiyor. Ve orada bir köleyi azat ediyor. Fakat sabah Namazının iftidah tekbirini kaçırıyor.

Namaz bitince Peygamber efendimize soruyor. Ya Resulullah bir köle azat ettim ,fakat iktidah tekbirini kaçırdım. Acaba bu kulu azat ettiğim sevap iftidah tekbirinin sevabına muadil olurmu; Peygamber efendimizde ya Ebubekir bu iftidah tekbiri hakkında ne dersiniz. Deyince Ya Resulullah Mekke ile Medine hep benim olsa buranın gelirini fukaraya hep sadaka versem imam ilealınan iktidah tekbirinin sevabına nail olamam.dedi. Ya Ömer sen ne dersin. Ya Resulullah bin sene ömrüm olsa bunu adaletle hükmetsem imamla alınan iftidah tekbirininsevabına nail olamam. Ya Osman sen ne dersin. Ya Resulullah ömrüm boyunca hatim ile Namaz kılsam yinede imam ile alınan iftidah tekbirinin sevabına nail olamam. Ya Ali sen ne dersin.  Ya Resulullah doğu batı kafir olsa bunları Allah rızası için katletsem imam ile alınan iftidah tekbirinin sevabına nail olamam.Bunun üzerine Peygamber efendimiz buyurdular: Ey ashabım denizler mürekkep olsa yerler gökler kağıt olsa ağaçlar kalem ,bütün mahlukat yazıcı olsa kıyamete kadar yazsalar imam ile alınan iftidah tekbirinin sevabına nail olamazlar.ve yazamazlar. Bu iktidah tekbiri nedir. Seyyid Nizam oğlu şöyle anlatıyor. Her şeyin zahiri ve batını vardır.  Abdestin zahiri su ile yıkanır. Batını ise ellerini haramdan korumaktır. Abdest azalarını  gayri meşru olan yerlerden çekip içini dışını temizledikten sonra kıbleye dönüp Allahü ekber der,  namaza durursun. İşte bu iftidah tekbiridir. Fakat Allahü ekber dediğin zaman

Ne sen kaldın ne ben Ne can kaldı ne ten

Gider varlığın kalır o vechi ahsen


Ne imiş iftidah tekbiri hakka kavuşmandır. Bundan daha büyük ne olabılir. Hiç bir sevapla mukayese edilmez. Onun için gafil olma, her nefeste hakka zakir olsana deniliyor. Çünkü ehlullah kendilerinden şeytanı defetmeleri için çok gayret sarfettiler.  Bir türlü def edemediler. Ancak Allah demeleriyle bakmişlarki şeytan bir mil uzaklaşmış.Nefesi içeri alınca yine şeytanı karşılarında görmüşler. Anlaşıldı diyerek her nefes kişi hakkızikrederse onun tasallutundan kurtulmuş olur demişlerdir. Bu dahi cenabı hakkın lütfuna mazharolmakla olur. Çünkü cenabı hakkın şöyle bir vaadi.vardır..Kuluma.her.varlığımı.verdim. Verdiğim hervarlığı geri alırım. Yalnız iki nimetimi geri almam. Onlar nedir. Bir kulumun kalbini saat gibi zikir ile kurdummu bir daha onun kalbini durdurmam. Yine bir kulumun gözünden perdeyi kaldırdımmı bir daha perdelemem. Öyle ise zikre kendimizi alıştıralım Gözümüzden perdeler kalksın; Bir daha perdelenmesin  Ey insan kalp kulağını aç: Kurani kerim bizlere şöyle hitap ediyor. “Vallahü halekeküm vema teğmelun”  Allah sizi halk etti, fiillerinizide halketmedimi” Bu ayeti kalp kulağı ile işitiyormusun. Neden işinde, ibadetinde Allaha eş koşuyorsun. Ve her zamanda La havleyi okuyorsun. Kuvvetim yok diyorsun. Neden kendi sözünü kalp kulağın işitmiyor.  Öyle ise kalbin mühürlüdür. Bunun çaresi yokmu. Olmaz olurmu. Bunun için Cenabı Allah bualemlerin içinden bir adem çıkardı. ve ona kalbin mühürünü silmesi için onun eline verdi. Bul  o ademi kalbin mühürünü sildir.o zaman kalp kulağın bu sözleri işitir. İkilikten kurtulursun.Fail hak,mevsuf hak olduğunu görürsün.Böyle nazar eyleyen hem semiul basar odur. Aynel yakın görsene .Cenabı hak kuranı keriminde “Leyse kemislihi şeyun ve hüvessemiul basir” yani Allah hiçbir şeye benzemez. fakat o duyar ve görür. Burada duymayı kendine nisbet etti.  Neden ben duyar ve görürüm demedi.Burada dahi hakka şirk etmiş olursun. Peki biz bu kelamları hiçmi kullanmıyacağız. Bunun için iki kişi vardır. Ben işledim ben yaptım diyor. Biri doğru biri yanlıştır. Doğru olan muvahiddir. Çünkü ondan işliyen haktır. Bunu bilir ve sözünde doğrudur. Muvahid olmayan ise hatalıdır. Kurani kerimde “Bilenlerle bilmeyenler bir olurmu“ buyurulmaktadır. Bilenlerle bilmeyenler bir olmazsa tevhidin bir ilmi vardır. O ilmi öğrenenler kurtulur. Bilmeyenler ise gizli şirkte kalır. Böylece bilenlerle bilmeyenler. ayrılmış olurlar. Lillahil emri cemia kelamın fehmetsene. Kad fetenna kavmeke den. sen rumzu bilsene :Cenabı hak Musa A.s. vahiy etti. Turu sinaya gel sana kitap vereceğim.

Musa a.s. kavmine bildirdi. Ben turu sinaya davet olundum. Orada bir miktar eyleneceğim. Ve size Rabbımdan kitap getireceğim. Demesi üzerine kavmi dedilerki;Ya Musa getireceğin kitabı Rabbın tarafından olduğunu nasıl bilelim. Belki kendin yazarsın. O zaman güvendiğiniz kişilerden seçin benimle gelsinler. Şahid olsunlar. Bu surette içlerinden on kadar insan seçtiler. Ve Musa a.s. ile gönderdiler. Turu sinaya yaklaşınca Musa a.s.kavmini geride bırakıp huzuru ilhiyeye kavuştu. Hak teala hani kavmin nerede dediğinde arkamdan geliyorlar ya Rabbi dedi. Seni böyle ileri gelmene ne acele ettirdi. Oda benden razı olman için dedi. O zaman cenabı hak ben senin kavmine fitne verdim. Samiri onları sapıttı. Ayeti bildirildi. İşte bu ayeti kerimedeki rumuzu bil . Sana Fehmi efendi hz.leri beyan ediyor. Musa a.s.ve kavmi turu sinada Rabbı ile kelam ederken kavmi dedilerki;ya Musa sen biri ile konuşuyorsun fakat biz o konuştuğunu göremiyoruz. Burada şüphedeyiz derlerken bir sahika gelip onları yaktı. Musa a.s. Ya Rabbi bunlar  bana şahid olacaklar idi. Sen bunları helak ettin . Cenabı hak bunları yine  diriltti. Fakat kitabın indirildiğine hiçbir görgüleri olmadı. Dönüşlerinde karma karışık bir ifade verdiler. Musa a.s. da kavminin ,Samirinin altından yaptığı buzağıya taptıklarını görünce ;Harun a.s. ın sakalına yapışıp ey anam oğlu sen bunları görmedinmi.diyerek sakalını sallamağa başladı. Harun a.s. da beni incitme ,ben onlara söz anlatamadım.O zaman Musa a.s.elinde yazılmış levhaları yere vurarak fitne sendendir diyerek sakin oldu. İşte bu rumuz pir ehline malumdur. Ayeti kerimede “Küllü men aleyha fan “sırrına mazhar olsana. Kendi vücudunu yok edip küntü kenzi bulsana cenabı Allah şöyle buyuruyor:Her şey fanidir yani yoktur. Ancak baki olan hakkın celal  ve cemal yüzüdür.Bu iki yüzden başka bir varlık yoktur. Bu yokların içinde sende dahilsin. Sende yok oldunmu o zaman gizli hazine açılır. Hangi tarafa bakarsan bak hakkın yüzünden başka yüz göremezsin. Çünkü her şey yok oldu. Ancak onun nuru pak kalır. Ondan başka kalmayınca o yüzü kim görecek. Yine kendisi görecektir. Talibi sırrı hüvviyet membaından içsene bir zaman çıkıp bekaya hakkı zahir görsene .Fehmi efendi h.z.leri iki isim kullanmıştır. Biri Fehmi, biride  Talibi ve bu mısrada Talibi kullanmıştır. Bir kişi fena fillah olmayınca hakka kavuşamaz.Nasıl fena fillah olacağını Fehmi efendi beyan etmiş. Evvela fiillerini, sonra sıfatlarını sonrada vücudunu Allahta yok edersen o zaman sırrı hüviyet membaından ve ebediyete kavuşursun. Cümlemize Cenabı hak bu sırrı hüvviyet membaından içen kullarından eylesin amin.


26-

Ey üftede gönlünden de la ilahe illallah

Berk eylesin dilinden de la ilahe illallah

Devleti eman budur kamili iman budur

Cenneti acan budur de la ilahe illallah

 

Şeytanı senden kovar eder ehlullaha yar

Kalbinde hikmet doğar de la ilahe illallah

La ilahe illallah lafzını tevhid sanma

Evradu esmada kalma de la ilahe illallah

 

Bu lafzı suret durur içi hikmet doludur

Dostta vuslat buldurur de la ilahe illallah

Manası abu hayat içenler görmez memat

Münkir nekire cevap de la ilahe illallah

 

Cennete asan çıkar alemi ervaha uçar

Kabrine rahmet saçar de la ilahe illallah

Yakın eder uzağı atar yoldan tuzağı

Siler hesap mizanı de la ilahe illallah

 

 

Budur mümine burak kuş gibi geçer sırat

Narı nirandan berat de la ilahe illallah

Cehli süfyanın kaçar irfanın kanat açar

Dost iklimine uçar de la ilahe illallah

 

FEHMİye haldaş budur yolunda yoldaş budur

Dilinde dildaş budur de la ilahe illallah

 

Ey düşkün aşık gönlünden la ilahe illallah de ,yani bu la ilahe illallah ın manasını öğren. Çünkü bütün kurtuluşlar imanın kemali, cennetin kapısını açan budur. Seni ehlullaha  arkadaş edende budur. Şeytanı senden def eden budur. Çünkü tevhidin 7 kapısı vardır 4 üncü kapıya kadar saliklere şeytan musallat olur. 4 üncü kapıya geldimi, ondan sonra şeytanın musallatı kalkar. Ve salikin kalbine hikmet dolar. Ve bu ayeti "la ilahe illallah" sözü olarak sanma o bir surettir. Aslı ise suretin manasıdır. Onuda ehlinden tahsil etmekle olaçaktır. Çünkü o abu hayattır. Kimki abu hayattan içerse onlar ölümsüzlüğe erişirler. Ve vücut kabrine rahmeti ilahi saçılır. Kalbi nurlanır.  Kalbi nurlandığında yakınları gördüğü gibi uzaklar da yakın olur.İnsanlarda yakınları  uzak gösteren cehili idi.Bunun yerine ilim irfan gelince cehil kaçar, ve bu cehil kaçınca yerine irfan kanat takarak dost iline uçar Gider.

Fehmi efendi hz.leri.

Yoldaş budur, yolunda yoldaş, dilinde dildaş budur.

Öyle ise ey ihvan onun izinden ayrılmayalım. Onun izini takip edelim. Elbette o izinden gidenleri görür ve onlara himmet eder.  Himmeti bütün ihvanlara olsun.


27-

Seherde meskanede her nefes derim Allah

Bu beyti dihanede her nefes derim Allah

Dünyada yok pazarım ukbaya yok nazarım

Dilde daim ezkarım her nefes derim Allah

 

Havf ederler cahiller mahzun olur zahidler

La havf olur aşıklar her nefes derim Allah

Allah derim hep candan sensin benden zikreden

Bildim gayri yok senden her nefes derim Allah

 

Gitti cehli dalalet geldi nuri hidayet

Erdi haktan inayet her nefes derim Allah

Hu derim ya hak derim ya hayyul kayyum derim

Ev ednanın bahrında her nefes derim Allah

 

Yandım aşkın narına yok oldum dost varına

FEHMİyim dildarıma her nefes derim Allah

 

Bir insanın kalbi ne zaman uyanır ise seher o zamandır. Talibinin mekanı  seher vaktidir.  O zaman kalp uyandımı bir daha o kalp durmaz. Daima hakkı zikreder.Ve o kalp sahibi dünyada Pazar kurmaz. Ukbaya da yani ahirete de nazar etmez Yalnız hakla olur. Yaşamamız, çalışmamız, tiçaret etmemiz mal mülk edinmemiz, çoluk çocuk sahibi olmamız bunlar dünya değildir.Dünya insanın gafletidir. Çünkü daima zikir eden bir kalp gaflet etmez. Dünyada yok pazarım demek, gaflet etmemek demektir.  Ukbaya yok nazarım demeside ahiret aleminde olan huri gılmanlar hep aldatıcı şeylerdir. Bunlara aldanmam demektir. Bir kalp daima Allah diyorsa o kalpde Allah sevğisi olur. Dünyada dahi o sevgi ile yaşar. Dünyadaki işi gücü alış verişi  hep onunla olduğu gibi,ahirette dahi eğlencesi onunla olur. Bundan haberi olmayan  bilgisizler daima korku içinde olup ,acaba dünya işlerimi nasıl yöneteceğim halim ne olacak, çoluğu çocuğu nasıl yetiştireceğim der. Zahitlerde ahireti düşünürler. Cenabı hakkın huzuruna çıkacağım bana yaptıklarımdan soraçak. Dilim tutulup cevapsızmı olacağım der. Yunusun bir deyişi vardır: Bizler ölüp  kabre girince, melek sual sorunca, Rabbın kimdir deyince bunlara cevap  verebilmek endişesinde olup, daima korku içinde ömürlerini geçirirler. Fakat  burada Rabbını bulanlar,ve bütün soruların cevabını burada vermiş olanlar, için  korku yoktur. Bir ayeti kerimede : Onlar için korku yoktur. Mahzun da olmazlar. Çünkü onlar kendilerinde hiçbir varlık bırakmamışlar,hiç ile hiç olmuşlar, hatta  canları dahi kalmamıştır. Onun için Allah derim hep candan, sensin benden zikir eden  bildim gayri yok senden her nefes derim Allah Bu gibi zikir edende  korku olurmu. Elbette olmaz. Bir menzile ne ile erişilir. Aşk ile Peki aşkı nasıl  elde edeceğiz. Zikri daimle veya tefekkür ile Onun için zikir fikirdir, fikirde zikirdir denmiştir. Öyle ise bütün amacımız bu olsun. Allah zikrini ve tefekkürünü ihsan etsin Bizleri dahi bu zümre kullarına ilhak buyursun.amin.


28-                                                                        

Zikrederim dost seni derim Allah Allah

İçtim tesnim kevseri derim Allah Allah

Ey hüdavendi cihan anılırsın bi mekan

Senden sana her zaman derim Allah Allah

 

Ne göktesin ne yerde ne mürdesin ne zinde

Sen mevcutsun her yerde derim Allah Allah

Ne şarkta ne garptasın ne sağda ne soldasın

Bilir iken bendesin derim Allah Allah

 

Aşkın ile dolmuşum yanıp büryan olmuşum

İlel ebed beyhuşum derim Allah Allah

Aşk ile pazarım var bi misal bir yarim var

Her nazar ihsanı var derim Allah Allah

 

Ey kerimü zülfettah zikrin FEHMİye miftah

Etti gönlüme iftah derim Allah Allah

 

Hüdaverdi cihan demek,cihanın Padışahı demektir. Oda Allahtır. İçtim tensim  kevseri yani zatı ilahi gözünü bana acarsan, daima seni anar dururum. Zatı varlığını görmek, yani bilmek zikrin ta kendisidir. Zikir ettiğini kişi idrak etmezse, zikir etmiş sayılmaz. Ancak maksat , sahibini bulmak ve anlamaktır.Onu dahi kendi yokluğunda anlayıp görebilirsen, o zaman sen, sen olmadığın halde, kendisi zikretmiş olur. Her zerrede kendisini kendisi görmüş olur. Zaman ve mekansız olarak bu yokluğa erişebilmek için aşkı ilahi ile dolmak,ve nisbetlerini yakmak lazımdır. İşte o zaman sen yoksun, var olan odur. Ey kalpleri  açıcı olan Allahım, zikrin anahtarını bana ihsan ettin. Kalbimi zikrinle nurlandır.Her zerreden bana göründün. Cümlemize bu zikri daima nasip ve mukadder eylesin.

 

29-

Ey gönül sen aşkı yar et bin ol burağa seyran et

Aklı cibriylin burhan et de la ilahe illallah

                     De la ilahe illallah

Hicri kesretten uzlet et fakri fenada sohbet et

Bahri vahdette vuslat et de la ilahe illallah

                      De la ilahe illallah

Bu faniye bak al ibret serabtır ancak şuhut et

Bekayı zatı vatan et de la ilahe illallah

                      De la ilahe illallah

Yoksun yokluğuna sabret varlığın haktandır şükret

Hakla hakkı hem fikret de la ilahe illallah

                      De la ilahe illallah

Allah de her nefes zikret oynasın kalbi basiret

Murgı ruhun alsın lezzet de la ilahe illallah

                      De la ilahe illallah

Tefekkür eyle bir saat bir saatin olsun bin saat

Budur ol makbul ibadet de la ilahe illallah

                      De la ilahe illallah

FEHMİ fehminde sen sabret kulsun Rabbına taat et

Fakri devletine fahret de la ilahe illallah

                      De la ilahe illallah


Kişiler kendi gönüllerini muhatap edinerek, kendi kendilerine hitap ederler.  Ey gönül, aşkı yar eyle,yani aşkı kendine sadık arkadaş eyle. çünkü hak yolculuğunda  insanın ,en sadık arkadaşı aşkıdır. Bunu kendine arkadaş eden her tarafı seyran eder.  Cebrail olan aklını dahi burhan eder. Aklıda burhandır. Çünkü kişinin aklı, cebrail olmaz ise,  o binek olan burak seni sarpa uğratır. Tabib gibi o cebrail olan aklında, bir hududu vardır.  Oraya kadar ondan ayrılmıyacaksın. Hududa gelince, o sana söyliyecek. Benim durağım buraya kadardır. Buradan ileriye gidemem. Çünkü bir adım dahi gidersem yanarım. Deyişine sende şaşırıp kalırsın. Ancak sana yanmaktan korkmama  cesareti gelirse bu cesaret seni kurtarır. Allahtan başka bir varlık olmadığı idrakı gelerek,  öyle duygulanırsınki, o duygu yanma tehlikesini atıp zevk ve izzet ile dolarsın. Sana bu tecelliler, hep kesretten yani biri çok görmekten ileri gelirdi. Bu kesret dahi cansız  bir hayalden ibaret olduğunu anlayınca, bu hayalden geçip fakru fenada zevklenirsin.  Burada başka varlık olmadığı zevkiyle, sohbetlerini benliksiz yaparsın. O zaman  bu görünenleri,  hak göremiyorsan, gözüne seraptan başka bir şey görünmez. Onun için ibret ile baki  bekayı zatta, vatan tut.görünen hep zatullah olduğunu, unutma. Bu kemalata erişebilmek için,  Allahı her nefes zikretmekle olacaktır. Her nefes Allahı zikredenlerin, kalp gözleri açılır.  Ve güneş ruhları tutulur. En makbul ibadet tefekkür olduğunu beyan etmekle, tefekkür ile  bir saat, bin saatın olsun. Bir hadisi şerifte; bir saat tefekkür yetmiş yıl ibadetten hayırlıdır. işte bunu demek istiyor. Bu esrarı ilahiyeyi, cenabı hak cümlemize böyle bir tefekkür ile  nasip ve müessir eylesin. Amin

 

30- 

Gelin derviş olalım ilmi irfan bulalım

Zikre meşkul olalım de la ilahe illallah

Emreder kuran da hak feskürüni dedi bak

Oku ondan bir sebak de la ilahe illallah

 

Zikredenler mest olur Allah ile dost olur

Her murada rast olur de la ilahe illallah

Bülbül olan zar olur yanar içi nar olur

Sonunda gülzar olur de la ilahe illallah

 

Güle bülbül olalım bülbüle gül olalım

Doğru yolu bulalım de la ilahe illallah

Lafsı tevhid ne delim taklidi terk edelim

Sırrı tevhid bilelim de la ilahe illallah

 

Nakşibendi şöhretin melamidir siretin

TALİBİ nin zimmetin de la ilahe illallah

La ilahe illallah Muhammeden resulullah

 

Fehmi efendi H.Z leri derviş olmaya davet ediyor fakat derviş ilim irfan sahibi olmalıdır. Eyer bir dervişte ilim ve irfaniyet olmazsa yalnız zikirle la ilahe illallah da kalmış  taklitçi bir derviştir dervişliği taklit ediyor demektir Cenabı hak kuranı kerim inde :  Siz beni zikir edin ben de sizi zikir ederim buyuruyor. Fakat zakir hakkı zikir ettimihak ona zikir ettiğini duyuracaktır eğer zakir hakkın kendi mazharından zikir ettiğini  duymamış ise zakir hakkı zikretmiş sayılmaz. Bu duygular ilim ve irfaniyetle olacaktır.  İlim ve irfaniyetsiz Allahın kendin den nasıl zikrettiğini bilemez. Kul Allahın zikrettiğini  şöyle bilecektir. Kulun Allahı zikrettmesi Allah da yok olmasıdır. Hakkın da kulunu  zikretmesi, kulun yokluğunda varlığı ile tecelli etmesidir. İşte karşılıklı zikir böyle olacaktır. Derviş bu kemalata ermedi ise bu kemalata sayıp olmak için gayret etmelidir.  Bu zatı lafzı tevhidin sırrına ermekle olacaktır. Nakşibendi şöhretimiz Peygamber efendimizin  sünnetinden ayrılmayıp siretimiz ise melamidir. Melami demek hakta yok olmuş daima hakkı her yerde zahir gören demektir.

 

31-

Gelin tevhid edelim  la ilahe illallah

Hakka doğru gidelim la ilahe illallah

Dertlerimiz dermanı tenlerimizin canı

Canlarımız cananı la ilahe illallah

 

Hakka doğru gidelim hakla hakkı bulalım

Hak yolunda ölelim la ilahe illallah

Narı aşka dalalım yanalım kül olalım

Bahri vahdet bulalım la ilahe illallah

 

Sular gibi akalım kuşlar gibi uçalım

Dost ile buluşalım la ilahe illallah

Sular gibi çağı çak dolaşalım dağı dağ

Bulalım ummanı hak la ilahe illallah

 

İçelim meyhaneden olalım divaneden

Çıkalım bu haneden la ilahe illallah

Tacı tahdan geçelim keçe küllah nidelim

Nurdan hırka giyelim la ilahe illallah

 

Karga bülbül halinden anlamaz hiç razından

TALİBİnin sözünden la ilahe illallah

 

 

Hakka giden yol Tevhid yolu olduğu için,Tevhide davet olunuyoruz.Tevhid ise la ilahe illallahtan ibaret değildir. Her şeyin hakikatı birdir. Bunun içinResulullah efendimiz: Ya Rabbi bu eşyanın hakikatını bana bildir. Bu görünen eşya senmisin,yoksa gayrimidir. İşte bunun için eşya haktır denmez. Gayride değil.Bu bir ilim ile fark edilecektir. Buda Tevhid ilmiyle olacaktır. İşte davet bu ilmedir. Bu ilmi bulamayan devrişler sözünde kalmışlardır. La ilahe illallah kişinin hararetini artırır, fakat harareti giderecek ilimdir. Bu ilmede Tevhid ilmi denilir.

 

32-

Ey kardeş gelde Allah zikredin dedi Allah

Her nefeste de Allah budur makbul indallah

Zikrin olsun zikrullah fikrin olsun fikrullah

Hubbun olsun hubbullah hiç kalmasın gayrullah

 

Aşkın olsun Aşkullah zevkin olsun zevkullah

Seyrin olsun seyrullah çünkü oldun ehlullah

Allah de avaz eyle ten kafesi çak eyle

Can kuşunu azat eyle vuslat etsin illallah

 

Kalp evini pak eyle ravzayı rıdvan eyle

Huri ile gılman eyle zevke er sen abdullah

Mademki ben bende yok sen senlikle sende yok

Haktan gayri nesne yok her görünen vechullah

Aç gözünü ibretle bak görünen değilmi hak

FEHMİ nin sözü mutlak zahirim dedi Allah

 

 

Cenabı Allah kuranı keriminde:Zikren kesiyra ayeti ile zikretmemizi istiyor .Başka bir ayettede ;o kimseler ayakta iken, otururken, yatarak Allahı zikrederler. yani zikrin olsun zikrullah,zikir edenin Allah olduğunu bil, fikir edeninde Allah olduğunu bil demektir. Aşkın olsun Aşkullah, yani maşukullah olsun. Zevkin ve  seyrinde seyrullah olsun. Zevki ve seyr edenin senden hak olduğunu bil.  Çünkü ehlullah, Aşık, ibadet eden ve seyir olunan o olduğunu bilmektir.  Seyir eden ve seyir olunanın o olduğunu bildinmi o zaman senin can kuşunu azat eder.Çünkü bütün nisbiyetlerin kalmamıştır. Artık her tarafa kalbinin fikriyle bakılır.


33-

Bu alem mebdei sensin evvelsin ya Resulallah

Nübüvvet hatemi sensin ahirsin ya Resulallah

Cemi kurbi ferayizde batısın hak olur zahir

Nevafil kurbi hazrette zahirsin ya Resulallah

 

Senin esrarı miracın fena fillah olan bildi

Bekabillah bulan erdi o zevke ya Resulallah

Makamı kabe kavseyine nebiler hep ayak bastı

Ev edna sırrına sadrı emınsin ya Resulallah

 

Sen ol bir şahı kevneyinsin kamu kullar sana muhtaç

Samed ismine masharsın şefisin ya Resulallah

Makamı Mahmudun sırrın sana bahşeyledi Allah

Reisi enbiya sensin imamsın ya Resulallah

 

Sen ol bahri hakayikten çıkan bir dürrü yektasın

Sarraflar kıymetini taktir edemez ya Resulallah

Ol bahri ilmin emvacı yedi kat gökleri aştı

Ol sahrayı amanın ankasısın ya Resulallah

 

Sen ol mahbubu hazretsin seni vasfedemez FEHMİ

Sen ol mahzeni hikmetsin hakisin ya Resulallah

 

 

Peygamber efendimize sordular,ya Resulallah ilk yaratık nedir.  Evvela benim Ruhum halk edildi ya Cabir dedi. Bu Ruha küllü Ruh denildi. Sonra Cenabı hak  bu Ruha in  aşağıların aşağısına buyurdu. Ruh evvela puaş idi. Toprak rengini aldı. Sonra bitki, bitki rengini,sonra Hayvan hayvan rengini,ve sonra İnsan insan  rengini aldı. Velhasıl böylece bütün kainat Muhammed Mustafadan ve Nurundan almıştır.  Bu itibarla bütün kainatın ibdidası oldu. Nübüvvet itibariyle evvela gelmiş, feraiz  itibariyle batın olup nevafilde ise batın olmamıştır. Evvel, Ahir, Zahir, Batın olmuştur.Resulullah efendimizin esrarı miraçı fenafillah olanlar bildi,beka billah olanlarda o miraçın zevkine erdiler. Ehline malumdur. Tevhid yedi makamdan ibarettir.  Altıncı makam ki kabe kavseyindir. Oraya kadar yükselinir. Ondan sonraki makam ise  ev ednanın sırrıdır. Orası yalnız Peygamber efendimize mahsus olduğundan onun  sadrı onun için makamı mahsus olmuştur. Bunun için bütün Peygamberler ve Kainat ona muhtaçtır.

Bu sebebten alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Çünkü o hakikat denizinden çıkan bir dürrü yektadır. Sarraflar onun kıymetini taktir edemez. O ilim denizinin dalgaları yedi kat gökleri aşmış,o bahri ummanın ankasıdır. Peygamberimize soruyorlar:Bu alem yokiken Allah nerede idi, o umma idi buyurdular. Resulullah efendimiz daima Kainat sahrasında umma olup uçup dolaşıyor. Ummanın ne olduğunu Mısrı Niyazi hz.leri bir sözünde açıklıyor.

Vechi ummadır, gör sen nedendir.

hayret bana öyle ise orası hayret yeridir.

Bunun için Peygamber efendimiz : Ya Rabbi benim hayretimi artır demişlerdır. İşte orası makamı Mahmuddur.ve yalnız ona mahsustur. Onun için rahmeten lil alemin denildi. Cenabı hak cümlemizi şefaatına nail eylesin. Amin...


34-

Uluhiyette ahad sensin Allahım benim

Senin şanındır Samed sensin Allahım benim

Dünyayı var etmeden ademi halk etmeden

Ruhlar beli demeden sensin Allahım benim

 

 

Cenabı Allah, Allah adını uluhiyet mertebesinde almıştır. Henüz daha ne dünya nede  adem yaratılmamıştı.cenabı Allah uluhiyetinden rububiyetine tecelli etti.  Rububiyetinde iki yüzü vardır. Bir yüzü ubidiyet olan kulluk yüzüdür. Bir yüzüde Rab lık yüzü olan irşad eden ve terbiye eden kemalat yüzüdür. Meratibi ilahiye tahsilini yaptıktan sonra anladımki: Mülkünde senden başkası yoktur. alnızsenin  yüzün bakidir. Dolayısıyle de, bütün sıfatlarından tecelli eden sensin. Ancak kesret alemine tecelli ettikten sonra, dünya ve adem denen esmalar  isim almışlardır.  Yoksa uluhiyetinde iken dünya ve adem açığa çıkmadığı için gizlilikte idi. İşte o zaman dünya ve ademide halk etmemiştin.Mazharlardan henüz tecelli etmeden Ruhlarda  sen bizim Rabbımız dememişlerdi. İşte,ben seni o Uluhiyetinden Rububiyetine tecelli ederek Rablığınla  zevk ediyorum diyor.

 

Ben bir cüzi akdemim Ruhundan üflenmeyim

Güneşten bir zerreyim sensin Allahım benim

Ben kadre idim yol aştım akıp nehre ulaştım

Çağlayıp bahre düştüm sensin Allahım benim

 

İnsan manada alemi kübradır. Fakat unsuriyet yönüyle bir nokta kadar küçük bir varlıktır. İşte Fehmi hz.leri efendisinin mazharından veya efendi resminden ona Ruh üfürenin  Rabbı olduğunun idrakiyle Ruhundan üflenmeyim. senin gibi bir güneştende ışık ve nurunu alan bir yıldızım. Ben kadre idim yol aştım akıp nehre ulaştım, Yağmur yağdığı zaman  küçük damlaıklar birikerek ırmak ve daha sonra nehir olup deryalara yol aldığı gibi; Bir salikte Mürşidi kamilinde tahsil ederek cehaletinden kurtulup ilim ve irfaniyetiyle kendi varlığının olmadığını anlayınca Cenabı hakkın varlığında yok olarak hakta hak  olmakla o deryada var olur. İşte Mürşidi kamillerin görevide budur. Saliklerin kendilerine  nisbet ettikleri vücut varlıklarını. ifnaedip, vücud varlıklarının kendilerinin olmadığını, Cenabı hakkın olduğunu idrak edip  yaşamlarını ona göre mutluluk içinde devam etmelerıdir.

 

FEHMİde sen alimsin her umurda hakimsin

Sen duyar sen görürsün sensin Allahım benim

 

İlim Allahın bir sıfatıdır.Nerde tecelli ederse alim adını alır. İşte Fehmi hz.lerine  tecelli eden bu ilimle, ya Rab sen alimsin her yerdede adaletinle her tecellini yerli yerinde zuhur ettirirsin .Çünkü benden duyan, benden gören sensin diyerek cenabı hakkın kendi mazharından kemalatıyla açığa çıktığını, kendinin  hiç  bir varlığının olmadığını yalnız bir mazhar olarak esmanın gereği bu ifadeleri kullandığını söylemiş oluyor.

 

35-

Kuruldu ol bezmi ezel ikrarın verenler gelsin

Açıldı gülşeni vahdet ol gülü derenler gelsin

Okundu birliğe ezan huzurda duranlar gelsin

Olundu farza ikamet imama uyanlar gelsin

 

Cenabı Allah Araf suresi 172: ayeti kerimesinde Ruhlar aleminde ben sizin  Rabbınız değilmiyim  diye Ruhlara hitap etti. İşte o zaman bu zamandır.  Bezmi ezelde evet sen bizim Rabbımızsın diyenler gelsin. Mürşidi kamilin huzurunda işte o meclis kuruldu. Muhammed yüzünden o Cenabı hakkın davetine  icabet etsin. Çünkü Mürşidi kamiller Peygamberlerin varisi olarak zahir ve batında. ezan okuyup duruyorlar yani davet ediyorlar. Kendi insanı asliyeni öğrenmen için günün imamı olan insani kamile tabi ol ve vakit geçirmeden icabet et.

 

Şarabı aşkı içenler mest olup meydana gelsin

Şemi Tevhide can atan yanmağa pervane gelsin

İlmi esrarı bilenler mektebi irfane gelsin

Muhabbet bahrına dalan dergahı seyrana gelsin

 

Cenabı hakkın sevgisinden Aşk içkisini içip, kendinden geçen salikler Tevhid Nuru ile Nurlandıklarında, sonsuz zevk almalarından mütevellit yandıklarının  hiç farkına varmazlar. Aynen lambakelebekleri gibi. Onlarda saatlerce ışığın etrafında döne, döne kendilerini  helak ederler. Bizlerde o sevgi içkisini Mürşidi kamilden içip kendimize nisbet ettiğimiz varlığımızı Helak edebilirsek muradımıza ermiş oluruz.

 

Dost için cana kıyanlar meclisi kübraya gelsin

Kevseri Aliden içen FEHMİden peymane gelsin

 

Bu meclis Allah için canını feda edenler içindir. Canını feda etmek isteyenler, cennet suyu olan kevseri yani ilmi ledünü , hakikat şehrinin kapısı olan Ali yani  Mürşidi kamil olan Fehmi hz.lerinden kadeh kadeh içmek için onun sohbetlerine gelsin buyuruyorlar.

 

36-

Aldır beni aldır beni dost yoluna döndür beni

Bak yüzüme güldür beni aşıkın olayım senin

Yandır beni yandır beni pervaneye döndür beni

Senlik ile doldur beni hayranın olayım senin

 

Fehmi hz.leri burada dua ederek, Rabbına diyorki, benim varlığımın olmadığını, varlık sahibinin sen olduğunu bana lütfet. Senin sevgin beni o kadar sarsınki, senden başkasını görmeyeyim. İkilikte daima huzursuzluk ve mutsuzluk vardır. İhtilaflar hep ikiliktedir. Kişi birliğe geçerse yüzü daima güler. Onun için sende  sen olayımda,her an ayrı tecellilerini hayretle zevk edeyim.

 

Al beni benlik kalmasın senden gayri var kalmasın

Perde hicap hiç olmasın seyranın olayım senin

Aşık oldum çün ben sana hub cemalin göster bana

Bir kez bakam senden sana irfanın olayım senin

 

Bir kişi insanı kamile gelip Tevhid mertebelerinde, efalinin, sıfatının ve vücudunun  olmadığını, bunların cenabı hakkın olduğunu idrak ettiğinde zulmani perdeleri kaldırılmiş olur.  Artık o mashardan bilen ve gören cenabı hak olmuş olur. İşte senden sana cemalini göreyim. demesi irfaniyetle tecellileri seyretmesi demektir. Gurbete çıktım çağında düştüm kesret pazarında Bülbül gibi dost bağında figanın olayım senin


Aşkını verdin sen bana yandım yakıldım ben sana

Gece gündüz hep bana seyranın olayım senin

 

Bir ayeti kerimede: ”Bizler Allahtan geldik tekrar Allaha rücu edeceğiz” Buyurulmaktadır.  İşte bizler Rabbımızın vahdaniyet deryasından geldik ve bu kesret alemine gurbete çıktık.  Bu alemde günümüzü tamamlayınca tekrar vahdaniyet deryasına dönmekle Rabbımıza kavuşacagız.  Yalnız bu aleme başı boş gönderilmiş değiliz. Bir Arifin: Beka mülkünden eyledik  teşrif bu darı fenaya imtihan için, Gece gündüz niyazim odurki, cemali pakını anlamak için  dediği gibi bu kesret aleminde  gülün dalında seherlerde öten bülbül gibi  bizde daima zikredelim. Sen bu Aşkı bize vermezsen biz seni nasıl zikrederiz. Bizden bu Aşkını eksik etme diyor.

 

Talibi oldum ruyuna yandım yakıldım uğruna

Şefkat eyle ben kuluna kurbanın olayım senin

 

Ya Rabbi senin cemalullahına talibim onun uğruna yanıp yakılıyorum.  Bu fakire şefkat eylede daima cemal yüzünü göster. bunu çok arzu ediyorum.

 

37-

Eya ey abidi Rahman edeptir hak bize ilan

Kalanlar şirki hafide bulamaz derdine derman

Bu şirk iki kısımdır hem biri şirki celidir bil

Biri şirki hafidir hem bunu bilmedi cahilan

 

Şirk ne demektir. Şirk Allaha ortak koşmaktır. Resulullah efendimiz “Ben ümmetimin cehri şirkinden korkmam fakat hafi şirkinden emin değilim” buyurmuşlardır. Onun için şirk ikidir. Birisi cehri şirk, biriside gizli şirktir. Bunu cahiller bilmez.

 

Odur şirki celi bil kim ederler saneme secde

Bu alem maverasında nedir bilmezler ol Subhan

Gel ol şirki hafiden kim biraz sırlar edem ifşa

İşitip olalar irşad okuyan cümle salikan

 

Cehli şirkte olanlar puta secdeederler çünkü onların Allah hakkında bir bilinçleri yoktur.  Ya canlandırdıkları hayallerindeki puta ibadet etmekteler, veya Mürşüdüm diyebildikleri  Mürşidlerinden tecelli eden kemalata değilde onun resmine secde ederler. her ikiside puttur.

 

İkidir şirki hafi hem biri ameldedir bil kim

Biri itikatında hem buna şahit durur kuran

Amelde şirk odur bil kim edersin gayre muhabbet

Uyarsın nefs hevasına olursun nefse abidan

 

Hafi şirk ikidir.

1 - İtikattaki şirk

2 - Ameldeki şirktir

İtikatımız imamı maturi meshebidir.

O ise ehli sünnet vel cemaattır. Yani cenabı Allahın bu alemde beş tecellisi ile zuhura geldiğini bilmek ve inanmaktır.

Bunlar:

1 - Zatı 2 - Sıfatları 3 - Esmaları 4 - Efali 5 - Asarı

Yani eserleriyle zuhura gelmesinden ibarettir. Bir hadisi kudside : “Ben gizli bir hazine idim bilinmekliğimi murat ettim, bu halkı halk eyledim. ”bunun isbatıdır. Çünkü zat olarak gizlilikte olan Cenabı Allah sıfatlarına tecelli etti.  Her sıfat esma alarak fiilleriyle şekillendi, ve eserleriyle göründü onun için itikatımızı zanda hayelde değil, bizzat duyarak ve görerek inanırsak mülkünde  ondan başkasının olmadığının inancı ile itikattaki şirkten kurtulmuş oluruz. Yoksa iki varlık kabul etmek daima şirktir. Ameldeki şirkte : Hak ve hakikatı  bilmemekten mütevellit gayriye ibadet etmek ve muhabbet etmektir.  Çünkü sen ayrı hak ayrı olarak ona ibadet edersen nefsine tabi olmaktan mütevellit ikilik içersinde şirkten kurtulmuş olamazsın.Zira sende güç ve kuvvet var, onunla ibadet ediyorsun .Ayrıca Allahta güç ve kuvvet benimdir diyor.  Bu şirk  yani ikilik ve ortak koşmak değilmidir. İşte bunun farkını öğrenmek istiyorsan bir Mürşidi kamile git ve öğrenerek bu şirkten kurtul Yoksa Allaha değilde nefsinekul olmaktan kurtulamazsın.

 

Gece gündüz budur fikri ki doğmuş kalbine zikri

Tasavvur etti kalbinde oyunbaz halleri her an

Onlar hakkın mudillun esmasına mazhar olmuşlar

Ol esma onların rabbı ederler secde gafilan

 

Bir kişi itikatını düzeltmeden ne kadar ibadet ve taat yapsa dahi fikrindeki ikilik zikri  onu hak ve hakikattan uzaklaştırıp çeşitli sapık  inançlara sürükler. Onun için gafil olarak Allaha ibadet ediyorum diye o esmaya ibadet ederler. Şuara suresi ayet 23: “Allahla birlikte başka ilahlara ibadet etmeyiniz.” buyurulmuştur. Çünkü kişiye şah damarından yakın olan Allah-ı bilmemekten mütevellit, onunla beraber  hayalindeki veya zahir bir esma olarak hak diye kabullendiği ilahlara ibadet etmeyiniz demektir.

 

Onlardır nefse arif değildir Rabbını bilmez

Onlar ol şerri devabtır ki etti nefsleri tuğyan

İkinçi şirk budur bil kim mutekidir itikatında

Bu şirkin azamıdır kim bunu bilmezdi zahiran

 

Bu cahil kişiler nefslerine arif olmadıkları için onlar Rabbını bilmezler. Çünkü yaradılışlarında kötü istidatlı olmaları nedeniyle en büyük günah olan  şirk ehli olduklarını bilemezler. Bir hadisi şerifte . “Nefsini bilen Rabbını bilir” buyurulmuştur. Nefsini bilmeden şirkten kurtulmak mümkün değildir.

 

Eder secde kuru yerde ki bilmez Rabbını nerde

Olur kendi hakka perde budur sahibi kamisan

Olur abit hakkın gayri ki kendi gayri hak gayri

Onlar zenbi vücuttur hem erişemez onlara gufran

 

Bir kişi Rabbını bilmiyorsa kuru kuru yere secde ediyor demektir. Çünkü kendi ayrı Rabbı ayrı olarak ibadet ederse,kişinin kendi varlığı Rabbını bilmek ve görmeğe engel olur. Resulullah efendimiz: “Vücud günahından daha  büyük bir günah tasavvur edemiyorum” buyurmuşlardır. Şu halde kişinin varlığı  en büyük günahtır. Onun için bu kişilerin kendi varlıkları en büyük günah olması nedeniyle onlara Rabbımın bağışlaması erişmez. Onlar bu şirkten kurtulmadıkları müddetce ibadet ve taatları taklitten öteye geçmez.

 

İlahi nice edelim sana tesbihu taktisler

Ki biz fani zülaliz hem göründük cümlemiz bir can

Alan sensin veren sensin gören ve görünen sensin

İşiten söyleyen sensin yine sensin o mahmudan

 

Bu FEHMİnin haceti senden bana bildirdi ben bilmem

Bilen ve bilinenn sensin senindir ilim ile irfan

 

İlahi ya Rabbı seni ne kadar yüceltsem ve öğsem yinede azdır. Bizler ise faniyiz.  Yani yokuz. Biz lerin hepsinden görünen senin varlığındır. İlimde senin irfaniyette senin dir.  Bizlerden kemalatınla  tecelli edersen ançaksın bilebiliriz. Yoksa varlığımız yokki bilelim.  Sen bizlere lütfeyle .Alan sen veren sensin gören sen görünen sensin. işiten sen işitilende sensin.

 

38-

Esti çün badı saba kalmadı gayri heva

Doğdu güneş maşrıktan hiç dolanmaz gün oldu

Gitti kış hiç kalmadı nihayetsiz yaz oldu

İlk baharın bülbülü gülün dalına kondu

 

Sabah rüzgarı kişinin gönlünde estimi gayriyete olan istidat ve hevesi yok olur.  Sabah rüzgarı nedir. Sabah rüzgarı bir salikin üç defa Allah Allah Allah diyerek  idrakiyle fena fillah olmasıdır. Kişi fena fillah olunca Ruh güneşi onun kalbine doğar. ve hiç bir zamanda artık batmaz. Kalbin Ruh penceresi açıldığı için,kalbin nur ziyası ; Göz,Kulak,Dil gibi sıfatlarından görünmeye başlayınca kişinin haktan uzaklık kışı artık kalmaz. İlk baharda güllerin dalında öten bülbüller gibi bir salikin Ruh bülbülüde kişinin  sıfatlarından ötmeye başlar. Daha evvel  zikirde iken Allah Allah Allah diyen salik artık  ikilikten kurtulmuş, Ruh güneşinin gönlünde doğmasıyla sıfatları olan vücut ülkesinin  güllerinin dalında Ruhun sıfatlarından tecellisiyle kendini göstermiştir.

 

Yok olmadan var olmaz var dahi yoktan olmaz

Anladım çün ben beni hep görünen hak oldu

Gül kokanlar gül oldu bülbüle didar oldu

Kaftan kafa hükmeden mülke Süleyman oldu

 

Mürşidi kamile geldiğinde anladımki;benim diye bildiğim varlığım yokmuş. Bu varlık cenabı hakkın olduğunu öğrendim. Varlık hicabım açılınca da meğer hep görünen hak imiş Cenab-ı hakkı kemalatıyla zuhura getiren Muhammede gül denilmektedir. Kimki cenabı hakkı Rahmaniyeti ile açığa çıkardı, işte onlar ruh bülbülüne sevgili olurlar. Çünkü Allah bilinmekliğini istemiştır. Kemalatıyla zuhura gelen Muhammed sıfatınıda açığa çıkmasına vesile olduğu için sevecektır. Sevdiği o kulunun hem ten kafı hemde can kafı mülküne Süleyman olarak hükmedecektir.

 

Sır idi zahir oldu Nur idi Batın oldu

Hep gönüller bir oldu Evvel Ahir ol oldu

Geçtim Dünya deminden hem ukbanın seyrinden

Len terani yok bana güle gül didar oldu

 

Cenabı hak daha evvel gizli idi. Bilinmekliğini istediği için Mürşidimden tahsille  makamı cemde,Ruhullah olarak zahir oldu Nura tebdil olarak Muhammed sıfatlarında  tecellisiyle esma alarak batın oldu. İşte suret ve siretimin Tevhid olarak idrakı, bana evvel ,ahir,zahir,ve batının birlik zevkini tattırdı. Artık yağmur tanesinin ister bulut, ister kar olarak görünmesi beni yanıltmıyor. Hangi şekil ve yerde görünürse görünsün  aslının ne olduğunu zevk ediyorum buyuruyorlar. Geçtim dünya deminden yani sevgisinden, hemde Ahiret sevgisinden; Çünkü dünya beni haktan uzaklaştırıyordu.Ahirette huri, gılman gibi yapılan ibadet ve taatların karşılığı verilen cennet nimetleri, ben bunları istemem yalnız cemalullahını seyretmeni isterim. Elhamdulullah bana len terani yani zannettiğin gibi  beni göremezsin hitabıda olmaz. Çünkü seni zanda değil bizzat gül olan  Muhammedlerde kemalatınla tecellilerini görüyorum. Rahman yüzünü onlarda müşahede ediyorum.

 

Dostu buldum tenhada konuştum kana kana

TALİBİden görünen kendisi canan oldu

 

Artık dostum olan cenabı haktan başka bir varlık kalmadığı için baş başa, kana kana konuştum.  Yani mülkünde ondan başkası kalmayınca benim diye ifade ettiğim sıfatından daima  her an ayrı,ayrı tecellisi, hakkın sıfatı olan Muhammedle konuşmasıdır.  Çünkü tecelli eden kendisi, tecelli olunan sıfatta kendisi olduğuna göre candan görünen canandır. 

 

39-

Senin ismin biri Ahmet çü geldin aleme Rahmet

Sadakatla sana biat eden dönmez misakından

Hayat bahşeyledin nice ölüler eyledin ihya

Dirileri fenafillah uyandırdın niyamından

 

Peygamber efendimizin vahdaniyetteki bir adı Ahmeddir. Aşık Niyazi divanında: Sümmedanada Ahmed, ve tedallada Muhammed, ve kane kavseyinde Mustafa, ev ednada Mahmutsun ya Resullullah buyurmuşlardır. Onun için vahdaniyet deryasından  bu kesret alemine rahmetinle tecellini gösterdiğin gibi Mürşidi kamilimin levhi mahfuzundan  benim gibi saliklere rahmetinle zuhur ettin. elbette sana tabi olanlar sözünden dönmezler.  Zira bizlerin gönlü daha evvel hep ölü idi. Nefesinle bizlerin ölü kalplerimizi dirilterek  gaflet uykusundan uyandırdın .Yani kendi varlığımızı hakkın varlığında yok ederek  fenafillah olduk. Ve hakkın varlığı ile dirildik.

 

Senin ol bahri ilminden bilenler bildi bir zerre

İçenler içti bir kadre şarabı has zülalindan

Vücudu kabri kuddusu ziyaret edene müzde

Şefaatın olur vacip işittiler lisanından

 

Peygamber efendimiz bir hadisi şeriflerinde:   “Hiç bir yerden kurtuluş bulamadığın zaman kabir ehlinden istimdat isteyiniz” buyuruyorlar. Bu kabir ehli bizlerin bildiği gibi  toprak altındaki Evliyalardan değil,vücut kabirlerinde olan ilmiyle amil Mürşidi  kamillerden yardım isteyiniz demek istiyor. İşte kendi varlığını hakkın varlığında  yok edıp o mazhardan irşat edenin Cenabı hak olduğunun bilinci ile onlara biat edenler, onlardaki irfaniyet ve kemalatı elde ettiler.

 

Hitabı bezmi ezelde görenler gördüler yüzün

Ol şemsten bedr olanlar geçerler hep masivadan

O kabri manevi içre vücudun görseler zühhat

Atardı şema pervane gibi canın ferahından

 

O kabri bildiler FEHMİ cihanda ancak arifler

Şefaat buldular onlar kim o sultanla likasından

 

Salikler Mürşidi kamilin dizi dibinde aldıkları telkinatla manevi güneşin nurlarını. kendi gönüllerinde  gördüler Cehalet ve gayriyet zulmaniyetlerini yok ettiler. Bir ayın gece karanlığında her tarafı aydınlattığı gibi, gönülleri aydınlandı.  Adeti zikirlerle uğraşan zahitler bu canlı kemalat sahibi kabirleri ziyaret edip onların bu yüceliklerini bilmiş olsalardı,canlarını feda etmekten sakınmazlardı. Bilemediler bunu Ancaksın Arif olanlar bildi. Ve şefaat bularak Cenabı hakla  buluşma mutluluğuna erdiler.

 

40-

Surette dört terkibim sirette hem beştenim

Ol vücudu cevherim hakka etti inkilap

Hakkın sureti olan hem odur siret bana

Vücudum bulmaz fena suretimdir bir serap

 

 

Anasır unsuriye dörttür.

1 - Toprak

2 - Su

3 - Hava

4 - Ateş'tir

Bunlar  bedenimizin unsurları olup beşeri yönümüzdür.

Siyretteki beştenim demek:

1 - Hafi

2 - Ruh

3 - Nefis

4 - Kalp

5 - Sır'dır

Bunlar manevi Tevhid mertebelerinin tecellileridir. İşte bu manevi mertebe tecellilerine  mazharım diyor. Peki hakkın sureti nedir. Hakkın sureti Allahın sıfatlarıdır.  İşte onlar benim siyretimdir. Onun için benim vücudum hakkın vücudu olması  nedeniyle vücudum fena olmaz.Ancaksın var gibi görünen fakat olmayan bir seraptır. Serap nedir. Sıcak bir günde güneşin hararetinden ufukta uzaklarda su varmiş gibi görünür. Yaklaştıkca oda uzaklaşır. İşte o seraptır. Çünkü dörtten olan unsuriyemin benim  olmadığını anladıktan sonra bunun hakkın zuhura gelmesi için bir mazhardan ibaret  olduğundan hakka dönüşmüş olur.

 

Ben var oldum varlıktan nefh oldum zatı haktan

Zikri enelhak bana ondan oldu istilap

Mademki kul hak olmaz kul hakkın gayri olmaz

Kul çün ayrı hak olmaz kimdir kul kimdir çalap

 

Bir salike Mürşidi kamilden Ruh üflenirse onun kendi varlığı hakkın varlığına tebdil olur.  Artık o varlık hakkın varlığı olduğu için ondan enelhak diyen yani ben hakkım diyen cenabi hak olur.  İşte o zaman kul kimdir Allah kimdir sorusu çıkar. Pir hz.leri buna net ve kesin olarak  çok güzel bir cevap vermişlerdir.  “Mukayyet olan kul, mutlak olan Allahtır.”  Cenabı hak, hadisat dediğimiz bu sıfatlar Aleminden zatını ilan etmektedir. Fakat tecelli mazharları hadisat olduğu için onlara Kul, tecelli eden mutlak zatada Allah denilmektedir.

 

Kulun varlığı haktır kul esmadan elyaktır.

Cismin hiç hükmü yoktur döner suda bir dolap

Hak faildir hem muhtar kulda yoktur ihtiyar

Onun için ehli hak etmedi hiç ittirap

 

FEHMİ hakkı Arif ol hem kadere bağlı ol

İhtiyarın terk eyle işleme günah sevap

 

Mademki kulun varlığı yoktur, oda bir esmadan ibarettir. Bu esmadan  hükmünü veren haktır Onun için Arifler kendi ihtiyarlarının olmadığını bildiklerinden, ihtiyarlarını terk ederler. Her tecellinin hakkın her an ayrı bir şanda tecellisini  kabul ederek cilveyi rahmaniyeyi seyrederler. Onların varlıkları olmadığı için  günahta sevapta işleyemezler. Çünkü günah ve sevabı varlık sahibleri işler.  Cenabı hakkın ilmi ezeliyette bizlere ihsan ettiği muradı ne ise günü gelince  kaderimizde o zuhura gelecektır. Görüldüğünde şaşırmamak  lazımdır.

 

41-

Bir acep sırra eriştim eyvallah

Buna esrarı aşk derler eyvallah

Bunu alim avam bilmez eyvallah

Buna ilmi irfan derler eyvallah

 

Bir ayeti kerimede: “Büyük kitap onun indindedir” buyrulduğu gibi o büyük kitabı  okumak için bir aşka mübtela oldum. Onun gizliliklerini öğrendikce ilim ve irfaniyetim gelişti. Bu gizli Aşkın tadını ne avam bilir nede zahir ilim ve irfaniyet sahipleri bilir.

 

Buna sırrı kuran derler eyvallah

Bunu ehli hicap bilmez eyvallah

Bunu ehli sevap bilmez eyvallah

Bunu Hızrı İlyas bilir eyvallah

 

İşte bu alemde bilinmesi gerekli sırrı kuran olan insan-ı kamildir. Bakara suresi ayet 1-2 : Elif, Lam, Mim zalikel kitabü la raybe fihi huden lilmuttagın”

(Elif, Lam, Mim, bu kitap şüphe götürmeyen canlı bir kitaptır.) işte sırrı kuranı bu canlı kitap olan insanı kamilden tahsil yapıp okuyanlardır. Bunu ne hicap ehli nede sevap peşinde koşanlar bilebilir. Bunu ancaksın Hızır yani her an hazır olduğunu idrak eden kamiller  ve İlyas olan deryaların tasarrufu elinde olan İlyaslar bilebilir.

 

Buna vaslı beka derler eyvallah

Buna sırrı Mustafa derler eyvallah

Bunu ali aba bildi eyvallah

Buna sebal mesan dendi eyvallah

 

İnsanı kamil kendi varlığını hakkın varlığında yok ettiği için hakkın varlığı ile var  olmaları nedeniyle onlar ölümsüzlüğe kavuşmuş,ve cenabı hakkın  zat elbisesi olan Mustafa elbisesini giymişlerdir. Dolayısıylada cenabı hakkın 7 sıfatı ile sifatlanmişlar, hemde meratibi ilahiyenin 7 mertebedeki tecellilerini  zevk etmiş seyyitlerden yani insanların efendisi olmuşlardır.

 

Buna ilmi huda derler eyvallah

Buna sırrı kuran derler eyvallah

Bu bir kenzi ahfadır kim eyvallah

Bu bir mülkü bekadır kim eyvallah

 

Cenabı Allah bazı kimselere ebedi alem  ölümsüzlük alemi olan hakkın varlığı ile var  olmağı ihsan ederse gizli hazinelerin kapılarını onlara açar. Onlarda ölümsüz ülkesi olan beka aleminde  cemalullahı daima temaşa ederler.

 

Bu bir fadlı hüdadır kim eyvallah

Buna ihsanı hak derler eyvallah

Buna idadı hak derler eyvallah

Bu bir ahdı vefadır kim eyvallah

 

İşte Allah bir kişinin gönlüne Aşk ateşinin korunu koyarsa Mürşidi kamilden  kendi insanı asliyesini öğrendiğinde kendi varlığının olmadığını ,varlık sahibinin  cenabı hak olduğunu anlar. Ölümsüz olan bu cenabı hakkın mülkündeki her an ayrı bir şandaki tecellilerini seyreder. Sonunda anlarki tahsil edilmesi gerekli olan kendisi imiş. Bu irfaniyete sahip olunca kendisinin canlı bir kitap olduğunu  cenabı hakkın kendisine bir hediye,bir ihsan olarak bunları okuyup zevk ettiğini söyliyor.

 

42-

Gönül turisinasindan tecelli etti çün Allah

Erişti saike  salik hemen oldu fenafillah

Fenafillah bulan salik olur nefsine hem faik

Bulur bir sermedi varlık görür hep semme vechullah

 

Bir kişi kendine nisbet ettikleri varlığı cenabı Allaha verdiğinde kişinin gönül ekranında  yıldırım gibi bir hakkın idrakı tecelli eder.Kendi varlığı diye bildiği varlığın olmadığını anlayıp zevk etmesi kişinin fenafillah yani Allahta yok olmakla nefsini tanıması  ve Rabbının bizzat o olması devamlı onun yüzünü görmesi demektir. Onun için  “Nefsini bilen Rabbını bildi” H.Ş. gereğince nefsi diye bildiği varlığın Rabbın varlığı olduğunu anladı demektir.

 

O küntü kenzi mahfiden hemen zahir olur bir Nur

Ona vahdet vücud derler olur zahir cemalullah

O vahdeti vücud dersin oku insanı kamilden

Ona ümmül kitab derler okunur onda ilmullah

 

Cenab-ı Allah: “ben gizli bir hazine idim bilinmekliğimi murat ettim, ve bu halkı halk eyledim” buyuruyor. İşte gizlilikte iken bilinmekliğini, Mürşidi kamil mazharından isteyen cenabı hak,  halk diye vasıflandırdığımız bütün saliklerinden tecelli ederek onlarda istidat  ve kabiliyetleri nisbetinde birliğini ilan ederek yüzünü göstermektedir.  Aynen insan vücudundaki Ruhun, bütün sıfatlarından ayrı ayrı Ruhullah olduğunu ilan ettiği gibi. Buda bir insanı kamilden tahsil edilerek elde edilebilir. Zira Allahın bu yüce ilmi o mazharın dışında başka bir mazhardan tecelli etmez.Anka kuşları Mürşidi kamil olan yalnız kaf dağlarına konar. Anka kuşlarının lezzetini bilenler anka  kuşu avlamak için kaf dağına giderler.yani Mürşidi kamilin ilhamlarıyla yaptığı vehbi ilim sohbetleri, Anka kuşudur. Mürşidi kamillerde kaf dağıdırlar. bu sır ilimleri yalnız kamillerden tecelli eder demektir. 

 

O seb ai mesan dürrü o kenzi mahfiye kondu

O bir beyti emindir kim durur hem onda sırrullah

O miratı Muhammeddir görünmez masiva onda

O bir Nuru mücelladır odur mazharı zatullah

 

İnsanı kamiller bu toplum içinde bulunmalarına rağmen gizlidirler. Onları ancaksın ehli tanır.  Onlar Mekke ve Medinede inen bütün ayetlere cami olduğu için, onlara camiül esmada denilir.  Onlarda masiva yoktur. Çünkü Muhammed aynasından görünen bizzat cenabi hakkın kendisidir.  Onlar cenabı hakkın emin mazharlarıdır.

 

Ara Mürşidi dana seni hem eylesin ağah

Hem ihsan eylesin her ağah bulursun tez visalullah

Odur sırrı nefahtü hem nefh oldu ademe ol dem

Buyurdu edeler secde Melekler Ademe Allah

 

Ey inanan kişi sende bir insanı kamil ara bul, ona tabi olda kısa zamanda seni cenabı  Allaha kavuştursun. Çünkü bir ayeti kerimede: “Ya Muhammed sana tabi olanlar bana tabi olmuşlardır.” buyuruluyor. Bu gün Hz. Muhammed olmadığına göre  onun Nurunu taşıyan varisleri insanı kamillere git. O sana Ruhundan bir  Ruh üflesinde ademiyet sırrını idrak et. İşte o zaman bütün Melekler sana secde ederler.  Yoksa surette insansın ama siyrette hayvanlıktan kurtulamazsın.

 

 

Ara bul Ademi nerde tenezzül eyle secde

Geçip kibrinden et tövbe suçun affeylesin Allah

Odur abı hayat bahri içenler oldular naci

Bulup hayyül ebed baki beka ender bekabillah

 

Gel ey FEHMİ ara bir yar seni Allaha etsin yar

Musa ol etme sen hiç ar ki hızra göndere Allah

 

Ey kişi Ademi ara bul ve ona secde et. Bu secde teslimiyet secdesidir. Yoksa başın yere konma secdesi değildir. Adem yaratıldığında, allemül esmayı  Melekler okuyamadılar. Fakat Adem okudu Ona binaen Rabbil alemin Meleklere  Adem sizin ulunuzdur secde edin dedi. İblis hariç onlarda secde ettiler. Yani ona tabi oldular. İşte sende iblis gibi, gurur ve kibirinden vaz geçmessen  kovulanlardan olursun. Çünkü bu tenezzülü Ademe gösterenler ölümsüzlük suyunu içtiler.  Ve onlar hakta hak olmakla Allahın varlığı ile varlıklandılar. Ey Fehmi, sende Musa a.s.Peygamber olduğu halde Hızıra gidip müşküllerini halletmek için ondan  çok şeyler öğrendi. sende Musa a.s. gibi tevazuluğunu takınırsan sanada Allah  Hızıra gitmeyi ihsan eder. diye kendi esmasını kullanarak bizlere ikaz ediyor. Cenabı Allah bizim gibi Musaları her an hazır irfaniyeti ile bizleri irşat edecek Mürşidi kamillerden Bu kemalatı elde etmek nasip etsin amin.

 

 

43-

Taktiri hüda sebtetti ceza

Olunur kaza hükmü ezeli

Ezeli süfyan hep oldu beyan

Etmedi iman oldu şeytani

 

Kaza nedir. Kaza cenabı Allahın ilmi ezeliyedeki taktirine denir. Kader ise, gün ve saati gelince o kazanın zuhura gelmesine de kader denir. Hakikatta bir kişinin istidadına kaza denilmektedir. Bu değişmez. Fakat kadere çıkmadan terbiye edilmesi veya  yönlendirilmesi mümkündür. Bir misal vermemiz gerekirse : bir kayısı çekirdeğini  toprağa eksek,onu hiç ellemesek günü gelince o kayısı ağacı kayısı vermeğe başlar.  Biz ondan kayısı değilde şeftali almak isteyorsak henüz fidanken ve kayısı vermeden şeftaliye aşılar, kayısı çekirdeğinden meydana gelen ağaçtan devamlı şeftali alabiliriz.  Aynen bunun gibi Muhammed aşısı ile aşılanan kişilerde aşılandıkları zamandan sonra, Muhammedi meyvaları olan güzel ahlak, edep ve tevazülük gibi lezzetli meyvaları vermeleri mümkündür. İşte kazasında yani ilmi ezeliyetinde kişinin istadındaki ebu süfyan gibi hak ve hakikatı inkar etme varsa şeytan oldular.çünkü onlar iman etmediler. İnananlar kurtuldular.  Bizlerde Muhammedi aşısı ile aşılanmayı kabul edenlersek bilelimki ilmi ezeliyetteki  cenabı Allahın taktirinde sevgili kullarımdandır ibaresi vardır. Hayır bunu kabul etmeyip  inkar edenlerdensek bilelimki ilmi ezeliyette kazamızda Ebu Süfyan gibi inkar etmek vardır. Terazi budur. Yoksa keşif ilmi çok çetin bir ilimdir. Cenabı hak o ilmi herkeze nasip etmiyor.

 

Şol ki semud dur mezhebi yoktur

Fesatı çoktur etti tuğyani

Şolki belkistır imanı hastır

Gör nice bildi ol Süleymanı

 

Kuranı kerimde Araf suresi ayet 73-77: Salih a.s Semud kavmine Peygamber olarak gönderilmişti. ondan bir deve mucizesi gördükleri halde deveyi öldürdüler. Ve Rabbil alemine isyan  etmelerinden mütevellit şiddetli bir sarsıntı ile evlerinde helak oldular. İşte bu Semud kavminin fesatı çok olduğu için azgınlıklarından helak oldular. Fakat Süleyman a.s. zamanında yaşayan Belkıs ise:imanı lekesiz olduğu için  Cenabı hak ona Süleyman a.s.'ı nasip etti. ve iman ederek kurtulanlardan oldu. Malumunuz Süleyman a.s.ın emrindeki tefekkür olan hüd hüd kuşu seba Ülkesini  gezerken belkısı görmüş tür. Onların akıl güneşine tapdıklarını, ibadet ve taatlarınıda  Nefisleri çok güzel gösterdiği için çok ibadet yaptıklarını, Süleyman a.s. a bildirmiştir.  Süleyman a.s.da Seba ülkesi Padışahı kadın olan Belkısa meşhur mektubunu yazarak kendine  tabi olmasını istemiş ve oda Süleymanın vasıtası ile alemlerin Rabbı olan Allaha inandim dedi. Gel kardeşim sende Semud kavmi gibi fesat ve azgınlık yaparak gazaba uğrayanlardan olma, Belkıs gibi bir Süleyman olan Mürşidi kamil bul ve inanarak hidayete erenlerden ol buyuruluyor.

 

TALİBi zevkte mülkü vahdette

Bu can kafeste etti seyran

 

Talibi hz.leri bu can kafesinde iken cenabı Allahın mülkündeki birliğinin  her.tecellisini seyretmekteyim diyor.

 

44-

Gönül şehri sarayında gözüm gördü dilarayı

Nice inkar edem zahit ki gördüm o bedrayı

Benim ol aşıkı berdar benim ol arifi esrar

Benim ol vasılı didar eder seyran o dergahı

 

Bir salik Tevhidi efal, Tevhidi sıfat ve Tevhidi zatı idrak ettiğinde gönül sarayında sevgiliyi görmüş olur. İhtiyarı bir ölümle öldükten sonra, kendi diye bildiği  varlığın hakkın varlığı olduğunu gördüğünde elbette bunu inkar etmesi mümkün değildir. Zahitler sevgiliyi görmedikleri için inkar ederler. Üç ayaklı sehbada bir salik varlığını  astıktan sonra ,Aşık olan salık Allaha artık arif olmuştur. Nesimi hz.lerinin söylediği gibi, (kah çıkarım gök yüzüne seyrederim alemi, kah inerim yer yüzüne seyreder alem beni) işte vahdet tepesinden cenabı hakkın tecellilerini seyretmekle kişi sonsuz zevk alır.

 

Benim ilmim şuhudundan hep oldu aciz Alimler

Onun için kaldılar mahcup görünmez derler Allahı

Gerek alim gerek zahit ki bilmez nefsini tahkik

Onun imanı hep taklit eder inkar ev ednayı

 

Benim görerek söylediğim bu ilimden bütün zahit ve alimler anlayamadıkları için aciz kaldılar. Cenabı hakkın,bütün sıfatlarından zatını ilan edişini göremediler. Onun için Allahı hayalde, zanda bildikleri için Allahı görünmez dediler. Çünkü onlar nefsini bilmedilerki Rabbınıda bilmiş olsunlar.onun için Rabbını tanıyamadılar. Dolayısıylada taklit  iman ehli olmaktan kurtulamadıkları için hakkın varlığı ile var olmayı kabullenmezler.

 

Bu sırrı süluk eden okur derslerini her dem

Gönül levhinde arifler eder ezber ev ednayı

Bu mümkünat seraptır hep vücudu hak ile kaim

Meratiple olur zahir muhittir cümle eşyayı

 

Gel ey FEHMİ vücudundan eser hiç bırakma varlıktan

Fena ender fena ol kim sivasız gör müsammayı

 

Tevhid yoluna giren salikler her nefesteki zikirleriyle zulmani ve Nurani perdelerini  yırtarak her şeye Arif olup seyrederler. Ve derlerki, bu kainatın siyreti hak, sureti seraptır. Yani var gibi görünen fakat olmayandır. Bu irfaniyetide bir Mürşidi kamilde meratibi ilahiyeyi tahsil ettikten sonra vakıf olunacağını bilmişlerdir.  Cenabı hak bütün zerreden kürreye kadar her varlığı ihade etmiştir. Sende gel  bu meratibi ilahiye tahsili ile hiç bir eşyanın varlığının olmadığını bütün  eşyalar hakla kaim olduğunu zevk ette mülkünde haktan gayri bırakmıyarak hakta hak ol buyuruyorlar.  

 

45-

Ariflerde ar olmaz hiç bir şeyden kahrolmaz

Kahrı lütfu bilmeyen hiç bir dem rahat olmaz

Hak diyen gafil olmaz siler kalbin kir kalmaz

Kişi nefsin bilmezse ol hakka arif olmaz

 

Arif olan kişi hakkı görerek tanıdığı için bilirki mülkünde ikinçi bir varlık yoktur.  Bütün eşyadan zuhur eden cenabı haktır. Tecellilerinin bazılarının iyi, bazilarının kötü olabilmesi için ikilik olması gereklidir. Arif ise. yakınen bilirki, bütün tecellilerinde tektir. Eşyanın cins ve kabiliyetlerine göre değişiklik arz etmektedir. Fakat o yine birdir. Onun için Arif olanlar bu renk değişikliğinden etkilenmezler.  Kahrı ayrı lütfu ayrı mutala edenler ikilikte oldukları için hiç bir dem rahat etmezler.  Daima itilaftadırlar. Kahır nedir. Hakkı ayrı kendilerini ayrı bilenlerin ikilik  üzüntü ve kederlenmeleridir. Lütuf nedir. Cenabı Allahın zatının bütün sıfatlarından  vahdaniyeti ile tecellisinin mutluluğuna ermektir. Buda Mürşidi kamilin talim ettiği  daimi zikirle kemalat bulacaktır. Bir ayeti kerimede: (zikirle kalpler mutmain olur.) buyurulmaktadır. Demirlerin pas tuttuğu gibi kalplerde paslanır. bunun pasını ancaksın  daimi zikir yok eder. Yalnız zikirde anmaktan ibaret değildir. Üç defa Allah, Allah, Allah demekle birlikte bunu fikredenler ancaksın nefsini bilmiş olacağından Arif olurlar.  Yoksa nefsini bilmiyen hakka Arif olamaz.  

 

Çağır Allahı seste Allah de her nefeste

Can bülbülü kafeste ötmeyince şad olmaz

Severim seni candan hiç çikarmam gönlümden

Sana inanmayanlar imanı kamil olmaz

 

Bir salik her nefeste Allah demekle kendinden Allah diye zikredenin Rabbı olduğunu  bilerek bu ten kafesinde bülbül gibi daima öttüğünü yakın takibe aldığında, daima onunla bir olmanın zevkiyle mutlu olacaktır. Çünkü Cenabı Allah ne bu alemde nede alemi ahirette mazharsız tecellilerini göstermiyecektir. Cenabı Allah Mürşidi kamil mazharından beni  benimle sevk ve idare edenin o olduğunu bilenler hiç bir zaman onu gönlünden çıkarmazlar. Rabbının bu tecellilerine inanmayanlar hiç bir zaman kemalata ulaşamazlar.

 

Senden gayri yok mabet kiblem sensin her cihet

Huzurum ilelebet senden gayri yar olmaz

Geldim vahdet ilinden zevki gitmez gönlümden

Ben bir garip bülbülüm kimse bana yar olmaz

 

Ben FEHMİyim ar etmem kuş gibi karar etmem

Bu kafesten uçarım hiç beni gören olmaz

 

Bir salikin kıblesi Mürşidi kamilidir.yani Mürşidi kamil diye bildiği suretten bizleri irşad ve terbiye eden Rabbıdır. Her yön ve yerde onu görmeye çalışırsa, daima huzurda olacağından, mutlu ve saadet içinde kendini hisseder. Bana bu sonsuz  huzur ve mutluluğu bahşeden Rabbına şiddetli sevgi nedeniyle ondan başkasınıda dost  edinemez. zaten başkasıda yoktur ki, dost edinsin.Geldim vahdet ilinden, ben bu kesret alemine gelmeden evvel Mürşidi kamilimin  butunu olan vahdet ilinde idim .bu kesret alemindede hala o vahdet zevki gönlümde duruyor. Onun hasreti ile yanıp tutuşuyorum. Ve bu ten kafesinde bülbül gibi hep onu zikredip durmaktayım. Sevgilisinden ayrı düşen bir işi nasıl başkasını hiç görmez, hep sevgilisini ayıklar,onun gibi bende hep onu anıp duruyorum. Kimse bana dost olamaz. Vücut ülkesinde Ruhunu Patışah yapanlar,ten kafesinin hükmünde olmadıkları için istedikleri zaman bu ten kafesini terk edip tayyı zaman, tayyı mekan yani zamansız ve mekansız olarak istediğim yere gider ,fakat vücut yerinde durduğu için beni hiç gören olmaz. Buyuruyorlar. Çünkü sevgilisi için yanıp tutuşan kişi yerinde duramaz. Uykuları kaçar. Kah orada kah burada durmadan yalpa yapar. Taki sevgilisine kavuşuncaya kadar. Görmüyormusunuz: dağlara yağan yağmurlar ırmak ve nehirler halinde, bir çok merhalelerden geçerek o kayadan bu kayaya, o taştan bu taşa kendini vura vura deryaya kavuşasıya kadar ne zahmetler çekiyor. Deryaya kavuşunca sesi sedası kalmıyor. Çünkü sevgilisine kavuştu. İşte bir salikte her nefeste bülbül gibi Allah zikri ile öte öte vahdaniyet deryasına kadar rahat edemez. Ondan sonra varlığı kalmadığı için artık sesi sedası kesilir. Söz sahibi cenabı hak olmuştur. Böylece kulda ölümsüz olan daimliğe geçmiş olur.   

 

46-

Cümle alem yok iken ol var olan mevla nedir

Ademi halk eyledi talim olan esma nedir

Her neye baksa gözün kim hak yüzüdür gayri yok

Enfüsu afak ve cümle görünen eşya nedir

 

Cenabı Allah “Ben gizli bir hazine idim bu halkı halk eyledim.” Hadisi kutsinin gereği olarak  cümle alem diye bildiğimiz bu varlıklar yok iken cenabı hak var idi. Henüz daha kendini  şerh etmemişti. “levlaka levlak vema halaktül eflak .” Habibim sen olmasaydın sen olmasaydın bu alemi yaratmazdım. çünkü tavsilatı Muhammediye dediğimiz cümle alem  aynalarından kendini görmek istedi. İşte bu demde iken henüz bu cümle alem yok idi.  Yalnız cenabı mevlamın zatı vardı. Ademi halk eyledi.yani Mekkenin numan vadisinden  cebraile, mikaile, israfile getirtemediği Ademin çamurunu Azrail a.s. a getırtti.  Cenabı hak iki eli ile bu çamuru Adem şeklinde şekillendirdi Ve Ademin artan simsime çamurundanda  hakikat şehrini yaptı. Üç yüz yıl bu Ademin çamurunu güneşte pişirdi.  Efal yüzü, sıfat yüzü, ve zat yüzü olarak üç yüz yıl pişen bu bu Adem çamuruna Ruhundan  bir Ruh üfürmek suretiyle Ademiyetinin kemalatını kazandırdı. Mısrı niyazi h.z..leri

 “kim bildi ademliğini odur Adem ,Ademliğini bilmiyen hayvandır ancak.” Demekle her Adem görüntüsünde olanın Adem olmadığından bahsediyor. Allahın Hüvviyet ve  enniyetini kendi mazharında hakkal yakın olarak zevk edenler alemlerin esması  olan allemel esma, ilmel değil manen ve zevken talim olan esmadır. Bunuda yalnız  Resulullah efendimiz makamı Muhammedden Muhammediyün olabilen saliklere talim eder.

 

Her neye baksa gözün kim hak yüzüdür gayri yok

Enfüsu afak ve cümle görünen eşya nedir

 

Bir ayeti kerimede: ”yüzünüzü ister doğuya isterse batıya çeviriniz hakkın yüzü oradadır.”  Bir salik kafasını ister cenabı hakkın vahdaniyetine  yani doğuya çevirsin, isterse batıya yani kesret alemine çevirsin cenabı hakkın yüzünden başka hiç bir yüz  olmadığı için onun yüzünden başka bir yüz görülmez. Şu halde mademki hakkın  yüzünden başka hiç bir yüz yoktur.enfüs ve afakta  görünen bu eşya nedir.  İşte fena mertebelerinde enfüs biz demektir. Afak bizden gayri olanlar demektir. İkilikte olanlarda Allah ayrı kul ayrıdır. Onun için ben ve benden gayri olanlar vardır.  Salik ne zaman kendi varlığının olmadığını idrak eder, o zaman vahdaniyet  deryasında görünende, görüneninde, tecelli edeninde tecelli olunanında hak olduğunu idrak eder. Her eşyanın hakikatı efali ilahiyedir. efalin hakikati esmadır, esmanın hakikatı, sıfattır, sıfatın hakikatıda zatı ilahiye olması  nedeniyle, her eşyanın hakikatı cenabı hak olmuş oluyor. Böylece batını hak zahıri halk olmuş olur.    

 

Ahsenet takvimde çün halk etti insanı hüda

Kimi Elsiz kimi Gözsüz kimisi Dilsiz nedir

Hakka Arif olmak oldu dünyaya gelmek madem

Kimi ikrar kimi inkar kimisinde şek nedir

 

Bir ayeti kerimede : “Ben insanı en güzel bir biçimde yarattım.” dediği halde kimi elsiz kimi gözsüz kimisi dilsiz nedir. İşte insan oğlu en üstün bir biçimde yaratıldıktan sonra aşağıların aşağısına  bir imtihan için gönderildi.Bir Mürşidi kamilin eteğinden tutarak aşağıların aşağısı olan bu  dünyada ameli salih, yani temiz saf katkısız bir hale gelebilirse onlar kurtulanlar ve mutluluğa erenler oldu. Mürşide gitmiyerek nisbiyetlerinden kurtulamayanlar fillerin failini Allaha veremediklerinden hakkın yanında elsiz oldular. sıfatlarınıda hakka veremedikleri için hem gözsüz, hemde dilsiz oldular. Bu varlıklar hakkın olduğu halde kendi mazharlarından tecellilerin  sahibini tanıyamadılar. demektir Hakka arif olmak oldu dünyaya gelmek madem Kimi ikrar kimi inkar kimisinde şek nedir.

Mısri niyazi h.z..leri : bunca Evliya ve Enbiya bu halkı davet eyledi,   vahdaniyet sırrını öğretmek için buyurmuşlardır. dünyaya Allahın Ahadiyet sırrını  öğrenmek için geldik. Fakat bazılarının istidatları gereği bir Mürşidi kamilden  bu meratibi ilahiye tahsilini yaptılar. İrfaniyet ve kemalata sahip oldukları için  her şeyi yerinde görüp ikrar ettiler. Bazılarıda, bu sırları öğrenmedikleri için cehaletleri gereği inkar ettiler. Kimileride ortada kalarak acabaya düşerek şüphe ile tereddütten kurtulamadılar.  Çünkü her insanın yaradılışı bir değildir. Kabullenişlerde sınıf sınıftır.

 

Hak buyurdu ben kulun amelini halk eyledim

Kimi cennet ile tebşir kimine niran nedir

Cümle alem bir pazarda vüsatınca aldı mal

Sende fazla bende eksik ortada kavga nedir 

 

Saffad suresi ayet 96: “sizleri ve sizlerin fiillerinizi halk etmedimmi.” buyuruluyor. Mademki fiillerin halk edicisi Allahtır, o zaman neden bazılarını cennete, bazılarınıda cehenneme koyuyor. çünkü burada istemek kuldan halk etmek Allahtandır.  Bir kul iyiliği isterse Allah onu Halk eder. Kulda memnun olur. Ve sevabından  mütevellit cennetlik olur. Yine kul bir kötülük isterse Allah onuda halk eder.  Kul ondan memnun olduğu için yasak olan bir şeyi yapmasından günah  işlemesi nedeniyle cehennemlik olur. Kesret aleminde cenabı Allah buyuruyor ki:  “sizden iyi bir iş zuhur ederse onu hakka nisbet ediniz, kötü bir iş zuhur ederse  onu nefsinizden biliniz. ”Hakikatta,vahdaniyet deryasında ikilik  olmadığı için her ne kadar hayırda şerde Allahtan isede kesrette bizim için hayırda, şerde vardır. Biz şerri kendimize nisbet edeceğimizden cehennem ile  tebşir edilmiştir. Bu aleme imtihan için geldiğimizden istidadların değişik olması  nedeniyle her kişide hakkın tecellileri değişiktir. Allahın Resulu “ : insanlara bahşedilen en büyük nimet Akıldır. insanlar akılları nisbetinde iman sahibidirler.” Buyurmuşlardır. Onun için kavgalar kişilerin bu tecelli ilahiyeyi idrak etmemelerinden dir.daima bunu mukayese yapanlar her şeyi yerli yerinde  görmemekten mütevellit kavgalı ve huzursuzdurlar. Cenabı hak  “ben abes  hiç bir şey yaratmadım.” buyururken bizler hep abes görmeğe çalışıyoruz. Onun içinde kendimizlede kavgalıyız,başkalarıylada kavgalıyız.


FEHMİ mahbub vasfını işittiler hep koştular

Adın işitmekle yalnız bir kuru sevda nedir

 

Fehmi hz.lerinde kemalatıyla tecelli eden hakkın yüceliklerini ilim ve irfaniyetle  sohbetlerde duyanlar hep tekrar tekrar sohbet dinlemeğe geldiler. Fakat yalnız ilimde  kalanlar zevke gecemedikleri için kuru bir sevdada kaldılar. Helbuki bildiğini görmek ve gördüğünü yaşamak lazımdır. Yoksa kelamilikte hiç bir şey yoktur buyruyorlar. 

      HASAN FEHMİ DİVANI 2. BÖLÜM SONU



47-

Ben aşkın narına pervane geldim

İsmailim canı kubana geldim

Leylanın zülfü göründü bana

Mecnunum ben bunda divane geldim

 

Aşk üç harf  ve beş noktadan meydana gelmiştir. Bunlar neyi remzetmektedir.  Üç harf hakkın efal, sıfat ve zatını remzetmekte, beş noktada, insandaki beş zahir  duyguları remzetmektedir. işte bir kişi beş duygusu ile Allahın efalıni, sıfatını, zatını zevk edebirirse o kişi aşiktır. Pir hz.leri bir kişi fenafillah olmadan laikiyle  Aşık oldum diyemez. Zira cenabı hakkın bir adıda Aşk tır. Onun için aşkın ateşine  kapıldım dönüyorum. Ve İsmailim canı kurbana geldim. kurban kurbiyet yani yaklaşmak demektir.bir salik koç kurbanı Mürşidi kamile geldiğinde, koç kadar semiz ve güçlü olan nefsini kurban eder. Kendi varlığının olmadığını anlayıp, hakkın varlığı ile varlığının idrakı onu sıfatlarından cemal  tecellilerini sergilemesine sevk edeceği için, zatın sıfatlarına yaklaşmasınada can kurban denilmektedir. işte ben bu aleme can kurban olmağa geldim. Zira canında kurban olması o kişiye hilafet sırrı olan mükafata nail olması demektir.  Leylanın zülfü göründü bana yani sevgilimin tecellileri bana göründü, ben ise  aynen mecnun gibi kendimden geçip serhoş oldum. Leyla ile mecnun vakası  hepimizce malumdur. Leylanın aşkından gece ve gündüz yanıp yakılan mecnun o kadar deli divane olmuşki, bir gün leylayı karşısına getirmişler: işte yanıp  tutuştuğun leyla benim dediğinde; cevaben bende leylayım diyerek mevla, mevla diyerek dönmeğe başlamıştır. Onu için Mecnun,kendi variyetini  kaybetmiş variyetsiz kişiye denir. Yani ne aklı,ne fikri,ne görmesi, ne duyması  hiç bir şeyi kalmamış durumda olan kimsedir. Hakkın tecellilerine vakıf olunca tecellilerin etkısi ile kendi benliğini kaybeder mecnun olmuş olur.

 

Yakup gibi ağlar iken kenanda

Yusufun didarın görmeğe geldim

Musa olup bir dem asayı alıp

Emirle firavunun cengine geldim

 

Yakubtan murat tendir. yusuftan muratta candır. ten  cana aşıktır. canda tene  aşıktır.  Ten  Yakubu, can Yusufundan yani Ruhtan nurunu alamazsa,bu kenan ili olan vücud  ülkesinde gece ve gündüz ayrılıktan mütevellit ağlar. Taki can yusufunu göresiye kadar. İşte bir salikte Mürşidi kamilde bu ayrılığı izale etmek ve sevgili olan can yusufunun  o güzel yüzünü görmek için bu aleme gönderilmiştir.biz nefis memleketinde  iken o bir firavun idi. Kamilimiz bize daimi zikir olan asa ile, firavunumuz ile  cenk etmeğe geldik. Yakub a.s. bile o kadar çok mücadele etmişki ağlaya ağlaya  gözleri kör olmuş.bizde masivayı gören gözlerimizi kapatacağız.  Dolayısıylada gönlümüze açılan yol bizlere açılsın ve can Yusufuna kavuşalım.  Onun için daimi zikrimizi hiç bir zaman unutmayalım. Musa as.da  cenabı hakkın  asa mucizesi ile firavuna gönderilmesi aynidir. Çünkü Musanın asası, şuayip as.tarafından onun on sene hizmetinde bulunduktan sonra Musaya verilen bir hediyedir. İki uçlu ,yani şeriat ve hakikat uçlarıyla hakikattan sonra idrak edilen şeriatı saniye asası idi. Bir gün cenabı hak elindeki nedir ya Musa dediğinde bununla davarlarıma. yaprak düşürürüm, bununla davarlarımı yönlendiririm,ve daha bana çok faydalar  sağlayan asamdır. Dedi. Yani kamillerin saliklerine her türlü müşkülleri için  anlatılan sohbetler ve tevhid yolunda yönümü tayine yarayan asamdır demektir. Akıl ilmini bırak hakkın tecellisine tabi olursan o ejderha olur.ve firavunların  bütün akıl nimeti ile ortaya koydukları kesbi ilim olan pozetif ilim sahiplerini, Allahın ilhamı ile olan vehbi ilim sahipleri bir anda mağlup eder demektir.  işte bende Musa gibi vehbi ilmin sahibi olarak firavunlarla savaşmağa geldim buyuruyorlar.

 

Şol zülkarneyn gibi alem gezerken

Menbai magribin gölüne geldim

Bir gece Muhammed ile miraçta

Ev edna bahrını seyrana geldim

 

Kenzi mahfi idim ilmi ezelde

TALİBİ yim tende mihmana geldim

 

Kurani kerimde, Zülkarneyn a.s.evvela batıya güneşin gurup yaptığı yere gitti, oradaki kavimlere hak ve hakikatı anlattı. sonra doğuya gitti. oradakileri üryan buldu. Onlarada hak ve hakikatı anlattı. Sonra üçüncü bir bir yöne gitti. Oradaki kavim Yecüc ve Mecücden şikayet ediyorlardı. Çünkü sabahtan akşama kadar elde ettikleri yiyecekleri geceleyin hepsini yiyorlardı. Zülkarneyn a.s'a bize yardım edersen ücret ödeyeceklerini ve kendilerinin bunlardan kurtarılmalarını istediler. Zülkarneyn a.s.da ben ücret istemem, Rabbım bana onu ihsan edecektir yeterki  siz bana yardıcı olun dedi. Ne kadar demir ve bakırları varsa toplayıp bir meydanlığa yığdı.  Ve ateşte onları eriterek cin setti gibi bir set meydana getirerek onlara inşallah  ve maaşallah öğretti. Onlarda Yecüc ve Mecüc gibi saliklerin vuslatına engel olan  vehim ve hayal engellerini,zikir ve rabıta larla kaldırıp sıfatlardan tecelli eden  o cemalullahı görmeğe ve göstermeğe  geldim buyuruyorlar. Peygamber efendimiz miraçta mescidi haramdan, mescidi aksaya oradanda 7 kat semayı kat ederek sidreyi müntehadan sonra cebrailin bile gidemediği, ve bir adım daha atarsam yanarım dediği ahadiyet makamı olan ev edna deryasını  hz. Muhammed seyretmiştir. İşte bende Muhammed elbisesini giyerek o ev edna deryasını seyretmeye geldim. Çünkü cenabı hak beni ilmi ezeliyette  iken bu geçireceğim bütün merhaleleri ihsan etmiş ilmi ezeliyeti kişinin insanı kamile süluku   ile başlar. bundan sonra ona ilim taalluk edecektir. Böylece ilmi ezelde, o küntü kenz  hazinesinde nuri Muhammed ile bende beraberdim. Bütün alemde vardı.  Dolayısıylada bütün Peygamberlerde orada benimle beraberdi. İşte ben hep bu  alemleri geçerek dünyaya gelince bunları safha, safha geçirip bu tende görmeğe geldim buyuruyorlar. 

 

48-

Ey hocam benim sualim çoktur

Aradım müşkülüm halleden yoktur

İşittim seni alim dediler

Alemde nam ile şöhretin vardır

 

Bir şeyi bilmiyorsanız ehline gidin sorunuz ayeti kerimesi gereyince bilmediklerini  alim ve ulema olan nam ve şöhret sahiplerine sorarlar. Fehmi hz.leride ilahisinde alim olan hocaları muhattap alarak müşküllerini teker teker soruyor.

 

Namazda kıyam huzura hak ise

Muhid ve muhattap varmı bir kimse

Kimedir huzurun görmedin ise

Huzursuz namazın encamı yoktur

 

Namazda kıbleye dönüp ayakta hakkın huzuruna durduğumuz vakit cenabı hakkın  herşeyi ihade ettiğini ve hakkın yüzünden başka bir yüz olmadığını müşahade  ettiğimizde huzurlu Namaz kılmış oluruz. Zira zatının bütün sıfatlarından tecellisine  Namaz dendi yoksa “feveylün lil müsallin ellezine hüm an salatihim sahun” (vay şu Namaz kılanlara ki Namazlarında gaflet ederler.) ayetine mashar olmuş oluruz, böyle kılınan Namazında gayesi yoktur. Namazda hakkın huzurunda hakla beraber olup konuşmanın zevki kişide tecelli etmelidir buyuruyorlar.

 

Ahkami şeriye cümlemize farz

Elimizde asa başımıza da taç

Beş vakit namazdır mümine miraç

Bu derde bir deva bulacak yoktur.

 

Ahkamı şeriyye cenabı hakkın kuranı keriminde emrettiklerini yapmak ve yasak ettiklerinden kaçmaktan ibarettir. Zaten insanlık için faydalı olan her şey  emredilmiş insanlık için zararlı olan herşey yasak kılınmıştır. Bunu uygulamayanlar insanlığa dolayısıylada kendine zararlı olacaklardır. Onun için elimizden  şeriatı bırakmamamız gerekiyor. Her ne mertebe zevki ile zevkidar olursak olalım daima şeriat terazisinide başımıza taç yapmalıyız. Böyle yaparsak namazımız  mirac olur. İşte o zaman bütün her şeyin namazda olduğunu müşahede ederiz.  Cenabı hak bizlerede böyle miraç yapanlardan eylesin amin.

 

Ne rumuz Musanın turu sinasi

Yunusun girdiği balık kursağı

Hazireti İsanın göğe çıkması

İdrisin cennette kalması nedir

 

Musa a.s. turu sinada Allahla konuşarak Tevrat levhalarına sahip olması kişinin  gönül turu sinasında Allahla sessiz ve harfsiz olarak konuşmasıdır. Yani onun gönül semasından vahiyinin gelmesidir. Çünkü Musa a.s.ın Turu sinası  onun gönülü idi. Yunus a.s.ın balık kursağı ise. Yunus a.s.ın kavmi ona iman etmediler.  Yunus a.s.da kavmini terk ederek bir gemiye bindi. Gemidekilerin içersinden  bir kurban gerekiyordu. Bu kurrada Yunus a.s.a isabet etti. Yunusu denize attılar.  Onu bir balık yuttu. Tam kırk gün balığın karnında kaldı. Ve yunus a.s.daima “la ilahe illa ente suphaneke inni küntü minazzalimin”.(senden başka  tanrı yoktur. sana sığınıyorum ben nefsime zulüm edenlerden oldum.) diyordu. Kırk gün sonra balık onu sahile bıraktı kavminin arasına dönerek onların hepsi ona  iman edip uzun seneler mutluluk içersinde yaşadılar.hakikatta ise, Tevhid gemisine binen bizim gibi Yunuslar Mürşidi kamil olan Yunus balığı tarafından yutulur. Salik kırk gün yani,Tevhid mertebelerinin dördünçü makama kadar onar duygusu ile  tam teslimiyeti ve çalışması sonunda zevk ederse kırk günü tamamlamiş olur.  Buda Mürşidi kamilin gönlüne girmekle olacaktır. Mürşidi kamilin sözlerinden çıkmayıp dediklerini harfiyen yerine getirirse, dördünçü makam olan makamı cemden  h.z. cem olan kurbi nevafil mertebesi olan kesrete  geçmiş olur. İşte Yunus a.s.'ın  balık kursağı, Mürşidi kamilin gönlüne girerek: 1-Tevhidi efal 2-Tevhidi sıfat  3-Tevhidi zat 4-makamı cem mertebelerini tahsil etmesidir. İsa a.s.ın göge çıkması ise :Hz.İsa'yı yahudiler öldürmek istedi cenabı hakta Ali imran suresi ayet 55. ”ya İsa inni müteveffike verafiuke ileyye” (ben seni öldürüp kendi indime ref ettim.) buyurulmaktadır. Bu ayeti kerimeden anlaşılmaktadırki hz. İsa mevti izdirari bir  ölümle değil mevti ihtiyari bir ölümle cenabı hakkın indine yükselmiştir. Hz. İsa'nın makamı cem makamıdır. onun için ölüyü diriltmesi bu sebebtendir.  Hz. İsanın göğe çıkmasıda işte budur. İdrisin cennette kalması ise; bir gün  İdris As. Meleklere söz vererek cennete girdi. orada elbise biçti. Çıkarken makasını orada unuttu. Çıktığında içeride makasım kaldı diyerek tekrar girdi.  Ve bir daha çıkmadı. Cenabı hakta İdris a.s.a cennette daimi kalsın diyerek  hulle biçmesi için musaade etti .oda daima orada hulle biçip durmaktadır. İşte bu günde İdris A.s.meşrebinden olanlar Tevhid elbisesi biçip dikmektedirler.  İdris A.s.Ruhaniyeti tecelli etmemiş bir kamil saliklerine Tevhid elbisesi giydiremez.  İşte İdris a.s.cennette kalması budur.

 

Nedir ashabı kehfin mağrası

Zülkarneyn iki yakın manası

Şark ile garba gitmenin esası

Bu remzin hakikat hikmeti nedir

 

Zahirde ashabı kehf Tarsus tadır. 7 kişi hakkın birliğine iman ettikleri için o zamanın  patışahı olan takyanus tarafından,  bunlara şiddetli işkence edildi. Sizden bir daha  bu sözü duyarsam sizi öldürürüm dedi. Bunun üzerine yediside  firara karar verdiler.  Bir mağrayı kendilerine mesken ettiler. Mağrada üç yüz yıl yattıktan sonra uyandılar.  Uyanınca karınları açıktığı için içlerinden birini ekmek almağa  şehre gönderdiler. Giden kişi ekmeği alıp eski Takyunustan kalma parayı verince yakayı ele verdi.  Fırıncı o şahsa, korkma Takyanus denilen o zalim hükümdar öldü. Onun yerine  salih bir hükümdar geldi. Saklanmanıza gerek yok dedi. Fakat onlar bir daha  geri dönmediler. Ve mağrada sır oldular. Bu mağara Mersin vilayetinin Tarsus kazasındadır.  Hakikatta zalim hükümdar kişinin nefsi emmaresidir. O salih yedi kimsede  kişinin yedi sıfatıdır. Üç yüz yıldan muratta efal yüzü,sıfat yüzü,zat yüzüdür. Böylece üç yüz yıl olmuş olur. Mağaradan muratta, zatı ilahi olan bu vücut  mağarasıdır. Mağaraya giren yedi kişinin mağaraya girip dönmemeleride;ve sır olmaları ise, kendi nisbiyet sıfatlarımızı yok edip beka alemine terakki etmekten ibarettir.

 

Zülkarneyn iki yakın manası

Şark  ile garba gitmenin esası

 

Zürkarneyn A.s evvela güneşin gurup yaptığı batıya gitti. Orada bir kavimle karşılaştı.  Onlara bazı nasihatlarle cenabı hakkın emir ve yasaklarını bildirdi. Sonra güneşin doğduğu yere gitti. Ordada bir  kavimle karşıleştı. Onları üryan buldu ve sözleri  anlaşılmaz idi. Onlarada Cenab Hakkın emir ve yasaklararını bildirdi. Sonra oradan başka bir yöne gitti ordada Yecüc ve Mecüc ten şikayet eden  bir kavimle karşılaştı. O kavim Zürkarneyn A.s dan yardım istedi oda onların nekadar  demir ve bakırları varsa bir meydanlıkta ateş ile eritti ve çin seddi gibi  bir sed yaparak Yecücü ve Mecücün onların arasına girmelerine engel olmuş oldu. Yani onlara İnşaallah, ve Maaşallahı öğretti. Hakikatte Zürkarneyn As bir kamildir.  Batıda gördüğü kavim kurbu navafil salikleri olup onlara Allahın emir ve yasaklarını bildirdi.  Çünkü hakikatten sonra gelen şeriatı saniyedeki kavim Allahın emir ve yasakları ile emrolundular. Doğu ise Kurbi feraiz olup kendi vücudları olmadığı için yanlız Ruh sahipleri olması nedeni ile onları üryan bulması yani örtüsüz bulması budur.  Avam onların sözlerinden bir şey anlamadıkları için sözleride anlaşılmaz imiş  çünkü avam zülmani hicaplarda olduğu için bunu anlaması mümkün değildir.

 

Lokmana tabiblik eyledi ihsan

Eyyübe sabır ile verildi derman

Yusufu tenezzül eyledi sultan

Yakubun kör olma hikmeti nedir

 

Lokman a.s a Cenabı Hak doktorluk ilmini bahşetmiş idi. Hangi bitkinin yanına gitse  o bitki dile gelip ben şu hastalığın şifasıyım diye Lokman a.s’a hitap ederdi.  O da hastalarına onu tarif eder ve hastalık kalmazdı. İşte manevi doktor olan  Mürşidi Kamillerde her varlığın süretinden geçip siret yönünü gördüğü içinonun tedavisini bilir ve yapar. Eyyüp a.s’a Cenabı Hak sabır verdi hatta okadar  sabır verdi ki kendisine şeytan haset etti ve Allahtan izin istedi. “ yarabbi bana izin ver Eyyüp kulunun malına tasallut edeyim “dedi . Cenabı Hakta izin verdim dedi. musallat olunca Eyyüp malı veren Allah alan Allah diyerek sabretti. Sonra şeytan Cenabı Haktan izinle Eyyübün evlatlarına musllat oldu o yine veren Allah alan Allah dedi.  Üçüncü defa şeytan vücuduna musallat olmak için izin istedi. Allah’ta Eyyübümün aklına,  kalbine, diline izinim yoktur dedi, diğer azalarına izin verildi. Eyyüp yedi sene  hasta yattı yine sabretti Cenabı Hak Eyyübe vahiy ederek ayağını yere vur dedi.  Ayağını yere vurunca yerden bir sıcak birde soğuk su çıktı. Sıcak su ile yıkandı soğuk suyuda içti ve şifaya kavuştu. İşte sende Nefsi emmare olan şeytanın  tasallutundan kurtulmak istiyorsan, kendine nisbet ettiğin efal, sıfat ve zat varlıklarını  cenabı hakka verip hiç bir zaman tekrar kendine nisbet etmemek için sabretki, kendi vücut toprağından çıkaracağın soğuk suyu daima ferah ferah iç.  Hakkın hayat suyu olan sıcak su ile de daima hayat bul. Cenabı hak  cümle ihvanlara nasip etsin. Amin. Yusuf a.s. ise:yusuf suresinde anlatıldığı gibidir. Yusuf a.s. çok güzeldi. onun gibi güzel dünyaya gelmedi. Bu güzelliğe rağmen köleliğe tenezzül etti.  Köleliğe sabretti. Ve zındana suçsuz atıldı. Çünkü gördüğü rüya üzerine babası tarafından fazla ilğilenildiğini gören kardeşleri Yusufu kuyuya attılar.  Kervana pul olup sattılar. Sonrada Züleyhanın emri ile zındana atılıp orada  gecen müddet içinde sabrederek sultanlığa yükselmiştir. Bir hak yolcusuda bu varlık kuyusundan bir Mürşidi kamil kervan